{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ: 01/07/2021<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Alım Satım)<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ: 17/01/2025<br><br><br>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde  istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalıtarafından Antalya 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında hem ...ne hem de müvekkili ... borçlu sıfatı kazandırıldığın ve usulüne uygun olmayan tebligatlar ile icra dosyasının müvekkili yönünden kesinleştirildiğini, oysa ki, davalı şirket ile müvekkili arasında imzalanmış bir sözleşme bulunmadığını, bunu bilen davalı şirketin ise, ... şirketi ortağı olan müvekkile kötü niyetli olarak borçlu sıfatı kazandırdığını ve de usulsüz tebligatlar ile takibi kesinleştirerek müvekkilinin üzerine kaytılı taşınmaz üzerinde haciz şerhi işlenmesini sağladıklarını, ayrıca takip dosyasına ilişkin hiçbir tebligatın müvekkilinin eline geçmediğini, taraflarınca taşınmaz üzerine haciz konulduğunu tapu müdürlüğünden öğrenmeleri üzerine iş bu davayı açtıklarını, müvekkili aleyhine kötüniyetli olarak ve müvekkilinin icra takibine itiraz hakkını da hukuksuz olarak bertaraf ederek yapılmış olan icra takibine konu asıl alacak, faiz ve ferileri bakımından müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun olmadığının tespitini, davalı tarafın ticaret şirketi olması ve de ticari işin müvekkilinin ortağı olduğu işletmenin ticari faaliyetinden kaynaklanması sebebiyle Antalya 5. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takipte ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine ve müvekkili adına kayıtlı Aydın ili ... ilçesi ... blok ... numaralı bağımsız bölüm üzerindeki haczin tedbiren kaldırılmasını, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. <br>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı vekili,  cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf aleyhine taraflarınca Antalya 5. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, ödeme emrinin her iki borçluya da usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğini  takip kesinleştikten sonra İİK madde 78 gereğince süresi içerisinde borçlular hakkında haciz talep edildiğini, bu bağlamda borçluların banka hesaplarına ve araç ve taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, davacının iddia ettiği gibi borcun 24.463,59 TL olmadığını, miktarın takip tarihinden itibaren faiz ve masraflar hariç olarak hesaplandığını, borcun 21/08/2017 tarihinde faiz ve masraflarıyla beraber 80.094,47 TL olduğunu, davacı tarafın ...'nın şirketin yetkili kişisi olduğuna dair herhangi bir kayıt bulunmadığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığını, ...'nın şirketin işlerini yapmaya yetkili kılındığını, aynı zamanda şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, davacı tarafın davacıyla davalı müvekkili arasında imzalanmış herhangi bir sözleşme bulunmadığı iddiasının da yerinde olmadığını, ...'nın sözleşmelerde kefil olarak imzası olduğunu aynı zamanda şirketin kanuni temsilcisi olduğunu, bu sebeplerle, haksız davanın reddine, davacının alacağın %20'sini aşmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda özetle; Ticari defter araştırması sonucu alınan bilirkişi raporuna göre davalının davacının kefili olduğu şirketten 29/08/2008 tarihinden itibaren, 21.686,67 TL alacağının olduğu tespit edilmiş olup sözleşme gereği edimini ifa etmeyen dava dışı şirketin bu borcu nedeniyle kefil sıfatıyla davacının da sorumlu olduğu kanaatine varılmakla, davanın reddine karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporunun kesin kanaat içermediğini, bu hali ile hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, yeni bir rapor alınması gerektiğini, davalı tarafından, icra dosyasında hem ... Şti' ne hem de müvekkil ...' ya borçlu sıfatı kazandırıldığını ve de usulüne uygun olmayan tebligatlar ile icra dosyasının müvekkil yönünden de kesinleştirildiğini, oysa ki, davalı şirket ile müvekkil arasında imzalanmış bir sözleşme bulunmadığını, bunu çok açık olarak bilen davalı şirketin ise, ..... şirketi ortağı olan  müvekkile kötü niyetli olarak borçlu sıfatı kazandırdığını ve de usulsüz tebligatlar ile takibi kesinleştirerek müvekkilin üzerine kayıtlı taşınmaz üzerinde haciz şerhi işlenmesini sağladığından sonradan haberdar olduklarını,  müvekkilin davalıya kişisel olarak herhangi bir borcu olmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.<br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Davacının, icra dosyasında, ... Şti ile birlikte dosya borçlusu olduğu anlaşılmaktadır.<br>Davalı taraf cevap dilekçesi ekinde, \"Satış Noktası Sözleşmesi\"ni sunmuş olup, bu sözleşme gereği davacının müteselsil sorumlu olduğunu belirtmiştir.<br>Davacının şahsına yönelik icra takibinin iş bu sözleşme gereği müteselsil borçluluk kaynaklı olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. ...  Şti iş bu dosyada taraf olmadığından, adı geçen şirketin temsilcilik sıfatının incelenmesine gerek bulunmamaktadır.<br>Cevap dilekçesi ekindeki sözleşmede  ...  Şti unvanı üzerinde bir imza ve onun haricinde, \"müşterek borçlu ve müteselsil kefil\" yazan kısımda bir imza olmak üzere iki imza mevcuttur.<br>Sözleşmede yer alan \"müşterek borçlu ve müteselsil kefil\" ibaresinin altına imza atanlar, eğer sözleşmede bir başka kişi asıl borçlu (kiracı, kredi alan) olarak gösterilmişse, müteselsil kefil olarak sorumlu tutulurlar (ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, 25. Baskı, s. 77, dpn. 2 ve orada anılan Yargıtay 11. HD'ne ait kararlar).<br>Müteselsil borçluluk bir irade beyanı veya kanun hükmü dolayısıyla bir edimin birden ziyade borçlulardan her birinin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa ifa etmek üzere edimi borçlulardan dilediği birinden talep etmeye yetkili olduğu ve borçlulardan birinin ifası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk hâlidir (Akıntürk, T.: Müteselsil Borçluluk, Ankara 1971, s. 35). <br>TBK'nın 162. maddesi;“Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” hükmünü içermektedir.<br>Kefalet sözleşmesi ise; 6098 sayılı Kanun'un 581 inci maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Kefaletin türleri ise  6098 sayılı Kanun'un 585 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 586 ncı maddesinin birinci fıkrası; “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir” hükmünü içermektedir. Bu maddenin müteselsil kefaleti ele alış biçiminden çıkarılabilecek ilk sonuç, adi kefalete tanınan bazı savunmaların müteselsil kefile tanınmamış olmasıdır. Müteselsil kefil, adi kefilin tipik savunması olan kefilin önce esas borçlunun takip edilmesi def'înden yoksundur. Bundan başka,  müteselsil kefil önce rehnin paraya çevrilmesi def'înden adi kefile oranla daha sınırlı kapsamda yararlanır (Burak Özen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2014, s. 302).<br>Somut olaya dönüldüğünde; mahkemece, dosyanın taraflarına yönelik ticari defterlerini sunmaları için kesin süre verilmiş, bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.<br>Verilen inceleme gününde ticari defterlerini davalı taraf ibraz etmiş ve davalının ticari defterlerinin incelenmesi sonucu hazırlanan 25/03/2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle; taraflar arasında bir ticari ilişkinin mevcut olduğu, davalının, davacının kefili olduğu şirketten 21.686,67 TL alacaklı olduğu belirtilmiştir.<br>Tarafların ellerindeki belgeleri yargılama sırasında mahkemeye ibraz yükümlülüklerine ilişkin genel kurallar 6100 sayılı Kanun'un 219 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup anılan Kanun’un 219/1 inci maddesi; “Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir.” Taraflardan birinin ileri sürdüğü vakıanın ispatı için dayanılan belgenin, davanın karşı tarafının elinde bulunması durumunda ise, karşı tarafın anılan belgeyi ibrazı 6100 sayılı Kanun'un 220/1 inci maddesinde; “İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir.” şeklinde düzenlenmiştir. Yargılama sırasında dayanılan ve ibrazı istenen belgenin üçüncü bir kişinin elinde olması durumu ise 6100 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinde düzenlenmiş olup buna göre mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar verirse, bu belgenin ibrazını emreder. Belgeyi ibraz etmesine karar verilen herkes, elindeki belgeyi ibraz etmek ve belgeyi ibraz edememesi hâlinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır. Mahkeme yapılan açıklamayı yeterli görmezse, bu kimseyi tanık olarak dinleyebilir (6100 sayılı Kanun md. 221/2). Bu hüküm, belge niteliğini haiz olan ve davanın tarafları dışında üçüncü kişilerin elinde bulunan ticarî defterler için de geçerlidir. Başka bir anlatımla; davanın tarafları dışında üçüncü kişinin elinde bulunan ve ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğu takdir edilen ticarî defterlerin de 6100 sayılı Kanun'un 221 inci maddesi kapsamında ibrazına karar verilmesi durumunda da bu emrin gereğinin yerine getirilmesi gerekmekle mahkemece, bu yöndeki arar kararın gereğinin ifası için muhataba 6100 sayılı Kanun'un 221 inci maddesi kapsamında tebligat çıkartılmalıdır (Yargıtay HGK, 2023/11-339 E, 2024/77 K).<br>Yapılan açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesi dosyasına bakıldığında, mahkemece, dosya taraflarına ticari defterlerini ibrazı için kesin süre verilmiş, davalının ticari defterleri incelenmiş, davacının ticari defterlerini sunmadığı anlaşılmıştır. Savunma, davacının,  \"Satış Noktası Sözleşmesi\"ne kefil olması nedeniyle kişisel olarak borçlu olduğuna yöneliktir. Sözleşmenin asıl tarafı gözüken ise ... Şti olmakla, şirket uyuşmazlığa konu dosyada taraf değildir. Davacının varsa sorumlu olduğu miktar konusunda, üçüncü kişi ...nin ticari defterlerinin de incelenmesi gerekmektedir. Bu şirketin adresinin ise Çankaya/Ankara olduğu Uyap sistemindeki Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğü yazısından anlaşılmaktadır. Mahkemece dosya açısından üçüncü kişi olan ...nin de ticari defterlerinin incelenmesi için HMK gereği gerekli işlemlerin yapılması, ticari defterler sunulur ve incelenir ise, dosyadaki  25/03/2019 tarihli bilirkişi raporu ile birlikte değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm verilmesi yerinde olmamıştır. Bu yönüyle davacı vekilinin istinaf talebi yerindedir.<br>Ayrıca, ilk derece mahkemesince, \"Satış Noktası Sözleşmesi\"ndeki imzaların davacıya ait olup olmadığı hususunda imza incelemesi yaptırılması yönünde ara karar kurulmuş, imza örnekleri toplanmış, ATK raporunda özetle; İnceleme konusu belgelerde ... A.Ş. kaşe izleri üzerine atılı ve kefil bölümünde atılı basit tersimli imzalar ile ...'nın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'nın eli ürünü olduğu hususları bildirilmiştir. ATK raporunun davacı vekiline, 02/05/2021 tarihinde tebliğ edildiği (okunduğu sayıldığı tarih) anlaşılmıştır. Davacı vekili, 03/06/2021 tarihli duruşmada özetle; her ne kadar raporun kendilerine e tebliğ olarak tebliği edilse de sistem üzerinden raporun okunmadığını, rapora karşı taraflarına süre verilmesini talep etmiş, davalı vekili de aynı duruşmada talebin reddine karar verilmesini, rapor okunamıyorsa da uyapta kayıtlı olduğunu, davacının oradan da görebileceğini beyan etmiş, mahkemece de aynı duruşmada davacı vekiline rapora karşı beyanda bulunmak üzere 2 hafta süre verilmiştir.<br> HMK'nın 281'inci maddesine göre taraflar bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içerisinde eksik gördükleri hususların bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. İki haftalık süre madde gerekçesinde de belirtildiği üzere hak düşürücü süredir. Taraf, iki hafta içinde bilirkişi raporuna tamamen veya kısmen itiraz etmezse rapor, itiraz etmediği kısımlar bakımından onun hakkında kesinleşir. Bilirkişi raporunda itiraz edilmeyen husus diğer taraf bakımından usuli kazanılmış hak oluşturur (Prof.Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Yetkin Yayınları, 2'inci Baskı, sayfa 1279 vd.).Yargıtay da, yargılama sırasında yanlardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi halinde itiraz eden lehine usuli kazanılmış hak oluşacağını, taraflardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, diğer tarafın itirazı üzerine ya da mahkemece kendiliğinden yeni bir bilirkişi raporu alınması ve sonuncu raporun önceki rapora itiraz edenin daha da aleyhine olması halinde,  önceki rapor,  itirazda bulunmayan yönünden kesinleşeceğinden, itiraz eden taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gereği mahkemece itiraz edenin lehine olan bilirkişi raporuna göre karar verileceğini benimsemektedir(Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 28.02.2017 gün ve 2014/17879 E,.2017/2082 K .).<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı kanunun 24'üncü maddesi ile HMK'nın 281 inci maddesinin birinci fıkrasına; “Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.” cümlesi de eklenmiştir.<br>İnceleme konusu dosyaya bakıldığında, bilirkişi raporunun uyaptan görülebilmesi tebligatın yapılmaması gerektiği anlamına gelmez. HMK gereği, bilirkişi raporunun usulüne uygun şekilde tarafa (varsa mutlaka vekiline) tebliği gerekir. <br>Davacı vekilinin,  .... tarihinde ATK raporunun ekli olduğu tebligatın kendisine .... tarihinde yapılmasına rağmen, itiraz süresi içerisinde raporun okunamadığına ilişkin bir beyan veya itiraz dilekçesi sunmaması,  .... tarihli duruşmada raporun okunamadığını beyan etmesi karşısında, mahkemece tekrar rapora karşı beyanda bulunma süresi verilmesi yerinde olmamıştır. Usulünce itiraz edilmeyen ATK raporu gereği davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Süresinden sonraki itirazlarını içeren beyanlar ise bu nedenlerle yerinde görülmemekle, bu yöne ilişkin davacı tarafın istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır.<br>Yine, dosyaya bakıldığında, 25/03/2019 tarihli bilirkişi raporunun, tebliğe çıkarıldığına dair, bilirkişi raporu ile bütünleşik \"alındığı belgesi\"nde şerhin olmasına ve 21/05/2019 tarihli duruşmada, raporun taraflara tebliğ edildiği duruşma tutanağına yazılmasına rağmen, dosyada fiziki olarak veya uyaptan bu raporun tebliğine ilişkin tebliğ evraklarına rastlanmamıştır. <br>Bilirkişi raporlarının tebliği hukuki dinlenilme hakkı ile ilgilidir.  Hukuki dinlenilme hakkı gereğince; tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunlu olup yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahip oldukları için, iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi gerekmektedir. <br>Buna göre, mahkemece, varsa  25/03/2019 tarihli bilirkişi raporunun tebliğine ilişkin belgelerin dosya arasına alınması, yoksa, bilirkişi raporunun usulünce taraflara tebliği sağlanarak  taraflara bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlarını sunma hakkı tanınmalıdır. <br>Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı vekilinin ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,\t<br>2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 01/07/2021 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talebi halinde davacıya İADESİNE, <br>5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda dikkate ALINMASINA, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından  davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, <br>7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının ilk derece mahkemesince ilgiliye İADESİNE, <br>8-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve HMK'nın 353/1-a maddesince kesin olarak karar verildi.<br>...</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f36f569454639bb1","SID":"e47a9237687e20a9"}}