{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/914 <br>KARAR NO:2025/179<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:17/02/2022<br>NUMARASI:2020/366esas- 2022/100karar<br>DAVA:Genel Kurul Kararının İptali<br>DAVA TARİHİ:27/07/2020<br>BİRLEŞEN İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN<br>2020/416 ESAS 2020/455 KARAR SAYILI DOSYASI<br>DAVA:Genel Kurul Kararının İptali<br>KARAR TARİHİ:06/02/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle;  davalı şirketin 2019 yılı olağan genel kurul toplantısının 27/03/2020 tarihinde yapıldığını, genel kurulda müvekkilinin ve diğer hissedarların finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların ertelenmesini talep ettiğini, bunun üzerine gündemin 2,3,4,5 ve 7. maddelerinin görüşülmesinin ertelenmesine karar verildiğini, ertelenen 2019 yılı olağan genel kurul toplantısının 05/05/2020 tarihinde yapıldığını, davalı şirket yönetim kurulunun faaliyetlerinin hukuka uygun olmadığını ve bu faaliyetleri sonucu hazırlanan bilanço ve kar-zarar hesaplarının gerçeği yansıtmadığını, 05/05/2020 tarihinde yapılacak ertelenen genel kurul öncesi Beyoğlu ... Noterliğinin 13/04/2020 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edilerek bilgi talep edildiğini, davalı şirketin yönetim kurul başkanı ... tarafından, Beyoğlu ... Noterliğinin 29/04/2020 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini,  bu ihtarnameler ile bilgi ve belge taleplerinin büyük çoğunluğunun yanıtlanmaktan kaçınıldığını veya genel geçer ifadeler kullanılarak müvekkillerinin taleplerinin yeterli açıklıkta cevap verilmediğini, genel kurulda da bu konularda bilgi talep edildiğini ancak yine net ve ikna edici yanıtlar alınamadığını, içinde açıklanamayan gelir ve harcamalar bulunan bilanço ve kar - zarar hesaplarının onaylanmasının hukuka aykırı olduğunu ve iptali gerektiğini, şirketin zarara uğratıldığını, taşınmazlarla ilgili projenin bulunmadığını, davalı şirkette oy hakkı donan payların adetinin 396.720.000 olduğunu, ... tarafından kullanılan ve oy hakkı düşen donan paylardan doğan oyların düşülmesi gerektiğini, dürüst resim ilkesine aykırı davranıldığını, mevcut yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları ile yerine yenilerinin seçimi ve seçilen yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretin belirlenmesi teklifinin reddi kararının iptali gerektiğini, gündemin 4.maddesinde alınan yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile ibrası kararının iptali gerektiğini, yönetim kurulu başkanı ...'ın ibra edilmediğini, diğer iki yönetim kurulu üyesi... A.Ş. İle ... A.Ş.'nin ibra edilmemesi gerekirken yönetim kurulu başkanı ...'ın sahip olduğu tüm paylara ilişkin olarak oy kullanma yasağına rağmen oy kullanması neticesinde oy çokluğu ile ibraları konusunda karar verildiğini, bu kararın hukuka aykırı olduğunu, gündemin 6.maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine izin verilmesine ilişkin kararında iptali gerektiğini belirterek 05/05/2020 tarihinde yapılan 2019 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkillerinin tüm itiraz ve muhalefetine rağmen genel kurul tarafından oy çokluğu ile alınan gündemin 3., 4. ve 6.maddesinin TTK.nın 447.maddesi uyarınca butlağının tespitine, aksi takdirde TTK.nın 445 ve devamı maddeleri gereğince iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen 2020/416 esas sayılı dosyasında davacılar vekilinin dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 2019 yılı olağan genel kurulunun azınlık pay sahipleri sıfatı ile müvekkillerinin finansal tabloların müzakeresi ve buna bağlı konuların görüşülmesinin ertelenmesi talebinde bulunulması ile denetim şirketinin seçimine ilişkin 6. maddenin haricindeki gündem maddelerinin ertelendiğini, ertelenen genel kurulda TTK'nın 198. maddesine aykırı olarak toplantıya katılım sağlandığını ve oy kullanıldığını, bunun kararların alınmasında etkili olması nedeni ile kararların iptali için tek başına yeterli sebep oluşturduğunu, şirketin 2019 mali yılına ilişkin faaliyet raporunun, denetçi raporunun ve bağlılık raporu ile finansal tabloların kanunun aradığı asgari içeriği yansıtmadığını, şirketin özellikle dava dışı...Holding'den aldığı belirtilen hizmetlerin gerçekten alınıp alınmadığı ve bunların nasıl faturalandırdığı konusunda ki belirsizliğin devam ettiğini, yönetim kurulu üyelerinin finansal rapor ve tabloların dürüst resim ilkesine uygun düzenlenmemesinde ısrarcı olduklarını, davalı şirketin 05/05/2020 tarihinde gerçekleştirilen ikinci Genel Kurul Toplantısında alınan 2 sayılı kararın, 3 sayılı kararın, 4 sayılı kararın ...'ın ibra edilmemesine ilişin kısmı hariç kalmak üzere diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine ilişkin kısmının ve 6 sayılı kararın iptal edilmesine karar verilmesini, ayrıca  TTK'nın 449. ve HMK.'nın 389. ve devamı maddeleri uyarınca bu kararların yürütmesinin, karar kesinleşinceye kadar geri bırakılmasına ve şirket yönetim kuruluna tedbiren ..., ... ve...'nin atanmasına, ...'e aylık net 100.000 TL, ... ve ...'ye ayrı ayrı aylık net 80.000'er TL ödenmesi önerisi üzerine bu kararın alınmış sayıldığının ve 4. Gündem maddesinin görüşüldüğü sırada azınlık pay sahiplerinden ....vekilinin şirket yönetim kurulu sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna talimat verilmesi önerisi üzerine bu kararın alınmış sayıldığının tespitine, genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu veya butlandığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle iptal davasının dinlenebilmesi için varsayılan hukuki yarar kural olarak geçmişe etkili bir şekilde 09.06.2020 tarihinde yapılan genel kurul ile ortadan kalktığından huzurdaki davanın konusuz kaldığını, davacıların dava konusu genel kuruluna ilişkin karar nisabı hakkındaki iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, üstelik çelişkili davranış yasağına muhalefet teşkil ettiğini, ... ile ... arasında gerçekleşen pay devrinin hukuka uygun yapıldığından devredilen payların donmasının söz konusu olmadığını, bu pay devrinden sonra gerçekleşen davalı şirketin 27/03/2020 tarihli genel kurul toplantısına ilişkin düzenlenen hazır bulunanlar listesinin tüm pay sahiplerinin  herhangi bir ihtirazı kayıt sürmeden imzalarıyla tamamlanarak tutanak altına alındığını, 2019 yılına ait faaliyet raporunun, denetçi raporunun, bağlılık raporunun ve finansal tabloların kanunun aradığı asgari içeriği yansıtmadığı iddialarının mesnetsiz olduğunu, finansal tabloların dürüst resim ilkesine uygun olarak hazırlandığını, davacıların ... A.Ş.'den alınan danışmanlık hizmetleri hakkında ileri sürdükleri iddiaların asılsız ve gerçeği yansıtmadığını, topluluk şirketleri arasındaki alacak borç ilişkilerinin tüm açıklığı ile finansal tablolara yansıtıldığını,  gündemin 2 nolu maddesi altında yapılan herhangi bir oylama ve alınan bir karar olmamasına rağmen davacıların söz konusu gündem maddesi hakkında ileri sürdüğü iptal talebinin hukuki temelden yoksun olduğunu, 2 nolu gündeme ilişkin herhangi bir oylama ve onaylamaya ilişkin karar bulunmadığını, Davacıların gündemin 3 nolu maddesi kapsamında alınan bilanço ve kar/zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı hakkındaki iddiaların mesnetsiz olduğunu, davacıların yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları ile yenilerinin seçimi ve seçilen yönetim kuruluna ücret ödenmesi tekliflerinin reddine ilişkin kararın iptal edilmesi gerektiği yönündeki iddialarının da haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacıların gündemin 4 nolu maddesi kapsamında alınan yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile ibrası kararının iptali hakkındaki iddiaları mesnetsiz olduğunu, davacıların yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması teklifinin reddine ilişkin kararın iptal edilmesi gerektiği yönündeki iddialarının da haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacıların gündemin 6 nolu maddesi kapsamında yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine müsaade edilmesine ilişkin alınan kararın iptali hakkındaki iddialarının mesnetsiz olduğunu, davacıların dava dilekçesinde ileri sürdüğü asılsız iddia ve ithamlar ile hukuki temelden yoksun taleplerinin iyi niyet ve dürüstlük ilkelerine aykırı olduğunu ve çelişkili davranış teşkil ettiğinin sabit olduğunu belirterek davacıların davanın konusuz kalması nedeniyle işbu davayı ikame etmekte herhangi bir hukuki yararının bulunmaması sebebi ile  davanın dava şartı yokluğundan reddine, genel kurulun yetkisinde olan yönetim kurulu seçimi hususuna mahkeme eli ile müdahale ettirilmek niteliğinde olan şirket yönetim kuruluna tedbiren ..., ... ve ...'nin atanması talebinin bu hususta 09/06/2020 tarihinde yapılan genel kurulda yeniden karar aldığını da göz önünde bulundurularak reddine, yeni yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücretler ile ilgili önerinin oy birliği ile reddedilmesine rağmen alınmış sayılması talebinin bu hususta 09/06/2020 tarihinde yapılan genel kurulda yeniden karar aldığının da göz önünde bulundurarak reddine, mevcut yönetim kurulu üyelerin sorumluluk davası açılmasına ilişkin yönetim kuruluna talimat verilmesi önerisinin oy birliği ile reddedilmesine rağmen alınmış sayılması talebinin bu hususta 09/06/2020 tarihinde yapılan genel kurulda yeniden karar alındığı da göz önünde bulundurularak reddine, 05.05.2020 tarihli Genel Kurulda iptali talep edilen maddeler kapsamında alınan kararların, kanun, esas sözleşme, dürüstlük ve iyi niyet kurallarına uygun olduklarından; davaların tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 17/02/2022 tarih ve 2020/366 Esas - 2022/100 Karar sayılı kararında;\"Asıl ve birleşen davalar; Genel Kurul kararlarının iptali davasıdır. Davalı şirketin ticaret sicil dosya sureti, 05/05/2020 tarihli  olağan genel kurul toplantı tutanağı ve ekleri celp edilmiş, taraf delilleri toplanmış, bilirkişi rapor ve ek raporu alınmıştır.Bilirkişiler ... ve Prof. Dr. ... mahkememize sundukları 14/06/2021 tarihli raporlarında; dava konusu tutanakta 2 nolu gündem maddesine ilişkin oylama yapıldığına ve olumlu yahut olumsuz bir karar alındığına ilişkin bir ibare bulunmadığından, genel kurulun “karar” aldığından da bahsedilemeyeceğini, TTK m. 198/II'nin şartlarının oluştuğunu, dava konusu kararların alınmasına temel teşkil eden 1.225.058.668 oydan donmaya konu 396.720.000 oy düşüldüğünde kalan 828.338.668 oyun TTK m. 418/II uyarınca gerekli salt çoğunluğu sağlamaya yeterli olmadığı ve dava konusu yapılan genel kurul kararlarında karar yeter sayılarının oluşmadığını, ... Holding tarafından davalı şirkete fatura edilen 7.034.215,97-TL tutarındaki danışmanlık hizmeti alınması ve milyonlarca liralık bir alımın somutlaştırılamaması ve denetlenememesi karşısında finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre düzenlenmediği, bu sebeple TTK m. 515'in aradığı “tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde, şeffaf ve güvenilir olarak, gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde” hazırlanmayan finansal tabloların onaylanması kararının TTK m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptalinin gerektiğini, ...'ın payının şirket sermayesinin %42,74'üne tekabül ettiğini ve bu oylar olmadan ibra kararının alınamayacağını, bu durumun TTK m. 436/II'ye aykırılık teşkil ettiğini ve alınan ibra kararlarının TTK m. 445 uyarınca kanuna aykırılık ve TTK. M. 446/1-b hükümleri itibariyle iptali gerektiğini, ...'ın kendisine TTK m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararda TTK m. 436/1 uyarınca oydan yoksun olduğu görüldüğü, bu sebeple kararın ...'a ilişkin kısmının iptali gerektiğini, ...'ın diğer yönetim kurulu üyeleri ... AŞ ve ... A.Ş.'de hâkim pay sahibi olması karşısında TTK m. 436/1'in aradığı “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” şartının da gerçekleştiğini, bu sebeple TTK m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararın tamamının TTK m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptali gerektiğini, Davacıların genel kurula öneri olarak getirdikleri ancak genel kurul tarafından reddedilen yönetim kurulu üyesi seçimi ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına ilişkin ret kararlarının iptalinin Mahkemenin takdirinde olduğunu, Birleşen davada bu kararların alındığının tespit edilmesi yönündeki talepler konusunda ise Mahkemenin takdirinde olduğunu ve mahkemenin genel kurul yerine geçer şekilde karar alamaması ilkesi sebebiyle olumsuz kanaate varıldığını belirtmişlerdir.Bilirkişiler ... ve Prof. Dr.... mahkememize sundukları 29/11/2021 tarihli ek raporlarında; Dava konusu tutanakta 2 no.'lu gündem maddesine ilişkin oylama yapıldığına ve olumlu yahut olumsuz bir karar alındığında ilişkin bir ibare bulunmadığından, genel kurulun “karar” aldığından da bahsedilemeyeceğini, TTK. m. 198/II'nin şartlarının oluştuğunu, dava konusu kararların alınmasına temel teşkil eden 1.225.058.668 oydan donmaya konu 396.720.000 oy düşüldüğünde kalan 828.338.668 oyun TTK. m. 418/1 uyarınca gerekli salt çoğunluğu sağlamaya yeterli olmadığı ve dava konusu yapılan genel kurul kararlarında karar yeter sayılarının oluşmadığını; Teyidi savunması bakımından, 09.06.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda sadece yönetim kurulu üyeliklerine ..., ..., ...'nin seçilmesi önerisinin reddi ile yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılması önerisinin reddi kararlarının teyit edildiğinin kabul edilebileceğini,... Holding tarafından davalı şirkete fatura edilen 7.034.215,97-TL tutarındaki danışmanlık hizmeti alınması ve milyonlarca liralık bir alımın somutlaştırılamaması ve denetlenememesi karşısında finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre düzenlenmediğini, finansal tabloların onaylanması kararının TTK. m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptalinin gerektiğini, ...'ın payının şirket sermayesinin %42,74'üne tekabül ettiğini ve bu oylar olmadan ibra kararının alınamayacağını, bu durumun TTK. m. 436/II'ye aykırılık teşkil ettiğini ve alınan ibra kararlarının TTK. m. 445 uyarınca kanuna aykırılık ve TTK. m. 446/1-b hükümleri itibariyle iptali gerektiğini, ...'ın kendisine TTK. m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararda TTK. m. 436/1 uyarınca oydan yoksun olduğu görüldüğünü, bu sebeple kararın ...'a ilişkin kısmının iptali gerektiğini, ...'ın diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'de hâkim pay sahibi olması karşısında TTK. m. 436/1'in aradığı “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” şartının da gerçekleştiğini, bu sebeple TTK. m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararın tamamının TTK. m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptali gerektiğini, Davacıların genel kurula öneri olarak getirdikleri ancak genel kurul tarafından reddedilen yönetim kurulu üyesi seçimi ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararların alındığının tespit edilmesi yönündeki talepler konusunda ise, mahkemenin genel kurul yerine geçer şekilde karar alamaması ilkesi ve esasen bu hususlardaki red kararlarının 06.09.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan kararlarla teyit edildiği sebepleriyle mümkün bulunmayacağının değerlendirildiğini, davalı Şirketin 05.05.2020 tarihli ertelenen olağan genel kurulunda alınan, 2019 yılı bilanço ve kâr/zarar hesaplarının kabulü kararının (karar no.3)  Yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin ibra edilmesi kararının (karar no.4), Yönetim kurulu üyelerine TTK. m. 395 ve m. 396 uyarınca izin verilmesine ilişkin kararının (karar no.6)  iptaline karar verilebileceğini belirtmişlerdir. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde;  Davalı şirketin 05/05/2020 tarihinde yapılan 2019 yılı ertelenen olağan genel kurul toplantısnıda, 2 nolu gündem maddesinde yönetim kurulu faaliyet raporlarının okunması ve müzakere edildiği, ancak herhangi bir oylama yapılmadığı ve bir karar alınmadığı, 3 nolu gündem maddesinde 2019 yılı bilanço kâr ve zarar hesaplarının okunduğu ve müzakere edildiği, yapılan oylama sonucunda, oy çokluğu ile yeni yönetim kurulu seçilmesi teklifinin reddedilmesine karar verildiği ve yapılan oylama sonucunda oy çokluğu ile 2019 yılına ait bilanço kâr- zarar hesaplarının oy çokluğu ile kabul edildiği, asıl ve birleşen davacılar vekilleri tarafından bu karara muhalefet edildiği ve muhalefet şerhlerini sundukları, 4 nolu gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin ayrı ayrı ibra edilmesine ilişkin yapılan görüşmede oy çokluğu ile yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması teklifinin reddine karar verildiği ve yönetim kurulu üyesi ...'ın ibra edilmemesine, diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş.ve ... A.Ş.'nin ibra edilmelerine oy çokluğu ile karar verildiği, asıl ve birleşen dava davacı vekillerinin karara muhalif kaldıklarını ve muhalefet şerhi verdiklerini, 6 nolu gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine dair TTK'nın 395 ve 396 maddeleri gereğince müsade edilmesine oy çokluğu ile karar verildiği, asıl ve birleşen dava davacı vekillerinin karara muhalif kaldıkları ve muhalefet şerhi verdikleri, asıl ve birleşen davacılarının bu maddelerde alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmıştır. 08.05.2019 tarihinde ...tan ...'a devredilen 396.720.000 paya ilişkin olarak ...'ın, 08.05.2019'da payları devralmasının ardından on gün içinde davalı şirkete yazılı bildirim yapması, bildirimi alan davalı şirketin de kayıtlı bulunduğu sicil müdürlüğüne bu bildirimi, bildirimin alındığı tarihten itibaren on gün içinde tescil ve ilan ettirmesi gerektiği, bu bildirim, tescil ve ilanın genel kurulun gerçekleştiği 5.5.2020 tarihi itibariyle gerçekleştirilmediği ve genel kurul tarihinde esasında donmuş bulunan oy hakları dikkate alınarak toplantı ve karar yeter sayılarının oluşturulduğunun sabit olduğu, yapılması gereken bildirim, tescil ve ilanın genel kuruldan sonra yapıldığı, 1.225.058.668 oydan donmaya konu 396.720.000 oy düşüldüğünde kalan 828.338.668 oyun TTK.nın 418/2 maddesi uyarınca gerekli salt çoğunluğu sağlamaya yeterli olmadığı ve dava konusu yapılan tüm genel kurul kararlarında karar yeter sayılarının oluşmadığı, bu durumun TTK. m. 446/1-b'deki “genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin toplantıya katılıp oy kullanmaları” hükmüne uyduğu ve bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olması halinde iptaline karar verilmesi gerektiği Mahkememizce kabul edilmiştir.TTK. m. 198/1l'nin şartlarının oluştuğu; dava konusu kararların alınmasına temel teşkil eden 1.225.058.668 oydan donmaya konu 396.720.000 oy düşüldüğünde kalan 828.338.668 oyun TTK. m. 418/1I uyarınca gerekli salt çoğunluğu sağlamaya yeterli olmadığı ve dava konusu yapılan genel kurul kararlarında karar yeter sayılarının oluşmadığı, karar yeter sayısına teyidi savunması bakımından, 09.06.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda sadece yönetim kurulu üyeliklerine..., ..., ...'nin seçilmesi önerisinin reddi ile yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılması önerisinin reddi kararlarının teyit edildiğinin kabul edilebileceği, diğer kararların açıkça teyidinin bulunmadığı, davalı şirketin 7.034.215,97 TL tutarında danışmanlık hizmeti alması ve milyonlarca liralık bir alımın somutlaştırılamaması ve denetlenememesi karşısında finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre düzenlenmediği, bu sebeple TTK m. 515'in aradığı; tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde, şeffaf ve güvenilir olarak, gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde hazırlanmayan finansal tabloların onaylanması kararının TTK m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptalinin gerektiği sonucuna varılmıştır. ...'ın payının şirket sermayesinin % 42,74'üne tekabül ettiği ve bu oylar olmadan ibra kararının alınamayacağı; bu durumun TTK. m. 436/2'ye aykırılık teşkil ettiği ve alınan ibra kararlarının TTK. m. 445 uyarınca kanuna aykırılık ve TTK. m. 446/1-b hükümleri itibariyle iptali gerektiği, ...'ın kendisine TTK. m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararda TTK. m. 436/1 uyarınca oydan yoksun olduğu görüldüğü, bu sebeple kararın ...'a ilişkin kısmının iptali gerektiği; ...'ın diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve .... A.Ş.'de hâkim pay sahibi olması karşısında TTK. m. 436/1'in aradığı “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” şartının da gerçekleştiği, bu sebeple TTK. m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararın tamamının TTK. m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptali gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.Birleşen davada; genel kurula öneri olarak getirilen ancak genel kurul tarafından reddedilen yönetim kurulu üyesi seçimi ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararların alındığının tespit edilmesi yönündeki taleplerin; Mahkemenin genel kurul yerine geçer şekilde karar alamaması ilkesi  sebepleriyle reddine karar verilmiştir.Birleşen davada iptali talep edilen 2 nolu gündem maddesine ilişkin oylama yapılmadığı ve bir karar alınmadığı anlaşıldığından bu madde ile ilgili talebin reddine karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle;davalı şirketin 05/05/2020 tarihli genel kurulunda alınan 3, 4 ve 6 nolu kararların iptaline, birleşen davada; 2 nolu gündem maddesi ile ilgili iptal talebinin ve Mahkemece Genel Kurulun yerine geçerek karar alınamayacağından, davacıların yeni yönetim kurulu seçilmesine ilişkin ve Şirket yönetim kurulu sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararın alınmış sayıldığının tespiti taleplerinin reddine karar verilmiştir.\"gerekçesi ile,''Asıl davanın kabulü ve birleşen davanın kısmen kabulü ile; davalı şirketin 05/05/2020 tarihli genel kurulunda alınan 3, 4 ve 6 nolu kararların iptaline, birleşen davada; 2 nolu gündem maddesi ile ilgili iptal talebinin ve Mahkemece Genel Kurulun yerine geçerek karar alınamayacağından, davacıların yeni yönetim kurulu seçilmesine ilişkin ve Şirket yönetim kurulu sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararın alınmış sayıldığının tespiti taleplerinin reddine,''karar verilmiş ve asıl davada ve birleşen davada verilen karara karşı davalı vekili ve birleşen davada verilen karara karşı birleşen dava davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Birleşen davada davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bidayet Mahkemesi’nin, Genel Kurul Toplantısı’nın (2) nci gündem maddesi uyarınca yönetim kurulu yıllık faaliyet raporu ve bağımsız denetim raporunun müzakeresine ilişkin kararın iptali taleplerinin reddi kararı ve buna dayanak gösterdiği gerekçelerin eksik incelemeye dayalı ve hatalı olduğunu, Faaliyet raporu ile finansal tabloların tam bir uyum içerisinde olması gerektiğini; dolayısıyla eğer bir yıllık faaliyet raporu ve hatta bağımsız denetim raporu gerçeği yansıtmıyorsa bu tespit edildiği takdirde gerçeği yansıtır bir metnin düzenlenmesinin istenebilmesi gerektiğini, Şirket’in 28 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen 2017 mali yılına ilişkin erteleme üzerine Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda alınan bir kısım kararın iptali talebiyle açılmış olan ve İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2018/853 Esas ve 2020/460 K. no.lu dosyada görülmüş olan iptal davası kapsamında alınan 18 Mart 2020 tarihli Bilirkişi Heyet Raporu’nda (“2017 mali yılına İlişkin Bilirkişi Raporu”) Şirket’in (2017 mali yılına ilişkin) faaliyet raporunun “… ilgili hesap dönemine ait iş ve işlemlerin akışını, finansal durumu, şirketin hak ve yararını gözetecek şekilde, doğru, eksiksiz, dolambaçsız ve gerçeğe uygun şekilde yansıtmadığı…” tespit edildiğini ve kararın iptal edilmesi gerektiği kanaatine varıldığını, (Ek-1).İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2018/853 Esas no.lu, 2020/460 Karar no.lu 15 Ekim 2020 tarihli (21 Ekim 2020 gerekçe yazım tarihli) kararı ile davalı Şirket’in 2017 mali yılına ilişkin faaliyet raporu ile bağımsız denetim raporunun onaylanması kararının iptaline karar vermiştir (“2017 mali yılına İlişkin GK Kararlarının İptali Kararı”) (Ek-2). Benzer şekilde huzurdaki davada da iptali gerektiğini, Bidayet Mahkemesi’nin, 2019 mali yılı GK Toplantısı’nın 3 no.lu gündemi görüşülürken öneri üzerine eklenen yeni yönetim kurulu seçimine ve mali haklarının belirlenmesine, ve 4 no.lu gündem maddesi görüşülürken öneri üzerine eklenen yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına karar verilmiş sayıldığının tespitine karar verilmesi talebimiz kapsamında “…kararların teyit edildiği ve Mahkemenin genel kurulun yerine geçemeyeceğinden taleplerimizin reddi gerektiği…” gerekçelerinin hatalı olduğunu, 2019 mali yılı GK Toplantısı’nda alınan (alınmış sayılması gereken) kararların başka bir genel kurul toplantısında alınmış kararlar ile teyidinin mümkün olmadığını; TTK’nın 198 inci maddesine aykırılık nedeniyle bir kısım karar geçersiz sayılırken, bir kısım kararın daha sonra teyit edildiği gibi bir husustan veya bu hususun teyit edilebilirliğinden bahsedilemeyeceğini, Bidayet Mahkemesi’nce, huzurdaki dava konusunun“…2019 mali yılı GK Toplantısı’nda alınmış sayılmasını talep ettiğimiz yönetim kurulu seçimi yapılması ile mali haklarının belirlenmesi kararı ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasına karar verilmesi önerilerinin 9 Haziran 2020 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı (“9 Haziran 2020 ... Toplantısı”)’nda alınmış kararlarla reddedildiğinin teyit edilmiş sayılabileceği…” değerlendirmesinin hatalı olduğunu,  Alınmaları hukuka aykırı olarak engellenmiş olduğundan huzurdaki davada alınmış sayıldığının tespiti gereken kararların alınmadığı, nasıl olur da başka bir genel kurul toplantısında teyit edilebileceğini, hukuken hangi gerekçe ile izah olunabileceğini anlamak mümkün olmadığını, 9 Haziran 2020 ... Toplantısı’nda alınan hiçbir kararın dava konusu 2019 Yılı ... Toplantısı’nda alınmış kararları geçmişe etkili olarak ortadan kaldırmayacağını, daha önce alınmış bu kararları iptal edemeyeceğini veya başkaca herhangi bir usulle hükümsüz kılamayacağını; dolayısıyla ortada fiilen görev aşımı nedeniyle, genel kurul hazirununun iradesi hilafına aldırtılmamış kararların alınmadığının, diğer bir ifadeyle ilgili önerilerin reddedildiğinin teyidi gibi bir husus da hukuken söz konusu değildir. Hem TTK 198 inci madde ahkamına aykırılığı tespit edip hem de bu aykırılık dahilinde kullanılan oyların TTK 198 inci madde ahkamı yerine getirildikten sonra yapılan bir genel kurul kararı ile hukuka uygun hale getirilebileceğini düşünmek hukukun uygulanmasının ertelenmesi ve düzenin kaosa teslim edilmesi anlamına geleceğini, 9 Haziran 2020 ... Toplantısı’nda alınan kararların huzurdaki dava konusu 2019 mali yılı ... Toplantısı’nda alınan veya alınmış sayılması gereken kararlara etkisi omadığını, hukuka uygun olan bu etkinin tam tersine olması yani, 2019 mali yılı ... Toplantısı’nda alınan veya alınmış sayılması gereken kararların uygulanması yani TTK 198 maddesi hükümlerinin uygulanması ile ortaya çıkan hazirundaki oy hesabına göre alınmış olması gerekirken alınmayıp, asıl seçilmesi gereken yönetim kurulunun seçilmeyip göreve getirilmemesinin 9 Haziran 2020... Toplantısı’na mutlak etkisinin olması olduğunu, ki bu etki de 9 Haziran 2020 .... Toplantısı’nın asıl seçilmiş olması gereken değil de yetkisiz bir yönetim kurulu tarafından çağrıldığı dikkate alındığında yoklukla malül olması sonucunu doğurmakta olduğunu, 2019 mali yılı ... Toplantısı’nın 3 no.lu gündem maddesi görüşülürken gündeme alınıp oylanan yönetim kurulu üyelerinin azli ve yeni üye seçimi oylamasında ...’ın usulsüz kullandığı oylar düşüldüğünde, ..., ... ve ...’nin yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş oldukları açık olduğundan, hatalı olarak reddedilmiş gibi görünse de aslında bu kararın alınmış sayıldığına aşağıda 2.2.2 no.lu bölümde açıklanacağı üzere genel kurulun yerine geçerek karar verme gibi bir olgu olmaksızın mahkemenin alınmış sayılması gereken kararı tespiti ve tanıması gerektiğini, Bu kapsamda da aslında 9 Haziran 2020 ... Toplantısı’nı toplantıya çağıran üyeler, donan paylardan kaynaklı oy haklarıyla seçilmiş ve dolayısıyla hukuka aykırı olarak fiilen yönetim kurulu üyeliğine devam etmiş kişiler olduğundan, anılan 9 Haziran 2020 ... Toplantısı yok hükmünde olduğunu, Öte yandan, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/430 Esas, 2021/830 Karar no.lu 25 Kasım 2021 tarihli (24 Aralık 2021 gerekçe yazım tarihli) kararı ile 9 Haziran 2020 ... Toplantısı’nda alınmış olan yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmamasına ilişkin 3 no.lu gündem maddesi uyarınca alınan kararın “…Gündemin 3.maddesi yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmasına ilişkin olup yapılan oylamada 1.126.941.332 adet kabul oyuna karşılık ... ve ...'ın oyları ile 1.225.058.668 adet red oyu ile reddedildiği görülmüştür. TTK 436/2. Maddesi'nin yönetim kurulu üyelerinin ibrasıyla ilgili olup, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararda kendilerine ait paydan doğan oy haklarının kullanamayacakları aşikârdır. Yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmasına yönelik oylamada da, ibra edilmemenin tamamlayıcısı niteliğinde olan ve ibrada oranla daha ağır bir durumu ifade eden sorumluluk davasının oylamasında da yönetim kurulu üyelerinin oy hakkının bulunmaması gerekmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin 2016/12403 E. 2018/4469 K. 18/06/2018 tarihli kararı) yönetim kurulu üyesi olan ...'ın pay miktarı 1.025.818.668 olup toplam kabul oyundan ...'ın pay miktarı çıkartıldığında sorumluluk davasının reddine ilişkin kararın doğru olmadığı bu nedenle iptali gerektiği…” gerekçesiyle iptaline karar verildiğini, (Ek-1). anılan karara karşı istinaf kanun yolu açık olmakla birlikte her halükarda, anılan yargılamada kararların iptaline hükmedilmişse de, Mahkeme’nin davada vereceği kararın da beklenmesi gerektiğini, böylelikle iptal edilebilirlik yerine yokluğun da değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekte olduklarını,Dava kapsamında ise, Bidayet Mahkemesi’nin, yönetim kurulu üyeliğine asıl dava davacısının önerdiği kişilerin seçilmesinin reddi ile yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılmasının reddi kararlarının teyit edildiği yönündeki hatalı değerlendirmesi de İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar ile kendiliğinden çökmekte olduğunu; sorumluluk davası açılması kararının reddine ilişkin 9 Haziran 2020 ...Toplantısı’nda alınmış karar İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/430 Esas, 2021/830 Karar no.lu dosyası kapsamında verilmiş 25 Kasım 2021 tarihli karar ile iptal edilmişken, geçmişe etkili olarak huzurdaki dava konusu 2019 mali yılı ... Toplantısı’nda alınmış sayılması gerekirken alınmamış bir kararın alınmadığının teyit ettiğinin kabulünün mümkün olmadığını, 2019 mali yılı ... Toplantısı kapsamında yönetim kurulu üye seçimi ile mali haklarının belirlenmesi ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması kararlarının alındığının tespiti, halihazırda oylaması yapılmış olup alınmış sayılması gereken kararlar olduğundan, yalnızca hatalı oylama nedeniyle alınmamış gibi göründüklerinden, alındığının tespiti, Bidayet Mahkemesi’nin genel kurulun yerine geçip karar alması anlamına gelmeyeceğini, Davadaki taleplerinin 2019 mali yılı ... Toplantısı’nın 3 ve 4 no.lu gündem maddeleri görüşülürken yapılan önerilerle gündeme alınıp oylanmış olan yönetim kurulu üye seçimi ile mali haklarının belirlenmesi ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması oylamalarında yapılan usuli bir hata neticesinde TTK’nın 198 inci maddesine aykırı oylamayla kararın alınamadığı şeklinde hatalı bir hususun tutanağa işlenmiş olması nedeniyle bunun doğrusuna yani kararın alınmış sayılması gerekeceği iddialarına dayalı olduğunu, 2019 mali yılı GK Toplantısı’na TTK’nın 198'inci maddesi uyarınca gerekli bildirim, tescil ve ilan yükümlülükleri yerine getirilmeden oy hakları dahil pay sahipliği hakları donan payları temsilen TTK’nın 418 inci maddesindeki karar nisaplarını da etkileyen şekilde TTK’nın 446/1-b maddesine aykırı olarak katılım sağlanıp oy kullanıldığı ve bunların tüm kararların iptali sebebini oluşturduğuna sayın bidayet mahkemesi’nce de kanaat getirilmiş olup, bu oylar, yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile mali haklarının belirlenmesi ve yönetim kuruluna sorumluluk davası açılmasının müzakere ve oylamasında da dikkate alınmamalıdır. o halde, oydan yoksun paylara dayalı olarak kullanılmış oylar geçersiz kabul edildiğinde, yönetim kurulu üye seçimi ile mali haklarının belirlenmesi ve yönetim kuruluna sorumluluk davası açılması oylamasında olumlu oyların çoğunlukta olduğunu,Bu kapsamda, tarafların, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olan yönetim kurulu üyelerinin seçimine ve mali haklarının belirlenmesine ya da yönetim kuruluna sorumluluk davası açılmasına ilişkin Bidayet Mahkemesi’nden genel kurulun yerine geçerek bir karar alması beklenmemektedir, tam tersine, davalı Şirket genel kurulu tarafından  2019 mali yılı ... Toplantısı’nda genel kurul tarafından bu konularda karar verildiğinin Sayın Bidayet Mahkemesi’nden tespiti talep edilmekte olduğunu;Doktrinde ...'ın aynen şu ifadelerin kullandığını, “..., ibranın reddi kararının iptalinde mahkemenin genel kurulun yerine geçip doğru olan kararı da belirleyerek hüküm altına alamayacağına vurgu yaptıktan sonra, talep edilme koşuluyla bazı istisnai durumlarda iptal kararı ile birlikte doğru olan karara hükmedilmesinde yarar bulunabileceğini ve Alman hukukunda istisnai hallerde bu imkanın öğreti ve uygulamada baskın görüş olarak benimsendiğini ifade etmiştir.Yazar, aslında mahkemenin genel kurul yerine geçerek hüküm tesis edemeyeceğini, böyle bir yetki kullanımının TTK’ya aykırı olacağını; ancak oy kullanmama, oydan yoksunluk, geçersiz oyların etkisi gibi çok sınırlı hallerde, özellikle genel kurulun hukuken başka bir karar alabilmesinin mümkün bulunmadığı durumlarda, mahkemece uygun görülmesi halinde doğru olan karara hükmedilebileceği görüşündedir...., Alman ve İsviçre hukukunda kabul gören red kararının iptali davasıyla birlikte olumlu kararın tespiti davası açılmasına izin verilmesi görüşünün Türk hukuku bakımından da kabulünde bir sakınca bulunmadığını ifade etmektedir. Yazar, bu davanın usule ilişkin bazı hukuka aykırılıklarda söz konusu olabileceğini, bu hallerde mahkemenin genel kurulun yerine geçerek karar vermesinin söz konusu olmayacağını ve red kararının iptali ile olumlu kararın tespiti davasının izlerinin TTK ‘da bulunduğunu belirtip, ayrıca imtiyazlı pay sahiplerinin aldıkları kararlarının iptalini ve genel kurul kararının tescilinin dava edilebilme imkanını örnek olarak göstermektedir.Aslında İsviçre ve Alman hukuklarında öteden beri benimsenen ve hukukumuzda da yeni tartışılmaya başlanan bu ek dava imkânının ibranın reddinde iptal davası ile birlikte düşünülmesi yararlı olmuştur. Gerçekten iptal davası ile arzu edilen “ibra sonucu”na ulaşmak mümkün değildir. İptal davası ile sadece red kararı ortadan kaldırılmaktadır. Mahkeme doğrudan iptal ile birlikte ibraya hükmedemeyeceğine göre, gerçekte ibra bağlamında olumlu kararın tespiti yapılamayacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, olumlu kararın tespiti oldukça sınırlı ve çok istisnai hallerde uygulanabilen bir imkândır. Dolayısıyla, çok sınırlı ibra bağlantılı usuli işlemlerde red kararı ile birlikte düşünülmesi mümkündür. Bu bağlamda zorunlu olarak “ibra davası” alternatifi bu dava ile karşılaştırılmalıdır: İbra davası, bütün koşulları yerine getiren yönetim kurulu üyelerinin ibralarının karara bağlanması anlamını taşır. İbra davasının kapsamını, sadece ibranın reddi halinde kullanılabilecek sınırlı bir imkân olarak belirlemek doğru değildir. İbra kararının geciktirilmesi, ibra kararının hiç alınmaması da ibra davasına gerekçe oluşturur. Hâlbuki olumsuz kararın tespiti, sadece red kararında ve bunun iptalinde uygulanabilecektir. Diğer taraftan her iki dava da bir “tespit hükmü” sağlamakla ve dava “tespit davası” olarak nitelendirilmekle birlikte, olumlu kararın tespiti davasının tümüyle usule ilişkin ve çok istisnai konularda söz konusu olabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla ibra davası, olumlu kararın tespiti davasıyla örtüşmez veya onun yerine kullanılabilecek bir alternatif olarak düşünülemez.Bununla birlikte, iptal davası ile birlikte çok sınırlı hallerde bu davanın kullanılmasında hukuki bir engel yoktur. Bu halde ise iki davanın birlikteliğine bağlı olarak “davaların yığılması” söz konusu olacaktır.” (Zühtü Aytaç: İbranın Reddi – İbra ve Sorumluluk Davası – Yargıtay'ın Görüşü, Prof. Dr. Sabih Arkan'a Armağan, On İki Levha Yayıncılık, Ocak 2019, Sayfa: 254 - 256) (Ek-4...'nun da, “… genel kurulda kullanılan oyların toplantı başkanlığınca yanlış sayılması; olumlu karar için kanunda veya anasözleşmede öngörülen oy sayısı veya oranının gözden kaçırılması; oy hakkından yoksunluk, hata, hile veya tahdit nedeniyle geçersiz olan oyların alınan kararı etkilemiş olması sebebiyle kabul kararı alınmış olduğunun açıklanıp toplantı tutanağına geçirilmesi … genel kurulun (mevzuat veya anasözleşme hükmü gereğinde) başka bir karar alabilmesinin mümkün bulunmadığı durumlarda iptal istemi ile birlikte ve ona bağlı olarak talep edilmiş olmak koşuluyla doğru olan kararının tespitinin de talep ve dava edilebilmesine ve mahkemece de (haklı bulunması halinde) bu talep doğrultusunda hüküm kurulmasına bir engel bulunmadığı, bu hallerde genel kurulun yetkilerinin ve ticari kararlarının mahkemeye bırakılmış olacağı itirazının geçerli olmadığı, böylece doğru ve hukuken gerekli olan bir sonuca ulaşılmasının gereksiz yere geciktirilmesinin önlenmiş olacağı, mahkemenin hatalı kararın iptali ile asıl kararın tesbiti istemlerini birlikte inceleyecek ve ilkin yanlış açıklanmış olan kararın iptalini ve sonra da bu iptale bağlı olarak doğru kararın tesbitini hükme bağlayacağını\" belirtmekte olduğunu, (Erdoğan Moroğlu: 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, On İki Levha Yayıncılık, 6. Baskı, İstanbul 2012, s.300) (Ek-5). Hatta öğretide İsmail Kırca, “… iptal davasının bozucu inşai dava niteliği taşımakta olduğu, mahkeme davayı kabul ettiğinde iptal hükmü vermekte olduğu, mahkemenin doğru karara hükmedilmesini sağlamak için iptal davası yanında bir de kararın alınmış sayıldığı yönünde (olumlu) tespit davası açılması gerektiği, ancak bu ikinci davanın da inşai dava niteliğinde olduğu, çünkü bu dava ile mahkemenin bir kararı alınmış saymak suretiyle yeni bir hukuki durum yaratmakta olduğu, ve işin mahiyeti gereği her iki davanın birlikte açılması gerektiğini, ayrı ayrı açılan davaların hukuki yarar yokluğundan reddedileceğini, oyların yanlış sayılması (oydan yoksun kişilerin oy vermeleri örneğinde olduğu gibi) geçersiz oyların hesaba katılması sonucunda bir önerinin reddedildiği kararlarda olumlu kararın tespiti davasının açılabileceği, çünkü kararın meydana gelişine ilişkin bu hukuka aykırılıklarda mahkemenin genel kurulun yerine geçmemekte, onun yerine karar vermemekte, dolayısıyla sözü edilen türden aykırılıklar olmasaydı genel kurulun zaten verecek olduğu bir karara hükmetmekte olduğu…” belirtmekte olduğu,  (Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat): Anonim Şirketler Hukuku, Cilt 2/2, Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Ankara 2016, s. 170-172) (Ek-6) Doktrinde ...'ın, “…ret kararının iptal ettirilmesinin yönetim kurulu üyeleri açısından tek başına yeterli olmadığını, ret kararının ortadan kaldırılmasıyla ibranın sağlanmış olmayacağını, bu durumda ibranın reddi ile ortaya çıkabilecek sonuçların tümüyle ortadan kalkmadığını, dolayısıyla iptal davasının yanında ibra davasının da açılması gerekebileceğini ve bu durumda iki davanın açılması veya iki dava birlikteliği söz konusu olacağı, iki davanın birlikte açılmasına bir engel bulunmadığı, ...’nun da iki davanın da davacısı ve davalının aynı olduğu için, iki talebin aynı dava statüsünde ileri sürülmesinin mümkün olduğunu belirttiğini…” ifade etmekte olduğunu,  (Zühtü Aytaç: a.g.e Sayfa: 256 – 257) (Ek-7) (Yazarın atıf yaptığı eser: Çamoğlu (Poroy/Tekinalp): Ortaklıklar Hukuku I, 13. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2014, Nr. 615d, s. 414) (Ek-8)Bu kapsamda davada da (TTK’NIN 198 inci maddesi uyarınca oydan yoksun payların usuli bir hata ile dikkate alınmış olması neticesinde) yönetim kurulu üye seçimi ile mali haklarının belirlenmesi ve yönetim kuruluna sorumluluk davası açılması kararı alınamamış gibi görünmekte olduğunu ancak gerçekte, bu kararların alındığını; bu usuli hata neticesinde  mahkeme tarafından kararların alınmış olduğunun tespiti önünde bir engel olmadığını ve halihazırda alınmış olması gereken kararların alındığının tespiti halinde sayın mahkeme, genel kurulun yerine geçmiş olmayacağını, Bu nedenlerle somut durum ve koşullar dikkate alındığında, müvekkillerinin ve Şirket’in toplantıdan toplantıya, davadan davaya sürüklenmemesi ve hakka kavuşulmasının geciktirilmemesi amacıyla yönetim kurulu üye seçimi yapıldığı, mali haklarının belirlendiği ve yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açılması için yönetim kurulu üyelerine talimat verilmesine karar verilmiş sayıldığının tespiti gerektiğini, Yukarıda anılan nedenlerle, Bidayet Mahkemesi Kararı’nın, birleşen davalarının kabulüne ilişkin kısmının onanmasını, davanın kısmen reddine ilişkin kısımlarının istinaf incelemesi yoluyla kaldırılarak, yeniden yargılama yapılmasını ve davanın tamamen kabul edilmesini talep etme gereğinin hasıl olduğunu, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah ettikleri çerçevesinde; istinaf başvurularının kabulünü, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/366 Esas, 2022/100 Karar nolu 17 Şubat 2022 Tarihli (8 Mart 2022 gerekçe yazım tarihli) kararının Genel Kurul Toplantısı’nda alınan 3, 4, ve 6 no.lu kararların iptallerine ilişkin kararların onanmasını, Birleşen davamızın kısmen reddine ilişkin kısmı olan 1 no.lu kararın, “…birleşen davada; 2 no.lu gündem maddesi ile ilgili iptal talebinin ve Mahkemece Genel Kurulun yerine geçerek karar alınamayacağından, davacıların yeni yönetim kurulu seçilmesine ilişkin ve Şirket yönetim kurulu sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararın alınmış sayıldığının tespiti taleplerinin reddine…” hükmü içeren kısmı ile ile bunlara bağlı yargılama giderlerine hükmedilen 3 no.lu kararın aleyhe kısımlarının kaldırılarak ve İstinaf Mahkemesince uygun görülecek olursa duruşma da yapılmak suretiyle inceleme yapılarak davanın tamamının kabul edilmesini ve Genel Kurul Toplantısı’nın 2 no.lu gündem maddesi kapsamında alınmış kararın iptaline karar verilmesini, 3 üncü gündem maddesinin görüşü...., .... ve ...’nin seçilmesi ile ...,...’e aylık net 100.000 TL, ... ve ...’ye ayrı ayrı aylık net 80.000’er TL ödenmesi önerisi üzerine bu kararın alınmış sayıldığının ve 4 üncü gündem maddesinin görüşüldüğü sırada azlık pay sahiplerinden ... vekilinin Şirket Yönetim Kurulu sorumluluk davası açılması ve bu amaçla Yönetim Kurulu’na talimat verilmesi önerisi üzerine bu kararın alınmış sayıldığının tespitini, ve vekalet ücreti, yargılama giderleri, harç ve sair tüm yargılama masraflarının davalıya yükletilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TTK 198 uyarınca mahkemece yapılan tespit eksik ve hukuka aykırıdır. davacıların hisse devir işleminden önceden haberdar oldukları ve ertelenen genel kurulda haziruna itiraz etmedikleri, 05.05.2020 tarihli genel kurulda \"oyların donmasını\" kötü niyetli olarak kullandıklarının, ilk derece mahkemesince değerlendirilmediğini; ilk derece mahkemesinin; 08.05.2019 tarihinde ...'tan ...'a devredilen 396.720.000 paya ilişkin olarak ...'ın, 08.05.2019'da payları devralmasının ardından on gün içinde davalı şirkete yazılı bildirim yapması, bildirimi alan davalı şirketin de kayıtlı bulunduğu sicil müdürlüğüne bu bildirimi, bildirimin alındığı tarihten itibaren on gün içinde tescil ve ilan ettirmesi gerektiği, bu bildirim, tescil ve ilanın genel kurulun gerçekleştiği 5.5.2020 tarihi itibariyle gerçekleştirilmediği ve genel kurul tarihinde esasında donmuş bulunan oy hakları dikkate alınarak toplantı ve karar yeter sayılarının oluşturulduğunun sabit olduğu, bu aykırılığın genel kurul kararının alınmasında etkili olması halinde iptaline karar verilmesi gerektiğinin davada kabul edildiğini belirtiğini; bu hususta Asıl dava davacılarının, müvekkili şirketin tüm genel kurullarında ve dava dilekçelerindeki iddialarının bir çoğunda da müvekkili şirketin topluluk şirketi hükümlerine tabi olmadığını  ileri sürmeleri, müvekkili şirketin iş ve işlemlerine buna dayanarak itiraz ettikleri ve faaliyet-bağlılık raporlarının bu sebeple hukuka uygun düzenlenmediği iddiasında oldukları; öte  yandan  TTK 198/2’ye dayanarak oyların donduğu iddiasıyla kararların iptalini talep etmelerinin hukuken korunmaması gereken büyük bir çelişki olduğunu ve çelişkili işlem yasağına da aykırı olduğunu gerek davaya cevap dilekçerindede gerekse bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde dile getirmelerine rağmen yargılama sırasında bu hususta hiçbir değerlendirme yapılmadığını,  TTK madde 198 ile getirilen yasal düzenlemedeki amacın,  madde gerekçesinde de belirtildiği üzere topluluk şirketlerinde katılma ilişkilerinin ve özellikle karşılıklı katılmaların açıklanması ve bu yolla hem kamunun hem hissedarların aydınlatılması ve şeffaflığın sağlanması olduğunu; somut olayımızda ise hissedarları aile bireylerinden oluşan kapalı tip anonim şirket olan müvekkil şirkette, aralarında davacıların da yer aldığı tüm pay sahiplerinin dava konusu pay devir işleminden dava konusu 05.05.2020 tarihli Genel Kurul Toplantısından çok daha önce haberdar olduklarını, ...'ın, söz konusu devir işlemi sırasında ...'a müvekkili şirketin hisselerini devrederken; oğlu ...’dan ... A.Ş.’nin bir kısım paylarını da devir aldığını; söz konusu pay devir işlemleri her iki şirketin Yönetim Kurulu üyeleri tarafından onaylanarak pay defterlerine kayıt edilmiştir. Dolayısı ile pay devir işlemleri yasaya ve usule uygun tamamlandığını;... A.Ş. nezdinde gerçekleşen pay devrinin pay defterine işlendiği hususunu söz konusu Şirket’in Yönetim Kurulu üyesi olarak davacılardan ... ve ... kendi imzasını taşıyan 22 Ağustos 2019 tarihli noter ihtarı ile bildirdiğini, (EK-1 : Öncü A.Ş- Devrin Pay Defterine İşlendiğinde İlişkin İhtar) Ayrıca ... tarafından ...’a yapılan pay devrine ilişkin bilgiye, Müvekkil Şirket’in 2019 yılı Faaliyet Raporu’nda da yer verildiğinden, Müvekkil Şirket Pay sahipleri ve davacılar söz konusu devir işleminin ardından 2019 mali yılına ilişkin gerçekleşen 27 Mart 2020 tarihli Olağan Genel Kurul Toplantısı’na ve huzurdaki davaya konu 05 Mayıs 2020 Tarihli (Ertelenen) Olağan Genel Kurul Toplantısı’na  bu devir işleminden haberdar olarak katıldıklarını, Müvekkil şirket’in 27 Mart 2020 tarihli genel kurul toplantısı’na ilişkin düzenlenen hazır bulunanlar listesi tüm pay sahiplerinin herhangi bir ihtirazi kayıt sürmeden imzası ile tamamlanarak tutanak altına alındığını, davacıların, 27 Mart 2020 tarihli genel kurul toplantısı’na ilişkin hazır bulunanlar listesi düzenlenirken ve/veya imzalanırken TTK madde 198 hükmüne ilişkin herhangi bir itiraz dile getirmemişlerdir. 27 Mart 2020 tarihli toplantının devamı niteliğinde bulunan 05.05.2020 tarihli ertelenen genel kurul toplantısında TTK 198/2 itirazında bulunan davacıların şirket yönetimine istediği kişileri getirmek amacıyla kötü niyetli olarak ilk toplantıda sessiz kaldıkları ve ertelenen toplantıda planlı ve kötü niyetli olarak bu itirazda bulunduklarını, Dolayısı ile huzurdaki dava öncesinde yapılan ilk genel kurulda ihtilaf konusu yapılmayan bu hususun, Davacılar tarafından işbu davaya konu ertelenen genel kurul toplantısında arzu ettikleri kararları kendi oy hakları ile alamamaları üzerine haksız ve kötü niyetle dile getirdiklerini,Dolayısı ile Davacılar’ın söz konusu devir işlemine ilişkin, –üstelik somut olayda uygulamasına gerek olmadığına inandıkları- Şirketler Topluluğu hükümleri dahilinde bildirim ile tescil ve ilan yükümlülüğünün yerine getirilmediğinden bahisle ileri sürdükleri iddia ve itirazlar, “çelişkili davranış” yasağına muhalefet teşkil ettiği gibi, iyi niyet” ve “dürüstlük” kurallarına aykırı ve “hakkın kötüye kullanılması” niteliğinde olduğunu, Tüm bu açıklamalar ışığında, bu davranışların ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmemesi haksız ve hukuka aykırı olup; Davacılar tarafından da tereddütle/çelişki içinde dile getirilen payların donması itirazı yersiz ve haksız olup, 05 Mayıs 2020 tarihli Genel Kurul Toplantısı’nda yasaya ve usule uygun yapılan müzakere ve oylama neticesinde alınan kararlar hukuka uygun olduğunu, 09.06.2020 tarihinde yapılan genel kurulda davaya konu kararların teyit edildiği savunmamızı ilk derece mahkemesi yönetim kurulu seçimi ve yönetim kuruluna sorumluluk davası açılması yönünden kabul ettiğini, Ancak 09.06.2020 tarihli GENEL KURULDA TTK 395-396 izinlerine ilişkin kararın da teyit edildiği  yapılan eksik inceleme neticesinde mahkemece tespit edilemediğini, Bu kapsamda 6 nolu gündem maddesinin iptali talebinin mahkeme tarafından reddi gerekirken kabulü hukuka aykırıdır. Müvekkil şirketin pay devrine ilişkin yapılan ilan ve tescil sonrasında ve iş bu huzurdaki dava açılmadan evvel yapmış olduğu; 09 Haziran 2020 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı’nda; 2 no.lu genel kurul kararı ile yeni Yönetim Kurulu üyeleri seçilmiş,3 no.lu genel kurul kararı ile Yönetim Kurulu Üyelerine sorumluluk davası açılması talebi ile Yönetim Kuruluna yetki verilmesi teklifi yeniden red edilmiş, 5 no.lu genel kurul kararı ile Yönetim Kurulu üyelerine TTK’nın 395. ve 396 maddeleri kapsamında gerekli izinlerin verilmesine, karar verilmiştir. Müvekkil şirketin 09.06.2020 tarihinde gerçekleştirdiği olağanüstü genel kurul toplantısı ile aldığı kararlar neticesinde bir anlamda, 05.05.2020 tarihli toplantıda alınan kararların tadili sağlanarak 05.05.2020 tarihli genel kurulda alınan kararlara karşı açılmış bulunan huzurdaki iptal davasının yürütülmesinde \"hukuki yarar\" bulunmadığı yargılamada taraflarınca ileri sürüldüğünü, Bu hususta ilk derece mahkemesi kararların teyidi savunmamızı kabul ederek; \"karar yeter sayısına teyidi savunması bakımından, 09.06.2020 tarihli olağanüstü genel kurulda sadece yönetim kurulu üyeliklerine ..., ..., ...'nin seçilmesi önerisinin reddi ile yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılması önerisinin reddi kararlarının teyit edildiğinin kabul edilebileceği, diğer kararların açıkça teyidinin bulunmadığı, \" na kanaat getirdiğini, Dosyada alınan Bilirkişi Ek Raporunda da teyit edilen kararların eksik tespit edildiği itiraz dilekçemizde mahkemeye sunulmasına karşın,  mahkeme tarafından yine bilirkişi raporundaki eksik bulunan bu tespit  hükme esas alındığını, 09.06.2020 tarihli genel kurulda yukarıda tespit edilenlerin yanı sıra yeni seçilen yönetim kurulu üyelerine TTK. 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin karar da alındığını,Bu kapsamda davaya konu 05.05.2020 tarihli genel kurulda alınan 6 nolu kararında da teyit edildiğinin kabulü ile iptaline karar verilmemesi gerekmekteyken;  ilk derece mahkemesinin bu hususta bilirkişi raporuna itiraz dilekçemizi incelemeksizin, eksik değerlendirme yapan bilirkişi ek raporundaki tespiti hükme esas alması hukuka aykırı kararı doğurduğunu,  09.06.2020 genel kurulda  TTK. 395 ve 396 maddeleri uyarınca izin verilmesine ilişkin karar alındığı hususu yargılama da hem bilirkişilerce hem de ilk derece mahkemesince gözden kaçırıldığını, (Ek-2 : 09.06.2020 Tarihli Gk Tutanağı) Bu bakımından kararların teyidi savunmamız kapsamında iptali talep edilen 6 nolu karar için de YK seçimi ve sorumluluk davası açılması kararlarında olduğu gibi iptal taleplerinde hukuki yararın bulunmadığı ve reddine karar verilmesi gerektiğine kanaat getirilmesi gerekirken, 6 nolu gündem maddesinin iptaline karar verilmesi haksız ve hukuka aykırı olduğundan ilk derece mahkemesince bu kararı kaldırılması gerektiğini, Müvekkil şirketin bilanço ve finansal tabloları usulüne kanuna ve dürüstlük ilkesine uygun olarak düzenlenmiş olup 3 nolu gündem maddesinin iptaline ilişkin kararın kaldırılması gerektiğini, Bilirkişi heyetinin soyak holding'den alınan danışmanlık bedellerinin denetlenememesi ve somutlaştırılamaması gerekçesi ile   varmış olduğu finansal tabloların dürüst resim ilkesine aykırı tutulduğu iddiasına karşı delilleri ve itirazlarının mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, Yerel mahkeme 3 nolu gündem maddesine ilişkin iptal gerekçesini itirazlarımızın bulunduğu bilirkişi kök ve ek raporundaki  tespitlere dayandırdığını,: \"..davalı şirketin 7.034.215,97 TL tutarında danışmanlık hizmeti alması ve milyonlarca liralık bir alımın somutlaştırılamaması ve denetlenememesi karşısında finansal tabloların dürüst resim ilkesine göre düzenlenmediği, bu sebeple TTK m. 515'in aradığı; tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun bir şekilde, şeffaf ve güvenilir olarak, gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak şekilde hazırlanmayan finansal tabloların onaylanması kararının TTK m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptalinin gerektiği sonucuna varılmıştır.\" Söz konusu danışmanlık hizmetlerinin verilmesi için bir sözleşme yapılması zorunlu olmadığı gibi grup şirketleri arasında yıllardır karşılıklı süregelen bu hizmet ilişkisi için hukukumuzda yazılı bir sözleşme yapılması şartı da bulunmamakta olduğunu; bu sözleşmelerin, BK.m. 12 anlamında şekle tabi bir sözleşme olmadığını ancak bu savunmazlarının ne ek raporda ne de mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, ... ile...arasında yıllardır süregelen danışmanlık hizmetlerine ilişkin bir sözleşme bulunmasa da; bina yönetim ve kiraya ilişkin kira sözleşmesi bulunmakta olduğunu; bu sözleşmede, kira ve bina yönetim giderlerine ilişkin m2'nin müvekkil  şirketin binada kullandığı alana göre belirlendiği, kira ve bina yönetim gideri faturalarının da m2 bazında karşılıklı belirlenen birim tutar üzerinden tanzim edildiğini,  (Ek-3: Kira Sözleşmesi )  ancak bu sözleşeme ne bilirkişiler ne de mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, Bilirkişilerin bu hizmetlerin davalı müvekkil şirkete verilip verilmediğine ilişkin değerlendirmeyi sadece sözleşmenin varlığına bağlamasının hukuka aykırı olduğunu;Müvekkili şirketin 2017 mali yılına ilişkin İst. 8 ATM 2018/900 Esas sayılı dosyada alınan özel denetçi raporunda dahi arada sözleşmenin olmadığı belirtilse de sunulan bütçe bildirim yazılarının takdiri mahkemeye bırakıldığını,Bahsi geçen özel denetçi raporunda da incelenen bu hususta; hesap kalemini oluşturan tüm faturalar incelenmiş ve kayıtlarda yer aldıkları açıkça tespit edildiğini; aynı özel denetçi raporunun 4. sayfasında; \"Sayın Mahkemenin işaret ettiği gider tutarları yasal kayıtlar, bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolar ve belgeler esas alınarak bu kapsamda doğruluğu denetime tabi tutulmuş olup; bu giderlerin fiili olarak yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise ne amaçla yapıldığı, şirket faaliyetlerinin idame ettirilmesi için zorunlu ve/veya makul olup olmadığı gibi hususlar teknik olarak \"...\" kapsamında olduğundan, tarafımdan bu tür bir denetimin yapılması olanağı bulunmamaktadır.\"  denildiğini, Mahkemece aynı konu kapsamında görevlendirilen özel denetçi dahi bu faturalara ilişkin içerik denetiminin suistimal denetimine girdiğini ve bu kapsamda defter kayıtları, bağımsız denetçi raporlarını baz aldığını ve bunlara göre herhangi bir usulsüzlük ve eksiklik tespit edememişken; özel denetçiden kısmen daha az yetkiye sahip bilirkişilerin \"...\" yapılamadığından ve sözleşme bulunmadığından bahisle 3 nolu gündem maddesinin iptal edilebilir olduğuna ilişkin kök rapordaki ve ek raporda da değişmeyen tespitleri  görevlerini aşan bir yorumla vardıkları haksız bir sonuçtur. Bu haksız tespitlere karşı itirazlarımızı değerlendirmeyen, sunduğumuz sözleşme ve delilleri göz önünde bulundurmayan ilk derece mahkemesi de bu hususta eksik inceleme ile hatalı karar verdiğini, Sonuç olarak; davalı şirketin ...den aldığı hizmetlere ilişkin kayıtların belgeleri ile birlikte yasaya ve usule uygun tutulmuş olması ve ...’in grup şirketlere verdiği bu hizmetlerin ...’in kurulduğu günden bugüne aynı şekilde devam etmesi ve bu işleyişin ...’de de hissedar olarak bulunan ve bir kısmının bazı dönemlerde yönetim kurulu üyeliği yapmış olmaları hasebiyle de  davacıların yakınen bildiği bir husus olması karşısında bilirkişi raporunda sadece arada yazılı bir sözleşme olmaması sebebiyle yerindeliğinin ispata muhtaç olduğu çıkarımı yapılmasının hiç hukuki bir dayanağının bulunmadığını; yıllardır devam eden bu sözleşme ilişkilerinin şekle tabi olması şartının da bulunmadığını; bu savunmalarına bilirkişi ek raporunda da yer verilmiş olmasına rağmen davacıların iddiaları doğrultusunda \"ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun, şeffaf ve güvenilir\" denetlenebilir olmadığından iptaline karar verilmesi gerektiği tespiti yapılmış ilk derece mahkemesi de bu haksız ve eksik mali incelemeye dayanan tespiti hükme esas aldığını, Her iki tarafın da tacir olduğu, yöneticilerinin kişisel olarak sorumlu olduğu hukuk sisteminde sayın bilirkişilerin ve mahkemenin şirketler topluluğu ve aile şirketi arasında süre gelen faturaları  bu şekilde sorgulaması suistimal denetimine girmektedir ki bu bilirkişilerin görevi kapsamında olmadığını; Bilirkişilere mahkemenin vermiş olduğu görev açık olmasına karşın; faturalara ilişkin içerik ve suistimal denetimi yapmak kanaatimizce görev alanı içerisinde olmadığı gibi; kaldı ki olsaydı dahi bu hizmetlerin verilip verilmediğine ilişkin denetlemeyi arada bulunmadığını söyledikleri \"sözleşme\" ile mi yapacaklardı? Fiili durumda bahsi geçen hizmetlerin tamamından müvekkil şirketin yararlanmakta olduğunu; eğer ki mahkeme ve bilirkişiler görevlerinin ve inceleme konularının bu olduğunu düşünüyorlardı ise yerel  mahkemenin takdirine göre müvekkil şirkette fiilen de bu incelemeyi yapmaları mümkün iken böyle bir inceleme yapılmaksızın/yaptırılmaksızın sözleşme şartı olmayan bir hususta sözleşme bulunmadığı gerekçesiyle finansalların denetime elverişli olmadığına kanaat getirildiğini; eksik ve hatalı inceleme sonucunda hukuka aykırı tespitler yapıldığını, itirazlarının mahkemece değerlendirilmemiş ve verilen hüküm de hukuka aykırı olduğunu, ... ile müvekkil şirket arasındaki danışmanlık bedellerine ilişkin hizmet faturalarının denetlenebilir olmadığını söyleyen bilirkişi raporunda sözleşmenin varlığı dışında bu konuya ilişkin araştırma ve inceleme yapılmadığı açıktır. Ancak sunduğumuz bilgi ve belgeler bilirkişiler tarafından yeterli bir şekilde incelenseydi müvekkil şirketin finansallarının sadece bu nedenle iptaline kanaat getirmemeleri gerektiğine ulaşabileceklerini,Nitekim ...'in 2019 mali yılına ilişkin ve derdest olan İstanbul 8 ATM 2020/339 Esas sayılı dosyada da danışmanlık hizmetleri ve finansallar aynı davacılar tarafından dava konusu edilmiştir. Bu dosyada alınan bilirkişi raporunda aynı bilgi ve belgelerle yapılan inceleme sonucunda;\"...verilen belgelerin incelenmesinde davalının ... Şirket olduğu, ... Şirketlerin iki veya daha fazla şirketin kâr etmek amacıyla bir araya gelerek oluşturduğu ticari yapılardan müteşekkil şirketler topluluğu konumunda bulunduğu, Holdinglere bağlı şirketlerin tek merkezden yönetilip farklı alanlarda faaliyet gösterdiği, yine aynı şekilde kendisi veya başkaları tarafından kurulmuş veya kurulacak şirketlerin sermaye ve yönetimine katılarak bunların, yatırım, finansman, organizasyon ve yönetimlerinitek bir organizasyon gibi yürüttüğü, davalı şirket vekilinin dosyaya sunduğu mali veriler (fatura sözleşme vb belgeler) incelendiğinde davalının kök raporumuzda belirtilen eksik evrak ve bilgileri tamamladığının görüldüğü, bu çerçevede davalı ... Şirketin tanzim ettiği faturaların grup şirketlerinin ortaklaşa kullandıkları ve ... tarafından temin edilen bir takım hizmetlerin dava dışı diğer şirketlere belirlenmiş ölçütlerle yansıtılması neticesinde tanzim edildiği, temel borç ilişkisinin ispat yükünün kimde olacağının taraflar arasındaki sözleşmenin sözlü olması durumunda önem kazandığı, ...’e göre taraflar arasındaki temel borç ilişkisi sözlü bir anlaşmaya dayanıyorsa, temel borç ilişkisi bulunup bulunmadığının veya faturanın bu anlaşmayı yansıtıp yansıtmadığının karşı tarafça, yani faturayı alıp itiraz etmeyen kimse tarafından ispatının gerektiği, davalı yanın tanzim ettiği faturanın keşide edilen şirketler tarafından iade edildiğine dair dosya içerisinde herhangi bir mali verinin de görülmediği, dolayısı ile davalı yanın ek inceleme esnasında sunduğu belgeler ve mali veriler ışığında davalı ... Şirketin tanzim ettiği faturaların kuruluş amacına aykırılık teşkil etmediği ve tanzim ettiği şirketçe kabul edilmediğine dair bir bulguya dosyada rastlanmadığı ek inceleme sırasında davalı yan tarafından dilekçe ile birlikte sunulan belgelerden anlaşılmıştır. \" denilerek verilen hizmetlere ilişkin kesilen faturaların...'in kuruluş amacına aykırı olmadığı kaldı ki faturayı alan şirketler tarafından da buna itiraz edilmediği dolayısıyla sunulan mali veriler kapsamında hukuka aykırılık tespit edilmediğini, ... tarafından verilen hizmet ve kesilen faturalar ...’ ün 2018 mali yılına ilişkin İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2019/437 E. sayıda görülen davada da davacılar tarafından dava konusu edilmiştir. Bilirkişi kök ve ek raporunda bu hususta aleyhe tespit yapılmadığı gibi mahkeme de 08.07.2021 tarihli kararında; [Ek-5: İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 08.07.2021 tarih ve 2019/437  E. 2021/589 K. sayılı kararı] “Yönetim Kurulu Faaliyet Raporunun Okunmasına ve Müzakere edilmesine ilişkin gündemin 2.maddesinin ve Bilanço ve Kar/Zarar Hesaplarının Onaylanmasına ilişkin gündemin 3.maddesinin iptalinin gerekmediğine, davalı şirket bilanço ve finansal tabloların usulüne ve kanuna uygun olarak düzenlendiğine” karar verilmiştir. ...’in 2018 mali yılına ilişkin İstanbul 11 Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2019/374 E. sayıda görülen davada ... tarafından verilen hizmetler ve şirketlere kesilen faturalar arasındaki fark dava konusu edilmiş; Bilirkişi kök ve ek raporunda bu hususta hiçbir aleyhe tespit yapılmadığı gibi mahkeme tarafından verilen 08.07.2021 tarihli kararda “davalı şirket bilanço ve finansal tabloların usulüne ve kanuna uygun olarak düzenlendiğine” karar verilmiştir. [Ek-6: İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 08.07.2021 tarih ve 2019/374  E. 2021/586 K. sayılı kararı] Sonuç olarak, yıllardır süregelen hizmet ilişkisine ilişkin diğer mahkemelerce yapılan incelemelerde bir hukuka aykırılık bulunmazken; sadece ... Danışmanlık hizmetleri sebebiyle müvekkil şirketin finansal tabloların dürüst resim ilkesine aykırı tutulduğu ve iptal edilebilir olduğu tespiti eksik inceleme ve yoruma dayandığından; mahkemenin bu hususta itirazlarımızı değerlendirmeksizin hatalı tespitler içeren bilirkişi raporuna dayanarak 3 nolu gündem maddesinin iptaline karar vermesi kanuna, dürüstlük kuralına ve hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, <br>GÜNDEMİN (4) NOLU MADDESİ KAPSAMINDA İBRA OYLAMASINDA OYDAN YOKSUNLUK SÖZ KONUSU OLMAYIP VERİLEN İPTAL KARarının hatalı olduğunu,Müvekkili şirkette yönetim kurulu üyeleri kurul olarak değil ayrı ayrı ibra oylamasına sunulduğundan ibraya ilişkin genel kurulda uygulanan usul ve alınan karar kanuna uygun olup diğer yönetim kurulu üyeleri için oydan yoksunluk söz konusu değildir. Bilirkişilerin bu husustaki hatalı değerlendirmesi sonucunda iptal gerekçeleri hukuka uygun olmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 11 Şubat 2019 tarih ve 2017/3893 E., 2019/1017 K. sayılı içtihadı kapsamında,“…..Kanundaki yoksunluk halinin gerçekleşmesi için, gündem maddesinin, pay sahibi veya eşi veya usul ve füru ile şirket arasındaki şahsi bir işe yahut Kanunda sayılan diğer hallere dair olması gerektiği, yönetim kurulu üyelerinin ibrasının kişisel bir iş olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından, anılan Yasa hükmünün yönetim kurulu üyelerinin ibrası konusunda oy hakkından yoksunluk hali olarak değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı” yönünde verilen kararın onandığını,Topluluk  şirketlerinden ...’nın 2017 mali yılına ilişkin aynı davacılar tarafından açılan genel kurul iptal davasında; İstanbul 6 ATM 2018/906 E. 2020/75 K. 28.01.2020 tarihli kararında aynı şekilde dava konusu edilen ibra gündem maddesi hakkında iptali gerektiren bir husus olmadığının şöyle tespit edildiğini,  (Ek-7: İstanbul 6 ATM 2018/906 E. 2020/75 K. sayılı kararı ) “...'in 1.260.559.093 adet paya sahip olduğu, ibra kararlarının ... ve ...'in olumsuz oylarına karşılık ...'ın oyları ile (...'ın pay miktarı % 74,73 tür) oy çokluğu ile alındığı, ...'ın kendi ibrasında oy kullanamaması nedeni ile ibra kararının kendisi yönünden alınamadığı anlaşılmıştır. Somut olayda oydan yoksunluk halinin mevcut olmaması, karar nisabının da oluşmuş olması göz önüne alındığında ibra kararında herhangi bir aykırılık olmadığı sonucuna varılmıştır.”Aynı gerekçeler mahkemenin 2017/913 E., 2019/1645 K. sayılı ilamında da aynen yer almakta olduğunu, “…TTK'nın 436/2. maddesine göre yönetim kurulu üyeleri ile yönetimde görevli imza yetkisine haiz kişiler yönetim kurulu üyelerini ibrasında kendilerine ait paylardan doğan oy hakkını kullanamazlar. OYDAN YOKSUNLUK İLGİLİ ÜYE İÇİN GEÇERLİ OLUP YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN DİĞER YÖNETİM KURULU ÜYESİNİN İBRASINDA OY KULLANMASINI ENGELLEMEMEKTEDİR. BUNA GÖRE GENEL KURULDA 3 NOLU GÜNDEM MADDESİYLE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN TEK TEK İBRALARINDA BU KANUN MADDESİNE AYKIRI OLACAK ŞEKİLDE OY KULLANILMADIĞI ANLAŞILDIĞINDAN davacıların buna yönelik iptal taleplerinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir…”Yönetim kuruluna şirket konusu işlerle iştigal etmesi için izin verilmesine ilişkin 6 nolu genel kurul kararında ...'ın “oydan yoksunluk” ilkesi gereğince oy kullanmaması gerektiği gerekçesiyle iptaline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 6 nolu gündem maddesi kapsamında; 2 nolu başlık altında kararların teyidi savunması bakımından yapmış oldukları beyan ve itirazlarının saklı kalmak kaydıyla, 09.06.2020 tarihli genel kurulda  6 nolu gündem maddesi  de teyit edildiğinden  iptaline karar verilmesi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, İlk derece mahkemesi eksik inceleme ile teyidi savunmamızı bu madde kapsamında değerlendirmeyerek gerekçeli kararında;  \"...'ın kendisine TTK. m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararda TTK. m. 436/1 uyarınca oydan yoksun olduğu görüldüğü, bu sebeple kararın ...'a ilişkin kısmının iptali gerektiği; ...'ın diğer yönetim kurulu üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'de hâkim pay sahibi olması karşısında TTK. m. 436/1'in aradığı “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” şartının da gerçekleştiği, bu sebeple TTK. m. 395-396 izinlerinin verilmesine ilişkin kararın tamamının TTK. m. 445 uyarınca kanuna aykırılıktan iptali gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. \" diyerek bu madde bakımından iptal gerekçesini bu kez de TTK md. 436/1 uyarınca oydan yoksunluğa dayandırdığını ancak mahkemenin bu gerekçesi çok yüzeysel olup, oydan yoksunluğun bu gündem maddesi kapsamında neden uygulanması gerektiğine dair bir açıklama ya da somut olay kapsamında bir değerlendirme kararda yer almamakta olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 19.12.2019 tarihli ve 2018/1327 E., 2019/8307 K. sayılı kararında (Ek-8); rekabet yasağına aykırılık ve şirketle işlem yapma izinleri yönünden oydan yoksunluğa ilişkin hükmün geniş yorumlanarak pay sahiplerinin oy hakkının kısıtlanmaması gerektiğini, TTK 395-396 izinlerinin kişisel nitelikte iş kapsamında girmediğini içtihat etmiştir: \"Uyuşmazlık, yukarıda unvanları belirtilen anonim şirketlerin, pay sahibi bulundukları davalı anonim şirketin genel kurulunda, aynı zamanda kendilerinin hakim ortağı ve yöneticisi olan ... ve...’yi de kapsayacak şekilde, davalı şirketin yönetim kurulu üyelerine, TTK’nın 395. ve 396. maddeleri çerçevesinde izin verilmesi oylamasında oydan yoksun olup olmadıklarına ilişkindir. Mahkemece, yukarda açıklanan gerekçe ile söz konusu anonim şirketlerin yapılan genel kurul toplantısında, anılan konulardaki kararlar bakımından oydan yoksun oldukları görüşüyle sonuca varılmıştır. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın ''...'' başlıklı 436. maddesinde ''Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. '' hükmü yer almaktadır. Görüşülüp karara bağlanan gündem maddesinde, mahkemece oydan yoksun oldukları değerlendirilen anonim şirketlerin ne kendileri ile davalı şirket arasında, ne de yine bu anonim şirketlerin ortağı olduğu şahıs şirketi ile hakimiyetleri altındaki şirketler arasında kişisel nitelikte bir iş görüşülüp karara bağlanmış değildir. TTK’da oydan yoksunluk haline ilişkin mevcut düzenleme, anonim şirketin pay sahiplerinin oy hakkına ve bunun doğumuna ilişkin 434. ve 435. maddeleri gözetildiğinde istisnai nitelikte olup istisna hükümlerinin yorum yoluyla kapsamının genişletilmesi kaçınılması gereken bir yöntemdir.\"Ayrıca TTK md. 395-396 iznine ilişkin 6 nolu gündem maddesi değerlendirilirken müvekkil şirket'in aile şirketlerinden biri olduğu ve şirket'te sadece aile fertlerinin paydaş oldukları bir grup şirketi olmasının göz önünde bulundurulması gerektiğini, Bir şirkette, rekabet yasağı kaldırılmış olsa bile yöneticilerin faaliyetlerini denetleme, hesap isteme, gerekirse sorumluluğu cihetine gitme yetkileri devam etmektedir. Rekabet yasağı kaldırılmış olsa bile şirket yöneticisinin şirketin menfaatlerini koruma, sadakat ve özen yükümlülükleri her zaman devam etmektedir. Bu kapsamda değerlendirildiğinde TTK md. 395-396 izinlerine kötü niyetle olumsuz oy kullanan davacıların taleplerinde hukuki yararın bulunmadığını,Öte yandan  TTK md. 395 ve 396'ya göre yönetim kurulu üyelerine şirket konusu işlerle iştigal etme izni verilmesi hususu, bugüne kadar ... Şirketler Grubu'nda davacıların da içinde yer aldığı ve tüm pay sahiplerinin olumlu oyuyla karara bağlanan rutin bir genel kurul gündemidir. Bu kararlarla Aile Şirketi olarak idare edilen ... Şirketler Grubu'nda esasen yöneticilerin birden fazla grup şirketinde görev alabilmesi temin edilmektedir. Nitekim hissedarlar arasında yaşanan husumetlerden sonra davacılar'da  diğer azınlık hissedarla bir araya gelmek sureti ile bir kısım şirketlerde yönetimi alıp aynı kararları yönetimlerini aldıkları şirketlerde de almakta hiç bir sakınca görmemektedirler. Bu şirketlerde de davacılar TTK md. 395 ve 396' ya göre aynı kişileri yönetici yapmaktadır. Bu durum davacıların çelişkili işlem yasağına aykırı davrandıklarını göstermekte olduğunu, Ancak yerel mahkeme kararında müvekkil şirketin aynı kişilerin paydaşı olduğu  pek çok şirketten biri olduğu, topluluk şirketi hükümlerine tabi olduğu  yani esasen verilen bu iznin aile şirketlerinin yönetiminde kullanılmak üzere verilmiş olduğu  gözetilmediğini; ... bu izni şahsi olarak almamakta, kişisel bir işe ilişkin kullanmamakta sadece grup şirketleri için izin alınmakta olduğunu; yine davacıların bu aile şirketlerinden bir kısmında yönetimde oldukları ve bu şirketlerde dahi genel kurullarda TTK md. 395-396 uyarınca kendileri lehlerine  oy kullandıkları  ve  izin aldıkları yani çelişkili işlem yasağına aykırı davrandıkları gerek davaya cevap dilekçemizde gerekse bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerimizde dile getirilmiş ve delilleri dosyaya sunulmuştur. Mahkeme bu hususta da bir değerlendirme yapmadığını; bu husustaki savunmalarını değerlendirmeyen yerel mahkemenin 6 nolu gündem maddesi kapsamında vermiş olduğu iptal kararının; eksik incelemeyle verilmiş hatalı bir karar olduğunu, Mahkemenin bu hususta hatalı karar verdiğinin bir diğer göstergesi ise hem pay sahibi hem yönetim kurulu üyesi olan ...’ın bu hususta oydan yoksunluğunun sadece kendisini için değil hakimiyeti altındaki şirketler olarak tanımlanan diğer   yönetim kurulu üyeleri için de  oydan yoksun kabul edilmiş olması olduğunu, Bu hususta Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2014 tarihli ve 2014/685 E., 2014/8941 K. sayılı kararında; \"...bir yönetim kurulu üyesi kendisi ile ilgili kararın alınmasında oy hakkından yoksun ise de, bu halde diğer yönetim kurulu üyesi ile ilgili oylamaya katılabilir.... Bu itibarla mahkemece, anılan hususlar göz önüne alınmak suretiyle her bir yönetim kurulu üyesinin rekabet yasağının kaldırılması oylamasında yeterli oy nisabının sağlanıp sağlanmadığı ayrı ayrı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.\" denilerek yönetim kurulu üyesinin kendisi ile ilgili oylamaya katılmasa bile diğer yönetim kurulu üyelerinin oylamasına katılabileceğini belirtilmektedir. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararına bakıldığında ... dışındaki yönetim kurulu üyeleri için TTK md. 436/1'in aradığı “hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri” şartının  gerçekleştiği belirtilmektedir. \"Genel kurul, yönetim kurulu üyelerinin tamamı veya biri veyahut birkaçı için bu yasakların kaldırılmasına izin verebilir. Ancak, TTK'nın 395. ve 396.maddeleri çerçevesinde alınan kararlarda aynı yasanın 436/1.madde gereğince hakkında izin verilen yönetim kurulu üyesi veya üyeleri kendi lehine oy kullanamaz, diğer yönetim kurulu üyeleri için yapılan oylamada oy kullanabilirler Somut olayda, Yönetim Kurulu Başkanı ...'ın kendi yasağının kaldırılmasına ilişkin alınan kararda oy kullandığı, verdiği olumlu oylarla nisap sağlandığı, adı geçenin oy yoksunluğu haline göre kulanmış olduğu oylar dahil edilmediğinde kendisi yönünden bu kararın alınamayacağı; bu nedenle ...'a izin verilmesine ilişkin alınan kararın yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla Yönetim Kurulu Başkanı ... yönünden iptalinin gerektiği; Diğer YK Üyeleri ... A.Ş. ve ... A.Ş.'nin YK üyesi sıfatıyla rekabet ve işlem yasaklarının kaldırılmasına ilişkin alınan kararla verilen iznin TTK'nın 395.ve 396.madde gereğince yetkili organ olan genel kurulca verildiği, bu yöndeki genel kurul kararının oy çokluğu ile alındığı ve gerekli nisabın sağlandığı; bu yönetim kurulu üyelerine izin verilmesine ilişkin kararda, YK Başkanı ...'ın oy yoksunluğu halinin bulunmadığı; dolayısıyla alınan kararın kanuna, esas sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırılığından bahsedilemeyeceği anlaşıldığından, bu yönetim kurulu üyelerine izin verilmesi yönünde alınan karara yönelik iptal isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.\" diyerek oydan yoksunluğu sadece ... için değerlendirmiş olup, diğer yönetim kurulu üyeleri için oydan yoksunluğun bulunmadığına kanaat getirdiğnii, Davaya konu genel kurulda da oylamanın önceki mali yıl ile benzer şekilde yapılmasına karşın  ilk derece mahkemesinin, ...'ı diğer yönetim kurulu üyeleri için de oydan yoksun kabul etmesi, kararı bu sebeple  iptal etmesi hukuka aykırı olduğunu, Davacıların davada bu husustaki haksız iddialarından biri olan diğer yönetim kurulu üyelerinin ...'ın hakimiyetindeki şirketler olduğu gerekçesiyle onlar bakımından da oydan yoksunluğun uygulanması gerektiği yönündeki beyanlarının mahkeme tarafından hukuken nazara alınmasının hatalı kararı doğurduğunu; bu hususta aşağıda yer verilen İstanbul BAM 14. HD'nin kararında da kapsamlı bir değerlendirme yapılarak; oydan yoksunluğun hakimiyet altındaki şirket olsa dahi uygulanmaması gerektiğinin açıklandığını, İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi, 02.07.2020 tarihli ve 2018/1394 E., 2020/654 K. sayılı kararında (Ek-9) TTK 395-396 izinlerine ilişkin yapmış olduğu değerlendirme de;\"Yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağının kaldırılmasına ilişkin genel kurul kararlarıyla ilgili istinaf sebebinin incelenmesinde: İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararında, şirket yöneticilerine rekabet izni veren genel kurul kararlarının iptal gerekçesi olarak, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere bu kararların oy çokluğuyla alındığı, TTK'nın 436.maddesi gereğince oylamaya katılmaması gereken kişinin oylamaya katılması ve oylama sonucuna da bu oyun etki etmesi halinin söz konusu olduğu gibi yönetim kurulu üyelerinin aynı zamanda davalı şirket ile aynı alanda faaliyet dalında çalışan şirketlerde ortaklıklarının veya hakimiyetlerinin bulunması nedeniyle alınan izin verme kararının ana sözleşmeye, objektif iyi niyet kurallarına ve kanuna aykırı olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir.... somut olayda davalı şirketin hissedarı olan ... A.Ş.'nin oydan yoksun olduğuna dair görüşün benimsendiği ve bunun sonucunda da bu konuda alınan kararların iptali gerektiği sonucuna vardıkları anlaşılmaktadır. ...Tartışmalı olan konu, davalı şirketin ortağı olan ... A.Ş.'nin büyük hissedarının aynı zamanda davalı şirketin büyük hissedarı ve yönetim kurulu üyesi olan... olduğu, ortak şirketin davalı şirketin hakim ortağı olduğu, davalı şirketin yöneticisi ... A.Ş.'nin en büyük hissedarı ve yetkilisi olması nedeniyle, davalı şirketin ortağı olan ... A.Ş.'nin genel kurulda rekabet yasağının kaldırılması oylamasında oy hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Yukarıda anılan TTK'nın 436/1.maddesinde kimlerin oydan yoksun olduğu sınırlı olarak sayılmıştır. Esas olan ortaklıktan doğan hakların kullanılması olup, hangi durumlarda ortağın bu haktan yoksun olduğunu düzenleyen hükümler istisnai hükümlerdir. Hakkın kullanılmasını engelleyen bu hükümlerin sınırlayıcı nitelikte düzenlemeler olup dar yorumlanması, yorum yoluyla genişletilmemesi gerekir. Kanun maddesi oydan yoksunluk halini, şirket ile ortak veya onun alt ve üst soyu ya da ortağı olduğu şahıs şirketi veya hakimiyeti altındaki sermaye şirketi arasındaki kişisel nitelikteki bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin konularla sınırlandırmıştır. Somut olaydaki yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağının kaldırılması konusu, davalı şirket ile dava dışı ... A.Ş.arasındaki kişisel nitelikteki bir iş veya işlem olarak kabul edilemez. Çünkü bu karar davalı şirketin kendi yönetim kurulu üyesinin rekabet yasağıyla ilgili olup dava dışı ... A.Ş.ile şahsi nitelikteki bir işe veya işleme ilişkin değildir. Davalı şirketin .... A.Ş.ile olan ticari ilişkisi de bu yorumu değiştirmez. Aksi yorumun kabulü ortaklıktan doğan oy kullanma hakkını, ortaklar arasındaki eşit işlem prensibini ve anonim şirketin temel yapısını ortaya koyan ilkeleri zedeler. Özellikle anonim şirketlere hakim olan ilkelerden çoğunluk ilkesi uyarınca anonim şirket çoğunluk ilkesine göre yönetilmelidir. Bu ilke genel kurulda pay sahibinin ortaklık işlerine ait haklarını kullanırken önem taşır ve genel olarak oyların sermaye payına göre kullanılmasıyla kararların alınacağı esasına dayanır. Yine anonim şirkete hakim ilkelerden \"Haklardan sermayeye katılma oranına göre yararlanma\" ilkesi uyarınca anonim şirketlerde ortağa ilişkin hakların ölçüsü sermayeye katılma oranına göre belirlenir. Yani bir kişi anonim şirkette esas sermayeye ne kadar çok oranda katılırsa o kadar çok rizikoya katlandığından, aynı oranda ortaklık gücüne sahip olması gerekir (Prof.Dr.Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Genel Esaslar, 5. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara - 2017, s.275-277). ...Bu açıklamalara göre, somut olayda ihtilafsız olduğu üzere yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağının kaldırılması oylamasında yönetim kurulu üyelerinin oydan yoksun olup oy kullanmadıkları, davalı şirketin ortağı olan ve ayrı bir tüzel kişilik olan ... A.Ş.'nin oydan yoksunluğunun bulunmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesinin bu konudaki hukuki gerekçelerinin isabetli olmadığı, rekabet izni verilmesine dair her iki genel kurulda alınan kararların gerekli nisaplarla alındığı, kararların içerik olarak da kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kuralına aykırılığından da söz edilemeyeceği kanaatine varılmıştır.\"Bu emsal karar kapsamındaki değerlendirmelere de bakıldığında; müvekkil şirket nezdinde TTK 395-396 uyarınca ...'ın oydan yoksun kabul edilmesi; hem pay sahipleri arasındaki \" eşit işlem ilkesine\" hem anonim şirketlerdeki \"çoğunluk ilkesine\" hem de \"ortaklıktan doğan oy kullanma hakkına\" aykırı olduğunu; müvekkili şirkette bu kapsamda verilen izinlerin \"kişisel nitelikte bir iş için\" verilmiyor olması da göz önünde bulundurulduğunda ilk derece mahkemesince verilen karar haksız ve hukuka aykırı olduğundan, 6 nolu gündem maddesi kapsamında verilen iptal kararının kaldırılmasını arz ve talep ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; davacıların haksız iddia ve ithamlarla ikame ettiği işbu dava nedeniyle Müvekkili Şirketin her türlü zarar-ziyan, tazminat hak ve talepleri saklı tutularak,  daiemizce resen nazara alınacak sair hususlar çerçevesinde; icranın geri bırakılması talepli istinaf başvurularının kabulü ile, haksız, hukuki temelden yoksun ve kötü niyetle ikame edilen işbu davada yeniden yapılacak yargılama ile yukarıda arz ve izah edilen usule ve esasa ilişkin sebepleri ile, Asıl Ve Birleşen Davada; 05/05/2020 tarihli  genel kurulda alınan \"gündemin 3, 4 ve 6 nolu kararların iptaline\" ilişkin haksız ve hukuka aykırı yerel mahkeme hükmünün kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davanın tümüyle reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl dava; davalı şirketin 05/05/2020 tarihli 2019 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan 3 nolu 2019 yılı şirket bilançosunun onaylanması ve yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerine yeniden seçilerek ücret ödenmesi teklifinin reddine ilişkin kararının, 4 nolu ...'ın ibra edilmemesine ilişkin karar dışında diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna yetki verilmesi talebinin reddine ilişkin kararın, 6 nolu yönetim kurulu üyelerinin şirket konusu işlerle iştigal etmelerine müsaade edilmesinin onaylanmasına dair kararın butlanının tespitine, Mahkemenin aksi kanaatte olması halinde iptaline, birleşen dava; asıl davada iptali talep edilen genel kurul kararların yanında toplantının 2 nolu maddesinin iptaline ve 3 nolu maddede yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerine yeniden seçilerek ücret ödenmesi teklifinin reddine ilişkin kararının alınmış sayılmasına, 4 nolu maddede yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna yetki verilmesi kararının alınmış sayılmasına karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kabulüne ve birleşen davanın kısmen kabulüne, davalı şirketin 05/05/2020 tarihli genel kurulunda alınan 3, 4 ve 6 nolu kararların iptaline, birleşen davada; 2 nolu gündem maddesi ile ilgili iptal talebinin ve Mahkemece genel kurulun yerine geçerek karar alınamayacağından, davacıların yeni yönetim kurulu seçilmesine ilişkin ve şirket yönetim kurulu sorumluluk davası açılmasına ilişkin kararın alınmış sayıldığının tespiti taleplerinin reddine, karar verilmiş ve asıl davada ve birleşen davada verilen karara karşı davalı vekili ve birleşen davada verilen karara karşı birleşen dava davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Mahkemece gerekçeli kararda da isabetli bir şekilde belirtildiği üzere dava konusu olağan genel kurul toplantısında 2 nolu maddede yönetim kurulu faaliyet raporunun okunduğu ve müzakere edildiği, söz konusu maddede yokluk/ butlan/ iptale konu herhangi bir karar alınmadığı anlaşılmakla birleşen davada söz konusu maddenin iptaline ilişkin dava açmakta hukuki yarar bulunmadığından, Mahkemece davalı şirketin genel kurulu yerine geçerek karar alması mümkün olmadığından 3 nolu maddede yönetim kurulu üyelerinin görevden alınması ve yerine yeniden seçilerek ücret ödenmesi teklifinin reddine ilişkin kararının alınmış sayılmasına, 4 nolu maddede yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açılması ve bu amaçla yönetim kuruluna yetki verilmesi kararının alınmış sayılmasına ve genel kurulda alınmayan kararların alınmış sayıldığının tespitine karar verilmesi yasal olarak mümkün olmadığından Mahkemece birleşen davada bu taleplerin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup, birleşen davada davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Asıl davada ve birleşen davada davacılar tarafından ilk olarak; şirketler topluluğu içerisinde bulunan davalı şirketin ve hakim teşebbüs konumunda bulunan ortaklarından ...'ın şirketin eski ortaklarından ...'ın şirkette sahip olduğu % 16,53 hissesinin tamamını devraldığını ve ...'ın pay oranı davalı şirketin sermayesinin % 33'ünü geçecek şekilde arttığını, ancak devirden sonra TTK'nın 198 maddesindeki bildirim ile tescil ve ilan yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ve bu sebeple  TTK'nın 198/2 maddesi uyarınca  ilgili paylara ait oy hakkı dâhil, diğer hakların donduğunu, buna rağmen ortak ...'ın dava konusu olağan genel kurulunda devir alınan ancak donmuş konumda bulunan paylara ilişkin oy hakkını kullandığını ve dava konusu kararların alındığını, bu sebeple alınan kararların yokluk veya butlan veya iptal yaptırımına mahkum olduğu ileri sürülmüştür. TTK'nın 418 maddesine göre Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır. Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır. İlk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde, ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. Kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir.TTK'nın 198. maddesine göre Bir teşebbüs, bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmibeşini, otuzüçünü, ellisini, altmışyedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olduğu veya payları bu yüzdelerin altına düştüğü takdirde; teşebbüs, durumu söz konusu işlemlerin tamamlanmasını izleyen on gün içinde, sermaye şirketine ve bu Kanun ile diğer kanunlarda gösterilen yetkili makamlara bildirir. Payların yukarıda belirtilen oranlarda kazanılması veya elden çıkarılması, yıllık faaliyet ve denetleme raporlarında ayrı bir başlık altında açıklanır ve sermaye şirketinin internet sitesinde ilan edilir. Payların yüzdelerinin hesaplanmasında 196 ncı madde uygulanır. Teşebbüsün ve sermaye şirketinin yönetim kurulu üyeleriyle yöneticileri de, kendilerinin, eşlerinin, velayetleri altındaki çocuklarının ve bunların, sermayelerinin en az yüzde yirmisine sahip bulundukları ticaret şirketlerinin o sermaye şirketindeki payları ile ilgili olarak bildirimde bulunurlar. Bildirimler yazılı şekilde yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Birinci fıkrada öngörülen bildirim ile tescil ve ilan yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece, ilgili paylara ait oy hakkı dâhil, diğer haklar donar. Bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesine dair diğer hukuki sonuçlara ilişkin hükümler saklıdır. Somut uyuşmazlıkta; davalı şirket tarafından şirketler topluluğu içerisinde olduğu ve  ...'ın hakim teşebbüs konumunda olduğu kabul edildiği gibi, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da bu husus tespit edilmiştir. ... tarafından devralınan % 16,53 hisse ile toplam pay oranı % 42,74'e ulaşmıştır. Bu durumda payın devralınmasından itibaren yukarıdaki maddede belirtilen bildirim ile tescil ve ilan prosedürünün yerine getirilmesi gerekirken söz konusu yükümlülüğün dava konusu genel kurul toplantısından önce yerine getirilmediği ve genel kuruldan sonra yerine getirildiği, bu durumda aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen emredici hüküm uyarınca devralınan paylara ilişkin oy hakları dahil diğer hakların donduğu sabittir. Buna rağmen dava konusu genel kurul toplantısında ... tarafından devralınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkı kullanılarak adı geçen kararlar alınmıştır. Bu durumda donan oylar hesaba katılmaksızın toplantı ve karar yeter sayısının oluşup oluşmadığı irdelenmesi gerekmektedir. ... tarafından devir alınan oylar hesaba katılmadığında dahi toplantı yeter sayısının oluştuğu anlaşılmakla toplantı yeter sayısından herhangi bir kanuna aykırılık bulunmamaktadır. Mahkemece gerekçeli kararda da isabetli bir şekilde belirtildiği üzere karar nisabı yönünden ise devir alınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkının kullanılmaması halinde oluşan karar yeter sayıları dikkate alındığında kararların alınması için kanunda öngörülen yeter sayıları oluşmamıştır. Bunun yanında TTK'nın 436/2 maddesi uyarınca yönetim kurulu üyeleri birbirlerinin ibrasında oydan yoksun olmalarına rağmen ...'ın diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasında oy kullanması ve kullanılan oylar hesaba katılmadığında ibra kararına ilişkin karar yeter sayısının oluşmayacağı, yine TTK'nın 436/1 maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerine TTK'nın 395. ve 396. maddeleri uyarınca faaliyet izni verilmesine ilişkin kararda ...'ın kendisi adına ve hakimiyeti altındaki sermaye şirketleri adına oydan yoksun olmasına rağmen oy kullanması ve kullanılan oylar hesaba katılmadığında anılan kararın alınmayacağı anlaşılmakla bu sebeple de söz konusu kararlara ilişkin karar yeter sayısı oluşmamıştır. Tüm bu hususlar dikkate alındığında Mahkemece dava konusu olağan genel kurul toplantısında alınan kararlar yönünden karar yeter sayılarının oluşmadığına ilişkin kabulü isabetli olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.  Ancak karar yeter sayısının oluşmaması halinde kararın yokluk yaptırımına mı tabi olduğu, yoksa iptal yaptırımına mı tabi olduğu hususunda Yargıtay farklı içtihatlar oluşturmuştur. Ancak geçersiz oylar ilave edilerek dahi olsa şeklen, kanunda düzenlenen karar nisabına uygun olarak alınmış bir karar mevcut olduğundan Dairemizce kararın yokluk yaptırımına değil, iptal yaptırımına tabi olduğu kanaatine varılmıştır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5897 esas ve 2024/7689 karar sayılı güncel ilamı) Davalı tarafından söz konusu kararların daha sonradan alınan genel kurul kararı ile teyit edildiği ve davacıların dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı ve iyi niyetli olmadıklarına ilişkin savunmalarının da sonuca etkisi  bulunmadığından davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, tarafların istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince  AYRI AYRI  ESASTAN REDDİNE,  <br>ASIL DAVA YÖNÜNDEN:2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 ‬TL harcın mahsubu ile bakiye 534‬,70 TL harcın davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, <br>BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN:6-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,7-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından yatırılan 80,70TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına,8-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacılar tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davacılardan  tahsili ile hazineye gelir kaydına,9-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 10-Artan gider avansı bulunması halinde kararın kesinleşmesine müteakiben yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/02/2025  tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5231226fab7571bf","SID":"d1723426c74d8749"}}