{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1647 <br>KARAR NO: 2025/112<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 09/03/2021<br>NUMARASI: 2018/128 E. -  2021/176 K.<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bayilik sözleşmesinden ve haksız rekabetten kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki haksız rekabetin önlenmesi, maddi manevi tazminat ile portföy  tazminatı talepli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2012 yılından bu yana ... markasını taşıyan tekstil makinelerinin  bayisi olarak Türkiye içinde satış ve servis hizmeti verdiğini,  bu hizmetin bir müddet, (dava dışı) ... San.Tic. AŞ'nin üst bayiliği ve müvekkilinin de aralarında olduğu 4 bayinin alt bayiliği şekilde yürütüldüğünü,  bilahare ... markasının Türkiye pazarına bizzat geldiğini, bu kapsamda (tek hissedar olarak) davalı ... Paz. ve Tic. Ltd. Şti.'yi akabinde yine, bir süre  davacının da aralarında olduğu bayiler aracılığıyla faaliyet gösterdiğini, ancak yakın zamanda  davacının  bayiliğine son verdiğini,  diğer bayilerle faaliyette bulunmaya devam ettiğini,  davalı bu uygulaması ile bir yandan müvekkilinin  yıllardır verdiği emeği ve ... markasına Türkiye'de kazandırdığı değeri yok sayarken, diğer yandan eşit durumda bulunan bayiler arasında müvekkili aleyhine ayrımcılık yapıp  haksız rekabet oluşturduğunu,  davalıya gönderilen bir maille bu hususlar dile getirilerek hukuka ve hakkaniyete uygun davranması istenmiş, ancak davalı, bayilik ilişkisinin son bulduğunu ve bu aşamadan sonra müvekkilimizin isterse yedek parçaları diğer bayilerden alabileceği ifade edildiğini, ... markasının Türkiye'de ana bayi olarak (dava dışı) ... San.Tic. AŞ isimli şirketi belirlediğini, ancak bu şirketin, makine satışı, servis veya yedek parça işini bizzat yapmadığını,  bilakis, bu faaliyetleri müvekkilinin  de aralarında olduğu dört şirket eliyle yaptığını, bu kapsamda ... markasının dava dışı ... San.Tic. AŞ isimli şirketin kontrolünde  davacı  ... Ltd.Şti., dava dışı ... San. Tic. Ltd. Şti., ... Hizmetleri San.Tic.Ltd.Şti. (Eski unvanı ... Çözümleri ...),  2016 yılından itibaren de ... Sanayi ve Dış Tic. AŞ tarafından yerine getirildiğini, bu suretle sözkonusu dört şirketin tekstil sektöründe yardımcı/alt bayi olarak belirlendiğini,  asıl servis, satış ve pazarlama işlerinin de müvekkilinin de aralarında bu yardımcı/alt bayiler tarafından yürütüldüğünü,   bu  işleyişin 2017 yılına kadar bilfiil devam ettiğini, bilahare 2017 yılı içinde (dava dışı) ... Ürünleri San.Tic. AŞ'nin yerini davalı ... Teknolojileri Paz. ve Tic. Ltd. Şti.'nin  aldığını, ancak davalının faaliyet göstermesinden sonra durumun alt bayiler bakımından değişmediğini,  bu şirketin de tüm faaliyetlerini davacı ile birlikte sayılan bu şirketler  eliyle yürüttüğünü, davalının  bu alt bayilerle ticari ilişkisini koruduğunu,  gerekli desteği verdiğini,  bu suretle, 2017 Aralık ayına kadar ...  markası taşıyan tekstil makineleri ve yedek parçaları, önceleri (dava dışı) ... AŞ eliyle, sonraları ise (davalı) ... tüm ticari faaliyet ise alt bayiler tarafından yürütüldüğünü,  bu hususun  taraf ve dava dışı ... AŞ ticari defter ve kayıtlarıyla sabit olduğunu,  bu delillerin yargılama sürecinde celbini ve bilirkişi iyle incelenmesini talep etiklerini, ancak Aralık 2017'de müvekkilimizin bayiliğine son verildiğini,  davacının dışlandığını, diğer bayiler lehine ayrımcılığa uğradığını,  davacının tüm müşterilerinin elinden alındığını,  2017 yılına kadar sorunsuz devam eden ticari ilişkinin 2017 yılı Aralık ayında başka bir yöne kaydığını,  davalının Aralık 2017'de ansızın ve herhangi bir haklı sebep bildirmeksizin, müvekkili şirkete yedek parça vermemeye başladığını, diğer bayilerle bayilik ilişkisini sürdürürken müvekkilini dışladığını,  davacının servis hizmeti verebilmesi için lazım olan yedek parçalar için diğer bayilere yönlendirildiğini, 11 ve 14 Aralık 2017'de davalı tarafından gönderilen iki ayrı mailde bu durumun yazılı olarak dile getirildiğini,  davalı tarafın bu uygulaması için haklı veya haksız hiçbir sebep göstermediğini,  taraflara ait ticari defter ve kayıtlarından da sabit olacağı üzere, müvekkilinin  davalının bayisi olduğu dönemde 4 yılda ... markası taşıyan yaklaşık 300 makine satıp kurduğunu, ... markasının Türkiye piyasasında tanıtılması, satılması ve yerleşmesi için her yıl 2-3 fuara katıldığını,  çok sayıda ilan ve reklam faaliyetine giriştiğini,  ... markasının tanınmasına, bilinmesine ve yayılmasına katkı sağladığını, bu sebeple portföy tazminatına hak kazandığını,  herhangi bir haklı nedeni yokken müvekkili hakkında gerekçesiz bir şekilde böyle bir karar alınması, bu suretle diğer bayiler karşısında müvekkiline negatif muamele yapılması, buna mukabil diğer bayilerin bayiliklerinin devam ettirilmesi, desteklenmesi ve müvekkilinin de bu bayilere yönlendirilmesinin ağır haksız rekabet ortamı oluşturduğunu,  davalının  bununla da yetinmeyip davalı şirket yetkilileri/temsilcileri, diğer bayileri de yanlarına alarak, müvekkili şirketin makine (ve bu makinelerde kullanılacak boyaları ve sarf malzemelerini sattığı) ve/veya servis hizmeti verdiği müşterileri dolaşarak davacının  artık bayi olmadığını, yedek parça temin edemeyeceğini,  dolayısıyla sıhhatli servis hizmeti sunamayacağı, bu nedenle de mecburen kendilerine bayi olarak gösterilen, ... Bilgisayar ve ... isimli şirketlere gitmeleri gerektiği telkin etiğini,  haksız rekabet teşkil eden bu eylemler nedeniyle davacının zarara uğradığını,  davalı şirketin bayi olarak belirlediği ... Bilgisayar ve ... isimli şirketlerin de bu müşterilere, “tekstil boyalarını kendilerinden almamaları halinde, artık servis hizmeti vermeyecekleri” yönünde beyanda bulunduklarını, davalının eylemlerinin hem haksız fiile hem de haksız rekabete neden olduğunu ileri sürerek, haksız rekabete yönelik eylemlerin engellenmesine, durdurulmasına ve tecavüz neticesi doğuran fiillere son verilmesine, portföy bakımından oluşan zararın tazmini amacıyla şimdilik 50.000 TL maddi tazminatın bayilik ilişkisinin sona erdirildiği tarihten itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte,  davalının, ayrımcılık ve haksız rekabete yönelik eylemleri nedeniyle oluşan zararın tazmini amacıyla şimdilik  50.000 TL. maddi, 100.000,00 TL manevi olmak üzere 150.000 TL'nin eylem tarihinden itibaren işletilecek ticari faiziyle birlikte davalıdan t tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesi sunmamış olup davalı vekilince  daha sonra sunulan  dilekçesinde özetle; tebligatın usulüne uygun olmadığını, hukuki dinlenilme  hakkının ihlal edildiğini, senetle ispat zorunluluğunun bulunduğunu, aralarında acente, bayilik, tek satıcılık vb ilişkinin bulunmadığını, davacının bayi değil, rakip konumunda olduğunu, yedek parça satışının engellendiğine ilişkin iddiaların asılsız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Dava, haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat ile portföy tazminatı istemine ilişkindir. Taraflar arasında bayilik sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, davalı tarafından sözleşmenin haksız şekilde fesh edilip edilmediği, davacının davalı şirketin portföyünün gelişimine katkısı bulunup bulunmadığı, davalının haksız rekabet ve ayrımcılık oluşturan eyleminin olup olmadığının belirlenmesi , bu kapsamda var ise tazminat miktarı noktasında uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir. Mahkememizce tanıklar dinlenilerek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun 54/2 maddesi ''haksız rekabet''i; rakipler arasında veya tedarik eden- lerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar\" şeklinde tanımlanmış daha sonra TTK. 55. maddesinde  uygulamada en sık görülen haksız rekabet hallerine, sınırlayıcı olmamak koşulu ile, örnekler vermiştir. Haksız rekabet halleri arasında; sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek, özellikle  üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, hak etmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak, işçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek, üretim ve iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek...\" vs durumlar sayılmıştır. TTK'nun haksız rekabete ilişkin “Hukuki Sorumluluk” başlığını taşıyan 56. Md. hükmüne göre: \" Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse;a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini,b) Haksız rekabetin men’ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve ziyanın tazminini,e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. Yine TTK'nun 59 md. hükmüne göre: ‘Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemiyle, gideri hak- sız çıkan taraftan alınmak üzere, hükmün kesinleşmesinden sonra ilan edilmesine de karar verebilir, ilanın seklini ve kapsamını mahkeme belirler ”. Davacının iddiası, davalının dört yıldan beri bayisi olduğu, davalıya ait marka ve ürünlerin Türkiye'de tanıtılması ve pazarlanması konusunda Türkiye'de bulunan 4 bayiden birisi olarak faaliyette bulunduğu, davalının ürünlerinin Türkiye'de tanınmasında büyük bir rol oynadığı, davalının bayilik sözleşmesine son vererek yedek parça ve diğer hizmetlerin diğer bayiler tarafından verileceğine ilişkin müşterilere telkinde bulunduğu, bu durumun haksız rekabete yol açtığı, ayrıca sözleşmenin haksız nedenle fesih edilmesi sonucu portföy tazminatına hak kazandığı, bu bakımdan haksız rekabetin önlenmesi ve haksız rekabet nedeniyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi, ayrıca kendisine portföy tazminatı verilmesi yönündedir. Davalının iddiası ise, taraflar arasında herhangi bir bayilik sözleşmesi bulunmadığı davacı ile dava dışı ... şirketi arasında kurulan ilişkisinin bayilik sözleşmesi olup olmadığı ve bu sözleşme nedeniyle ... şirketinin davacıya karşı bir yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı konusunda bilgisinin olmadığı, böyle bir ilişkinin kendisine karşı ileri sürülemeyeceği yönündedir. Bu durumda öncelikle; taraflar arasında ihtilaf konusu olan taraflar arasında bayilik ilişkisinin kurup kurulmadığı, davalının bu ilişki aykırı davranışının bulunup bulunmadığı ve davacının portföy tazminatı talep edebilme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Yargıtay içtihatları ve TTK’nın gerekçesi dikkate alındığında portföy tazminatı talep etme şartları şu şekilde özetlenebilir: - Taraflar arasında bayilik veya acentelik sözleşmesi gibi bir sözleşme bulunmalı ve bayiye ya da acenteye bırakılmış münhasır yetkiyi haiz bir bölge olmalıdır. Öğretide \"inhisar\" hakkı tek satıcılık sözleşmesine niteliğini veren unsur olarak görülür. - Önemli bir müşteri kitlesinin kazandırılması gerekir. Portföy tazminatına hak kazanılabilmesi için gerek Türk öğretisi ve mahkeme kararlarında gerek model alınan İsviçre ve Alman literatür ve içtihatlarında iki şartın bir arada bulunması icap eder. Bunlar (1) İşletmeye önemli miktarda müşteri kazandırılması ve (2) Bu müşterilerin işletmeye bağlı olup onu istikrarlı bir suretle kazanç sağlamakta devam etmeleridir. Önemli müşteri kitlesi şartı hem 2007 sayılı Sigorta Kanununda hem de TTK’da yer almaktadır.Tek satıcının veya acetenin gayretleri (yani, yatırımları, reklâm ve ilanları) ile önemli büyüklükte müşteri kitlesinin tek satıcı tarafından, işletmeye kazandırılmış olması gerekir. Kazandırma eski müşterilerin işletmeye sıkı sıkı bağlanması ve yeni müşteri kazandırılmış olmasını gerektirir. Ayrıca uzun yıllar süren ilişkilerde ciroda veya gelirdeki artışlar büyük önem taşımaz. Çünkü işletmenin büyümesi ve organizasyonunun genişlemesi doğal olarak müşteri getirir. Bunu sadece tek satıcıya bağlamak doğru değildir. Müşteri kitlesinin kazandırılmış olması yetmez, bu kitlenin büyüklük bakımından \"önemli\" olması icap eder. \"Büyüklük\" de ana bayinin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır. Kazandırılan müşteri kitlesinin işletmeye bağlı bulunması, yani tek satıcı ayrıldıktan sonra da o müşteri kitlesinin işletmeyle iş yapmaya devam ettiğinin tek satıcı tarafından ispat edilmesi gereklidir. - Portföy tazminatına hak kazanmanın şartlarından biri de, işletmeye kazandırılan müşteri kitlesinin, tek satıcının ayrılmasına rağmen, işletmeye bağlı kalmasıdır. Aksi halde kazandırılan müşteriye ulaşmak ve onu elde tutmak mümkün olamaz. Ulaşılamayan müşteri işletmenin müşterisi değildir. Bu şartın gerçekleşebilmesi için tek satıcıya düşen görevler de vardır. Görevin başında işletmenin müşterilerle temasını sağlayabilmesi için elindeki belgeleri (meselâ müşteri adreslerini, faturaları, müşterinin davranışlarını gösteren yazışmaları, pazar değerlendirmesi yapan raporları) işletmeye vermesidir. Buna ''müşterilerin devri” de denilebilir. Tek satıcının da acente gibi pazar hakkında bilgi veren raporlar vermesi şarttır. - Gerek acentenin gerek tek satıcının portföy tazminatına hak kazanabilmesi için somut olayın gerçeğine göre tek satıcının ya da acentenin bu talebi hakkaniyete uygun olmalıdır. \"Hakkaniyet”, tanımlanması güç, soyut nitelik taşıyan bir kavramdır. Ancak hakkaniyetin birçok tazminatın veya kar payının ana şartı ve/veya tazminatın veya düzeyinin belirlenmesinde etken olduğu da şüphesizdir (Bkz. TK m. 113, 122, 202 vs.). Portföy tazminatının tayininde bu kavram sadece \"kıdem\"e göre belirlenmez. Kıdem yanında tek satıcının işletmeye uyumu ve bunun için gösterdiği somutlaşan gayretler, müşteri kazanmak için yaptığı fedakârlıklar, özellikle taşıma filosu kurmak, bayi ve adamlarını, teknik bakım servislerini ve adamlarını yetiştirmek için eğitim hizmetleri vermek, müşterileri ve müşteri memnuniyeti sağlamak için yapılan hizmetler ve pazar hakkında verilen raporların kalitesi ve düzeniyle tanımlanır. Somut olayda haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebi ile portföy tazminatı talebi bulunduğu anlaşılmaktadır. İspat kuralına ilişkin MK. m. 6 hükmüne göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür”. HMK. m. 190/1 hükmüne göre: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir”. Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan hüküm uyarınca, davacının, taraflar arasında bir bayilik ilişkisinin bulunduğunu, bu ilişkinin davalı tarafından ihlal edildiğini geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır. Davacı tarafından bu yönde herhangi bir geçerli delil sunulmadığı gibi dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında, davacı ile dava dışı... şirketi arasında ticari ilişki bulunduğu, davacının ürünlerini bu şirketten temin ettiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan davacının, taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunduğu ve bu ilişkinin davalı tarafından ihlal edildiği yönündeki iddiası yerinde değildir. Taraflar arasında bayilik ilişkisinin bulunduğu kabul edilse dahi davacıya tekel hakkı tanınmış olduğuna ilişkin somut bir delil bulunmadığından, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davacının önemli ölçüde kazandırmış olduğu müşteri kitlesinin davalıyla iş yaptığına ilişkin bir delile de rastlanmadığından portföy tazminatı talebi de yerinde olmamaktadır.\" gerekçesiyle davanın reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyada alınan bilirkişi raporunda tarafların ticari defterleri incelendiğini,  bu kayıtlarda tarafların 2017 yılında doğrudan ticari ilişki içerisinde olduğunun  tespit edildiğini,  dinlenen tanıkların da  \"...gelen tüm siparişler önceki distribitör tarafından bize yönlendiriliyordu, hatta sonradan mimakide TS34 e ilişkin siparişleri bize yönlendirmeye başladı, mimakinin Türkiye'de başka makine satışları vardı ancak TS34 satışı bizde idi başka şirketlerin satıp satmadığını bilmiyorum...\" şeklinde beyanda bulunduğunu,   ticari defter ve kayıtlar ile tanık anlatımları arada davacının başka bir şirket olmaksızın doğrudan emir ve talimatları davalıdan aldığını ve aralarında distiribütörlük sözleşmesinin varlığını kanıtladığını,  kanunda özel bir şekil şartı bulunmadıkça sözleşmenin geçerliliğinin herhangi bir yasal şekle bağlı  olmadığını, bayilik distribütörlük ilişkinin bu şekilde kanıtlandığını, mahkemenin portföy tazminatına hak kazanılamayacağı yönündeki değerlendirmesinin isabetli olmadığını,  davalının,  davacının  bayiliğine son verdiğini bildirdiği ana kadar gerek şifahi beyanlarıyla, gerekse uygulamalarıyla bayilik ilişkisinin devam edeceğini ortaya koyduğunu, nitekim iki şirket arasındaki ilişkilerin bu düşünce üzerine bina edildiğini, ilişkinin ve ticari faaliyetlerin nasıl geliştirileceği, nasıl verimli hale getirileceğinin değerlendirildiğini, şirket yetkilileri/temsilcileri arasında yapılan yüz yüze ve telefon yoluyla yapılan görüşmelerinin çok sayıda tanığı ve hatta telefon konuşma kaydı bulunduğunu, aynı şekilde bu durumun taraflar arasında yapılan çok sayıda mail yazışmasıyla da sabit olduğunu, taraflara alt ticari defter ve kayıtlarından da sabit olacağı üzere, müvekkil şirket ... bayisi olduğu dönemde 4 yılda ... markası taşıyan yaklaşık 300 makine satmış, kurmuş olduğunu,  her yıl 2-3 fuara katıldığını, bu fuarlarda davalının makinesini sergileyip tanıttığını, davacının gayreti ve markaya olan katkısının çok fazla olduğunu, Türkiye'de ... markasının tanınmasında, tercih edilmesinde ve yaygınlaşmasında müvekkilin  çok büyük payı olduğunu, portföy tazminatı şartlarının oluştuğunu, davada  ayrımcılık ve haksız rekabete ilişkin olarak da maddi tazminat talepleri  mevcutken bilirkişi raporunda bu hususa hiç değinilmediğini, davalının herhangi bir haklı nedeni yokken müvekkili şirket hakkinda gerekçesiz bir şekilde böyle bir karar alınması, bu suretle diğer bayiler karşısında müvekkili şirkete negatif muamele yapılması, buna mukabil diğer bayilerin bayiliklerinin devam ettirilmesi, desteklenmesi ve müvekkil şirketin de bu bayilere yönlendirilmesinin ağır haksız rekabet ortamı oluşturduğunu, davalının şirket bununla da yetinmeyerek   yanına diğer bayileri de alarak, müvekkilinin  makine (ve bu makinelerde kullanılacak boyaları ve sarf malzemelerini sattığı) ve/veya servis hizmeti verdiği müşterileri dolaşarak  davacının  artık bayi olmadığı, yedek parça temin edemeyeceği, dolayısıyla sıhhatli servis hizmeti sunamayacağı, bu nedenle de mecburen kendilerine bayi olarak gösterilen, ... ve ... isimli şirketlere gitmeleri gerektiği  hususlarının telkin edildiğini,  bu şekilde davacının ... markalı makineleri ve yedek parçalarını satarak elde ettiği kara, servis hizmetlerinden elde ettiği kara, yine servis vesilesiyle sattığı sarf malzemesi ve tekstil boyalarından elde ettiği kara engel olduğunu, maddi zarara uğratıldığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, distribütörlük (bayilik) sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı portföy tazminatı alacağının tahsili ile haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve  haksız rekabet nedeniyle  uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı taraf, davalı ile arasında  distribütörlük (bayilik) sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin davalı yanca haksız feshedildiğini, ayrıca davalının bayiler arasında haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, bu sebeple doğan zararın tazmini ile portföy tazminatı alacağının tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı ise, davacı ile aralarında distribütörlük (bayilik) ilişkisi bulunmadığını savunmuştur. Uyuşmazlık, taraflar arasında bayilik sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, varsa davalı tarafından sözleşmenin haksız şekilde feshedilip edilmediği,  portföy tazminatı şartlarının oluşup  oluşmadığı,  davalının haksız rekabet ve ayrımcılık oluşturan eylemleri olup olmadığı, varsa maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarındadır. Öncelikle taraflar arasında bir bayilik ve/veya distribütörlük  sözleşmesi olup olmadığın ortaya konulması gerekir. Taraf beyanları ve dosya kapsamına göre taraflar arasında yazılı bir bayilik sözleşmesi bulunmadığı ancak davacı tarafça, taraf ticari defterleri, tanık beyanları  ve taraflar arasındaki mail yazışmaları uyarınca yazılı olmayan bir bayilik sözleşmesi bulunduğunun iddia edildiği  görülmektedir. Taraflar arasındaki ilişkiyi düzenleyen yazılı bir sözleşme bulunmadığından, davacı tarafça dosyaya sunulan  e posta yazışmaları ve tanık beyanları incelendiğinde; davacının 11.12.2017 ve 14.12.2017 tarihli e postaları ile davalının bayilik ilişkisinin sonlandırdığı ileri sürümüş ise de gerek bu e postalar  gerekse diğer  e postalarda davalının davacıyı bayi olarak  tanımlamadığı,  bilakis dava dışı ... adlı şirketin davalının Türkiye  distribütörü olduğu, davacının bu şirket ile bir kısım yazışmalarının bulunduğu,  bu yazışmalarda  ... şirketi tarafından davacıdan bayi olarak bahsedildiği görülmekte olup,  davalı ile davacı arasındaki yazışmalardan davacının davalı bayi olduğu sonucuna ulaşılamamaktadır. Taraf ticari defterlerinde 2017 yılı Ekim-Aralık ayı arasında tarafların karşılıklı  alım faturaları kayıtları  ile ödeme kayıtları bulunmakta olup   bu kayıtlardan da davacının davalının bayisi olduğu şeklinde bir sonuç çıkmamaktadır. Bir diğer deyişle, dosya kapsamında mevcut  e-posta yazışmalarından davacıya bayilik veya distribütörlük verildiği kanısını oluşturacak düzeyde bir delile rastlanılmamıştır. Bu durumda davacı, davalının bayisi ve/veya distribütörü (tek satıcısı) olduğu yönündeki iddiasını ve münhasır satış yetkisi verildiğini ispat edememiş olup, TTK'nın 122. maddesi uyarınca portföy (denkleştirme) tazminatı şartları da oluşmamıştır. Bu nedenle, aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacının haksız rekabet bulunduğu iddiası, davalının  herhangi bir haklı nedeni yokken bayilik/distribütörlük sözleşme ilişkisini  gerekçesiz bir şekilde feshetmesi,  bu suretle diğer bayiler karşısında kendisine  negatif muamele yapılması, buna mukabil diğer bayilerin bayiliklerinin devam ettirilmesi, desteklenmesi ve kendisinin de bu bayilere yönlendirilmesine dayalı olduğu, davacının esasında davalı ile arasında bayilik/distribütörlük ilişkisinin varlığını kanıtlayamamış olması sebebiyle, diğer bayilerle arasında ayrımcılık yapıldığı ve bunun haksız rekabet niteliğinde olduğu iddiasının temelinin de ortadan kalktığı  görülmektedir. Davacı vekili, davalının, davacının müşterilerine davacının artık bayi olmadığını, kendisine yedek parça temin edemeyeceğini, dolayısıyla davacıdan alış veriş yapanlara sıhhatli servis hizmeti sunamayacağını, bu nedenle de mecburen kendilerine bayi olarak gösterilen ... Bilgisayar ve ... isimli şirketlere gitmeleri gerektiğini telkin etiği yönündeki iddialarına ilişkin ise somut bir delil sunamadığından, bu iddialarını ispat edememiştir. Bu nedenlerle davacının haksız rekabetin önlenmesi ve maddi manevi tazminat talebine ilişkin istinaf sebepleri  de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye  556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 29.01.2025  tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.<br>KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fc419aa2954ce27c","SID":"e18be2ef8d8fa9dd"}}