{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/212 <br>KARAR NO: 2025/179<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2024/1001 (derdest)<br>ARA KARAR TARİHİ: 11/12/2024<br>DAVA: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas)<br>KARAR TARİHİ: 19/02/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında, 12 adet ...-... sözleşme numaralı 16.000.000 TL bedelli proje sözleşmesi imzalandığını, müvekkilince üzerine düşen tüm edimler ifa edilmesine karşın davalıca proje teslimat bedeli ödenmediğini, bu nedenle müvekkilinin haklı alacağını tahsil adına Küçükçekmece İcra Dairesi ... E. sayılı takip dosyası ile ilamsız icra takibinde bulunulduğunu, borçlu tarafından işbu icra takibine süresi içerisinde itiraz edilmemesi nedeniyle mezkur takibin kesinleştiğini ancak davalının üzerine kayıtlı taşınmaz olmadığı gibi yaklaşık 50 bankaya haciz müzekkeresi gönderilmesine rağmen davalının haczi kabil banka hesabı olmadığını, davalı adına 1 adet araç bulunduğunu ve işbu araç üzerinde de muhtelif hacizler bulunduğunu, davalının merkez adresine fiili hacze gidilmişse de davalının borca yeter menkul mal varlığının da bulunamadığını, son çare olarak şirket yetkilileri ve müdürlerine 89/1 ihbarnamesi gönderilmişse de 3. kişiler tarafından işbu ihbarnamelere itiraz edildiğini, müvekkilinin cebri icra yolu ile alacağını tahsil edemediğini, akabinde iflas takibine geçilmeden önce taraflar arasında icra dosyasının tahsiline yönelik sulh/anlaşma protokolü imzalandığını, ancak davalı işbu protokole de uymadığından cebri icra işlemlerine devam edildiğini, davalı tarafından yapılan bir kısım ödemelerin icra dosyasına bildirildiğini,  her ne kadar icra takibinde ilişkin borç davalının ikrarında ise de müvekkilinin tüm anlaşma yollarını denemesine rağmen davalının süresi içerisinde edimlerini gereği gibi yerine getirmediğini ve müvekkilinin haklı alacağını ödemediğini, bakiye borç yönünden İİK md. 43/2 uyarınca takip yolunun iflas takip yolu olarak değiştirildiğini, ödeme emrinin düzenlenerek borçlu yana tebliğ edildiğini, ne var ki icra takibine itiraz etmeyen ve sulh/anlaşma protokolünde borcu ikrar eden davalının iflas ödeme emrine haksız ve hukuka aykırı şekilde itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinde taraflar arasında imzalanan sözleşmeye ve imzaya ilişkin bir itirazda bulunulmadığını, itiraz dilekçesinde \"İlgili sözleşmeler, tarafımızca kanuna uygun olarak feshedilmiş, bu konudaki ihtarlar alacaklıya tebliğ edilmiştir.\" ifadesinde bulunarak sözleşmeyi feshettiğini ileri sürmüş olsa da davalı tarafından usulüne uygun bir fesih olmadığından taraflar arasındaki sözleşmelerin geçerli olduğunu, yapılacak bilirkişi incelemesi ile de haklılık durumlarının sübuta ereceğini beyan ederek, anılan sebeplerle öncelikle resen tensiple yasa gereği teminatsız olarak, davalı şirketin iflas sonuna kadar engel olacak kapsamda İstanbul Ticaret Sicilindeki kaydının TERKİNİ yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesine, tedbir kararının davalı şirkete, İstanbul Ticaret Siciline ve İstanbul İl Ticaret Müdürlüğüne yazılarak infazına, dava tarihindeki Küçükçekmece İcra Dairesi ... E. takip dosyası kapak hesabı olan 6.592.279,26 TL üzerinden durumun gereği, teminatsız aksi halde uygun bir teminat karşılığında ihtiyati haciz kararı verilmesine, davalı şirketin taşınır/taşınmaz tüm mallarına, banka hesaplarına, trafikte kayıtlı araçlarına uygulanarak infazına, davalının itirazının kaldırılmasına ve davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; \"Geçici hukuki korumaların bir türü olan ihtiyati tedbirin şartları 6100 sayılı HMK'nun 389 uncu maddesinde düzenlenmiş olup, anılan düzenleme \"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.\" hükmünü haizdir.Anılan hükümde de açıkça belirtildiği üzere, ihtiyati tedbir kararı, bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında  uygulanacak geçici bir hukuki korumadır. Başka bir ifade ile ihtiyati tedbir verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmıştır.(m. 389/1). Kanun, burada \"mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından\" söz etmektedir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi hâlinde,hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hâle gelmesi,gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir.Hâkim kararında somut sebep gösteremiyor, bunu en azından açıklayacak veya asgari ölçüde ikna edecek delil değerlendirmesi yapamıyor, yaklaşık ispat ölçüsünü yakalayamıyorsa tedbire karar vermemelidir. Ancak bu da hiçbir zaman tam bir ispat seviyesinde ispat şartına dönüşmemelidir. (Pekcanıtez,Hakan/Atalay,Oğuz/Özekes Muhammet; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, Ankara 2011-Sh.715-717) (Yüksek Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 24/04/2012 gün ve 2011/15388 esas,2012/6651 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi) Mevcut durumda meydana gelebilecek değişmeyle kastedilen taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan şey ya da hak üzerindeki değişimlerdir. Uyuşmazlık konusunun dava sırasında el değiştirmesi veya çekişmeli şeyin telef olması ya da hasara uğraması bu duruma örnek teşkil edebilecektir. Bu hâllerde taraflardan biri davayı kazansa da ilk hâlde uyuşmazlık konusu başkasına devredildiğinden hakkını elde edemeyecek; diğer hâlde ise hakkına tam olarak ulaşamayacaktır. Yukarıda anılan madde uyarınca gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde de ihtiyati tedbir kararı alınabilecektir. Bu hallerde davanın açılmasından hüküm verilinceye kadar geçecek zaman zarfında daha ziyade bir düzenleme veya eda amaçlı ihtiyati tedbir kararı alınarak taraflardan biri (veya her iki taraf) için doğabilecek bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın engellenmesi amaçlanır. (Araş. Gör. Dr. Cengiz Serhat Konuralp (İÜHFM C. LXXI, S. 2, s. 225-274, 2013) http://dergipark.gov.tr/download/article-file/97835,Erişim Tarihi: 15/12/2016) İhtiyati tedbir talep eden, esasa ilişkin bir hakkın sahibi olmalıdır, yani zarar tehlikesi kanuna aykırı bir yöntemin, bir haksız fiilin sonucu olmalıdır. Talep sahibi, bir hakkının ihlâl edildiğini veya ihlâl edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu da gerçeğe yakın şekilde ortaya koymalıdır. Her ihtiyati tedbir bir anlamda belli bir ivedilik gerektirir; diğer bir deyişle, talep sahibi, hakkını tehdit eden yakın bir tehlike nedeniyle ivedi bir koruma ihtiyacı içinde bulunmalıdır.İvedilik kavramı kendi içinde dereceler içerir ve olayın ve durumun özelliklerine göre değerlendirilir. Genel olarak denebilir ki, esas hakkında önyargı içermeyen geçici bir çözümün geciktirilmesinin taraflardan birinin menfaatlerini tehlikeye koyduğu her durumda ivedilik mevcuttur. İhtiyati tedbir, zorlukla telafi edilebilecek bir zararın meydana gelmesini önlemeye yöneliktir. Burada zarar maddi olabileceği gibi, manevi bir zarar da olabilir. Bu bağlamda, tedbirin hedeflenen amacı elde etmeye elverişli olması ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olması, yani söz konusu amacı elde etmek için vazgeçilmez olması lazımdır; ayrıca tedbir amaçla orantılı olmalı, aynı amacı sağlayacak daha yumuşak tedbirler varsa, her zaman bunlar tercih edilmelidir.(Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan / Selçuk Öztek) İflas ile ilgili tedbirler ise İİK'nın 159 ncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde hükmü \"İflas talebi halinde mahkeme, ilk önce alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini emredebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse, alacaklının talebi üzerine, mahkeme mutlaka bu tedbirlere karar vermeye mecburdur. Bu emirler iflas dairesince yerine getirilir. Mahkeme, defter tutmadan gayrı bir muhafaza tedbiri isteyen alacaklıdan, ileride haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğruyabilecekleri zararları karşılamak üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde yazılı bir teminat alınmasını isteyebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya alacak bir ilama bağlı ise teminat aranmaz. Devlet ve adli yardıma nail kimseler de teminat göstermek mecburiyetinde değillerdir.\"şeklinde olup alacaklıların menfaati için zaruri görülen tedbirlere hükmedilebileceği düzenlenmiş olup somut olayda;  mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekli olup alacağın itiraza uğraması ve yargılama sonucunda davacının alacaklı olup olmadığının belirlenecek olması,bu hâli ile muhafaza tedbirlerine hükmetmenin davalı şirketi çalışamayacak duruma getirebileceği ve taraflar arasında mahkemece gözetilmesi gereken menfaat dengesine de aykırı olduğu, davacı yönünden hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda mahkememizde kanaat oluşmadığı, anlaşıldığından davacının tedbir talebinin reddine, ayrıca davacı vekili her ne kadar ihtiyati haciz kararı verilmesini de talep etmiş ise de, icra takibine konu alacağın itiraza uğraması, davacı tarafından sunulan delillerin alacağın varlığını yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlamaya yeterli olmadığı ve iflas davalarında ihtiyati haciz talep edilmesinin mümkün olmadığı çünkü İİK'nın 159 ve devamı maddelerinde alacaklının haklarını korumaya yönelik tedbirlerin düzenlenmiş olması ve bu tedbir talebinin de mahkemece reddedilmesi karşısında ihtiyati haciz talebinin de reddine\"  karar verilmiştir.Davacı vekili  istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek, yaklaşık ispat koşulunun sağlandığını, menfaat dengesinin müvekkili aleyhine davalı şirket lehine değiştiğini, mahkemece zorunlu olan muhafaza tedbirlerinin alınması gerektiğini, bunun için alacaklının talepte bulunmasının şart olmadığını, alacağı sürüncemede bırakan davalı aleyhine tedbire hükmedilmesi gerektiğini ayrıca ihtiyati haciz koşullarının da oluştuğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İnceleme ve değerlendirme;Dava; İİK'nın 154 vd maddelerinde düzenlenmiş olan, iflas yoluyla takibe itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın kaldırılması ve iflas davasıdır. İflas yoluyla başlatılan takibe itiraz edildiği takdirde, alacaklı ticaret mahkemesinde açacağı dava ile borçlunun itirazının kaldırılması ve iflasına karar verilmesi talep eder. Bu durumda mahkemenin öncelikle maddi hukuka göre bir yargılama yaparak, alacağın mevcut olup olmadığı ve muaccel hale gelip gelmediğini tespit etmesi, şayet alacağın varlığını ve muaccel hale geldiğini tespit ederse, bu halde iflas yargılamasına başlayarak bir ara kararla itirazın kaldırılmasına ve depo emrinin yerine getirilmesine karar vermesi, depo emri süresi içerisinde yerine getirildiği takdirde iflas davasını reddetmesi, şayet depo emri yerine getirilmez ise bu takdirde iflas kararı verilmesi gerekmektedir.Davacı tarafça dava dilekçesinde; davalı şirketin İstanbul Ticaret Sicilindeki kaydının terkini yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi ayrıca alacağa yönelik ihtiyati haciz kararı verilmesi talep edilmiştir. İhtiyati haciz, İİK'nin 257 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 257. madde uyarınca, ihtiyati haczin vadesi gelmiş bir para borcu için istenebileceği, vadesi gelmemiş borçtan dolayı ihtiyati haciz istenebilmesi için borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisinin kaçmaya hazırlanması, yahut kaçmış olması veya bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması gereklidir.İİK'nın 258/1 fıkrasına göre de, alacaklının, alacağı ve icabında haciz talepleri hakkında, mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecbur olduğu hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için, kesin bir ispat aranmamakta, özellikle hukuki bir işlem söz konusu olduğunda, alacağın varlığının ve muaccel olduğunun yazılı bir belgeye veya belgeler zincirine dayanmasının tercih edilmesi gereken bir seçenektir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 23/01/2014 2023/18723 E. 2014/1804 K.) İhtiyati Tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun \"Geçici Hukuki Korumalar\" üst başlığını taşıyan onuncu kısmının 389 vd maddelerinde düzenlenmiştir. 389. maddede ihtiyati tedbirin şartlarına yer verilmiş, son cümlede ise, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Aynı yasanın 390/3.fıkrasında ise, tedbir talep eden tarafın davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda olduğu belirtilmiştir. İİK'nın 159. maddesinde; \"İflas talebi halinde mahkeme, ilk önce alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerini emredebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse, alacaklının talebi üzerine, mahkeme mutlaka bu tedbirlere karar vermeye mecburdur. Bu emirler iflas dairesince yerine getirilir. Mahkeme, defter tutmadan gayrı bir muhafaza tedbiri isteyen alacaklıdan, ileride haksız çıktığı takdirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayabilecekleri zararları karşılamak üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde yazılı bir teminat alınmasını isteyebilir. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya alacak bir ilama bağlı ise teminat aranmaz. Devlet ve adli yardıma nail kimseler de teminat göstermek mecburiyetinde değillerdir. Bu maddeye göre alınan muhafaza tedbirleri borçlu aleyhindeki icra takiplerine tesir etmez.\" hükmü yer almaktadır.Alacaklının asliye ticaret mahkemesine başvurmasından sonra ticaret mahkemesi, ilk önce alacaklıların menfaatini korumak için iflas muhafaza tedbiri alınmasına gerek olup olmadığına, gerekli ise muhafaza tedbiri alınmasına karar verir... Muhafaza tedbiri alınmasına gerek olup olmadığını takdir etmek, ticaret mahkemesine aittir... Mahkeme, özellikle borçlunun iyi niyetli olmaması, yani mallarını kaçırmaya, gizlemeye veya muvazaa yolu ile başkalarına devretmeye hazırlanması hallerinde muhafaza tedbiri alınmasına karar verir... Muhafaza tedbirlerinin neler olduğu, kanunda sayılmış değildir. Kanun, bu tedbirlerden yalnız defter tutulmasını zikretmiş ve diğer muhafaza tedbirleri diyerek \"mahkemenin uygun göreceği tedbirler\" olarak bırakmak suretiyle tek tek saymamıştır. (Mahmut Coşkun, Konkordato ve İflas, 2. Baskı, sayfa 419, 420). İflas davasının açılması halinde, öncelikle mahkemenin muhafaza tedbirine hükmedilebilmesi için alacaklıların menfaatinin zaruri kılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile alacaklıların menfaati tehlikeye düşecekse tedbirin alınmasında zaruret bulunduğu kabul edilmelidir. O halde, muhafaza tedbirleri ile güdülen amaç, aleyhine iflas davası açılan borçlunun müstakbel iflas masasına girecek mal ve hakların muhafazası suretiyle sadece iflas isteyen alacaklının değil, iflas alacaklıların tamamının menfaatlerinin kurunmasıdır. (Muşul, Timuçin, İflas ve Konkordato Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2019, s.168). Ancak yasal düzenlemede mahkeme tarafından alacaklıların menfaati için zaruri gördüğü bütün muhafaza tedbirlerinin mahkeme tarafından alınabileceği belirtilmiş ise de borçlu şirketin ticari hayatını ve  faaliyetini  zedeleyecek, iflasına yol açabilecek  nitelikte tedbir talebi de verilmesi mümkün değildir. Mahkeme takdir hakkını kullanırken öncelikle, alacaklıların menfaatinin zaruri kılınıp kılınmadığı, borçlunun ticari hayatını ve faaliyetini etkileyip etkilemediği ve  HMK 389. vd maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir şartlarına ilişkin yaklaşık ispat kuralı sağlanıp sağlamadığı hususlarını dikkate alması gerekmektedir.  Somut olayda; davacı tarafından, davalı şirketin İstanbul Ticaret Sicilindeki kaydının terkini yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir. Ancak şirketin sicilden terkinine karar verilmesi, tüzel kişiliğinin sonlandırılması, hukuk dünyasındaki varlığının, hak ve fiil ehliyetinin ortadan kaldırılması anlamına gelir ki bu yönde bir tedbir kararının verilmesi ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi hakkında henüz iflas kararı verilmeyen yada tasfiyeye girmeyen bir şirket hakkında terkin kararı verilemeyeceğinden, bu istem İİK'nın 159.maddesinde ifade edilen malvarlığının muhafazasına yönelik muhafaza tedbirlerinden biri olarak değerlendirilemeyeceğinden ayrıca hakkında terkin kararı verilen bir şirketin taraf sıfatı da sona ereceğinden davacı vekilinin tedbire yönelik itirazları yerinde görülmemiştir. Mahkeme kararında İİK'nın 159.maddesi çerçevesinde değerlendirme yapıldığından, dosya bu yönden incelendiğinde ise İİK'nın 159.maddesindeki yasal düzenleme gereğince borçlu ödeme emrine itiraz etmemişse, alacaklının talebi üzerine mahkemenin mutlaka muhafaza tedbirlerine karar vermesi gerekmektedir. Somut olayda ise iflas yoluyla yapılan takibe itiraz edildiği için mahkemece öncelikle genel hükümlere göre davacının alacaklı olup olmadığının tespiti gerektiği, alacaklı olduğunun belirlenmesi halinde itirazın kaldırılmasına karar verileceği, ardından iflasa ilişkin prosedürün işletileceği ve depo kararı verileceği, bu aşamada yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı, değişen koşullara göre mahkemece değerlendirme yapılmasının mümkün olduğu anlaşılmakla, muhafaza tedbiri ve ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının Hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 19/02/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"73fea9b870600b45","SID":"b6f96fca1ad8579e"}}