{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1674 <br>KARAR NO: 2025/91<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 26/05/2021<br>NUMARASI: 2018/915  E. - 2021/439 K. <br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit ve Alacak<br>Taraflar arasındaki menfi tespit ve alacak talepli davanın  ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ile kitap alış- verişi  30/04/2018 vadeli, 08/12/2017 tarihli ve  12.500 TL bedelli senet verdiğini, davacının davalıdan daha evvel de 12.500 TL alacağı bulunduğunu,  bu sözleşme gereğince  davalının davacıya 2018-2019 eğitim öğretim yılı için avans verdiğini,  fakat zaman içinde davalının, davacının  satış performansını beğenmeyip aradaki bayilik sözleşmesini feshettiğini, feshe ilişkin  olarak davalı davacıya  email  olarak bildirim gönderildiğini, hatta Gaziantep ilinde başka bir kırtasiyeye bayilik verdiğini, davacının davalıyı arayarak halen kendilerinde 12.500 TL cari alacaklarının olduğunu, bu parayı ve de vadesi gelmemiş 12.500 TL bonoyu iade etmesini  istediğini, ancak davalının iade etmediğini ve alacaklı olmadığı bonoyu da bankaya tahsile koyduğunu,  davalı tarafından  davacıya gönderilen 07/05/2018 tarihli e-mail ile davacı ile olan bayilik sözleşmesinin feshedildiğinin bildirildiğini, davalı tarafından yapılan tek taraflı fesihle birlikte müvekkilinin parasının ve de 12.500 TL bedelindeki senedinin iade edilmesi gerekirken bu iadelerin  yapılmadığını,   davalının haksız olarak davacının  parasını vermeme ve elinde bedelsiz olarak tuttuğu senedi tahsil etme gayreti içine girdiğin ileri sürerek,  30.04.2018 vade tarihli ve 08.12.2017 tanzim tarihli 12.500,00 TL bedelli senetten dolayı davacının  davalıya borcu olmadığının  tespitine, 12.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan  tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  taraflar arasında  iki tane bayilik sözleşmesi olduğunu, birinci sözleşmenin 18.04.2017 tarihininde imzalandığını, ikinci sözleşmenin 16.03.2018 tarihinde imzalandığını, buna göre davacı ve davalının taraf olduğu iki farklı döneme ait bayilik sözleşmesi söz konusu olduğunu,  somut olayda ortaya çıkan ihtilafın birinci sözleşmeden kaynaklandığını, zaten davacının da ikinci sözleşme dönemine ait herhangi bir şeyi talep etmediğini,  davalının, davacının bayilik performansından memnun olmadığı için bayilik sözleşmesini feshettiğini, davacının birinci sözleşme döneminde hedeflenen satışa ulaşamadığını,  30.11.2017 (12.500TL bedelli) ile 29.12.2017 (12.500TL bedelli) tarihli senet bedellerini davalıya ödemediğini, ancak davalı müvekkilinin iyi niyet göstererek, icra yoluna başvurmak yerine bu senetleri davacıya iade ettiğini,  yerine 30.03.2018 ve 30.04.2018 tarihli yeni senetler aldığını, yani bu şekilde davalının,  davacının kendisine olan borcunu ödemesi için davacıya ek olarak 4 aylık bir müddet daha tanıdığını, davacı ile yeni dönem için de ikinci bir bayilik sözleşmesi akdettiğini,  2.maddede yer alan bu borç yenilemesi işleminden sonra Aralık 2017 içerisinde bahsi geçen 30.11.2017 tarihli senet bedelinin otomatik olarak davalının hesabına geçtiğini, davalının ise bu senedi 30.03.2018 tarihli senetle değiştirdiğinden, kendisine sehven gönderilen bu 12.500TL' lik meblağı derhal banka kanalıyla 14.12.2017 tarihinde davacıya iade ettiğini,  o halde davacının davalıdan herhangi bir cari alacağı olmadığının açık olduğunu, davalının, davacı ile olan ikinci bayilik sözleşmesini de 25.04.2018 tarihinde feshettiğini,  iyi niyet göstergesi olarak sadece ve sadece ikinci döneme ait teminat senetlerini iade etmeyi kabul ettiğini, davacının, ikinci sözleşme döneminde de kötü performans sergilediğini,  hatta iyi niyetli olarak birinci sözleşme döneminden gelen borca ilişkin alınan 30.03.2018 tarihli senedin ödemesini de yapmadığını, davacıya da fesih bildirimi yapıldığını, fesih bildiriminde de sadece yeni döneme ilişkin alınan teminat senetlerinin davacıya iade edileceğinin bildirildiğini, bu şekilde yeni döneme ilişkin alınmış olan 4 adet, toplam 40.000TL değerinde (her biri 10.000TL meblağında olan) senetlerin, davacıya iade edildiğini,  bu hususun davacı tarafından imzalanan fesih bildiriminde de açıkça görülebildiğini,  o  halde eski döneme ilişkin alınmış olunan 30.03.2018 tarihli, 12.500TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli, 12.500TL bedelli  iki adet senetlerin iade edilmemiş olmasının, davalının birinci sözleşmeden doğan hakkı olduğunu, davalının, her iki sözleşme uyarınca senetleri iade etme yükümlülüğünün olmadığının unutulmaması gerektiğini, davalının yalnızca iyi niyetinin göstergesi olarak sadece ikinci sözleşme dönemine ait senetleri iade ettiğini, davalının  bayilik sözleşmesi gereği elinde bulundurduğu teminat evrakı niteliğinde bulunan senetleri  sözleşme bitiminde iade etmekle yükümlü olmadığını, birinci sözleşmenin 4.maddesinin ''Genel Hükümler ve Kurallar'' başlığı altında bulunan 20.fıkrasında \"Bayi tarafından üreticiye verilen teminat evrağının miktarı ücretici tarafından bölgede hedeflenen minimum satışa göre belirlenir. Bu nedenle teminat evrağı peşin alış kabul edilir ve Bayi'ye sözleşme bitiminde Üretici tarafından teminat evrağı iadesi yapılmaz.\" şeklinde olduğunu,  o halde davalının elinde bulundurduğu teminat evrakı niteliğinde bulunan senetleri sözleşme bitiminde iade etmekle yükümlü olmadığını, ikinci sözleşmenin ''Satış ve Ödeme Şekli'' başlıklı 9/c maddesine göre de bayiden alınan çeklerin hiçbir şekilde kısmen veya tamamen iade edilemeyeceğini, açıktır ki davacının her iki sözleşmede de teminat senetlerinin veyahut çeklerinin iade edilmemek üzere verildiğini bildiğini,  bu şekilde bu irade beyanıyla her iki sözleşmeyi de akdettiğini, dolayısıyla davalının, davacı bayiden almış olduğu çek, senet vs teminat evraklarını iade yükümlülüğü bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava hukuksal niteliği itibariyle, bayilik sözleşmesi kapsamında bedelsiz kalan senet nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti ve fazla ödendiği iddia olunan bedelin istirdadı istemine ilişkindir. Taraflar arasında 18/04/2017 günlü Derspektif Hibrit Bayilik Sözleşmesi ile 16/03/2018 tarihli Bayilik Sözleşmesinin mevcudiyeti ihtilafsızdır. 18/04/2017 tarihli ilk sözleşmenin 6. maddesinin 5. bendinde ticari ilişki kapsamında bayinin üreticiye 50.000,00-TL tutarlı teminat evrakı vereceği kararlaştırılmıştır. Ayrıca bu teminat senedinin sözleşme ayakta kaldığı sürece üreticinin uhdesinde kalarak sipariş verilen ürünlerin ücret tahsilatının bu teminat evrakı ile yapılabileceğini kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Yine sözleşmenin 6. bendinde bayinin sözleşmeyi ihlal etmesi durumunda teminat senedinin davalı üretici tarafından tahsile konulabileceği hüküm altına alınmıştır. Her iki taraf defterlerinin mukayese edilmek suretiyle mali incelemelerin yaptırıldığında davacı bayinin davalı üreticiden dava tarihi itibariyle 24.848,12-TL alacaklı olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönlerden taraf defterleri birbirini doğrulamaktadır. Ayrıca davacı tarafından düzenlenen tüm faturalar ihtirazi kayıtsız bir şekilde davalı defterlerine kaydedildiği anlaşılmıştır. Davalının davacıya borçlu olduğuna dair kayıtları bu yönüyle aleyhine delil teşkil edecektir. İspat külfeti artık davalı üzerine geçmiş olup defter de borçlu göründüğü bedelin var olmadığını ya da ödendiğini HMK'nın 200 ve devamı maddeleri gereğince usulüne uygun maddelerle ispat etmelidir. Ancak bu yönde bilgi ve belge sunulmadığından  davacının alacak davası yerinde görülmüştür. Davalı yan itirazında sözleşmenin performans yetersizliği nedeniyle feshedildiğini, teminat senedinin esasında peşin alış olarak kabul edilmesi nedeniyle iadesinin yapılamayacağını ileri sürmüştür. Diğer yandan bayilik sözleşmesi yürürlükteyken davacının müvekkili aleyhine piyasada kötüleyici faaliyetlerde bulunduğunu, sözleşmenin devamının çekilemez hale geldiğini beyan etmiştir. Ancak bu iddialar eldeki davada mevcut deliller kapsamında ispata muhtaç kalmaktadır. Söz konusu çekin teminat amaçlı alındığı esasında taraflarında zimmi olarak kabulündedir. Bu senetlerin davalının elinde kalmasını haklı kalacak mevcut sebeplerin olması gerekir. Davacı tarafın ilk sözleşme kapsamında istenen performansı yakalayamadığı ileri sürülmüşse de buna rağmen ikinci dönem içi sözleşme yapılması ve ilk dönem için alınan senedin iadesinden kaçınılması dürüstlük kuralına aykırıdır. Zira, davalı taraf ikinci sözleşme ilişkisi kurmakla esasında önceki ilk sözleşmeden kaynaklı olası performans düşüklüğüne zımnen de olsa  göz yumarak bu teminat senetlerine ilişkin talepte bulunulmayacağı yönünde irade ve görüntü oluşturmuştur. Kaldı ki, bu senetlerin davalının elinde kalmasını ya da senedin paraya çevirmesini haklı kılacak somut deliller dosyaya sunulamamıştır. Önceki sözleşmeden sonra ilişkinin sona erdirilip ilgili teminat senetlerinden olası maddi zararların karşılanması imkanı varken ikinci sözleşme yapılması çelişkili bir davranıştır. Davalı vekilince rapora itiraz dilekçesinde ilk sözleşmenin 4. maddesinin genel hükümler başlıklı 20. fıkrasında bayi tarafından üreticiye verilen teminat evrakının miktarı üretici tarafından bölgede hedeflenen minimum satışa göre belirleneceği, dolayısıyla teminat evrakının peşin alış olarak kabul edilebileceği, bayiye sözleşme sonunda üretici tarafından teminat evrakının iadesinin yapılmayacağı şeklinde kararlaştırılan düzenleme uyarınca elde bulundurdukları teminat evrakının hiç bir şekilde iadesinin mümkün olmayacağını müvekkilinin birinci sözleşmeden doğan bu hakkının mevcut olduğunu ileri sürmüştür. TBK'nın 19/1 maddesi uyarınca sözleşmenin içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için  kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Yani, sözleşmedeki bu maddenin kaleme alış biçimi ve vasıflandırma tarafların iradeleri doğrultusunda hakim tarafından yapılacaktır. Somut olaydaki madde hükmünün kaleme alış biçimi ve tarafların amaçladıkları iradelerine nazaran esasında hedeflenen satışa ulaşılamaması halinde kalan bakiye tutarın teminat senedinden karşılanarak davalı lehine irad kaydedileceği, bir başka söyleyişle hukuken \"ceza-i şart\" olarak teminat senedinin bozdurulma yetkisinin davalıya tanındığı kanaatine varılmaktadır. Ne var ki, yukarıda da değinildiği üzere davalı yan ilk sözleşme dönemine ilişkin haklarını ihtirazi kayıtsız bir şekilde talep etmeksizin ilişkiyi yenileyerek ikinci bir sözleşme tesis etmiştir. Buna göre TBK'nın 179/2. fıkrası uyarınca davalı üretici çekince koymaksızın davacı bayi ikinci sözleşmeyi imzaladığı ve yeni bir ticari ilişki dönemini başlattığı anlaşılmakla ilk dönem için (ceza-i şart mahiyetinde) alınan dava konusu senedin artık bedelsiz kaldığının kabulü gerekir. Bu nedenle iş bu menfi tespit davası da yerinde görülmüştür.\"  gerekçesiyle, davanın kabulü ile; dava konusu 30/08/2018 vade tarihli, 08/12/2017 düzenleme tarihli, 12.500,00 TL bedelli, lehtarı davalı ... Ltd. Olan, keşidecisi ise ... ( ... ve Kitap evi olan ) bir adet bono nedeni ile davacının davalıya İİK'nın 72. maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespitine, alacak miktarı 12.500,00 TL'nin de dava tarihi de 07/05/2018 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı ve davalı arasında 18.04.2017 tarihininde imzalanana birinci bayilik sözleşmesi ile  16.03.2018 tarihinde imzalanan  bayilik sözleşmesi bulunduğunu, davalının bayilik veren, davacının bayi olduğunu, ilgili sözleşmelere göre davacı, davalının ürünlerini satış ve pazarlama amacıyla elinde bulunduracağını,  birinci bayilik sözleşmesi çerçevesinde davacının, davalıya  satış hedefi taahhüt ettiğini, 2 adet senet verdiğini,  davacının  birinci sözleşme döneminde hedeflenen satışa ulaşamadığını, 30.11.2017 (12.500TL bedelli) ile 29.12.2017 (12.500TL bedelli) tarihli senet bedellerini davalıya ödemediğini, ancak davalı müvekkil iyi niyet göstererek, icra yoluna başvurmak yerine bu senetleri davacıya iade edip yerine 30.03.2018 ve 30.04.2018 tarihli yeni senetler aldığını, bu şekilde davalı müvekkil, aralarındaki birinci sözleşmeden doğan davacının kendisine olan borcunu ödemesi için davacıya ek olarak 4 aylık bir müddet daha tanıdığını, davacı ile yeni dönem için de ikinci bir bayilik sözleşmesi akdettiğini,  davacının, ikinci sözleşme döneminde de kötü performans sergilemiş ve hatta iyi niyetli olarak birinci sözleşme döneminden gelen borca ilişkin alınan 30.03.2018 tarihli senedin ödemesini de vadesinde yapmadığını, davacının  satış hedefine yine ulaşamadığını, sosyal medya nezdinde davalıyı  küçük düşürücü açıklamalarda bulunduğunu,  bu sebeplerle davalının ikinci sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldığını, fesih bildiriminde de sadece yeni döneme ilişkin alınan teminat senetlerinin davacıya iade edileceğinin bildirildiğini,  yeni döneme ilişkin alınmış olan 4 adet, toplam 40.000TL değerinde (her biri 10.000TL meblağında olan) senetlerin davacıya iade edildiğini, eski döneme ilişkin alınmış olunan, dava konusu icra takibine dayanak 30.03.2018 tarihli, 12.500 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli, 12.500 TL bedelli  iki adet senedin davalının birinci sözleşmeden doğan hakkı kapsamında  iade edilmediğini, çünkü davacının bu senet bedellerini ödemesi gerekirken, borcunu ödemekten imtina etiğini, dava konusu senetlerin, birinci bayilik dönemine ilişkin olarak verildiğini, mahkemenin kanaatinin aksine davalının ikinci sözleşmeyi akdederken hiçbir hakkından feragat etmediğini, aksine yeni koşullarla yeni bir sözleşme imzalamak suretiyle ikinci bir bayiilik sözleşmesini akdettiğini, mahkeme gerekçeli kararında \"...davalının yan ilk sözleşme dönemine ilişkin haklarını ihtirazi kayıtsız bir şekilde talep etmeksizin ilişkiyi yenileyerek ikinci bir sözleşme tesis ettiğini, buna göre TBK'nın 179/2. fıkrası uyarınca davalı üreticinin çekince koymaksızın davacı bayi ikinci sözleşmeyi imzaladığı ve yeni bir ticari ilişki dönemini başlattığı anlaşılmakla ilk dönem için (ceza-i şart mahiyetinde) alınan dava konusu senedin artık bedelsiz kaldığını\"  denilmişse de  bu yorumun haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davalının  ikinci sözleşmeyi akdederken hiçbir hakkından feragat etmemiş aksine yeni koşullarla yeni bir sözleşme imzalamak suretiyle ikinci bir bayiilik sözleşmesini akdettiğini,  davalının, davacı ile ikinci bayilik sözleşmesini imzalarken ilk sözleşmeden farklı olarak \"hedeflere uygun, yeterli çalışma ve satış yapılmamasını\" fesih sebebi göstererek sözleşmeye çekince koyduğunu, mahkeme gerekçeli kararında \"...davalının çekince koymaksızın davacı bayi ile ikinci sözleşmeyi imzaladığı ve yeni bir ticari ilişki dönemini başlatması sebebiyle ilk dönem için (ceza-i şart mahiyetinde) alınan dava konusu senedin artık bedelsiz kaldığını...\" değerlendirmişse de davalı müvekkilinin, ikinci sözleşmeye performans düşüklüğünü fesih sebebi sayarak sözleşmeye çekince koyduğunu, birinci sözleşmenin(18.04.2017 tarihli bayilik sözleşmesi) \"Sözleşme Süresi ve İptali\" başlıklı 6. maddesinin 8.fıkrasında, ''Üretici, Aralık ayı sonunda bayilik sözleşmesini gözden geçirerek performansını yeterli görmediği Bayii'nin sözleşmesini tek taraflı fesih etme hakkını saklı tutar.\" şeklinde olduğunu, ilgili sözleşme maddesinden anlaşılmaktadır ki, davalının birinci sözleşmeyi akdederken davacının performansı ile ilgili üstün körü ve her ticari sözleşmede yer alan bir madde ekleyerek, kendisini hukuken koruma altına aldığını, ancak davacı tarafın birinci sözleşme döneminde davalı müvekkiline taahhüt etmiş olduğu hedeflenen satışa ulaşamadığını,   yapılan müzakereler sonucunda, davalının iyi niyetli olarak ikinci bir bayilik sözleşmesi imzalamayı kabul ettiğini, ikinci bayilik sözleşmesinde ise, performans konusunda bir önceki sözleşmeden ötürü haklı çekinceleri olan davalı müvekkilinin, ikinci sözleşmeye bilhassa performans hakkında, birinci sözleşmeye nazaran daha ayrıntılı bir madde eklediğini, ikinci sözleşmenin (16.03.2018 tarihli bayilik sözleşmesi) \"Sözleşmenin Süresi ve Sona Ermesi\" başlıklı 14. maddesinin  1. fıkrasının (f) bendinde \"...Bayi bölgesinde hedeflere uygun, yeterli çalışma ve satış yapmadığı takdirde işbu sözleşme kendiliğinden fesih olur...\"  denildiğini,  mahkeme tarafından sözleşmede yer alan maddeler değerlendirilmeksizin hüküm tesis edildiğini, ikinci bayilik sözleşmesinin yeni bir sözleşme olduğunu, birinci sözleşmeden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini, davalının  ikinci sözleşmeyi birinci sözleşmenin devamı niteliğinde de imzalamadığını,  mahkeme gerekçeli kararında ikinci sözleşme, adeta birinci sözleşmenin devamı niteliğinde bir sözleşme olarak değerlendirildiğini,  oysa ki  davalı ile davacı arasındaki ikinci sözleşmenin birinci sözleşmenin devamı niteliğinde  olmadığını,  ikinci bayilik sözleşmesinin yeni şartlarla yeni bir sözleşme olarak imzalandığını, davalı müvekkilinin, iyi niyetli olarak davacı ile yeni şartlar altında imzaladığı ikinci bayilik sözleşmesinin mahkemenin kabulünün aksine davacıya yeniden düşük performans göstermesi ve davalı müvekkili hakkında karalama kampanyası başlatması için akdedilmiş bir bayilik sözleşmesi olmadığını, mahkeme tarafından iyi niyetle ve daha iyi şartlarla ikinci bir sözleşmenin imzalanması \"çekince koymaksızın, çelişkili\" olarak yorumlanmışsa da bu yorumun haksız ve hukuka aykırı olduğunu,  zira her iki sözleşme birbirinden bağımsız ve kendi dönemleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, davalının  her iki sözleşme uyarınca senetleri iade etme yükümlülüğünün de  olmadığını, davalının yalnızca  iyi niyetinin göstergesi olarak  ikinci bayilik sözleşmesi dönemine ait senetleri iade ettiğini,  nitekim mahkemenin de gerekçeli kararında, tarafların amaçladıkları iradelerine nazaran esasında hedeflenen satışa ulaşılamaması halinde kalan bakiye tutarın teminat senedinden karşılanarak davalı lehine irad kaydedileceği, bir başka söyleyişle hukuken \"ceza-i şart\" olarak teminat senedinin bozdurulma yetkisinin davalıya tanındığı kanaatine varıldığını, bu sebepledir ki  mahkemenin kararında da değerlendirildiği üzere eski döneme ilişkin alınmış olunan, dava konusu icra takibine dayanak 30.03.2018 tarihli, 12.500 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli, 12.500 TL bedelli  iki adet senet davalının birinci sözleşmeden doğan hakkı olduğunu,  davacının taahhüt ettiği hedeflere ulaşamamasının yanı sıra sosyal medya üzerinden ve e-posta yolu ile davalı müvekkilin itibarını zedeleyen paylaşımlarda bulunduğunu, mahkeme gerekçeli kararında bayilik sözleşmesi yürürlükteyken davacının davalı aleyhine piyasada kötüleyici faaliyetlerde bulunduğu iddialarının eldeki davada mevcut deliller kapsamında ispata muhtaç kaldığını değerlendirdiğini,  ne var ki davacının davalı aleyhine gerek sosyal medyadan gerekse elektronik posta yoluyla karalama kampanyalarının ekran görüntülerinin  dosya içerisinde mevcut olduğunu, davalı müvekkil, tüm iyi niyetiyle ve daha yüksek bir performans koşulu ile ikinci bayilik sözleşmesini akdetmişse de davacı beklenen performansı göstermek bir yana müvekkilinin itibarını zedelediğini, mahkeme tarafından dosyada mevcut paylaşımlar değerlendirilmeksizin hüküm tesis edildiğini, dosyada senetlerin teminat evrakı niteliğinde olduğu ve bu sebeple de davalının senetleri sözleşme bitiminde iade edilmekle yükümlü olmadığının mahkemece de kabul edildiğini, taraflar arasında imzalanan iki adet bayilik sözleşmesi bulunduğunu, davacının, davalı müvekkilin bayisi olarak çalıştığını, somut olayda ortaya çıkan ihtilafın birinci sözleşmeden kaynaklandığını, zaten davacının da ikinci sözleşme dönemine ait herhangi bir şeyi talep etmediğini, birinci sözleşmenin 4.maddesinin ''Genel Hükümler ve Kurallar'' başlığı altında bulunan 20.fıkrası \"Bayi tarafından üreticiye verilen teminat evrağının miktarı ücretici tarafından bölgede hedeflenen minimum satışa göre belirlenir. Bu nedenle teminat evrağı peşin alış kabul edilir ve Bayi'ye sözleşme bitiminde Üretici tarafından teminat evrağı iadesi yapılmaz.\"  hükmünü içerdiğini,  o halde davalının  elinde bulundurduğu teminat evrakı niteliğinde bulunan senetleri sözleşme bitiminde iade etmekle yükümlü olmadığını, ikinci sözleşmenin 9.Satış ve Ödeme Şekli başlıklı c.maddesine göre de bayiden alınan çeklerin hiçbir şekilde kısmen veya tamamen iade edilemeyeceğini, açıktır ki davacı tarafın  her iki sözleşmede de teminat senetlerinin veyahut çeklerinin iade edilmemek üzere verdiğini bildiğini,  dolayısıyla senetlerin teminat maksadıyla verilmiş olduğu hususu zaten sözleşme ile açıkça belirtildiğini, dava konusu senetlerin davalı müvekkilinin birinci sözleşmeden doğan hakkı olduğunu,   mahkemece de gerekçeli kararda, senetlerin teminat senedi olduğu  ve  tarafların amaçladıkları iradelerine nazaran esasında hedeflenen satışa ulaşılamaması halinde kalan bakiye tutarın teminat senedinden karşılanarak davalı lehine irad kaydedileceği, bir başka söyleyişle hukuken \"ceza-i şart\" olarak teminat senedinin bozdurulma yetkisinin davalıya tanındığı kanaatine varıldığını,  ancak tüm bunlara rağmen, dosyada mevcut deliller değerlendirilmeden ve her iki bayilik sözleşmesi mukayese edilmeden ikinci sözleşme yapılmasının çelişkili olduğu kanaatiyle haksız ve hukuka aykırı olarak davanın kabulüne karar verildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve tehiri icraya  karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava,  İİK'nın 72. maddesi uyarınca menfi tespit ve alacak istemlerine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili; davacının davalı ile kitap alış verişi ilişkisi bulunduğunu,  davalıya  08/12/2017 tarihli ve  12.500 TL bedelli senet verdiğini, davacının senet sebebiyle davalıya borçlu olmadığını, ayrıca davalıdan 12.500 TL alacağı bulunduğunu ileri sürmüş; davalı vekili ise, davacının 18.04.2017 tarihli bayilik sözleşmesi döneminde hedeflenen satışa ulaşamadığını,  30.11.2017 (12.500TL bedelli) ile 29.12.2017 (12.500TL bedelli) tarihli senet bedellerini davalıya ödemediğini, davalının icra yoluna başvurmak yerine bu senetleri davacıya iade ederek  yerine 30.03.2018 ve 30.04.2018 tarihli yeni senetleri alıp  yeni dönem için de ikinci bir bayilik sözleşmesi akdettiğini,  alınan senetlerin teminat senedi olduğunu ve sözleşmelere göre davalının bunları iade yükümlülüğü olmadığını  savunmuştur. Dava konusu  08/12/2017  düzenleme tarihli,  12.500 TL bedelli ve 30.04.2018 vade tarihli bononun  davalı lehine, davacı ... Bilişim ve Kitabevi-... tarafından düzenlendiği, senette malen kaydının bulunduğu,  taraflar arasında 18.04.2017 tarihli bayilik sözleşmesi ile  16.03.2018 tarihli bayilik sözleşmesi bulunduğu, davacının bayi, davalının üretici olarak sözleşmede yer aldığı, sözleşme ile davacının davalıya ait YGS, LYS ve TEOG hazırlık ürünlerinin satışını üstlendiği,  sözleşmenin 4.14 ve 4.19 maddelerine göre davacı bayinin belli bir teminat bedeli kadar satış yapmayı taahhüt ettiği,  bu miktara ulaşması halinde  kalan süre için teminat evrakı vermesine gerek olmadığı ve peşin ödemeli ürün alarak faaliyetine devam edeceğinin kararlaştırıldığı,  davacının  ilk sözleşme ile davalıya 29.09.2017, 31.10.2017, 30.11.2017 vadeli  ve toplam 50.000 TL'lik senetler verdiği, davacının  daha sonra 30.11.2017 tarihli senet yerine  davalıya dava konusu senedi  verdiği, dava dilekçesi ve cevap dilekçesi ile  dosya kapsamına taraf vekillerince sunulan beyan dilekçelerine göre tarafların verilen senetlerin teminat senetleri olduğunu kabul ettikleri görülmektedir. Bir teminat bonosudan  söz edilebilmesi için ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da benimsendiği üzere, bonoda teminat kaydı olsa bile, neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarihli ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 tarihli ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 E., 2010/99 K.;  28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da vurgulandığı üzere, bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. Davalı, 25.04.2018 tarihli yazısı ile, davacı ile yapılmış olan 18.04.2017 tarihli ilk sözleşmesinin sözleşmenin 6.maddesi uyarınca,  davacının performansı yeterli görülemediğinden  20.04.2018 tarihi itibariyle  feshedildiğini  ve 20.madde uyarınca teminat evrakı iadesi yapılmayacağını bildirmiştir. Davalı aynı tarihte, ikinci sözleşmeyi yani 16.03.2018 tarihli sözleşmeyi de feshetmiş, bu sözleşme gereği aldığı  dört adet teminat senedini ise davacıya iade etmiştir. Bu bilgilere göre davacı ve davalı  arasında dava konusu senedin ve dava konusu olmayan 30.03.2018 vadeli diğer bir senedin teminat senedi olarak taraflar arasındaki 18.04.2017 tarihli ilk bayili sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak verildiği noktasında  uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bir diğer deyişle, taraflar arasında iki ayrı  bayilik sözleşmesi akdedilmiş olup yukarıda da belirtildiği üzere taraflar, davacının davalıya verdiği senetlerin sözleşmeler uyarınca teminat senedi olduğunu kabul etmektedirler. Bu durumda dava konusu senedin davalı elinde kalmasını haklı kılacak bir sebebin bulunması gerekir. Davalı, ilk sözleşmenin davacının performansının  yeterli görülmemesi sebebiyle feshedildiğini belirtmiş ancak buna ilişkin bir delil sunmamıştır. Ayrıca, ilk sözleşmenin ardında davacı ile 16.03.2018 tarihli yeni bir bayilik sözleşmesi yaparak çelişkiye düşmüştür. Bu sebeple ilk sözleşmenin davalı yanca haklı sebeple feshedildiğinden söz edilemez. Davalının sözleşmeden doğan zararı bulunduğu ispatlanamamıştır. Öte yandan, davalı vekili, ilk sözleşmenin 4.20.maddesi uyarınca, teminat evrakı niteliğindeki  senetleri iade yükümlülüğü olmadığını ileri sürmektedir. Sözleşmenin 4.20 maddesinde her ne kadar  \"Bayi tarafından üreticiye verilen teminat evrağının miktarı ücretici tarafından bölgede hedeflenen minimum satışa göre belirlenir. Bu nedenle teminat evrağı peşin alış kabul edilir ve Bayi'ye sözleşme bitiminde Üretici tarafından teminat evrağı iadesi yapılmaz.\"  hükmüne yer verilmiş ise de,  aynı sözleşmenin 6.5 maddesinde bayinin yani davacının  50.000 TL tutarlı teminat evrakı  vereceği kararlaştırılmış ve ''Her sözleşme yenilemesinde yeni teminat çeki alınacaktır.  Bayi, verilecek bu teminatın, sözleşme yürürlükte kaldığı müddetçe  üreticinin tasarrufunda kalmasını ve siparişini verdiği ürünlerin ücret tahsilatının bu teminat evrakından yapılmasını kabul taahhüt eder.'' denildiği, devamında 6.6 maddesinde ise ''Bayinin akde aykırı davranmasından doğan zararlar, cezai şartın muaccel olması gibi sebepler üreticiye tek taraflı olarak teminatı gelir kaydetme/tahsili için icra yoluna gitme  hakkı verir.'' düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükümler bir arada değerlendirilip yorumlandığında esasında tarafların hedeflenen satış tutarına ulaşılamaması halinde kalan bakiyenin teminat senedinden karşılanması yetkisinin davalıya verildiği anlaşılmaktadır.  Davalı hedeflenen satış tutarına ulaşılamadığını ispatlayamadığından senedin  bedelsiz kaldığı anlaşılmış olup bu yönden davanın kabulü yerinde olmuştur. Bir diğer deyişle hukuken \"ceza-i şart\" olarak teminat senedinin bozdurulma yetkisinin davalıya tanındığı kanaatine varılmaktadır. Ne var ki, yukarıda da değinildiği üzere davalı yan ilk sözleşme dönemine ilişkin haklarını ihtirazi kayıtsız bir şekilde talep etmeksizin ilişkiyi yenileyerek ikinci bir sözleşme tesis etmiştir. Buna göre TBK'nın 179/2. fıkrası uyarınca davalı üretici çekince koymaksızın davacı bayi ikinci sözleşmeyi imzaladığı ve yeni bir ticari ilişki dönemini başlattığı anlaşılmakla ilk dönem için (ceza-i şart mahiyetinde) alınan dava konusu senedin artık bedelsiz kaldığının kabulü gerekir. Davacının alacak talebi yönünden ise; taraf defterlerinin birbiri ile uyumlu olduğu ve davalı defterlerinde de davacının alacaklı olduğu anlaşıldığından alacak talebinin kabulü de yerinde olmuştur. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı  tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 1.280,45 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.29.01.2025<br>KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre  karar kesindir.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"50507a94004751dd","SID":"8cf1c4bef62adac1"}}