{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1113 Esas<br>KARAR NO:2025/160 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2022/9 Esas- 2022/180 Karar<br>TARİH:09/03/2022<br>DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtrazın İptali)<br>KARAR TARİHİ:06/02/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılar hakkında girişilen icra takibinde yetki itirazlarının yerinde olmadığını, HMK'nın 10. maddesi hükmüne göre akdin ifa edileceği adrese göre İstanbul Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunu, müvekkili banka alacaklarında 20 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğundan davanın süresinde açılmış olduğunu, müvekkili bünyesinde birleştirilen... A.Ş. tarafından davalılardan ... A.Ş.'ye diğer davalıların kefaletiyle kredi kullandırıldığını, borçlulara gönderilen Beşiktaş ... Noterliği'nin 31.03.2016 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtar ile kullandırılan Avusturya ülke kredisinden kaynaklanan komisyon borçlarının ödenmemesi nedeniyle 70.860,88 EUR borcun ödenmesini, aksi halde temerrüt faizi uygulanacağının bildirildiğini, ihtarın tebliğine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığından ... sayılı dosyası ile takibe geçildiğini ancak davalıların itirazı ile takibin durduğunu, itirazların yerinde olmadığından iptallerinin gerektiğini, zira davalılardan .... A.Ş.'nin 04.08.2016 tarihi itibarıyla 74.564,42 TL borcunun bulunduğunu, ödeme yapılmadığından sözleşmenin 24. maddesine göre temerrüt faizi uygulanmasında bir hata bulunmadığını beyanla davalıların haksız ve yersiz itirazlarının iptaline, davalıların icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı... vekili cevap dilekçesinde özetle; HMK yetki kuralları gereği Antalya Mahkemeleri  ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararına göre davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve bu sürenin de geçtiğini, Yargıtay'ın fona devredilen Türk Ticaret Bankası alacağının fon alacağı niteliğinde olmadığından 20 yıllık zamanaşımına tabi olmadığını içtihat ettiğini, davacının iddia ettiği gibi bir alacağı bulunmadığı gibi faiz hesaplamasının da hukuk ve hakkaniyetle bağdaşmadığından talebinin reddinin gerektiğini beyanla davanın yetki ve zamanaşımı yönünden reddine, mesnetsiz davanın esastan reddine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar ... A.Ş. ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlıkta İstanbul İcra Dairelerinin yetkili olmadığını, davacının alacağının fon alacağı olmadığını, davacının alacağının zamanaşımına uğradığını, alacak iddiası ve faiz taleplerinin de dayanaksız olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 09/03/2022 tarih 2022/9 Esas- 2022/180 Karar sayılı kararında;\"Mahkememizce 2017/123 Esas sayılı dava dosyasında kaldırma ilamı öncesinde; \"....Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Bölge Adliye Mahkemesi ilamında, davalı asıl borçlu şirket ... A.Ş.' nin süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zaman aşımı definde bulunmasına rağmen zaman aşımı hakkında olumlu ya da olumsuz olarak herhangi bir değerlendirme yapılmaması sebebiyle mahkememiz kararının kaldırıldığı anlaşılmakla,  hem istinaf ilamının gereğinin yerine getirilmesi hem de zaman aşımı hakkında esasa girilmeden evvel inceleme yapılması noktasındaki yasal zorunluluk (HMK m.142) karşısında zaman aşımı definin incelenmesine geçilmiştir. Davalı asıl borçlu ... A.Ş ile davacı bankaya devren birleştirilen... A.Ş arasında 1998 yılı içerisinde birden fazla genel kredi sözleşmelerinin akdedildiği, işbu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan kredi alacaklarının Beşiktaş ... Noterliğinin 31/03/2016 tarih ve ...yevmiye numaralı kat ihtarnamesiyle kredi hesaplarının kat edildiği, dolayısıyla genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan kredi alacaklarının 31/03/2016 kat tarihi itibariyle muaccel hale geldiği, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca ...'ye devredilen bankalar yönünden kredi alacaklarının fon alacağına dönüştüğü, ... A.Ş.' nin 2001 yılında...' ye devredilen bankalar arasında yer aldığı, dolayısıyla anılan kanun uyarınca fon alacakları için 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olduğu, bilindiği üzere zaman aşımının başlangıcının alacağın muaccel olduğu tarih itibariyle sürenin işlemeye başlayacağı, bu bağlamda somut olayda alacağın muaccel olduğu kat tarihi (2016) ile eldeki dava tarihi (2017) nazara alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığı açıktır.Öte yandan, davalı asıl borçlu vekili somut olayda 10 yıllık zaman aşımı süresinin uygulanması gerektiğini, alacağın fon alacağı niteliğinde olmadığını belirtmiş ise de; davalı asıl borçlu şirket ile genel kredi sözleşmesinin akdedildiği... A.Ş.' nin 2001 yılında ...' ye (fona) devredilen bankalar arasında olduğu, ... A.Ş.' nin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte Fona devredildiği, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca fona devredilen bankalar yönünden alacakların fon alacağına dönüşeceğinin yasanın emredici hükmü olduğu, kaldı ki aksi durum kabul edilse dahi genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacakların kredi hesaplarının kat edildikleri tarih itibariyle muaccel hale gelecekleri, zaman aşımının başlangıcının ise ancak kredi alacağının muaccel hale gelmesinden sonra sürenin işlemeye başlayacağı, bu halde genel kredi sözleşmesi 31/03/2016 tarihi itibariyle kat edildiğinden 10 yıllık zaman aşımı süresi dolmadan 08/02/2017 tarihinde davanın açılması karşısında yine zaman süresi dolmayacağından davalı asıl borçlu şirket vekilinin zaman aşımı itirazı yerinde görülmemiş, reddine karar verilerek esasın incelenmesine geçilmiştir.Hemen belirtmek gerekir ki, Mahkememizce istinaf ilamı öncesinde yapılan yargılama sonucunda verilen karar ve gerekçe aynen benimsenmiştir. Zira, istinaf mahkemesince davalı asıl borçlu şirketin zaman aşımı defi dışında mahkememiz kararının esasına ilişkin bir inceleme yapılmamıştır. Ancak, hem asıl borçlu hem de müteselsil kefiller yönünden yeniden gerekçeli karar oluşturulması zorunluluk arz ettiğinden ayrı ayrı değerlendirme yapılması ve gerekçe yazılması zorunludur. <br>I. DAVALI MÜTESELSİL KEFİLLER ... VE ... YÖNÜNDEN:6098 sayılı TBK'nin 598/3. maddesine göre, bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yıl geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalkar.Davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğu birden fazla genel kredi sözleşmesi akdedilmiştir. Taraflar arasındaki bütün genel kredi sözleşmeleri 1998 yılında imzalanmıştır. Dosya içinde bulunan bilirkişi raporunda genel kredi sözleşmelerinin tarihleri ayrıca yazılı olarak ifade edilmiştir. Bu bağlamda, taraflar arasında akdedilen en son tarihli genel kredi sözleşmesi 28/07/1998 tarihli olup, işbu genel kredi sözleşmesinden sonra başka bir genel kredi sözleşmesi akdedilmemiş ve 28/07/1998 tarihli genel kredi sözleşmesine davalılar ... ve... müteselsil kefil sıfatıyla kefil olmuşlardır. Bu halde, davalı kefillerin sorumluluğuna gidilebilmesi için dava konusu kredi alacaklarının dayanağı olan kredi sözleşmesinin en son sözleşmenin imzalandığı 28/07/1998 tarihiyle olduğu, davalıların en geç 28/07/2008 tarihi itibariyle bu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan kefalet yükümlülüğünün kendiliğinden sona erdiği kabul edilmelidir. 6101 sayılı TBK'nin Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 1. maddesine göre kural olarak, TBK'nin yürürlüğü girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği ancak temerrüt, sona erme ve tasfiye konularında TBK'nin uygulanacağı düzenlemesi getirilmiştir.6101 sayılı kanunun 5. maddesine göre, TBK'nin yürürlüğü girmesinden önce başlamış hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri eski kanun hükümlerine göre tabi olmaya devam eder, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı TBK'de öngürülen süreden uzun ise yürürlüğünden başlayarak TBK'de öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur.6101 sayılı kanunun 5/2. maddesine göre, TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahipleri TBK'nin yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar, ancak bu ek süre TBK'de öngörülen süreden daha uzun olamaz. 6101 sayılı kanunun 6. maddesine göre, bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde TBK'de öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır. 6101 sayılı kanunun 6.maddesinin gerekçesinde de; \"süreye bağlı hak\" ile \"hak düşürücü süre\"lerin  farklı kavramlar olduğu, süreye bağlı haktaki sürenin, kanunda bu hakkın varlığını sürdürmesi için öngörülmüş olan bir süre olduğu, \"süreye bağlı hak\"taki sürenin, ne zamanaşımı süresi ne de hak düşürücü süre olduğu, bu nedenle de Türk Borçlar Kanununda süreye bağlı haklar için öngörülen süreler hakkında 5 inci maddesinin kıyas yoluyla uygulanacağı ve hak sahibinin, bir yıllık ek süreden yararlanabileceği...\" vurgulanmıştır. ....Davaya konu somut olayda, yukarıda ifade edildiği gibi  kefaletin oluştuğu tarih  28/07/1998 'dir. Zira, taraflar arasında imzalan en son tarihli genel kredi sözleşmesi 28/07/1998 tarihinde imzalanmıştır.  Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yıl geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağından (TBK m.598/3) TBK'nın 598/3 maddesindeki 10 yıllık süre, TBK'nın yürürlüğü girmesinden önce 28/07/2008 tarihinde dolmuştur.Yasanın düzenleniş şekli ve öğretideki görüşler dikkate alındığında, 10 yıllık sürenin zamanaşımı süresi olmadığı, 10 yıllık sürenin geçmesi ile kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığı kabul edilmelidir.Bu sürenin hak düşürücü süre mi yoksa kefaletten kaynaklanan talep hakkının, süreye bağlı bir hak  mı olduğu hususu tartışmalı ise de her iki halde de sonucun değişmeyeceği, zira kefaletteki 10 yıllık sürenin, hak düşürücü süre olduğu kabul edildiğinde 6101 sayılı kanunun 5. maddesinin doğrudan, süreye bağlı hak olduğunun kabulü halinde ise aynı kanunun 6. maddesi yollamasıyla dolaylı olarak uygulanması gerektiği açıktır.TBK'nın yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle kefaletin TBK'nin 598/3. maddesi gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı kanunun 5. maddesi gereğince ek sürenin de 01/07/2013 tarihi itibariyle dolduğu, iş bu itirazın iptali davasına dayanak takibin 01/07/2013 tarihinden sonra başlatıldığı anlaşılmakla kefiller hakkındaki davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir (Konuya ilişkin aynı gerekçe, emsal karar ve bilgi için bakınız. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2018/506 E., 2019/331 K.).<br>II. DAVALI ASIL BORÇLU ... SANAYİ A.Ş. YÖNÜNDEN:İstinaf ilamı uyarınca yukarıda gerekçeli ve ayrıntılı olarak ifade edildiği üzere, davalı asıl borçlu şirketin zaman aşımı itirazlarının yerinde olmadığı açıklanmıştır.Davacı bankaya devren birleştirilen... A.Ş. ile davalı asıl borçlu ... A.Ş. arasında 1998 yılı içerisinde birden fazla genel kredi sözleşmelerinin akdedildiği, diğer davalıların iş bu genel kredi sözleşmelerine müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kefil oldukları, davalı asıl borçlunun genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borçlarını sözleşmede kararlaştırılan şekilde davacı bankaya geri ödeyememesi üzerine Beşiktaş ... Noterliği'nin 31/03/2016 tarih, ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi ile genel kredi sözleşmesinin ve kredi hesaplarının kat edildiği, davalı asıl borçluya kredi hesap kat ihtarnamenin 05/04/2016 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamenin tebliğ tarihi ve verilen mehil dikkate alındığında davalı asıl borçlunun 08/04/2016 tarihi itibariyle temerrüte düştüğü ancak genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacakların ödenmemesi sebebiyle bu sefer davacı bankanın davalı asıl borçlu ve müteselsil kefiller hakkında ... sayılı takip dosyası üzerinden icra takibine giriştiği, ancak davalı asıl borçlunun ve müteselsil kefillerin icra takibine karşı itirazda bulunmaları sebebiyle takibin durduğu, davacı bankanın duran takibe devam edilmesi ve alacağın tahsili amacıyla iş bu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacaklarının hesaplanmasına için dosya bankacılık alanında uzman bilirkişi ...' e tevdi edilmiş, bankacı bilirkişi 19/02/2018 tarihli kök ve itirazlar doğrultusunda hazırladığı 29/06/2018 tarihli ek raporunu dosyaya sunmuştur. Bu kapsamda, icra takip tarihi olan 04/08/2016 tarihi itibariyle davacı bankanın asıl borçludan 70.943,35 Euro asıl alacak, 3.488,05 Euro işlemiş faiz, 174,40 Euro gider vergisi olmak üzere 74.605,80 Euro alacaklı olduğu ve asıl alacağa %15 temerrüt faizi yürütebileceği, ancak davacı bankanın icra takibinde hesaplanan alacak tutarından daha az miktarda alacak isteminde bulunduğu, bu nedenle davacının talebi ile bağlı kalınarak asıl borçlu yönünden takibin 70.943,35 Euro asıl alacak, 3.448,64 Euro işlemiş faiz, 172,43 Euro gider vergisi olmak üzere toplam 74.564,42 Euro alacaklı olduğu, genel kredi sözleşmesininin 24. maddesi kapsamında davacının asıl alacağa %15 oranında temerrüt faizi yürütebileceğinden denetime elverişli bankacı bilirkişinin kök raporu doğrultusunda itirazın iptaline karar vermek gerekmiştir. Bankacı bilirkişinin kök ve ek raporunun denetime açık ve gerekçeli olduğu, bilimsel tespitlerin sözleşme hükümleri dikkate alınarak yerinde ve doğru olarak tartışıldığı, asıl alacak ve diğer feri kalemlerinin hesaplamasında bilimsel ya da maddi hata bulunmadığı, davalıların itirazlarının ek raporda isabetli şekilde belirtildiği üzere yerinde olmaması karşısında rapor hükme esas alınmıştır.İcra inkar tazminatı talebi bakımından, alacağın likit ve muayyen olduğu, İİK 67.maddesindeki icra inkar tazminatına yönelik yasal koşulların oluştuğu görülmekle davacı banka lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Ancak, eldeki itirazın iptali davasına temel teşkil eden takip dosyasında alacağın yabancı para cinsinden talep edilmesi karşısında, yerleşik Yargıtay uygulamaları gereğince icra inkar tazminatına takip tarihindeki TL kur karşılığı hesap edilerek bu tutar üzerinden (%20 oranında) icra inkar tazminatı takdir edilmiştir. Söz gelimi, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/1997 Esas, 2020/852 Karar sayılı ilamında \"..., kabul edilen miktara göre Euro'nun takip tarihindeki TL karşılığı (1 Euro=2.804 TL) üzerinden hesaplanan miktarın % 20'si olan 12.477,80 TL icra inkar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine  karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve temyiz edenin sıfatına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,..\" şeklinde benzer olarak bu husus vurgulanmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın kısmen kabul kısmen reddi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,''Davanın KISMEN KABUL KISMEN REDDİ ile; 1-Davalı asıl borçlu ... Şirketi yönünden davalının ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile, takibin bu davalı bakımından 70.943,35 Euro asıl alacak, 3.448,64 Euro işlemiş faiz ve 172,43 Euro BSMV olmak üzere toplam 74.564,42 Euro üzerinden; asıl alacak (70.943,35 Euro) tutarına takip tarihinden itibaren borç tamamen ödeninceye kadar yıllık %15 oranında temerrüt faizi ve bu tutarın %5 gider vergisi uygulanmak suretiyle DEVAMINA,2-Davalı müteselsil kefiller ... ve ...yönünden açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE, 3-Alacağın likit ve muayyen olduğu anlaşılmakla asıl alacak 74.564,42 Euro'nun 04/08/2016 takip tarihindeki (1 Euro=3,3798 TL) karşılığı olan 252.012,83 TL'nin %20'si oranındaki 50.402,56 TL icra inkar tazminatının davalı ... A.Ş'den alınarak davacıya VERİLMESİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı ... A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili bankanın, yönetimi ve denetimi Fon tarafından yürütüldüğünden 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 19.10.2005 tarihli, 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 140. maddesi ve mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesinin 5/c maddesi uyarınca her türlü harçtan muaf olduğunu;Yerel Mahkeme kararının davanın reddine ilişkin kısımlar yönünden kanuna ve usule aykırı olup, kaldırılması gerektiğini, öncelikle, müvekkili banka aleyhine hükmedilen vekalet ücreti yönünden istinaf talebinin kabulü gerektiğini, davalılar ... ve... yönünden, davanın hak düşürücü süre yönünden reddedildiğini ancak buna rağmen maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin kanuna ve usule aykırı olduğunu; Mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde, davanın hak düşürücü süre yönünden reddi halinde, karşı tarafa ancak maktu vekalet ücretine hükmedileceğini, dava süreden red edildiğinden ve hak düşürücü süre de dava ön şartı olduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 8. maddesi gereğince davalılar lehine hükmedilecek vekalet ücretinin maktu vekalet ücretini geçemeyeceğini, bu nedenle, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücreti hatalı/fazla tespit edilmiş olması sebebiyle istinaf talebinin kabulünü talep ettiklerini;Davanın, davalılar ...ve ... yönünden hak düşürücü süre yönünden reddinin kanuna ve usule aykırı olduğunu, Mahkeme kararında gerçekleştiği iddia edilen hak düşürücü sürenin kanun ile düzenlenmediğini, Mahkeme ilamında kısaca; 6098 sayılı TBK nun 598/3. maddesinde düzenlenen kefaletin 10 yıl ile sınırlandırıldığına ilişkin hükmün, bu kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 5/2 maddesi ile öngörülen 1 yıllık ek sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu, ... ve ... yönünden hak düşürücü süre yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığını, 6098 sayılı TBK nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 6. maddesi gerekçesinde öngörülen sürenin hak düşürücü ya da zamanaşımı süresi olmadığı, süreye bağlı hak olduğunun açıkça ifade edildiğini;İşbu kanun ile öngörülen sürenin süreye bağlı hak olduğu 6101 SK. nun 6. madde gerekçesinde de açıklanmasına rağmen, Mahkeme tarafından hak düşürücü süre olarak kabul edilmesinin işbu kanun hükmünün ihlali olduğunu, Kanun ile düzenlenen 1 yıllık süreye bağlı hak kullanımının, dava konusu uyuşmazlık açısından sözkonusu olmadığını, Kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce 10 yıllık kefalet süresi dolmuş olan kefaletlerin 5. maddeye tabi olmayacağını, 01.07.2012 tarihinden önce kefalet süresi 10 yılı doldurmuş olanların kanun gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere 818 sayılı Kanuna tabi olmaya devam edeceklerini;Davalılar açısından da kefaletlerin 1998 yılında başladığı gözönüne alındığında 6098 sayılı TBK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinde 10 yıllık sürenin çoktan dolduğunu, bu nedenle 1 yıllık süreye bağlı hakkın kullanılması mümkün olmayıp, 01.07.2013 tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin gerçekleştiğinden bahsetmenin mümkün olmadığını, davalılar açısından 818 sayılı BK ile öngörülen sürelerin geçerli olduğunu, Mahkemenin kanuna aykırı olarak verdiği kararın kaldırılması gerektiğini, Doktrinde de 01.07.2012 tarihinden önce 10 yıllık kefillik süresi dolan kefaletlerin 818 sayılı BK'na tabi olduğunun kabul edildiğini, Mahkeme ilamında da yer verilen doktrin görüşlerinin somut olayı izah etmediğini;Müvekkili bankanın ... kapsamında bir banka olup, 5411 SK'nun 141 maddesi ile düzenlenen 20 yıllık zamanaşımı davalılar açısından da geçerli olduğunu, ...’nun 15.06.2001 tarih ve 346 sayılı kararı gereği ... A.Ş. ve... A.Ş.'nin tüm aktif ve pasifi ile ... A.Ş. bünyesinde devren birleştirildiğini, ...'nun 20.03.2002 tarih ve 653 kararı ile ... .A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş.'... A.Ş., ... .A.Ş. ve... A.Ş.'nin ... A.Ş. bünyesinde devren birleştirildiğini ve yine ...'nun 26.09.2002 tarih ve 826 no'lu kararı ile ... A.Ş.'nin ... A.Ş. bünyesinde külli halefiyet prensipleri çerçevesinde devren birleştirildiğini;Görüleceği üzere müvekkili banka, ... kapsamında bir banka olup, 5411 sayılı kanunun 141. maddesi sebebiyle banka alacaklarında 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olduğunu, bunun yanı sıra yukarıda izah edilen davalıların kefaletine ilişkin koşulların 818 sayılı Kanuna tabi olduğunu, bu kanun ile kefalet açısından ayrı bir zamanaşımı süresinin öngörülmediğini, müvekkili banka açısından öngörülen 5411 SK'nun 140. maddesi ile düzenlenen 20 yıllık zamanaşımı süresinin tüm davalılar açısından geçerli olduğunu, davalıların zamanaşımı süresinin ise hesabın kat edildiği ve davalıların temerrüde düşürüldüğü Beşiktaş 17. Noterliği'nin 28.12.2011 tarihli ... yevmiye nolu ihtarnamesinden itibaren başladığını, bu nedenle Mahkemenin kanuna aykırı kararının kaldırılması gerektiğini;Mahkeme ilamında, temerrüt faiz oranının eksik belirlendiğini, müvekkili banka tarafından Genel Kredi Sözleşmesine uygun şekilde faiz oranının %20 olarak talep edildiğini, bunun dayanağı olan 10.06.2016 tarih ve 82 sayılı Yönetim Kurulu kararının dosyada mübrez olup, bilirkişinin temerrüt faizini %15 olarak eksik tespit etmesinin hatalı olduğunu, zira, müvekkili banka tarafından, kanuna, genel kredi sözleşmesine uygun olarak 08.04.2016 temerrüt başlangıç tarihi ile 10.06.2016 temerrüt faiz oranı değişiklik tarihi arasında 63 günlük süre için % 10 temerrüt faizi oranından 10.06.2016 temerrüt faiz oranı değişikliği tarihinden 74.564,42-EURO takip bakiyesi hesaplandığını beyanla İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/9 E. 2022/180 K. Sayılı 09/03/2022 tarihli kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının kaldırılmasına, yargılama yapılarak itirazları doğrultusunda davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...  Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle;İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen ilk kararın Dairemizin ... ve ... Karar sayılı ilamıyla ortadan kaldırıldığını, İlk derece mahkemesinin anılan kararında davalıların zamanaşımı defileri konusunda müspet ya da menfi bir karar verilmemiş olması nedeniyle ilamın ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, yeni esasa kaydedilen ve tekrar yapılan yargılamada İlk derece Mahkemesi tarafından davalıların zamanaşımı definin reddine karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, İlk Derece Mahkemesi kararının medeni yargılama hukuku ve maddi hukuk normları bağlamında birçok yönden açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu;İlk Derece Mahkemesi tarafından davacı tarafından Beşiktaş 17. Noterliğinin 31.03.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile kredi hesaplarının kat edildiği ve 31.03.2016 tarihi itibariyle alacağın muaccel hale geldiği, bu sebeple uyuşmazlık konusu alacağın zamanaşımına uğramadığı gerekçesiyle davalıların zamanaşımı defilerinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının iddialarının kabul edildiği anlamına gelmemesi kaydıyla, uyuşmazlık konusu alacağın doğum tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun zamanaşımını düzenleyen maddelerinin;\"İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.\" (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 90. maddesi) \"Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar.\" (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 149. maddesi)\"Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.\" (818 Sayılı Borçlar Kanununun 128. Maddesi)\" şeklinde olduğunu;Yukarıdaki zikredilen emredici nitelikteki kanun maddeleri gereğince alacak bildirim şartına bağlanmış ise zamanaşımının muacceliyet ihbarının yapılabileceği günden itibaren işlemeye başlayacağını, konuya ilişkin emsal nitelikteki Yargıtay kararları ile öğretinin görüşünün de bu minvalde olduğunu, uyuşmazlık konusu 03.07.1998 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklı komisyon borçlarının muacceliyet bildiriminin davacı tarafından ne zaman yapılabileceğinin tespit edilerek alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı yönünde karar verilmesi gerekmekte iken İlk Derece Mahkemesi tarafından zamanaşımı definin reddi şeklinde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; Bu itibarla dava konusu alacağın doğum tarihinin 03.07.1998 tarihi olduğu göz önüne alındığı takdirde muacceliyet bildirimini yapmayarak zamanaşımı süresini uzatmaya çalışan davacının bu eyleminin 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen \"Dürüstlük kuralı\" ile bağdaşmadığı gibi \"Hakkın kötüye kullanılması yasağı\"na da aykırılık teşkil ettiğini, tüm bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi tarafından uyuşmazlık konusu alacağın 31.03.2016 tarihinde kat edilerek muaccel olması gerekçesi ile zamanaşımı defini reddetmesinin açıkça 818 sayıılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na, yerleşik Yargıtay uygulamasına ve öğretinin görüşlerine aykırı olduğunu, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi tarafından dava konusu alacağın zamanaşımına uğramadığına yönelik verilen ret kararının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu; Kaldı ki, uyuşmazlık konusu alacağın genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan komisyon alacağına ilişkin olduğunu, bahse konu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın davalı tarafından ödenmiş olduğu ve davalının genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunun sona erdiğini, fakat davacı tarafından yaklaşık 20 yıl sonra asıl alacağın ferisi niteliğindeki komisyon borcu için huzurdaki davanın açıldığını, alacağın ferilerinin de asıl alacağa bağlı olması nedeniyle muaccel olma tarihinin asıl alacağın muaccel olma tarihine bağlı olacağını, İlk Derece Mahkemesi tarafından asıl alacağın ne zaman muaccel hale geldiği hususu tespit edilmeksizin zamanaşımı itirazının reddine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu; Ayrıca genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan asıl borcun davalı tarafından ifa yoluyla sona erdirilmesi nedeniyle buna bağlı olan feri hakların da yani mevcudiyeti iddia olunan komisyon borcunun da 6098 sayılı TBK'nın 131. maddesi gereğince sona ereceğini, zira davacı tarafından davalının yaptığı ödemelerin ihtirazi kayıt konulmadan kabul edilmesinin asıl alacağın sona erdiğini ortaya koyduğunu, bu sebeplerle açılan davanın esas yönünden reddine karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu;Öte yandan davacının alacak iddiasını, 31.05.1998 tarihli... A.Ş. ve ...i A.Ş. arasından akdedilen sözleşmeye dayandırdığını, davacının, dava konusu alacağın... A.Ş.'nin kısa adı... Fonu'na devredildiği ve devredilen bankanın tüm alacaklarının da fon alacağına dönüştüğü iddiasıyla dava açtığını, ayrıca davacı tarafından dava dilekçesinde 20.03.2002 tarihinde... A.Ş.'nin ...'ye devredildiği ve bu tarihte davalının temerrüde düşürüldüğünün iddia ve beyan edildiğini, hâlbuki uyuşmazlık konusu alacağın doğum tarihinde... A.Ş.'nin henüz ...'ye devredilmediğinin uyuşmazlık konusu olmadığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından... A.Ş.'nin tüm aktif ve pasifleriyle birlikte ...'ye devredilmiş olması nedeniyle alacağın fon alacağına dönüşeceği kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiğini;Uyuşmazlık konusu alacağın sonradan temlik edilmesi veya... A.Ş.'nin ...'ye devredilmiş olmasının bu alacağı fon alacağı haline getirmediğini, zira bir alacağın devredilmesi veya bir şirketin devralınmasının alacağın hukuki niteliğini değiştirmediğini, halefiyet ilkesi gereği alacak türünün değiştiği iddiasının yasa ve hukukla bağdaşmadığını, dava konusu alacağın hem şekli kriter hem de maddi kriter bağlamında fon alacağı olmadığını, davacının tahsil yetkisini haiz olduğunu iddia ettiği alacakların, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'ndan kaynaklanan fon alacağı niteliğinde olmamakla 20 yıllık zamanaşımı süresine de tabi olmadığını;Davacı tarafından uyuşmazlık konusu alacağın tahsili için 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun Geçici 16. maddesine dayanıldığını, mezkur kanun maddesinde yer alan fon alacaklarında yirmi yıllık zamanaşımı süresini öngören düzenlemenin geriye yönelik olarak uygulanabileceği düzenlemesinin Türk Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih, 2014/85 Esas ve 2014/103 Karar ilamı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edildiğini, bu sebeple dava konusu alacağın yirmi yıllık zamanaşımı süresine tabi olmadığını, her şeyden önce dava konusu alacağın fon alacağı niteliğinde olmadığını, ayrıca zamanaşımı hükümlerinin geriye yönelik (önceki tarihlerde doğmuş) alacaklar bakımından da uygulanmasının hukuk devleti, hukuk güvenliği ve hukuki istikrar ilkeleri ile bağdaşmadığını, bu sebeple alacağın zamanaşımına uğradığına karar verilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu;Davacının iddialarını kabul anlamına gelmemekle, İlk Derece Mahkemesi tarafından asıl alacağa işletilen %15 temerrüt faizinin de hukuka aykırı olduğunu, zira ... tarafından yabancı para borçlarında işletilecek faizler bakımından uyuşmazlık konusu alacağa işletilen faizin temerrüt tarihinde geçerli olan azami faiz oranının %10 olarak belirlendiğini, bu yönüyle de işbu kararın hukuka aykırı olduğunu;Davacının iddialarını kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, İlk Derece Mahkemesi tarafından icra inkar tazminatının kabulüne karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira uyuşmazlık konusu alacağın yargılamayı gerektirir bir alacak olması nedeniyle likit bir alacak olmadığını, zira uyuşmazlık konusu alacağın Avusturya ülke kredisinden kaynaklandığını, davacı tarafından talep edilen alacak Euro kuru üzerinden komisyon borcu olarak talep edildiğini, burada kur farkı olması nedeniyle alacağın yargılamayı gerektirir olduğunun aşikar olduğunu; Ayrıca davacı tarafından uyuşmazlık konusu icra takibinde %20 temerrüt faizi talep edilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesi tarafından %15 temerrüt faizine hükmedildiğini, davalı tarafından takip konusu faize itiraz edilmesinin haklı olduğunu gösterir bir gerekçe olmasına rağmen icra inkar tazminatının kabulüne karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/9 Esas ve 2022/180 Karar Karar sayılı ilamının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine, davalı şirket yönünden ise davalı tarafın zamanaşımı itirazının reddi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile davalı ...A.Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalılar ... ile... yönünden uygulanması gereken kanunun 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu olduğu ve bu kanunda kefalet yönünden herhangi bir hak düşürücü sürenin düzenlenmediği, bu nedenle adı geçen davalılar yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, yine davalılar...ve ... yönünden davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş olması sebebiyle maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, davalı şirket yönünden hüküm altına alınan faiz miktarı ve oranının hatalı olduğuna ilişkindir.Davalı ... A.Ş. vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının talep ettiği alacağın fon alacağı olmadığı, 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olmadığı, Mahkemece zamanaşımı süresinin kat tarihinden başlatılmasının hatalı olduğu, kat ihtarının gönderilebileceği tarihin tespiti ile bir değerlendirme yapılması gerektiği, davacının alacağının zamanaşımına uğradığı, aksi halde ise asıl borç ödendiğinden komisyon alacağının da sona erdiği, Mahkemece yasal temerrüt faiz oranı olan %10 faiz oranından fazlasına hükmedilmesinin hatalı olduğu, talep edilen alacak gerek tabi olduğu kur, gerekse faiz yönünden yargılamaya muhtaç olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğine ilişkindir.Davalının istinaf başvurusunun incelenmesi; Dosya kapsamından davacıya devreden... A.Ş. ile davalı ... A.Ş. arasında 08/06/1998 ila 28/07/1998 tarihleri arasında toplam 6 adet genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalılar ... ile ...'ın söz konusu sözleşmeleri müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıkları, bilirkişi ek raporunda dava konusu komisyon alacağının 03/07/1998 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığının tespit edildiği, davacı tarafından davalılara 31/03/2016 tarihli kat ihtarnamesinin gönderildiği ve ardından 04/08/2016 tarihinde dava konusu takibin başlatıldığı, davanın ise 08/02/2017 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nda fon alacakları için açılacak takip ve davalar yönünden özel olarak 20 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. 20 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması için öncelikle alacağın fon alacağı olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu sisteminde iki grup alacağa Fon alacağı hukuki statüsü tanınmıştır. Bunlarda birincisi Kanun’un açıkça Fon alacağı statüsü tanıdığı alacaklardır. İkincisi ise Kanun’da bu statünün bulunduğuna dair açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, bu alacakların Fon alacağı olduğu işin mahiyetinden anlaşılan alacaklardır. İlk grup alacaklara ilişkin düzenleme Kanun’un 132/8. maddesinde;“Bu Kanunun 107 nci maddesi uyarınca bir bankanın alacaklarının devralınması hâlinde bu alacaklar, devir tarihi itibarıyla Fon alacağı hâline gelir ve bu alacaklarla ilgili olarak borçlu aleyhine 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre başlatılmış bulunan takipler ile alacağın tahsiline yönelik davalara kaldığı yerden devam edilir” şeklinde yer almaktadır. Kanunun 107. maddesi ise fona devredilen bankalar ile ilgili hükümleri ihtiva etmektedir. Buna göre ... tarafından 5411 sayılı Kanun'un 107. maddesi uyarınca devralınan bankaların alacakları fon alacağı haline gelmektedir. 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na eklenen ve 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. maddeyle fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak düzenlenmiştir. Aynı kural, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141. maddesinde de benimsenmiş olup; anılan maddede \"Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi 20 yıldır.\" hükmüne yer verilmiştir. 5411 sayılı Kanun'un 168/A maddesi hükmü ile, bu kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere, 18.06.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile ek ve değişiklikleri yürürlükten kaldırılmıştır. Aynı Kanun'un geçici 16. maddesinde ise; \"Bu Kanun ile Fon alacağının tahsili bakımından yarar görülerek zamanaşımı ve diğer konularda Fon lehine getirilen hükümler makable şamildir.\" düzenlemesi yer almakta iken; anılan maddede yer alan ''zamanaşımı'' sözcüğü Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve ...-... sayılı kararıyla iptal edilmiş ve söz konusu kararın, 12.09.2014 tarihinde 29117 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla iptal hükmü yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 tarih ve 2014/85 Esas 2014/103 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5411 sayılı Kanun'un 168. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 18.06.1999 tarihli 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun ilk halinde ayrıksı bir hüküm öngörülmediğinden anılan Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarında da zamanaşımı süresi on yıl olarak uygulanmıştır. Ancak 12.12.2003 tarih ve 5020 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddeyle, söz konusu Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresi yirmi yıl olarak belirlendiğinden 4389 sayılı Kanun'dan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde on yıl olan zamanaşımı süresi, 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddenin yürürlüğe girdiği 26.12.2003 tarihinden itibaren yirmi yıl olmuştur. Bu durumda 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’ndan kaynaklanan Fon alacakları için 26.12.2003 tarihi itibariyle genel zamanaşımı süresi dolmuş ise artık yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak ancak anılan tarih itibariyle genel zamanaşımı süresi dolmamış ise zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. Başka bir deyişle anılan Kanun’dan kaynaklanan Fon alacaklarına yirmi yıllık zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun tespiti için öncelikle 26.12.2003 tarihi itibariyle alacağın tabi olduğu genel zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı belirlenmelidir. Eğer anılan tarih itibariyle alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresi dolmuş ise bu Fon alacağına yirmi yıllık zamanaşımı süresi uygulanmayacak, buna karşılık öngörülen zamanaşımı süresi dolmamış ise her halde zamanaşımı süresi yirmi yıla uzayacaktır. Yapılan açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davalı ile... A.Ş. arasında genel kredi sözleşmelerinin imzalanmasından sonra adı geçen banka 07/01/1999 tarihinde Fona devredilmiş ve 15/06/2001 tarihli Fon Yönetim Kurulu kararı ile bankanın tüm aktif ve pasifleriyle ...bank ile birleştirilmesine karar verilmiştir....bank 27/10/2000 tarihinde Fona devredilmiş, 28/12/2001 tarihi itibariyle ...bank'ın bankacılık lisansının iptali ile tasfiyesine başlanmış ancak banka genel kurulunun 04/04/2002 tarihli kararı ile tasfiye halinin kaldırılmasına ve bankanın tüm aktif ve pasifleri ile ... Bankası  (... A.Ş.) ile birleştirilmesine karar verilmiştir. .... Bankası ise 09/07/2001 tarihinde ...devredilmiş ve Fon Yönetim Kurulu'nun 23/01/2002 tarihli kararı ile bankanın 01/02/2002 tarihinden itibaren mevduat kabul etmemesine, mevcut mevduat hesaplarının yenilenmemesine, bankacılık faaliyetlerini mevcut varlık ve yükümlülükler ile diğer fon bankalarından bankaya devredilecek varlık ve yükümlülüklerin tasfiyesine yönelik olarak sürdürmesine karar verilmiştir. Sonuç olarak davacı bankanın 09/07/2001 tarihinde TMSF tarafından devralınması ile davacıya, yine bir fon bankası ile birleşme sonucu devredilmiş dava konusu alacak da fon alacağı haline gelmiştir. Gerek... A.Ş.'nin gerekse davacı bankanın mülga 4389 sayılı Kanun'a eklenen Ek 3. maddenin yürürlük tarihi olan 23/12/2003 tarihinden önce ...'ye devredilmesi ve dava konusu alacağın dayanağı sözleşme tarihinden devir tarihlerine kadar 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin dolmamış olması sebebiyle alacağın 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu açıktır. İcra takibi  04/08/2016 tarihinde başlatılmış olup alacağın dayandığı genel kredi sözleşmesinin imza tarihi olan 03/07/1998 tarihinden itibaren kesintisiz olarak hesaplanması halinde dahi takip tarihinde 20 yıllık zamanaşımı süresi dolmamıştır. İcra takibinin başlatılması ile zamanaşımı kesilmiş ve dava da yine 20 yıllık zamanaşımı süresinde açılmıştır. Bu sebeplerle davalı şirketin zamanaşımına yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Mahkemece alınan bankacı bilirkişi kök raporunda dava konusu alacağın hangi kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak olduğu tespit edilmeksizin, kat tarihindeki alacak miktarı belirlenerek, kat tarihi ile temerrüt tarihi arasındaki işlemiş akdi faiz, yine temerrüt tarihi ile takip tarihi arasındaki işlemiş temerrüt faizi yönünden hesaplama yapılmıştır. Bu raporda alacağın davalı şirkete kullandırılan Avusturya Ülke Kredisine ait komisyon borcundan kaynaklandığı tespitine yer verilmiştir. Davalı şirket vekili tarafından bilirkişi raporuna karşı sunulan beyan dilekçesinde alacağın niteliği ve ödenip ödenmediğine ilişkin bir beyanda bulunulmamıştır. Mahkemece aynı bilirkişiden alınan ek raporda ise, takibe dayanak alacağın 200.000 DEM karşılığı 102.258,38 EURO bedelli sözleşmeden kaynaklandığı tespit edilmiş, davalı şirket vekili tarafından bu rapora karşı sunulan beyan dilekçesinde de alacağın niteliği ve ödenmiş olduğu hususunda bir beyanda bulunulmamış ancak istinaf dilekçesinde söz konusu alacağın komisyon alacağı olduğu ve bu alacağın dayandığı asıl kredi borcunun ödendiği, davacı bankanın herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin ödemeyi kabul ettiği, bu nedenle söz konusu borcun da sona erdiği beyan edilmiştir. HMK'nın 357. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf aşamasında ileri sürülmesi halinde incelenmesi mümkün değil ise de, borcun ödendiği/sona erdiğine dair itiraz bundan müstesnadır. Bununla birlikte ödeme iddiasının somut bir şekilde ortaya konması, hangi tarihte ne kadar ödeme yapıldığı açıklanmalı ve bu iddianın ispatı olan deliller de dosyaya sunulmalıdır. Bu minvalde davalı tarafça ileri sürülen soyut ödeme iddiasına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 24. maddesinde temerrüt halinde uygulanacak faiz oranı düzenlenmiştir. Buna göre bankanın uyuşmazlık konusu kredi alacaklarına uyguladığı %10 oranındaki akdi faiz oranının %50 fazlası olan %15 oranındaki temerrüt faizini uygulaması sözleşmeye uygundur. Davalı tarafın yasal temerrüt faizinin uygulanması gerektiğine dair istinaf sebebi yerinde değildir. Takip ve dava konusu alacak gerek sözleşmedeki açık düzenlemeler, gerekse davalı tarafa gönderilen kat ihtarnamesine göre hesaplanabilir yani muayyen bir alacaktır. İcra takibine yapılan itiraz da haksız olduğundan Mahkemece davacı lehine İİK'nın 67. maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmesi isabetli olmuş, davalı tarafın bu yöndeki istinaf sebebi ve tümü ile istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.Davacının istinaf başvurusunun incelenmesi; davalının istinaf başvurusunun incelenmesi sırasında açıklandığı üzere taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin 24. maddesi uyarınca kredi alacaklarına uygulanabilecek temerrüt faiz oranı, bankanın fiilen uyguladığı en yüksek akdi faiz oranının %50 fazlası kadardır. Bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere davacı bankanın fiilen uyguladığı akdi faiz oranı %10 olduğundan, temerrüt faiz oranı da %15 olacaktır. Taraflar arasında imzalanan sözleşme hükmünün davacı banka yönetim kurulu kararı ile tek taraflı olarak değiştirilmesi ve temerrüt faiz oranının %20 olarak belirlenmesi mümkün değildir. Davacının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. Mahkemece verilen gerekçeli kararda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere,  6098 sayılı TBK'nın 598. maddesi ile kefaletten doğan sorumluluk yönünden ilk kez düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre somut olayda takip tarihinden önce dolduğu gibi, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5. maddesi gereğince uygulanacak olan bir yıllık ek süre de dolmuş olduğundan davalı kefillerin sorumlulukları takip tarihinden önce sona ermiştir. Davacının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7/2. maddesi uyarınca davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi halinde tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü bölümünde yazılı avukatlık ücretine hükmolunur. Davalı kefiller yönünden dava, hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle reddedilmiştir. Hak düşürücü sürenin geçmesi olumsuz bir dava ön şartı olup Mahkemece hükmedilecek nispi vekalet ücreti, maktu vekalet ücretini geçemeyeceğinden, davacının davalı kefiller yönünden aleyhe hükmedilecek vekalet ücretinin maktu vekalet ücreti olması gerektiğine dair istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Sonuç olarak dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı ... A.Ş.'nin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalı ... A.Ş.'nin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,-Davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/03/2022 tarih ve 2022/9 Esas 2022/180 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle; 2-Davalı asıl borçlu ... Şirketi yönünden davalının ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİ ile, takibin bu davalı bakımından 70.943,35 Euro asıl alacak, 3.448,64 Euro işlemiş faiz ve 172,43 Euro BSMV olmak üzere toplam 74.564,42 Euro üzerinden; asıl alacak (70.943,35 Euro) tutarına takip tarihinden itibaren borç tamamen ödeninceye kadar yıllık %15 oranında temerrüt faizi ve bu tutarın %5 gider vergisi uygulanmak suretiyle DEVAMINA, 3-Davalı müteselsil kefiller ... ve ... yönünden açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle REDDİNE,4-Alacağın likit ve muayyen olduğu anlaşılmakla asıl alacak 74.564,42 Euro'nun 04/08/2016 takip tarihindeki (1 Euro=3,3798 TL) karşılığı olan 252.012,83 TL'nin %20'si oranındaki 50.402,56 TL icra inkar tazminatının davalı... A.Ş'den alınarak davacıya VERİLMESİNE, <br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:5-Kabul edilen dava değeri (dava tarihi itibariyle 1 Euro = 3,7218 TL 'dir. (Kabul edilen yabancı para tutarı 74.564,42 Euro x dava tarihindeki harca esas kur karşılığı 3,7218 TL) toplam dava değeri 277.513,85 TL) üzerinden alınması gereken 18.956,97 TL harcın davalı ... Şirketi'nden alınarak hazineye gelir kaydına,  6-Davacı tarafından yatırılan 375,00 TL posta, tebligat, 1.050,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.425,00 TL yargılama giderinin davalı ... Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine,7-Davacı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen dava değeri (277.513,85 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin  13/1. maddesi uyarınca belirlenen 27.875,97 TL vekalet ücretinin davalı ... Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalılar ... ve ... yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar ... ve ...'a verilmesine, 9-HMK'nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa iadesine,<br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 11-Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,12-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 18.956,97 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 4.739,25 TL harcın mahsubu ile bakiye 14.217,72 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 13-Davacı tarafından sarf edilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,14-Davalı tarafından sarf edilen istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,  15-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde talep halinde ve karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere  06/02/2025  tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3b1c7f5a316ffc9c","SID":"f31f1fd2ea1f4c8d"}}