{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>15.HUKUK DAİRESİ  <br>DOSYA NO: 2024/1831 <br>KARAR NO: 2025/81<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 13/06/2024<br>NUMARASI: 2024/225 Esas, 2024/459 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 29/01/2025 <br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili: davacı ile davalı  arasında Faturalı Cari Hesap İlişkisine dayalı Ticari işten kaynaklı ticari ilişki bulunduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeyi konu işin ifası ve ödemeler hususunda anlaşmazlıklar bulunduğunu, davalı tarafından önce Çorlu İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davacı tarafından itiraz edilmesi sonrasında  davalı tarafından Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin  2023/159 Esas, 2023/570 Karar sayılı dosyası ile  itirazın iptali  ile takibin 337.968,00 TL alacak üzerinden devamına ve davacı aleyhine 67.593,60.TL. icra inkar tazminatının tahsiline karar verildiğini, itirazın iptali davalarının niteliği gereği tarafların ticari defterleri ile sınırlı inceleme yapılmak suretiyle hüküm kurulduğunu, davacının eşi ... taraflar arasında uyuşmazlık başladığı dönemlerde Siroz Hastalığına yakalanmış, son evrede Karaciğer Nakli gerektiğini, davacıya uygun donör olduğundan eşine Karaciğer Nakli ile karaciğerinin bir kısmını verdiğini, bu süreçte her ikisi de 2 aya yakın ameliyat ve sonrası tedavi süreçlerinde işleri ile ilgilenemediğini, bu süreçte davalı tarafından kötü niyetli olarak gerçekte gerçekleşmemiş olan Hakediş ve yapılmayan işler de  yapılmış ve tamamlanmış gibi fatura edildiğini, davacıya ve eşinin Ameliyat ve tedavi süreçleri nedeni ile muhasebeleri de bu faturaları davacı defterlerine işlendiğini, taraflar arasındaki Faturalı ilişkiye konu iş davacının üstlendiği ... Tic.A.Ş. Nin Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesindeki Fabrikasında ... Bulvarı No... Kapaklı/Tekirdağ adresindeki işin ifası olduğu, davalı taraf bu işte 350.000,00.TL. tutarında hakediş doğacak bir iş gerçekleştirmediğini, mahkemece keşif yapılması gerektiğini, Çorlu İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibinde itirazın iptali davası sonrası kesinleşen 337.968,00.TL. asıl alacağın dava değerinde belirttiğimiz 115.600,54.TL'lik kısmı için davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili: Davacı tarafça açılan haksız ve hukuki mesnetten uzak davanın reddine, davacı tarafın tedbir talebinin reddine ve kötü niyetli davacının takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; Dava, Çorlu İcra Müdürlüğünün .. Esas sayılı icra takibinde itirazın iptali davası sonrası kesinleşen 337.968,00.TL. Asıl Alacağın 115.600,54.TL.'lik kısmı için  davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini ve kötü niyet tazminatı istemine ilişkin dava açıldığı,  Çorlu İcra Müdürlüğünün ... E sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, takibe davacı tarafından itiraz edilmesi sonrasında  davalı tarafından Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin  2023/159 Esas, 2023/570 Karar sayılı dosyası ile dosya karara ime itirazın iptali  ile takibin 337.968,00. TL. Alacak üzerinden Devamına, davacı aleyhine 67.593,60.TL icra inkar tazminatına hükmedildiği, Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 2013/12628 Esas, 2013/17117 Karar sayılı ilamında; \"Bir davada hukuki yararın bulunması dava şartıdır. Somut olayda, daha önce açılıp görülen kesinleşmemiş olsa da itirazın iptali davasında davalı olarak borçlu olmadıklarını savunma imkanına sahip olan dosyadaki davacıların, itirazın iptali davasının açılması ve karara çıkmasından sonra işbu menfi tespit davasını açmakta hukuki yararları bulunmamaktadır. Mahkemece, açıklanan bu yön gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.\" şeklinde belirtildiği, mahkemenin 2023/159 Esas, 2023/570 Karar sayılı dosyası dosyasında aynı takibin devamına karar verildiğinden yukarıda belirtilen yargıtay kararı da dikkate alındığında aynı takibe dayalı menfi tespit davasının açılmasında hukuki yarar dava şartının mevcut olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece verilen karar  usul ve yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurularak  davanın reddine karar verilmesi  haksız ve hukuka aykırı olduğunu, mahkemece  davanın reddine gerekçe olarak Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin kararına atıf yapmış bu kararda özetle, itirazın iptali davasında borçlunun borçlu olmadığını savunma imkanına sahip olduğu bu nedenle bu dosyada savunma yapmayarak dosya karara çıktıktan sonra menfi tespit davası açılmasında hukuki yarar olmadığına dayandırmış ise de somut olayda bu hukuki gerekçenin olayda fiilen uygulanma olanağı bulunmadığını, bahsedilen itirazın iptali davasında davacı tarafından taraf ticari defterlerinin gerçek fiili alacak durumunu yansıtmadığını, davacının karaciğer nakil hastalığı döneminde işi yapılmayan hakediş miktarına aykırı fatura kesildiğini, bu durumun tespiti için keşif yapılması hususunda beyanda bulunulduğunu, itirazın iptali davasına bakan mahkemede keşif talebini reddettiğini, defter ve kayıtlara göre alacağın varlığının kabulüne karar verildiğini, daha açık bir deyişle davacıya itirazın iptali davasında genel hükümlere göre keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak sureti ile alacağını kanıtlama imkanı sağlanmadığını, bu husus önceki dosya kapsamı ile sabit olduğunu, cevap dilekçesi ve defi yolu ile nazara alınmayan davacı savunmalarının ayrı ve bağımsız bir dava yolu ile kanıtlanması gerektiği açık olduğu halde bunun tam aksi yönü ile keşif ve delillerin toplanması taleplerinin kabule şayan görülmeyecek davanın hukuki yarar yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi açık bir şekilde haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 vd düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Taraflar arasında ... isimli fabrikanın havandırma işlerin yapılması kapsamında  davalı edimini tamamlamak suretiyle 21.10.2022 tarihli 362.968,00 TL bedelli iş bedeline ilişkin fatura düzenlendiği ve bu fatura davacı tarafından ticari defterlerine kaydedildiği anlaşılmıştır. Davalı yüklenici iş bedelinin ödenmemesi üzerine Çorlu İcra müdürlüğünün ... Esas numarası üzerinden icra takibi başlattığı, takibe davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine icra takibi durduğu, davalı tarafından Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinde 2023/159 esas sayılı itirazın iptali davacı açılmış olduğu, mahkemece 2023/570 karar sayılı ilamı ile; 337.968,00 TL asıl alacak üzerinden davanın kabulü ile itirazın bu miktar itibariyle iptali ile %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmiştir. Davada davacı, davacının eşinin karaciğer rahatsızlığı sebebiyle davacının karaciğer'in bir kısmını eşine vermesi sebebiyle ameliyat oldukları ve sürecin 2 aydan fazla sürdüğünü, itirazın iptali davasında savunmalarının tam yapılmadığını, mahkeme yerinde bilirkişi incelemesi yapmadan karar verdiğini belirterek 115.600,54 kısım için borçlu olmadıklarının tespitini talep etmiştir. Mahkemece, Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/159 Esas ve 2023/570 Karar sayılı dosyası itibariyle aynı takibe dayalı menfi tespit davasının açılmasının hukuki yarar dava şartının mevcut olmadığı gerekçesi ile davayı HMK 119/1-h maddesi gereğince dava şartı hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar vermiştir. Mahkemece her ne kadar davanın HMK 119/1-h maddesi gereğine hukuki yarar yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiş ise de, dava şartı olan hukuki yarar HMK 114/1-h maddesinde düzenlenmiştir. Mahkemece zuhulen hatalı yazım yaptığı anlaşılmaktadır. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir. Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 19-21).Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 üncü maddesinin gerekçesinde de \"...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir...\" yönünde açıklamalara yer verilmiştir.Bir davada menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır. Menfi tespit davasının da bir türü olduğu tespit davaları, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hak ve hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin yahut hakkın varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunması gerekir. Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir. Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir.Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır. İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir. Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir. Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez. Belirtilen bu koşullar, tespit davasının özel bir türü olan menfi tespit davası için de geçerlidir. Buna göre bir kimsenin, gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hâlihazırda icra tehdidi altında olması veya icra takibine maruz kalması, hukuki durumunun bu sebeple zararına yol açacak düzeyde belirsizlik içinde olması hâlinin, böyle bir borcunun bulunmadığına dair bir hüküm ile ortadan kaldırılabileceği durumlarda menfi davası açmakta hukuki yararın mevcut olduğu kabul edilebilir. Başka bir anlatımla gerçekte var olmayan bir alacak nedeniyle güncel anlamda zarara neden olacak düzeyde bir belirsiz hukuki durum içerisinde bulunulmayan hâllerde menfi tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilmez. Menfi tespit davasında hukuki yarara dair çerçeve içerisinde; menfi tespit davasının konusu olan borç/alacak hakkında başlatılan icra takibine vaki itiraz üzerine ikame edilen itirazın iptali davasının mevcut olduğu durumlarda, her iki davadaki maddi vakıaya ilişkin tespitlerin birbirlerine etkilerinin kapsamının belirlenmesi zorunludur. Ayrıca somut uyuşmazlığın niteliği gereğince aynı borç/alacak için ikame edilen ve sıfatları farklı olmakla birlikte tarafları aynı olan itirazın iptali davası ile menfi tespit davasının birbirlerine etkilerinin kapsamının belirlenmesi, her iki dava arasındaki hukuki ilişkinin ortaya konulması önem arz etmektedir.İtirazın iptali davası ile menfi tespit davası arasında derdestlik anlamında bir ilişki bulunmamaktadır. Ancak menfi tespit davası ile itirazın iptali davasında aynı vakıa tartışılacağı için farklı sonuçlar çıkmaması amacıyla iki davanın birleştirilmesi, davaların birleştirilmesi mümkün olmazsa duruma göre davalardan birinin bekletici mesele yapılması gerekir. Zira aynı borç/alacak talebine ilişkin olarak itirazın iptali davasının yargılamasında alacağın/borcun varlığına yahut alacağın/borcun talep edilebilirliğine dair gerçekleştirilecek tespitler, menfi tespit davasında da nazara alınması, aynı vakıa hakkında çelişkili hüküm verilme tehlikesinin önlenmesi bağlamında elzemdir. Bu bakımdan bir borcun/alacağın dava veya icra takibi vasıtası ile dâhi talep edilebilir nitelikte olmadığını tespit eden kesinleşmiş mahkeme kararının mevcudiyeti, aynı alacak/borç ile ilgili olarak ileri sürülebilecek menfi tespit talebi bakımından hukuki yararı ortadan kaldırır. Zira hakkın varlığına dair tartışmadan bağımsız olarak borcun/alacağın dava veya icra takibi ile talep edilebilme olanağının bulunmaması durumunda aynı borcun/alacağın yükümlüsü yönünden icra yahut dava tehdidi altında zarar tehlikesi söz konusu değildir. Bu kapsamda bir belirsizlik, kesinleşmiş mahkeme kararıyla nihayete erdirildiğinden güncel anlamda aynı borca/alacağa ilişkin menfi tespit hükmü elde etme ihtiyacı ortadan kalkar. Açılan menfi tespit davasının konusu olan bir borca/alacağa ilişkin olarak sonradan yapılan icra takibine itirazın iptali davası sonunda verilen hüküm ile her iki dava konusu borcun/alacağın dava veya icra takibi ile talep edilebilirliğinin mevcut olmadığının tespit edilmesi, aynı borca/alacağa ilişkin icra takibi öncesi açılmış olan menfi tespit davasındaki hukuki yararı ortadan kaldırır. Bu nitelikteki bir etki nedeniyledir ki; menfi tespit davasının konusu olan borca/alacağa ilişkin olarak açılan itirazın iptali davasında borcun/alacağın talep edilebilirliğine yahut mevcudiyetine dair kesinleşmiş belirlemeler bakımından her iki davanın da diğer davada verilen hükmü ve kesinleşme sürecini göz önüne alarak inceleme ve değerlendirme ile karar tesisi, hukuki güvenlik ve aynı vakıaya dair çelişkili hüküm verme riskinin önlenmesi bağlamında önem arz etmektedir. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı yüklenici bakiye iş bedelin tahsili amacıyla, Çorlu İcra müdürlüğünün ... Esas numarası üzerinden icra takibi başlattığı, takibe davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine icra takibi durduğu, davalı tarafından Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesinde  2023/159 esas sayılı itirazın iptali davacı açıldığı ve mahkemece  2023/570 Karar sayılı ilamı ile; 337.968,00 TL asıl alacak üzerinden davanın kabulü ile itirazın bu miktar itibariyle iptali ile %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verildiği, karar henüz istif aşamasında bulunduğu ve karar kesinleşmediği görülmektedir. İtirazın iptali davasında karar verildikten sonra aynı alacak yönünden menfi tespit davası açıldığı anlaşılmaktadır. Elbette icra takibi hakkında itirazın iptali ve menfi tespit davaları açılabilir. Her iki dosya birleştirilerek yargılama yapılabileceği gibi bekletici mesele yapılabilir. Ancak itirazın iptali davasına bakan mahkemece sunulan delillerle birlikte değerlendirme yapmak suretiyle hüküm vermiş olup, verilen hüküm itibariyle menfi tespit davası açılmasında takip borçlusu olan davacı yönünden hukuki bir yarar bulunmamaktadır. Mahkemece yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmuştur. Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/06/2024 tarih ve 2024/225 Esas, 2024/459 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,  2-Alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 29/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"932b9954c1de20fc","SID":"2e8f795be5e621dc"}}