{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1043 Esas<br>KARAR NO: 2025/34 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2020/531 Esas-  2022/140 Karar<br>TARİH: 23/02/2022<br>KARAR TARİHİ: 23/01/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davalının, davacı banka ile dava dışı ... San. Ve Tic. A.Ş. arasında düzenlenen 17.6.2016 tarihli sözleşme uyarınca kullandırılan 1.000.000 ABD Doları tutarındaki krediye müteselsil kefil olduğunu, krediden doğan borcun vadesi geldiği halde ödenmediğini, borçlu dava dışı şirketle birlikte davalıya ihtarname keşide edildiğini, ödeme yapılmaması nedeniyle asıl kredi borçlusu firmanın konkordato davası sebebiyle tedbir kararı bulunduğundan davalı kefil hakkında İst. Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibine başlandığını, davalı borçlunun icra takibine, borca ve ferilerine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini beyanla itirazın iptaline, takibin devamına, icra inkâr tazminatına hükmedilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ekindeki belgelerin kendilerine tebliğ edilmediğini, UYAP'ta birden fazla kredi sözleşmesi ve taahhütname bulunduğunu, işbu davanın hangi sözleşmeden ve krediden kaynaklandığını anlayamadıklarını, davalının sözleşmelere kefil olmadığını, taahhütlerden ise sadece birinde davalının şahsi imzasının bulunduğunu, bunda da tarih bilgisinin bulunmadığını, bu şekilde davalının iradesinin sakatlandığını, tüm bu nedenlerle davacı tarafından sunulan sözleşme eklerinin davalı vekiline tebliğine, borcun kaynağının açıkça gösterilmesi için davacıya kesin süre verilmesine, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 23/02/2022 tarih 2020/531 Esas-  2022/140 Karar sayılı kararında;<br>\"....Delillerin değerlendirilmesi ve sonuç: Sonuç olarak davacı ... Bankası A.Ş. ile dava dışı ... San. Ve Tic. A.Ş. arasında 17.06.2016 tarihinde 5.000.000 ABD Doları limitli Genel Kredi Sözleşmesi ve İhracata Yönelik İşletme Sermayesi Kredisi Firma Taahhütnamesinin akdedildiği, bu sözleşmede davalı ...’ın müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, davacı ... Bankası A.Ş. ile dava dışı ... San. Ve Tic. A.Ş. arasında, davalı ...’ın müteselsil kefaleti ile, 08.11.2018 tarihinde, 2.000.000 USD limitli Genel Kredi Sözleşmesi ve Taahhütnamenin akdedilerek, bu sözleşmenin imza tarihinden önce, davacı banka ile dava dışı şirket arasında imzalanan bütün Genel Kredi Sözleşmelerinin 08.11.2018 tarihli yeni Genel Kredi Sözleşmesi ile revize edildiği, 08.11.2018 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi’nin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun kefalete ilişkin 583. maddesinde belirtilen hususları içerdiği ve kefaletin geçerli olduğu, 08.11.2018 tarihli tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ve Taahhütnamesi ile “müteselsil kefaletin sözleşme nedeniyle doğmuş önceki borçları da kapsayacağı” hususunun hüküm altına alındığı, davalının da bunu kabul ederek ve kendi el yazısı ile Taahhütnamenin altına bu hususu derç etmek suretiyle imzaladığı, bu sebeple de sözleşmeye göre, davacı alacaklı ... Bankası A.Ş.‘nin, davalı müteselsil kefil ...'dan İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı 16.06.2020 takip tarihi itibariyle, dava dışı ... San. ve Tic. A.Ş.‘ne kullandırılan ... referans numaralı İhracata Yönelik İşletme Sermayesi [döviz] kredisinden kaynaklanmış,  832.963,47 ABD Doları asıl alacak, 73.823,55 ABD Doları işlemiş faiz ve 3.691,18 ABD Doları BSMV olmak üzere toplam 910.478,20 ABD Doları tutarındaki borçtan sorumlu olduğu, sözleşmelerin genel işlem koşullarına aykırı olmadığı, sözleşme hükümlerinin, borçluların sözleşmeyi ihlal etmesi ve borçlarını ödememesi halinde alacağın tahsiline, borcun tasfiyesine ilişkin olduğu, davacının ödeme emrinde yazılı talebinin 832.963,47 ABD Doları asıl alacak, 87.372,35 ABD Doları temerrüt faizi ve 4.368,62 ABD Doları BSMV olmak üzere toplam 924.704,44 ABD Doları olduğu, bilirkişi tarafından hesaplanan ve mahkememizce kabul edilen alacakla davacı bankanın istemine konu alacak arasında kalan 14.226,24 ABD Doları farkın, davalı müteselsil kefil ...’ın 16.06.2020 takip tarihi itibariyle temerrüde düşmesine rağmen, davacının, 19.04.2019 ihtarname tarihinden itibaren % 8,28 oranından temerrüt faizi hesaplayarak talep etmesinden kaynaklandığı, mahkememizce davalı müteselsil kefile hesap kat ihtarnamesinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemiş olduğunun kabul edildiği, bu nedenle asıl borçlunun temerrüdü dolayısıyla oluşan temerrüt faizinden davalı kefilin sorumlu tutulamayacağı, kefilin ancak kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve ferilerinden sınırsız olarak sorumlu tutulması gerektiği kanaatine varıldığından, davanın kısmen kabulü ile; dava dışı asıl borçlu şirketle tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, davalı-borçlu ...'ın İst. Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra dosyasına yaptığı itirazın  kısmen iptali ile, takibin; 832.963,47 ABD Doları asıl alacak, 73.823,55 ABD Doları işlemiş faiz ve 3.691,18 ABD Doları BSMV olmak üzere toplam 910.478,20 ABD Doları alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar vermek gerekmiştir. İşleyecek faiz yönünden de, TBK'nin 100. maddesi uyarınca; takip tarihinden sonra yapılabilecek kısmi tahsilatların öncelikle faiz ve masraflara mahsubu sağlanmak kaydıyla, 832.963,47 ABD Doları asıl alacağa, davacı bankanın işbu dava konusu krediye uyguladığı yıllık % 8,28 gecikme faiz oranı üzerinden, takip tarihinden itibaren asıl alacağın tamamen ödendiği tarihe kadar temerrüt faizi, temerrüt faizi üzerinden % 5 gider vergisi hesaplanmak suretiyle, alacağın bu rakamlar üzerinden devamına karar vermek gerekmiştir.İcra inkar tazminatı talebi yönünden inceleme ve değerlendirme: Davacı taraf, davalılardan icra-inkar tazminatı istemiştir. İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesinin 2. Fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, davacının alacaklı olduğu miktar sözleşme ile kararlaştırılmış olup kabulüne karar verilen kısmı likit olduğundan ve davalı kefil ve asıl borçlu tarafından ödeme yapılmadığı gibi icra takibine yaptığı itiraz haksız bulunduğundan daha fazla takdir edilmesine ilişkin neden bulunmamakla, likit ve muayyen nitelikte bulunan asıl alacak, işlemiş faiz ve BSMV toplamları üzerinden hesaplanan %20 icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmektedir. Buna göre, İİK'nin 67. Maddesi uyarınca hükmedilecek icra inkar tazminatına, yabancı paranın  icra takip tarihi itibariyle geçerli olan TL karşılığı tespit edilip bu miktar üzerinden karar verilmesi gerektiğinden, İİK'nin 67/2. Maddesi uyarınca likit ve muayyen nitelikte kabul edilen asıl alacak, işlemiş faiz ve BSMV toplamı olan  910.478,20 ABD Doları alacağın 1 ABD Dolarının icra takip tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı olan 6,84 TL üzerinden hesaplanan TL karşılığının %20'si miktarındaki 1.245.534,18 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur...\"gerekçesi ile, ''1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; dava dışı asıl borçlu şirketle tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, davalı-borçlu ...'ın İst. Anadolu ... İcra Dairesi'nin ... esas sayılı icra dosyasına yaptığı itirazın  KISMEN İPTALİ ile, takibin; a) 832.963,47 ABD Doları asıl alacak, 73.823,55 ABD Doları işlemiş faiz ve 3.691,18 ABD Doları BSMV olmak üzere toplam 910.478,20 ABD Doları alacak ile işleyecek faiz yönünden 832.963,47 ABD Doları asıl alacağa takip tarihinden itibaren asıl alacağın tamamen ödendiği tarihe kadar yıllık % 8,28 oranında temerrüt faizi ve faizin %5 gider vergisi uygulanmak suretiyle DEVAMINA, b)Fazlaya ilişkin işlemiş faiz ve BSMV isteminin reddine, 2-İİK'nin 67. Maddesi uyarınca hükmedilecek icra inkar tazminatına, yabancı paranın  icra takip tarihi itibariyle geçerli olan TL karşılığı tespit edilip bu miktar üzerinden karar verilmesi gerektiğinden, İİK'nin 67/2. Maddesi uyarınca likit ve muayyen nitelikte kabul edilen asıl alacak, işlemiş faiz ve BSMV toplamı üzerinden icra takip tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanan TL karşılığının %20'si olan 1.245.534,18 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ... Bankası A.Ş. ile ilgili olarak; 3332 Sayılı Kanun’a 04.11.2021 kabul tarihli 7341 Sayılı Kanun’la eklenen hüküm sonrası 3332 sayılı “Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 4.C ve 4.D maddesinin: \"C) ... Bankası A.Ş.' nin Politik riskler nedeniyle kredi, sigorta ve garanti işlemlerinden doğabilecek zararları Hazinece karşılanır. (Ek cümle: 17/9/2004-5234/16 md.) Bu kapsamda, ...nin bir önceki yıla ait kâr paylarından Hazineye isabet eden tutarı, Hazineden olan politik risk alacaklarına mahsup etmeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir. D)(Ek:4/11/2021-7341/8 md.) Bankanın her türlü ihtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve icranın geri bırakılması taleplerinde teminat şartı aranmaz. Bankanın kredilerinin teminatını teşkil eden taşınır ve taşınmaz malların icrada, iflasta veya haricen satışında Banka üzerinde kalması hâlinde satış, devir ve intikal ile ilgili her türlü işlemler, mahkemeler ve icra daireleri nezdinde açacağı dava, takip ve talepler teminattan ve tüm harçlardan; Bankanın ihracatın finansmanına ilişkin açtığı alıcı veya ihracatçı kredileri, ihracatın finansmanı amacıyla ihracatçıların yurt içi ve yurt dışı banka ve finans kurumlarından sağlayacakları krediler için verdiği garantiler, ihracatçıların mal ve hizmet satışını teşvik etmek üzere yaptığı ihracat kredi sigortaları ile yurt dışına yapılacak finansal kiralama işlemlerinin finansmanı ve bu kapsamda verdiği garantiler dolayısıyla lehe aldığı paralar banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisnadır.\" halini aldığını, ilgili kanun hükmü doğrultusunda, müvekkili ... Bankası A.Ş.'nin her türlü yargı harcından muaf olduğunu; İlk derece Mahkeme kararına ilişkin, müvekkili banka aleyhine reddedilen kısım açısından verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ve bozulması gerektiğini, davada verilen kararın esas alınan bilirkişi raporunda müvekkili bankanın davalıdan alacaklı olduğu, davalının kefaletinin hukuken geçerli olduğu ve borçtan tümüyle sorumlu olduğunun net şekilde ortaya konduğunu, bu yönüyle raporun doğru olduğunu, ancak her ne kadar davaya konu icra takibinde talep ettikleri anapara alacak tutarı ile bilirkişi raporunda tespit edilen anapara alacak tutarı örtüşüyor olsa da, icra takip tarihiyle talep edilmesi gereken işlemiş faiz ve BSMV tutarlarına ilişkin bilirkişinin hatalı hesap yaptığını ve toplam alacaklarını 14.226,24 USD eksik hesapladığını, hesap hatası yapılan 14.226,24 USD yönünden de müvekkili bankanın talebi doğrultusunda değerlendirme yapılması ve icra takip tarihi itibariyle toplam alacağının 924.704,44 USD olarak tespit edilmesi gerektiğini; Bilirkişinin takip öncesi işlemiş faiz tutarını hesaplarken ihtarname ve ihtarnamede verilen süreyi baz aldığını, ancak malum olduğu üzere firmaya kullandırılan kredinin belirli vadeli olduğunu, Borçlar Kanunu’nun 117. maddesinin; “Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmişse… bu günün geçmesiyle… borçlu temerrüde düşmüş olur” şeklinde düzenlendiğini, müvekkili bankanın dava dışı şirkete kullandırdığı kredilerin belirli vadeli olduğunu, borcun ifa edileceği gün / günlerin taraflar arasındaki sözleşmeyle belirlendiğini, esas borçlunun vadesi gelmesine rağmen borcunu belirli vadelerde ödemediğini ve temerrüde düştüğünü, temerrüt faizinin belirli vade tarihlerinden itibaren işlemeye başladığını, ihtarnamede belirtilen sürenin borçlu taraf aleyhine yasal takibe geçilmeden önce, borcunu ödemesi için tanınan süreden ibaret olduğunu, borçlunun temerrüdüyle alakası olmadığını, borçlu firmaya tebliğ edilen ödeme emrinde belirtilen borç tutarının kanuna ve genel kredi sözleşmesine uygun olarak hesaplandığını, bu yönüyle, bilirkişi raporu doğrultusunda değil yapılan açıklamalar doğrultusunda belirli vade tarihi itibariyle temerrüdün oluştuğunun kabul edilmesi gerektiğini ve bu doğrultuda işlemiş faiz ve BSMV hesaplanması gerektiğini beyanla, İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/7544 E. ve 2022/140 K. sayılı 23.02.2022 tarihli hukuka aykırı kararının istinaf incelemesi sonucu kaldırılmasını ve davanın kabulü ile talepleri yönünde karar verilmesini  talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bankanın kötüniyetli olarak asıl kredi borçlusunun temerrüde düştüğü tarihten sonra müvekkiline imzalattığı taahhüt ile müvekkilini kefil olarak sorumlu tutmaya çalıştığını, davacı tarafından sunulan belgelerde, takibe konu krediler nedeniyle müvekkilinin kefil olarak sorumluluğuna gidilebilecek geçerli bir belgenin yer almadığını, davacı bankanın, geçmiş tarihli ve kefilsiz kullandırılmış kredilerden, hangi GKS’ye ve krediye dayalı olduğu belirtilmeden müvekkilini kefil olarak sorumlu tutmaya çalıştığı davacının sunduğu deliller ile anlaşılmakta olup aşağıda bu konuda açıklamalar yapıldığını; Yerel Mahkeme kararının 11 Nolu başlığı altında yazılı bulunduğu üzere \"Dava dışı ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye kullandırılan ... referans numaralı İYİS [döviz] kredisinin, ödeme planında belirtilen, 17.08.2018 vadeli 3. ve 19.02.2019 vadeli 4. taksitinin ödenmemesi üzerine, ... Tic. A.Ş. ’nin kredi hesabı, taraflar arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesi’nin 16. [4.] maddesi hükümlerine istinaden, davacı banka tarafından, 18.03.2019 tarihinde\" kat edildiğini, müvekkilinin kefil olarak gösterildiği Genel Kredi Sözleşmesi 08.11.2018 tarihli olup asıl kredi borçlusunun tüm borçlanmalarının bu tarih öncesindeki kredi kullandırımlarına ilişkin olduğunu, davacı bankanın dava dışı şirkete kullandırıldığını belirttiği kredinin dayanağı olan 2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinde müvekkilinin kefil olmadığını, ardından dava dışı ... San. Ve Tic. A.Ş.'ye 2017 tarihli kullandırım gerçekleştiğini, 2018 yılına gelindiğinde dava dışı şirketin 17.08.2018 tarihli 3. taksiti ödemediğinin bankaca anlaşıldığını ve akabinde 08.11.2018 tarihli yeni bir GKS düzenlenerek bu sözleşmeye müvekkilinin imzasının alındığını, bu GKS’ye dayalı hiçbir kredi kullandırımı olmadığını, sonrasında ise banka tarafından, geçerliliği bulunmayan bir taahhütnamenin müvekkiline imzalatılarak kefalet dışında kullandırılan krediler kefalet sorumluluğuna dâhil edilmeye çalışıldığını ve huzurdaki davanın açılmasına sebebiyet verildiğini; Olaya bu yönüyle bakıldığında bankanın iyi niyetle hareket ettiğinden bahsedilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin de zor durumda olan ve kredi taksitini ödememiş bulunan şirketine yeni bir imkân sağlandığını düşünerek imzalamak zorunda bırakıldığı taahhüt metni üzerinden, Mahkemece geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunduğu yönündeki değerlendirmesinin hatalı olduğunu, bu durumun müvekkilinin iradesinin sakatlanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkili basiretli bir tacir olup bir krediye kefil olup olmadığını anlayabilecek iradeye sahip olduğunu, ticari hayatının içerisinde de geçerli bir kefaletin ne şekilde kurulacağını ve sonuçlarını bilerek defalarca kefalet sözleşmesi imzaladığını, burada bankaca yapılanın ise adeta arkadan dolanmak ve hesapları kat edilmiş olan dava dışı şirkete yeni kredi kullandırıyormuş veya gelecekte kredi kullandırma ihtimali varmış gibi davranarak, 2018 yılına ait yeni bir kredi kullandırım sözleşmesi imzaladığını düşünen müvekkilini geçmiş ve taksitinin ödenmesi gecikmiş bir krediye zorla kefil olarak sorumlu yapmaya çalıştığını;  Hangi borca konu edildiği bilinmeyen bir kefalet metni üzerinden müvekkiline kefil sıfatıyla sorumluluk yüklenmesinin kanunun yapılma amacına aykırı olduğunu, kefalet hususu 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 581 ila 603. maddeleri arasında düzenlenmiş olup şekle ilişkin düzenlemelerin geçerlilik şekli olarak düzenlenmiş olduğunu, geçerli bir kefalet sözleşmesinin unsurları kanunun 583. maddesinde düzenlendiğini, kanuna göre kefalet sözleşmesinin yazılı olması gerektiğini ve kefilin sorumlu olacağı azami miktarın açıkça kefilin el yazısı ile ve kefalet tarihi de belirtilmek suretiyle yazılması gerektiğini, aksi takdirde kefalet sözleşmesinin geçerli olmayacağını; Kefaletin kanun nezdinde bu denli açık şekilde ve sıkı şekil şartlarına bağlı olarak düzenlenmesinin sebebinin teminat hukukundaki belirlilik ve hukuk güvencesi ilkelerine dayandığını, kefalet sözleşmeleri ticari hayatta çoğunlukla basiretli tacirler tarafından yükümlülük altına girilen sözleşmeler olmasına rağmen kanun koyucunun tacirden basiretli olmasını beklemekle yetinmediğini, kefile, altına girdiği yükümlülüğü bir kez daha değerlendirme fırsatı tanımak adına özellikle el yazısı ile miktar, tür, tarih vs. yazılması gibi zorunluluklar yüklediğini ve bunu da kefaletin geçerlilik şartı olarak düzenlediğini, dava dışı asıl borçlu şirketin ödemesinin geciktiği bir aralıkta müvekkiline imzalatılan ve hiç bir belirliliği bulunmayan bir taahhütname metni üzerinden müvekkiline kefil sıfatının yüklenmesinin kanun koyucunun amacına aykırılık teşkil edeceğini; Davacının davasına dayanak olarak sunduğu belgeler arasında, müvekkilinin 17.06.2016 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesinde herhangi bir şekilde borçlu veya kefil sıfatı taşımasını sağlayan hiç bir belge bulunmadığını, bu sözleşmede hiç bir kefil bilgisinin bulunmadığı hususunun Yerel mahkeme kararının 6 nolu başlığı altında da tespit edildiğini, 2018 yılında imzalanan sözleşme açısından ise, tahsis edileceği belirtilen miktarın kullandırıldığına ilişkin hiç bir delilin mevcut olmadığını, bunların yanı sıra dava dilekçesinde \"ilgili taahhütnameler\" olarak belirtilen ve bu kapsamda sunulan 3 adet taahhüt bulunmakta olup bu taahhütlerin yalnızca birinde müvekkilinin şahsi imzasının bulunduğunu, bahse konu taahhüt içerisinde de müvekkilinin herhangi bir borca kefil olduğunu gösterir, kanunda belirtilen zorunlu şekil şartlarını haiz herhangi bir hüküm bulunmadığını, bahsi geçen 08.11.2018 tarihli taahhütname incelendiğinde, bu belgenin matbu olarak düzenlenmiş olduğu ve 1. madde içerisinde tarih bilgisinin dahi doldurulmadığının görüldüğünü,  bu durumda müvekkilinin hangi yükümlülüklerin altına girdiği kesin olarak belirlenebilecek durumda olmadığından iradesinin sakatlandığını; Müvekkiline 2018 yılında imzalatılan taahhüt metninin başlangıç maddesinin; \"... Bankası A.Ş.(Banka) ile .../.../... Tarihli genel kredi sözleşmesini(Yeni GKS) imzalamakla aşağıda belirtilen hususları da kabul ve taahhüt ettiğimizi gayrikabili rücu olacak şekilde beyan ederiz\" şeklinde olduğunu, aynı metnin alt kısmında ise \"Taahhütname metnini okudum. Özellikle yeni GKS'nin imza tarihinden itibaren geçmiş kullandırımlar bakımından uygulama alanı bulacağına ve diğer hükümleri anladım.\" şeklinde müvekkili tarafından el yazısı ile yazılarak imzalanmış bir ibare yer aldığını, Mahkemece de malum olduğu üzere uygulamada bankalar tarafından kötü niyetle sık sık başvurulduğu üzere önceki (doğmuş) borca kefalet tesis edilmeye çalışmasının hiç bir şekilde geçerli olmadığını;  TBK. m. 589/f.III uyarınca kefilin, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa, borçlunun yalnızca kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra  doğan  borçlarından  sorumlu olduğunu, böyle bir düzenlemenin gerekçesinin, kefalet sözleşmesinin genel olarak borçluya kredi sağlamak amacıyla yapılması olduğunu, borçlunun mevcut borçlarından da sorumlu olmak isteyen kefilin, bu yöndeki iradesini şekil şartlarına uygun olarak kefalet sözleşmesinde açıkça ifade etmesi gerektiğini, müvekkilinin imzalamış olduğu 2018 tarihli GKS’de önceki GKS’lerden kaynaklanan borçlara kefil olmak istediğine dair bir açıklama olmadığını, GKS'lerde kefilin hukuki durumunun anlaşılabilmesi için öncelikle GKS'nin hukuki nitelendirilmesinin yapılması gerekeceğini, kredi alan birden fazla GKS imzalamış ancak kefil sadece bir GKS'ye kefil olmuş ise, sadace kefil olduğu GKS ile sorumlu tutulabileceğini, ne var ki, uygulamada bankaların, kefilin imzası olsun veya olmasın tüm GKS'leri birleştirip tek bir alacak olarak kefelet limiti ile talepte bulunduklarını, bu taleplerini de GKS'lerde matbu olarak yer alan \"kredi alanın doğmuş ve doğacak tüm borçlarının teminatı olarak ... TL'ye kadar kefilim\" maddelerine dayandırdıklarını, ne var ki, bu maddenin hukuken geçersiz olduğunu ve bu konuda yerleşik Yargıtay kararları bulunduğunu; Yargıtay kararları ile de kefilin, sadece imzaladığı GKS'ye istinaden geri ödemesi yapılmamış kredilerden sorumlu olduğunu, kefilin, kefil olduğu GKS dışında başkaca herhangi bir borçtan sorumlu tutulamayacağını, kefil olduğu GKS'de bu yönde bir madde bulunmasının da sonuca etkili olmadığını, somut olayda da müvekkilinin kefil olarak imzaladığı 2018 tarihli sözleşmeden kaynaklı dava dışı firmanın hiç bir kullandırımı bulunmadığından hem bilirkişinin hem de Mahkemenin müvekkilinin kefil olarak sorumlu olduğuna dair tespitinin hukuka aykırı olduğunu, teminat hukukunun temeli olan belirlilik ilkesine açıkça aykırı olan üzerinde müvekkilinin hangi kredi borcuna hangi tutarda ne şekilde kefil olduğunun hiç bir şekilde belirtilmediği soyut bir ifadenin el yazısı ile yazdırılması suretiyle alınan tahahhütname üzerinden kefil olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini;  Davacı taraf 2018 tarihli sözleşmenin, 2016 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi'ni borç yenilenmeksizin revize etmek amacıyla imzalandığını ileri sürmekte ise de bu iddiasının da dayanaksız olduğunu, davacının sunduğu deliller arasında bulunan 08.11.2018 tarihli GKS'nin \"Genel Hükümler\" başlıklı 1. maddesinin 1.1. numaralı bendinde kredi sözleşmesinin mahiyetinin detayıyla açıklandığını, söz konusu maddenin ilk paragrafında sözleşmenin dava dışı ...'ya davacı banka tarafından \"Kredi Açılması\" için imzalandığının yazılı olduğunu, maddenin 2. paragrafında ise \"işbu sözleşme hükümlerinin kullandırılacak tüm krediler için kayıtsız, şartsız ve aynen geçerli olduğunun müşterinin kabulünde olduğunun açıkça yazıldığını, işbu sözleşmeye dayalı olduğu belirtilen bir taahhütname metnine atıf yapılarak, bu sözleşmenin geçmiş sözleşmeyi revize etmek üzere imzalatıldığının kabulü ve geçmiş tarihli sözleşmede hiç bir şekilde kefil olarak sorumlu bulunmayan müvekkili aleyhine haksız şekilde borç yükletilmesinin mümkün olmadığını; Mahkeme kararının dayandığı bilirkişi raporunun eksik inceleme ile düzenlenmiş olduğundan hükme esas olacak nitelikte olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yalnızca dava ve cevap dilekçelerinin incelendiğini, esas savunmalarının yer aldığı 2. cevap dilekçesinin değerlendirilmediğini, Mahkemece 30.06.2021 tarihli celsede, “tüm dosya kapsamının incelenmesi için” bilirkişi görevlendirmesi yapılmış ise de görüleceği üzere raporda  yalnızca dava ve cevap dilekçelerinin incelendiğini, davacının dava dilekçesinde açıklamaktan imtina ettiği ve ancak cevap dilekçesi akabinde cevaba cevap dilekçesiyle açıkladığı yeni gerekçelere karşı 2. cevap dilekçesi ile detaylı olarak sunulan beyanların raporda incelenmediğini; Müvekkilinin kefil olarak sorumluluğuna gidilmesini \"ekli sözleşmeler, ilgili taahhütnameler ve kullandırım dekontları\" olarak açıklayan davacı yanın dava dilekçesi ekinde sunduğu birden fazla sözleşme ve krediden hangi kredi kapsamında müvekkilini kefil olarak nitelendirdiği, kullandırım dekontlarının hangi sözleşme ile tahsis edilen krediye ilişkin olduğunun açıklanmadığını, anılan bu eksikliklere karşı davacı yanın cevaba cevap dilekçesinde yaptığı açıklamalar ve sunduğu belgeler ile kefilsiz kullandırmış olduğu kredilere, hem de hangi kredi olduğunu göstermeden, sonradan müvekkilini kefil almaya çalıştığının anlaşıldığını, bilirkişi tarafından dosyanın tümüyle incelenmesi gerekirken tarafların iddiaları ve beyanlarının tamamı incelenmediğinden, müvekkilinin kefil sıfatıyla sorumlu olduğu ve hatta daha da ileri gidilerek davanın kabulü yönünde karar verilmesi gerektiği şeklinde dayanaksız ve hatta hüküm niteliğine yaklaşan bilirkişi değerlendirmelerinin eksik incelemeye dayalı olarak yapıldığını; Tüm bu hususların bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde detaylarıyla belirtildiğini, Mahkemece duruşmada: “ek rapor talebimiz yönünden hukuki değerlendirmenin mahkemeye ait olması ve itirazların mahkemece değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesiyle ek rapor talebi reddedildiği gibi gerekçeli kararda da itirazları yönünden somut hiçbir değerlendirme yapılmadığını, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporuna dayalı Yerel Mahkeme kararının bu yönüyle de eksik olduğunu beyanla İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/531 E. 2022/140 K. sayılı ve 23.02.2022 tarihli kararının kabul edilen kısım yönünden kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan ve ödenmeyen kredi borcunun tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. Davacı taraf, dava dışı ... A.Ş. ile imzalanan 17/06/2016 ve 08/11/2018 tarihli genel kredi sözleşmeleri uyarınca adı geçen şirkete kredi kullandırıldığını, davalının kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olduğunu ve kredi borcunun vadesinde ödenmemesi üzerine hesabın kat edildiğini, davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu beyan ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, dava konusu edilen kredi borcunun dayanağı olan genel kredi sözleşmesinde kefaletinin bulunmadığını, davacı bankanın kredinin kullandırılmasından sonra kendisine taahhütname imzalattığını, imzalanan taahhütnamenin de matbu olduğunu, buna dayanılarak kendisine bir sorumluluk yüklenemeyeceğini beyanla davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; Mahkemece işlemiş faiz talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, kredi borcunun belirli ödeme vadelerine bağlandığı, bu vadelerin geçmesi ile temerrüdün gerçekleştiği, bilirkişi tarafından yalnızca kat ihtarnamesinin tebliği nazara alınarak değerlendirme yapılması ve Mahkemece de bu hususun karara dayanak yapılmasının hatalı olduğuna ilişkindir. Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; dava konusu kredinin 2016 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığı, bu sözleşmede davalının herhangi bir kefaletinin bulunmadığı, davalının yalnızca 2018 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesine kefil olduğu, bu sözleşme hükümlerinin önceki borç için uygulanamayacağı, 2018 yılında davacı banka tarafından davalıya imzalatılan taahhütnamenin matbu olarak düzenlendiği, bu taahhütnamede geçerli bir kefaletinin olmadığı, davacı bankanın kötü niyetli olarak davalıyı önceki borçlardan sorumlu tutmaya çalıştığı, bilirkişi raporunun eksik inceleme ile düzenlendiği ve tüm bu sebeplerle davanın reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlanarak, bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve rapor alınarak istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesinde \"Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.\" yasal düzenlemesi yer almaktadır. Davalı tarafça ileri sürülen tüm istinaf sebepleri yargılama aşamasında sunulan cevap, itiraz ve beyan dilekçeleri ile de ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda bu iddialar ve itirazlar değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında imzalanan 17/06/2016 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden adı geçen şirkete 17/06/2016 tarihinde kredi kullandırıldığı, söz konusu kredinin en son taksit vadesinin 17/02/2022 olduğu, bu sırada davacı banka ile dava dışı şirket arasında 08/11/2018 tarihli ve 2.000.000 USD limitli yeni bir genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalının söz konusu krediyi aynı limitle ve müteselsil kefil olarak imzaladığı, kefaletin şekil şartlarına uygun olduğu, davalı ve dava dışı şirket tarafından ayrıca 08/11/2018 tarihli bir taahhütnamenin imzalandığı ve bu taahhütnamede banka ile imzalanan 08/11/2018 tarihli genel kredi sözleşmesi ile daha önce imzalanan bütün genel kredi sözleşmeleri ve eklerinin revize edildiği, geçmiş sözleşmeler gereğince kullandırılan her türlü krediye de imza tarihinden itibaren yeni GKS'nin uygulanacağının kabul edildiği, davalının kendi el yazısı ile \"taahhütname metnini okudum, özellikle yeni GKS'nin imza tarihinden itibaren geçmiş kullandırımlar bakımından uygulama alanı bulacağını ve diğer hükümleri anladım.\" yazarak bu beyanının altını imzaladığı, 08/11/2018 tarihli GKS'nin \"Kefalet\" başlıklı 2.9. maddesinde; müteselsil kefaletin sözleşme sebebiyle doğmuş borçları kapsadığı gibi ileride doğması muhtemel borçları da kapsayacağının kabul edildiği anlaşılmıştır. TBK'nın 582. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. 589. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca da kefil, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur. Bu itibarla gerek kefalete ilişkin yasal düzenlemeler, gerekse taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi ve taahhütname hükümleri uyarınca her ne kadar davalı banka tarafından dava dışı şirkete kullandırılan kredinin dayanağı 17/06/2016 tarihli GKS ve bu GKS'de davalının kefaleti yok ise de, davalının müteselsil kefil olarak imzaladığı ve 17/06/2016 tarihli GKS'yi revize eden 08/11/2018 tarihli GKS hükümleri uyarınca daha önce kullandırılmış kredi nedeniyle doğmuş borçtan sorumlu olduğu, kefalet limitinin borcu kapsadığı, davalının aynı zamanda dava dışı asıl borçlu şirketin tek ortağı ve yetkilisi olması sebebiyle 2018 tarihli GKS ve taahhütnamenin imza tarihi itibariyle dava dışı şirketin mevcut kredi borcundan haberdar olmamasının mümkün olmadığı, davalının imzaladığı taahhütname uyarınca yeni GKS ile eski borca kefil olduğunu bilmediği iddiasının kabul edilemeyeceği ve böyle bir iddianın ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu anlaşılmış, davalının aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri haksız bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvurusundan sonra dosyaya sunduğu 29/12/2022 tarihli dilekçe ile; dava ve takip konusu borcun %100 dava dışı ... A.Ş.'nin kefaleti ile kullandırıldığını ve ... ile davacı arasındaki anlaşmaya göre icra takip yetkisinin ...'ye ait olduğunu, davacının icra takip yetkisi bulunmadığı gibi davada da taraf sıfatının olmadığını, takibin iptali talebi ile İstanbul Anadolu 11. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2022/794 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, ayrıca borcun ... tarafından ödendiğini ve sona erdiğini, bu hususların kamu düzeninden olduğunu beyan ederek kararın bu sebeplerle kaldırılmasını talep etmiştir. Uyap sistemi üzerinden talep edilerek İstanbul Anadolu 11. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2022/794 Esas sayılı dosyasının incelenmesi ile; Mahkemece takip talebinde yabancı para üzerinden talep edilen alacağın TL karşılığının gösterilmediğinden bahisle davanın kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, kararın İstanbul BAM 21. Hukuk Dairesi'nin 08/05/2023 tarihli kararı ile kaldırıldığı, dosyanın Mahkemenin 2023/317 Esasına kaydedildiği ve bu esas üzerinden 16/02/2023 tarihinde davanın reddine karar verildiği, dosyanın istinaf incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. İstanbul Anadolu 11. İcra Hukuk Mahkemesi'nin kararında da belirtildiği üzere ... tarafından davalı bankaya 01/07/2021 tarihinde 4.418.064,00 TL ve 07/07/2021 tarihinde 1.620.000,00 TL olmak üzere toplam 6.038.064 TL ödeme yapıldığı, yapılan ödemelerin takip tarihinden sonra ancak davadan önce olduğu anlaşılmıştır. 19/10/2005 Tarih ve 2005/9617 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (BKK) ile yürürlüğe konulan Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkındaki Yönetmelik ile tanımlanan KOBİ vasfını haiz ve KOBİ kapsamında sayılan esnaf ve sanatkar, serbest meslek mensubu, tarımsal işletme ve çiftçiler ile diğer yararlanıcıların finansmana erişim imkanlarının kolaylaştırılması ve geliştirilmesini sağlamak için kredi garanti kurumuna ortak olan …bankalar ile … finansal kiralama şirketlerine Hazine Müsteşarlığı tarafından sağlanacak desteğe ilişkin usul ve esasları düzenleyen 26.12.2017 tarih ve 2017/11177 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile değişik 31.10.2016 tarihli ve 2016/9538 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’na göre, Hazine Müsteşarlığı tarafından 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve  Borç Yönetimi  Düzenlemesi Hakkında Kanunun geçici 20. maddesine dayanılarak çıkarılan bu Karar (9538) uyarınca, Kurumun (... A.Ş.), kredi verenlere (bankalara, finansman şirketlerine) vereceği kefaletler için sağlanacak kaynağın, yararlanıcılar (kredi alanlar) tarafından ödenilmesinde temerrüde düşülmesi halinde, temerrüt sonrası takip süreçlerinin kredi verenlerce yürütüleceğinin kabul edildiği, buna göre kredi işlemlerinde temerrüt sonrası takip süreçlerinin Kurum tarafından yapılan tazminat ödemesi dahil olmak üzere kredi alacağının tümü üzerinden ve kredi verenlerce yürütüleceği, bu süreçte kredi verenlerin Kurum adına takip işlemlerini yürütmekle yükümlü oldukları, Kurum tarafından yapılan tazmin ödemelerinin, kredi verenlerce alacağın tümü üzerinden yürütülen takip işlemlerinde takibe konu alacak miktarından düşülemeyeceği, davalı vekilince sunulan ve davacı banka ile dava dışı ... arasında imzalanan protokolün 26.12.2017 tarih ve 2017/11177 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'ndan önceki bir tarihte yapıldığı ve somut olayda uygulanamayacağı, ... tarafından yapılan ödeme nedeniyle davalının borçtan sorumluluğunun sona ermediği, davacı bankanın ... tarafından yapılan ödeme de dahil olmak üzere takip süreçlerini yürütmesi gerektiği anlaşılmış ve davalı tarafın aksi yöndeki beyanlarına itibar edilmemiştir. Davacı tarafın istinaf başvurusunun incelenmesinde; Mahkemece de kabul edildiği üzere davacı banka tarafından davalı kefile gönderilen kat ihtarnamesinin dava dışı asıl borçluya gönderilen kat ihtarnamesinden önceki bir tarihte tebliğ edildiği, TBK'nın 586. maddesi uyarınca davacı bankanın müteselsil kefil dahi olsa borçludan önce kefile başvurabilmesi için borçluya yaptığı ihtarın sonuçsuz kalmasının ya da borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunmasının gerektiği, henüz asıl borçluya kat ihtarnamesi tebliğ edilerek verilen vadede ödeme yapılıp yapılmayacağı bilinmeden davalı kefile gönderilen  ve tebliğ edilen kat ihtarnamesi ile kefilin temerrüde düşmeyeceği, dava dışı asıl borçlu şirketin kat ihtarnamesinin gönderildiği tarihte konkordato süreci içerisinde olduğu ve açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunmadığı, her ne kadar davacı banka tarafından kredi borcunun taksitler halinde ödeneceği ve vadesinde ödeme yapılmadığı için temerrüdün kat ihtarnamesinden önce gerçekleştiği iddia edilmiş ise de, davacı bankanın hesabı kat ederek davalı ve dava dışı borçluya gönderdiği hesap kat ihtarnamesinde taksit vadelerindeki temerrüde dayanmadığı, kat ihtarıyla asıl alacağın verilen süre içerisinde ödenmesini talep ettiği, bu şekilde davalılara yeni bir vade tanımış olduğundan artık daha önceki vadede ödememe nedeniyle gerçekleşen temerrüt olgusuna dayanmasının mümkün olmadığı, bu minvalde Mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 495.325,33 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 123.831,33‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 371.494‬,00 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 23/01/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8aa13642f41e1a33","SID":"8a053412d1b247b3"}}