{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1004 Esas<br>KARAR NO: 2025/33 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2019/669 Esas- 2022/161 Karar<br>TARİH: 02/03/2022<br>DAVA: Tespit, Haksız Rekabet<br>KARAR TARİHİ: 23/01/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili şirketin 1974 yılında kurulmuş olup 45 senedir lastik sektöründe faaliyette bulunduğunu, ürettikleri ürünlerin endüstriyel tasarım ürünleri alanında tanınmış ve tüketici tarafından tercih edilen ürünler olduğunu, müvekkili şirketin özgün yaratım mahsulü ürünü ... Marka ... model motosiklet lastiğinin davalı tarafça ... Marka ... model ile taklit edildiğini, taklit ve tecavüz mahsulü lastiklerin gerek görsel, gerek işlevsel ve gerekse de ürün yapımında kullanılan materyal bakımından aynı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, müvekkili şirkete ait orijinal ürün ile taklit ve tecavüz mahsulü ürünler karşılaştırıldığında her iki ürünün kullanım alanının motor lastiği olduğu, ürünlerin lastik olarak kullanıldığı, aynı kategoride ve aynı renkte oldukları, ürünlerin aynı desen ölçümlerine, birebir aynı desen ve tasarıma sahip olduğu ve ürünler arasında sair birçok benzerliğin açıkça görüldüğünü, davaya konu lastiklerin müvekkili şirket tarafından ilk kez 2014 yılında piyasaya sürüldüğünü, davalı şirketin http://www...com /... internet sitesinde taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin satışını yaparak müvekkili şirketin toplum genelinde oluşturduğu kalite, güven, bilinirliğinden ve emeklerinden haksız kazanç elde ettiğini, davalı şirketin müvekkili şirkete ait özgün tasarım mahsulü ürünleri taklit etmek suretiyle üretmesi ve satışa arz etmesi müvekkili şirketin tasarımdan doğan haklarını ihlal ettiği gibi, TTK 54. maddesi gereğince haksız rekabet teşkil ettiğini beyanla davalı şirket tarafından her türlü tanıtım ve ticareti yapılan ürünlerin müvekkili şirket tarafından üretilen ve piyasaya sunulan ürünler ile benzer olup olmadığının tespitinin yapılması ve bu benzerliğin TTK 54,55 ve 56. maddeleri uyarınca müvekkili şirketin tescilden doğan haklarına tecavüzün, haksız rekabetin ve fiillerin usul ve yasaya aykırı olduğunun tespitine, ihtiyati tedbir kararı verilmesine, mahkemece verilecek kararın kesinleşmesi ile birlikte gazetede ilan yoluyla kamuya Duyurulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 1982 yılından bu yana motosiklet, bisiklet lastikleri ve yedek parçaları alanında ithalatçı şirket olarak faaliyet gösterdiğini, ... marka lastik üreticisinin Türkiye distribitörü olduğunu, kendi oluşturduğu ... markası ile sektöre yeni ürünler kazandırdığını, davacının huzurdaki davada 2014 yılından bu yana piyasaya sürdüğünü iddia ettiği lastik deseni tasarımının (... Marka ... model) müvekkili şirket (... Marka ... model) tarafından taklit edildiğinin iddia edildiğini, ibraz edilen taraflara ait iki lastik ürünü karşılaştırıldığında desenlerinin farklı olduğu, müvekkili şirketin lastiğinde materyal içine kabartmalı olarak belirgin ve tüketicilerin görebileceği bir şekilde ... yazdığının görüleceğini, davaya konu tasarımın yenilik vasfını haiz olmadığını, birçok lastik şirketinin bu ve benzer tasarımları ürettikleri lastikte kullandığını, dünyada benzer tasarımların bulunduğunu ve sundukları motosiklet lastiği görüntüleri ile bu durumun açık olduğunu, davacının davaya konu lastik tasarımını yapan ve ilk kullanan kişi olduğuna dair dosyada delil yer almadığını, davaya konu tasarım özgün ve orijinal olmadığı gibi ayırt edicilik niteliğine de haiz bulunmadığını, tescilsiz tasarımların kamuya ilk sunulmalarından itibaren üç yıl boyunca korunduğunu, davaya konu olayda bu sürenin geçtiğini, davacının özgün olduğunu iddia ettiği tasarımın Türk Patent ve Marka Kurumun’da tescilinin bulunmadığını, davacının 14.02.2019 tarihinde yapmış olduğu ... sayılı tescil başvurusu ve tasarım tescilinin müvekkili şirketin yapmış olduğu itiraz nedeniyle TPMK Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu tarafından ... sayılı karar ile iptal edildiğini, tescilsiz tasarımın haksız rekabet hukuku hükümleri uyarınca korunabilmesi için tasarımın yeni veya ayırt edici olması ve tescilsiz ürün ile ürün sahibi arasında açık bir bağlantının olmasının gerektiğini, haksız rekabet koşullarının somut durumda mevcut olmadığını, TTK m. 55/1-a-4 uyarınca dava konusu ürünler arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, tescilsiz tasarımın müvekkili şirket tarafından iltibasa yol açacak ve haksız rekabet teşkil edecek şekilde kullanımının söz konusu olmadığını, tescilsiz tasarım hakkının ihlal edilmesi halinde başvurulacak kanun yollarının 6769 sayılı SMK’nunda gösterildiğini, huzurdaki davada görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi Olduğunu beyanla davanın öncelikle görevsizlik ve zamanaşımı nedeniyle, aksi halde esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 02/03/2022 tarih 2019/669 Esas- 2022/161 Karar sayılı kararında; \"Dava, taklit motorsiklet lastiğinin davalı tarafından üretilip satıldığından bahisle haksız rekabetin tespiti istemine ilişkindir. Davacının usulüne uygun bir ıslah işlemi olmadığı ve ıslah harcını da yatırmadığı görülmüş, üretimin ve dağıtımın önlenmesi ve ürünlerin toplatılması yönündeki ıslah talebi mahkememizce yapılmamış kabul edilmiştir. Alınan heyet bilirkişi raporunun, yeterli teknik incelemeyi ve değerlendirmeyi içerdiği, başka bir rapor almanın davaya yenilik katmayacağı anlaşılmış ve mahkememizce hukuki değerlendirme yapılmıştır. Taraflarca sunulan motosiklet lastiklerinin zemine temas eden diş kısımlarının benzer tasarımda olduğu, dişleri itibarıyla birbirinin taklidi veya benzeri olduğu mahkememizce yapılan fiziki incelemede görülmüştür. Lastiklerin benzer ve birinin diğerinin taklidi olması nedeniyle davacının korunmaya değer üstün hakkı olup olmadığının tespiti ve bunun ıspatlanması gerekir.Davacının tescil talebinin, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... başvuru numarası ile incelemeye alındığı ancak yapılan itiraz üzerine Türk Patent ve Marka Kurumu'nun Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun ... karar sayılı kararı ile ‘yenilik vasfını’ taşımadığı gerekçesiyle tescili reddedildiği anlaşılmış, yani tescilli bir tasarım olmadığı, dolayısıyla Sınai Mülkiyet Kanunu'ndan faydalanamayacağı anlaşılmıştır. Haksız rekabete ilişkin TTK hükümleri kapsamında yapılan incelemede ise; her ne kadar davaya konu tasarımın davacı tasarımı olduğu ve ilk defa davacı tarafından piyasaya sürüldüğü ileri sürülmüş ise de, davacının bu ürünü ilk defa nerede ve ne zaman ürettiğine dair belgeleri sunulmamış, kendisinden önce bu tasarımdaki lastiği piyasaya satan olup olmadığı da tespit edilememiştir. Bilirkişinin tespiti ve davalının sunduğu internet satış sitelerinde benzer tasarımların satışta olduğu anlaşılmaktadır. Davalı ithalatçı firma olup, bu tasarımdaki lastiklerin ne zamandan beri yurt dışında üretildiğine dair bir veri de sunulmamıştır. Bu konuda davalının savunması ıspatlanamamıştır. Lastikler benzer tasarımda olup her iki tarafça da piyasaya arz edildiği ve davalının davacıdan önce ürünü arz ettiğine dair bir delil bulunmamakta ise de,  davacı şirketin ürünü ... Marka ... model olup, davalı tarafça ... Marka ... model ile benzer ürün satıldığı, her iki ürünün marka ve model yazılarının belirgin bir şekilde yazıldığı ve ilk etapta farklı marka olduğunun görüldüğü tespit edilmiştir. Davacının ürününe benzer çok sayıda ürünün piyasada arz durumunda olması, kimin özgün tasarımı olduğunun tespit edilememesi, ürünün özgün bir tasarım olarak kabul edilmemesi, tarafların arz ettiği ürün marka ve logolarının tamamen farklı olması, lastiğin ilk etapta yandan görünecek olması nedeniyle marka yazısının hemen göze çarpacak olması, ürünün kullanıldığı sınırlı sayıdaki kullanıcı nezdinde markanın tasarımdan daha önemli olması hususları nazara alındığında, davalının davacının ürünlerini taklit ederek tasarımından faydalanmak suretiyle haksız rekabet ettiğinin kabulüne olanak kalmamaktadır. Serbest piyasa koşullarında ve belli sayıda tasarımın olduğu motosiklet kış lastiği piyasasında önemli olan rekabet koşullarını korumak ve rekabeti geliştirici önlemleri almaktır. Ayırt edici özelliği olan marka ve logosu belirgin olan ve piyasada diş itibarıyla özgün kabul edilmeyen, başka marka veya iş ürünleriyle özdeşleşmeyen bir lastiğin bir davalı satıcı veya başka bir üretici tarafından piyasaya arz edilmesinin önlenmesinde hukuka uygun bir neden bulunmamaktadır. Sırf diş benzerliği var diye davalının ürünlerinin üretimi ve dağıtımının önlenmesi talebi yerinde değildir. Somut olayda haksız rekabet oluşturan bir eylem bulunmadığı tespit edilmiş olup, davanın reddine karar vermek gerektiği vicdani kanaat hasıl olmuş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Huzurdaki dava dosyasına kendileri tarafından 10.11.2021 tarihinde ıslah dilekçesi sunulduğunu ve davada önceki beyan ve delilleri baki kalmak kaydıyla yeni beyan ve delillerinin sunulmasıyla ıslah yapıldığını, işbu ıslah dilekçesi ile dava konusu değer arttırılmadığından harç ödenmesine yer olmadığını, Yerel mahkeme gerekçeli kararının gerekçe kısmında uygun bir ıslah işlemi yapılmadığı ve ıslah harcının da yatırılmadığı ileri sürülerek ıslah taleplerinin mahkemece, hukuka aykırı bir şekilde “yapılmamış” kabul edilmesinin her türlü usul ve yasa hükmüne açıkça aykırı olup, ilgili kararın kaldırılması gerektiğini; Huzurdaki dava dosyasında 10.11.2021 tarihinde ıslah dilekçesi sunularak dosyada netice ve talep aynı kalmak üzere kısmen ıslah yapıldığını, zira davanın kendileri tarafından müvekkili şirketin ürün tasarım haklarına tecavüzün, haksız rekabetin ve haksız fillerin usul ve yasaya aykırı ve haksız olduğunun tespiti, müvekkili şirketin Türk Ticaret Kanunundan doğan haklarına tecavüz teşkil eden fiillerin ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesi ve durdurulması ve taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin piyasadan toplanması, bu minvalde gerekli önlemlerin alınması istemleriyle ikame edildiğini, dava konusu değerin ıslah dilekçesiyle de arttırılmadığını, yalnızca ileri sürülen ek beyanlar ve yeni deliller sunulmak suretiyle ıslah yapıldığını, işbu sebeple dosya kapsamında herhangi türden bir harç ödememeleri gerektiğini, ayrıca ıslah neticesinde dava talep konusunun miktar ve değerinde de herhangi bir artış söz konusu olmadığını, bu sebeple fazladan herhangi bir tutarda harç yatırmaları gerekmediğini, öte yandan tamamlanacak herhangi bir harç mevcut olsa idi işbu hususun Yerel Mahkemece bildirilmesi ve tamamlatılması için süre verilmesi gerektiğini, ancak dosyada böyle bir bildirimin de olmadığını, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ıslah harcı şeklinde bir harç türünün de olmadığını, Yerel Mahkemenin kanunda yer almayan bir harç türünün kendileri tarafından yatırılmadığından bahisle usul ve yasaya uygun olarak yapılan ıslahı dikkate almamasının, yok kabul etmesinin ve bu sebeple incelememiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu; Dosya kapsamında alınan ilk Bilirkişi Raporu ve Ek Rapor ile 08.09.2021 tarihli Bilirkişi Heyetinden alınan rapor arasında usul ve yasaya aykırı ölçüde çelişki mevcut olduğundan işbu çelişkinin giderilmesi gerektiğinden bahisle dosya kapsamında yeni bir bilirkişi raporu alınması için hem yazılı hem de duruşmada sözlü talepte bulunduklarını ancak Yerel mahkeme tarafından işbu talebin hiçbir surette dikkate alınmadığını ve bu hususa ilişkin herhangi bir ara karar dahi kurulmadan dosyanın kararı etkileyecek mahiyette çelişki mevcut iken usul ve yasaya aykırı şekilde karar verildiğini, ayrıca işbu raporlara ilişkin itiraz sürecinin gerekçeli kararda Yerel Mahkemece gerçeğe aykırı sırayla yazıldığını; Dosya kapsamında öncelikle ilk bilirkişi raporu ve ek rapor alındığını, ardından dosyanın davalının, dava konusu ürünleri müvekkili şirketten önce üretip üretmediği yönünden araştırma yapılmasını talep etmesi sebebiyle bilirkişi heyetine gönderilerek heyetten ikinci bilirkişi raporu alındığını,  akabinde bilirkişi heyetinden alınan rapor ile diğer raporların çeliştiğinin anlaşıldığını ve işbu çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi raporu alınması talep edilmişse de Yerel mahkemece usul ve yasaya aykırılık hiçbir suretle giderilmeden dosya hakkında karar verilerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini,  işbu sebeple Yerel mahkemenin 02.03.2022 tarih, 2019/669 esas ve 2022/161 karar sayılı usul ve yasaya uygun düşmeyen kararıyla davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu; Bütün bunların haricinde yine gerekçeli karar tamamen hatalı olacak ve olayların sırası ile oluş şeklini yanliş lanse edecek şekilde yazılmış olup, bu sebeple gerçeği yansıtmadığını, zira gerekçeli kararda, sözde kök rapor ve ek rapor alındıktan sonra  bilirkişi heyetinde tasarım uzmanı ve haksız rekabet/ticaret hukuku alanında uzman bilirkişi olmaması sebebiyle raporlara itiraz ettiklerini ve bunun üzerine dosyanın içinde tasarım uzmanı olan bir bilirkişiye tevdii edildiği iddia edilmişse de, bu durumun gerçeği yansıtmadığını, zira kendileri tarafından 08.09.2021 tarihli 3. rapor alındıktan sonra bu yönde itirazda bulunulduğunu, bu itirazın üzerine yeni bir rapor ya da ek bir rapor da alınmadığını, zira Mahkemece hükme esas alınan ve esasen kendinden önceki iki raporla da çelişen 08.09.2021 tarihli bilirkişi raporunu oluşturan heyette tasarım uzmanı olmadığı gibi, haksız rekabet ya da ticaret hukuku alanında uzman bir bilirkişi olmamasına rağmen haksız rekabetin sözde oluşmadığına ilişkin hatalı ve hukuka aykırı değerlendirmelerde bulunulduğunu, oysaki  08.09.2021 tarihli rapordan önceki iki raporda da, davalının taklit ürünleri ile müvekkili şirketin tasarımının, ayırt edilemeyecek derecede benzediği ve ölçüleri dahil olmak üzere birbirinin aynı olduğu açıkça tespit edilmesine rağmen tasarım uzmanının bulunmadığı 08.09.2021 tarihli raporda bunun tam aksi yönde değerlendirmelerin yer aldığını, kendileri tarafından bu hususa itiraz edilip, heyette tasarım uzmanının bile olmadığı belirtilerek yeni heyet oluşturulması talep edilmişse de bu talebin kabul edilmeden ve raporlar arasındaki çelişki de giderilmeden hatalı ve haksız bir karar oluşturulduğunu, Yerel mahkemenin bununla da yetinmeyip, itirazın kronolojik sırasını gerekçeli kararında hatalı ve yanlış şekilde belirtilerek, sanki kendilerinin itirazından sonra yeni bir heyetten rapor alınmış gibi lanse edildiğini, ancak gerekçeli karardaki işbu gerçek dışı kronolojik sıralamanın aksine, tasarım uzmanının olmadığı bilirkişi heyetine kendileri tarafından yapılan itirazdan sonra yeni bir heyet oluşturulmadığını, bütün bu hususlar gerekçeli kararın ne denli hatalı ve yanıltıcı oluşturulmuş olduğunu açıkça ortaya koyduğundan, usul ve yasaya aykırı Yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini; Müvekkili şirketin ürünleri ile davaya konu taklit ve tecavüz mahsulü ürünler aynı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, zira Yerel mahkemenin gerekçeli kararında “taraflarca sunulan motosiklet lastiklerinin zemine temas eden diş kısımlarının benzer tasarımda olduğu, dişleri itibarıyla birbirinin taklidi veya benzeri olduğu mahkememizce yapılan fiziki incelemede görülmüştür.” demek suretiyle işbu iddialarının haklılığı sübut bulmuşken neticeten davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, görselleri sunularak karşılaştırması yapılan, müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürün aslı ile taklit ve tecavüz mahsulü ürün karşılaştırıldığında; her iki ürünün kullanım alanının motor lastiği olduğu, her iki ürünün de motor lastiği olarak kullanıldığı, her iki ürünün de aynı kategoride olduğu, her iki üründe de aynı renkte olduğu, her iki ürünün de aynı desen ölçümlerine ve birebir aynı desen ve tasarıma sahip olduğu ve sair birçok benzerliğin açıkça görüldüğünü, görsel ve işlevsel olarak yapılan karşılaştırmalardan görüleceği üzere, davalı şirket tarafından üretilen veya ürettirilen/satışa sunulan davaya konu ürünlerin; müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürününe gerek görsel, gerek işlevsel ve gerekse de ürün yapımında kullanılan materyal bakımından birebir aynı olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin, müvekkili şirketin özgün tasarım hakkına açıkça aykırı olarak ürünleri birebir taklit ettiğini, haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunduğunu; Müvekkili şirketin davaya konu lastikleri 2013-2014 yılında piyasaya sürdüğünü kanıtlayan fatura, katalog, broşür vb. belgeler ve internet sitesi linklerinin dosyada mübrez olduğunu, ayrıca davalı şirket tarafından, \"http:/www...com/...\" internet adresinden taklit ve tecavüz mahsulü ürünlerin satışının gerçekleştirildiğini, tüm bu açıklamalar ve karşılaştırmalar neticesinde görüleceği üzere davalı şirketin, müvekkilii şirketin özgün tasarım mahsulü ürün haklarına açıkça tecavüz ettiğini, buradaki amacın müvekkili şirketin özgün ürünlerinden haksız yararlanmak, yine toplum genelinde oluşturduğu kalite, güven ve bilinirliğinden haksız bir şekilde yararlanmak suretiyle haksız kazanç elde etmek olduğunu;  tarafından müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürünlerini taklit etmek suretiyle söz konusu ürünleri üretmek, ürettirmek ve satışa arz etmek; açıkça müvekkilinin tasarım haklarını ihlal ettiği gibi, davalı şirket basiretli bir tacir gibi davranmayarak TTK'nın 54. maddesi uyarınca haksız rekabet ortamı da oluşturduğunu, davalı şirketin, müvekkili şirkete ait özgün tasarım mahsulü lastiği izinsiz bir şekilde kopyalayarak tasarım konusunda seçenek özgürlüğü olmasına rağmen, müvekkili şirketin faaliyette bulunduğu aynı deseni içerir lastikleri hukuka aykırı bir şekilde kullandığını, ilgili tasarımı Türkiye'de ilk kez kullanan ve kamuya sunan kişi müvekkili şirket olup, bu durumun dosya kapsamında alınmış olan bilirkişi raporları ile de sübut bulduğunu, davalı şirketin TTK'nın haksız rekabet hükümlerine ve TBK ile TMK'nın hak sahipliği, iyiniyet ve dürütlük ilkelerine aykırı davrandığını ve müvekkili şirketin haklarına tecavüz ettiğini; Davalı şirketin işbu eylemlerinin, müvekkili şirketin TTK'dan doğan haklarına açıkça tecavüz ettiğini, telafisi güç/imkansız zararları ortaya çıktığını, dosya kapsamında alınmış olan bilirkişi raporlarıyla müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürünlerin 14.10.2013 tarihinde kamuya sunulmuş olduğu, bu tarihten önce başkası tarafından sunulmuş  olduğunun belirlenemediği yani dava konusu tasarımın ilk kez müvekkili şirket tarafından bulunarak kamuya sunulmuş olduğunun açıkça belirtildiğini, buna ve aksi yönde hiçbir delil olmamasına rağmen Mahkemece işbu taleplerinin kabul edilmemesinin her türlü usul ve yasa hükmüne açıkça aykırı olduğunu; Alınan ilk marka vekili bilirkişi raporunda; dosyaya sunulan davacı ve davalı taraf dış lastik ürünleri incelendiğini, davalı tarafın lastik deseni ile davacı tarafın lastik deseninin belirgin benzer olduğu, benzerliklerde, her iki taraf ürününün siyah renkte ve yuvarlak biçimli olmasının seçenek özgürlüğünü etkilediği, davalının, davacıya ait olduğu anlaşılan lastik tasarımını aynı işlev ve şekilde kullanmasının bilgilenmiş tüketici açısından karışıklığa sebebiyet verdiğinden, davalı kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğuna ilişkin tespit ve kanaatlerde bulunulmuş olmasına rağmen Yerel Mahkemenin işbu hususa aykırı olarak 02.03.2022 tarih 2019/669 Esas ve 2022/161 Karar sayılı kararı ile davanın usul ve yasaya aykırı olarak reddine karar verdiğini; Davaya konu lastiklerin müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürünleri olduğunu, nitekim dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında müvekkili şirketin işbu tasarım mahsulü lastikleri 2013 yılında piyasaya sunulmuş olduğunun tespit edildiğini, davalının ileri sürdüğü deliller ve intenet sayfaları da incelendiğini ve müvekkili şirketten daha önceki bir tarihte bu lastiklerin kamuya sunulduğuna dair hiçbir kanıt bulunamadığını, bu durumun da dava konusu lastik tasarımı müvekkili şirket tarafından yapılmış ve üretilmiş yani işbu lastiklerin özgün tasarım haklarının müvekkili şirkete ait olduğunu gösterdiğini, dolayısıyla Yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken “lastiklerin benzer ve birinin diğerinin taklidi olması nedeniyle davacının korunmaya değer üstün hakkı olup olmadığının tespiti ve bunun ıspatlanması gerekir.” demek suretiyle davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira lastiklerin benzer ve birinin diğerinin taklidi olduğu açıkça sübut bulmuşken davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu; Davalının dava konusu lastiklerin satışını yaptığı ve haksız rekabet oluşturarak müvekkili şirketin emeklerinden haksız kazanç sağladığının 31.10.2019 tarihli Beyoğlu ... Noterliği tarafından düzenlenen e-tespit tutanağı ile de sübut bulduğunu, davalının müvekkili şirketin emeklerinden haksız kazanç elde ettiğini, müvekkili şirketin TTK'dan doğan haklarına tecavüz ettiğini, huzurdaki davanın açılmasına sebebiyet verdiğini ve müvekkili şirketin emeklerinden haksız kazanç elde etmeye de devam ettiğini, binlerce lastik deseni, binlerce farklı tasarım seçeneği varken müvekkili şirketin deseninin birebir aynısının davalı yanca birebir taklit edilerek satışa arz edilmesinin amacının; davalı yanın müvekkilinin emeklerinden haksız kazanç elde etmek ve müvekkili şirketin TTK'dan doğan haklarına usule yasaya aykırı olarak tecavüz etmek olduğunu; Haksız rekabetin düzenlendiği TTK'nın 56. maddesi; haksız rekabet sebebi ile müşterileri, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlike ile karşılaşabilecek kimseyle yani tecavüze uğrayan hak sahiplerine birtakım yetkiler ve haklar vermiş olup bu yetkilerden bazılarının; fiilin haksız olup olmadığının tespiti, haksız rekabetin men'i ve haksız rekabet sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması olduğunu, dava konusu tasarımın ilk kez müvekkili şirket tarafından bulunarak kamuya sunulduğunu, ayrıca davalının ürünün müvekkili şirketin ürününe birebir benzediğinin de bilirkişi raporlarıyla ortaya konulduğunu, böylelikle müvekkili şirketin işbu davadaki haklılığının açıkça tespit edildiğini; Yerel mahkemece verilen 30.12.2020 tarihli 3 no'lu ara karar uyarınca, huzurdaki dava dosyasının bilirkişi heyetine tevdiine karar verilmiş olup; dosyanın, bilgisayar mühendisi ..., ... Baş Denetçi Marka Hukuku Uzmanı ... ve marka ve patent vekili ...'dan müteşekkil bilirkişi heyetine tevdii edildiğini, işbu bilirkişi heyetince 08.09.2021 tarihli bilirkişi raporunun sunulduğunu, 08.09.2021 tarihli bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinin, bir bilgisayar mühendisi, bir marka hukuku uzmanı ve bir marka patent vekilinden müteşekkil olup, işbu bilirkişi heyetinde tasarım uzmanı ya da ticaret hukukunda/ haksız rekabet konusunda uzman bilirkişi bulunmadığını, oysaki işbu davanın tasarıma ilişkin haksız rekabet davası olduğunu, dolayısıyla mezkur bilirkişi raporundaki tasarım benzerliğine ilişkin ve de en önemlisi haksız rekabete ilişkin tespitlerin dikkate alınamayacağı açıkça ortada iken Yerel mahkemeninin işbu bilirkişi raporunu hükme esas almasının usul ve yasaya aykırı olduğunu;  Müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürünleri ile davaya konu taklit ve tecavüz mahsulü ürünler aynı ve/veya ayırt edimeyecek kadar benzer olduğunu, bu durumun önceki tarihli ve tasarım uzmanının olduğu bilirkişi raporlarıyla açıkça tespit edildiğini, 08.09.2021 tarihli eksik ve hatalı inceleme mahsulü bilirkişi raporunda yer alan aksi yöndeki tespitlerin usul ve yasaya aykırı olduğunu, nitekim davalı şirketin, müvekkili şirketin TTK'dan doğan haklarına açıkça tecavüz ettiği, davalının kullanımlarının haksız rekabet oluşturduğunun 29.07.2020 tarihli bilirkişi raporu ve 03.11.2020 tarihli ek bilirkişi raporu ile de sübuta erdiğini, önceki iki bilirkişi raporundaki usul ve yasaya uygun işbu tespitlere rağmen, 08.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda bunun aksi yönünde değerlendirmelerde bulunduklarını; İşbu dilekçede yer alan karşılaştırma görsellerinde de görüldüğü üzere, davalı şirketin haksız bir şekilde ürettiği, sattığı lastik desenlerinde yer alan, yağışlı havalarda su tahliyesinin yapılabilmesi amacıyla yapılan lastik deseninin tasarımının bile müvekkili şirkete ait özgün tasarım mahsulü orijinal üründeki tasarımla aynı olduğunu, davalı şirkete ait lastikte, lastiklerde lastiğin deseninin bittiğini gösteren ve desen diplerine, kenar boşluklarına yerleştirilen 0,7-0,8 mm yüksekliğindeki TWI (Tread Wear Indicator) isimli bölümlerin göstergelerinin lastiğin uygun herhangi bir noktasına konumlandırılabilecekken müvekkili şirkete ait orijinal lastikteki konumlandırma ile aynı olması, bu ürünün taklit ve tecavüz mahsulü bir ürün olduğunun kanıtı olduğunu, müvekkili şirket tarafından satışı yapılan ürün ve itiraza gerekçe gösterilen taklit ve tecavüz mahsulü tasarım birbirinin aynısı/ayırt edilemeyecek kadar benzeri olduğunu, nitekim daha önce dava dosyasında alınan 29.07.2020 ve 03.11.2020 tarihli bilirkişi raporlarında da işbu hukuka uygun tespitlerin yapıldığını; 08.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacı ve davalı lastiklerinin desenlerinin birbirine benzediğinin tespit edildiğini, ancak aynı raporda işbu tespitle çelişen ve bu tespitin aksi yönünde haksız değerlendirmeler yapıldığını, kendi içinde bile çelişen raporun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, nitekim ilk iki raporla çelişmekte olan bu rapordan sonra, çelişkileri ve mübayeneti giderecek yeni bir rapor alınmadan karar verilmesinin de emsal ve yerleşik Yargıtay kararlarına da aykırı olup bu durumun istinaf nezdinde kaldırma, Yargıtay nezdinde de bozma sebebi olduğunu; Her iki lastik yan yana koyulduğunda tüm lastik desenleri açık bir şekilde görünmekte olup, markasal yazılar daha iç ve görünmeyen tarafta kaldığından, belirgin bir görünüme sahip olmayıp, lastik desenlerinin genel görünüşüne etki edecek nitelikte de olmadığını, tasarımlar karşılaştırılırken tasarımsal özelliklere odaklanılması gerekmekte olup marka isimlerinin bu karşılaştırılmaya dahil edilemeyeceğini, dahil edilmiş olsa bile, yazı karakteri ve desende kullanılan bölüm ve görünürlük bakımından tasarımların genel görünüşlerine etki etmeyen bu hususun ilgili ürünlerin tasarımlarını birbirinden farklılaştırmadığını, raporda yer alan bunun aksi yönündeki değerlendirmeler ve mahkemenin gerekçeli kararında yer alan buna ilişkin görüşlerin açıkça haksız ve usul ve yasaya aykırı olduğunu; Bilirkişi heyetinin, işbu tespitleriyle bile “karıştırılma riskinin” mevcudiyetini açıkça kabul ettiğini, zira önemli olanın, tasarımların birbirine benzemesi ve bilgilenmiş kullanıcı nezdinde bile, karıştırılma riskinin var olması olduğunu, işbu sebeplerle müvekkili şirketin tasarımını birebir taklit eden davalıya karşı ikame edilmiş işbu davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yerel mahkemece “sırf diş benzerliği var diye davalının ürünlerinin üretimi ve dağıtımının önlenmesi talebi yerinde değildir. somut olayda haksız rekabet oluşturan bir eylem bulunmadığı tespit edilmiş olup” denilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu;  Bilirkişi raporunda belirtilen bir diğer hususun, davalının, haksız iddiasına konu ettiği ve sözde müvekkilinin ürünüyle benzer ürünler olduğu hususu olduğunu, dava konusu tasarımın müvekkiline ait olmadığını iddia ettiği linklerin incelenmesi sonucunda, işbu linklerdeki ürünlerin müvekkili şirket tasarımıyla benzemediğinin tespit edildiğini, ayrıca bu ürünlerin ne zaman kamuya sunulduğunun da incelendiğini ve müvekkili şirketten önce kamuya sunulduğuna dair kanıt bulunamadığını, böylelikle davalının iddialarında haksız olduğunun bir kez daha sübut bulduğunu; Davalı tarafın müvekkili şirketin tasarımını doğrudan kopyalayarak taklit ettiğini, bu sebeple TTK'nın ilgili hükümlerine göre haksız rekabete sebep olduğunu, müvekkili şirketin tasarımından haksız hukuka aykırı bir şekilde yararlandığını, müvekkili şirkete ait özgün tasarım mahsulü ürün ile davalı şirkete ait taklit ve tecavüz mahsulü ürünün birebir aynı olduğunu, dolayısıyla, taklit ve tecavüz mahsulü ürünün müvekkili şirketin özgün tasarım mahsulü ürününün davalıya ait ürün ile benzer değil, birebir aynısı olup, müvekkili şirketin özgün tasarımının davalı tarafından doğrudan kopya edilerek taklit edildiğini, bu durumun davalının müvekkili şirkete karşı haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunduğunu açıkça ispatladığını, zira davalı şirketin müvekkili şirketin tasarımını taklit ederek işbu tasarımdan haksız bir şekilde yararlandığını; İşbu dava Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde SMK'ya dayanılarak açılan bir dava olmayıp, TTK hükümlerindeki genel haksız rekabet hükümlerine dayanılarak ikame edildiğini, bu sebeple, işbu dava bakımından SMK'daki kriterler ya da YİDK kararlarının incelenmesi ve SMK'ya göre değerlendirme yapılmasının usul ve yasaya uygun olmadığını, huzurdaki davanın TTK hükümlerine göre görülmesi gerekmekte iken işbu hususa aykırı davranılarak karar verildiğini, işbu davanın müvekkili şirket bakımından, TTK'daki genel haksız rekabet hükümlerine dayalı olarak ikame edildiğini, herhangi bir tasarım tesciline dayanılmadığını, SMK'ya tabi davaların inceleme kriterleri ile TTK'ya tabi davaların inceleme kriterlerinin birbirinden tamamen farklı olduğunu, 08.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda müvekkili şirketin 2019 tarihli tasarım tescil başvurusu ve buna ilişkin YİDK kararı incelenmişse de, işbu hususların işbu dava bakımından müvekkili şirket aleyhine olacak şekilde değerlendirmesinin mümkün olmadığını; Bilirkişi raporunda ... no.lu tasarım tescil başvurusu ve ... no.lu YİDK kararının değerlendirildiğini, oysaki anılan YİDK kararının, Türk Patent tarafından TTK kapsamında değil, 6769 sayılı SMK kapsamında değerlendirildiğini, işbu davanın ise SMK değil TTK hükümlerine göre ikame edildiğini, SMK ve TTK kapsamında yapılan değerlendirmelerin farklı kriterlere tabi olduğunu, müvekkili şirketin dava konusu lastikleri yani tasarımları, 2013-2014 yıllarından beri üretilmekte olup, davalı tarafından usul ve yasaya aykırı olarak taklit edildiğini, TTK hükümlerine göre “bir kişinin başkasının iş ile karıştırmaya yol açacak önlemler alması” haksız rekabetin oluşması açısından yeterli olduğunu; TTK kapsamında bakılacak tek kriterin müvekkili şirketten önce, ilgili özgün tasarım mahsulü ürününün başka biri tarafından kamuya sunulup sunulmadığı olup, bilirkişi incelemesiyle de, davaya konu tasarım ürünlerin müvekkili şirketten önce başka biri tarafından kamuya sunulduğunu gösterebilecek hiçbir delil bulunmadığı açıkça tespit edildiğinden ve haklılıklarının bu yönüyle de sübut bulduğunu ancak bilirkişi raporunda hukuka aykırı bir şekilde bilirkişiler tarafından hukuki değerlendirmeler yapılarak ve kanun maddeleri olaya yanlış uygulanarak usul ve yasa hükümlerine aykırı davranıldığını, bilirkişilerin hukuki değerlendirmelerde bulunmalarının kanunen yasaklandığını, buna rağmen bilirkişilerin hem kanunu olaya yanlış uyguladığını, bu rapora dayanılarak karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, üstelik heyette ticaret hukuku ya da haksız rekabet konusunda uzman ya da tasarım alanında uzman bir bilirkişinin de bulunmadığını; Nitekim davalı tarafın müvekkili şirketin tasarımlarını taklit etmeyi bir alışkanlık haline getirdiğini ve müvekkilinin Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescilli ... nolu tasarımına ilişkin tasarımın da davalı tarafından hukuka aykırı bir şekilde taklit edildiğini, işbu dava ile tarafları aynı olan ve İstanbul 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2021/86 E. (eski Esası: İstanbul 2. Fsshm 2019/107 E.) numarası ile görülen davada, bilirkişiler tarafından huzurdaki davaya emsal olacak nitelikte 16.06.2020 tarihli bilirkişi raporunun ibraz edildiğini, söz konusu raporundaki değerlendirmelerin huzurdaki davada haklılıklarına emsal ve güçlü delil teşkil ettiğini; İstanbul 4. FSHHM'nin 2021/86 E. (Eski esası: İstanbul 2. FSSHM 2019/107 E.) sayılı dava dosyasından alınan 11.01.2021 tarihli emsal niteliğinde ek bilirkişi raporunun sonuç görselinden de anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin işbu davaya konu olan endüstriyel tasarımlar üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalının ise müvekkili şirketin endüstriyel tasarım hakkına aykırı olarak, müvekkili şirketin tasarımlarını ve ürünlerini birebir taklit ettiğini, müvekkili şirkete karşı tecavüz teşkil eden davranışlarda bulunduğunu ve bunu bir alışkanlık haline getirdiğini beyanla İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/03/2022 tarih, 2019/669 Esas ve 2022/161 Karar sayılı kararının kaldırılmasını, neticede davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacının özgün tasarım olduğu iddia edilen ürününün davalı tarafından birebir taklit edilmesi suretiyle haksız rekabet oluşturulduğundan bahisle haksız rekabetin tespiti ve meni taleplerine ilişkindir.Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemenin ıslah dilekçesini değerlendirmeye almamasının hatalı olduğu, gerekçeli kararın alınan bilirkişi raporlarını sıralaması ve bu raporlara karşı yapılan itirazların açıklandığı kısmının gerçeği yansıtmadığı, ilk alınan bilirkişi raporu ve bu rapora itiraz üzerine düzenlenen kök raporda davacının özgün tasarımının davalı tarafından taklit edildiğinin tespit edildiği, alınan heyet raporunun bu raporlar ile çeliştiği, Mahkemece bu çelişkinin giderilmediği, rapora itirazlarının değerlendirilmediği, davacının özgün tasarım ürünlerinin davalı tarafından taklit edildiğinin Mahkemece de kabul edildiği, söz konusu tasarımın ilk kez davacı tarafından piyasaya/kamuya sürüldüğü, davalı tarafından bu tasarımın daha önce başkaları tarafından da kullanıldığının ispat edilemediği, bu davanın Sınai Mülkiyet Kanunu'na dayanılarak açılmadığı, TTK'ya dayanılarak açılmış olması sebebi ile bu davada Türk Patent Kurumu'nun SMK'ya dayalı olarak verdiği tescilin iptaline dair kararın değerlendirmeye alınamayacağı, bilirkişiler tarafından hukuki nitelendirme yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, aynı davalıya karşı Fıkri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde açılmış davada alınan emsal bilirkişi raporu ile dava konusu tasarımlarda davacının hak sahibi olduğunun tespit edildiğine ilişkindir. Bir davada tarafların, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı sebebi ile yapamadıkları işlemleri yaparak verdikleri dilekçeleri tamamen veya kısmen düzeltmeleri şeklindeki işleme ıslah denilmektedir. Islahın konusu, tarafların kendileri tarafından gerçekleştirilen usul işlemleridir. Islahın kısmi ıslah ve davanın tamamen ıslahı şeklinde olmak üzere iki türü mevcuttur. Islah ile taraflar, dava konusunu, dilekçelerinde açıkladıkları vakıaları, talep sonucunu değiştirebilecekleri gibi talep sonucunu artırabilirler. Somut olayda davacı vekili tarafından dosyaya sunulan 10/11/2021 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi olduğu beyan edilerek, bu dilekçe doğrultusunda yapılan açıklamalar ve sunulan deliller ışığında dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine gönderilmesi talep edilmiş, Mahkemece yargılama aşamasında söz konusu talebin reddine karar verilmiş, gerekçeli kararda ise davacının dilekçesinin ıslah dilekçesi niteliğinde olmadığı kabul edilmiştir. Her ne kadar davacı vekili söz konusu dilekçeyi ıslah dilekçesi olarak nitelendirmiş ise de, bu dilekçe ile daha önce sunulan dava, cevaba cevap, bilirkişi raporuna karşı beyan/itiraz, uzman görüşüne karşı beyan ve diğer dilekçelerinde açıklanan maddi vakıalar, deliller ve ileri sürülen taleplerden farklı bir vakıa, delil veya talep ileri sürülmediğinden hukuki niteledirme yetkisi kendisine ait olan İlk Derece Mahkemesince söz konusu dilekçenin ıslah dilekçesi olarak kabul edilmemesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir. Bilindiği üzere bilirkişilik kurumu 6100 sayılı HMK'nın 266 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşüne başvurması mümkün olup genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. HMK'nın 282. maddesi uyarınca hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Aynı Kanun'un 281. maddesi uyarınca taraflar raporda eksik veya hatalı gördükleri hususların tamamlanması/düzeltilmesi için bilirkişiden ek rapor alınmasını talep edebilecekleri gibi Mahkemenin de re'sen rapordaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor ya da raporun tamamı ile yetersiz ve hüküm kurmaya elverişli olmaması halinde yeni bir bilirkişiden rapor alması mümkündür. Somut olayda Mahkemece öncelikle dosya tek bir marka bilirkişisine tevdi edilerek rapor alınmış, bu raporda, dava dilekçesinde davalının taklit ürünü olduğu iddia edilen üründen farklı bir modeldeki ürün incelenmek suretiyle benzerlik değerlendirmesi yapılmış, davalı vekilinin rapora itirazı üzerine aynı bilirkişiden ek rapor alınmış, bilirkişi ek raporunda da davalının, dava konusu edilmeyen ürününe yönelik inceleme yapılmış, ayrıca bu raporda davalı tarafından üçüncü kişilerce aynı tasarımın kullanıldığına dair sunulan görseller incelenerek bir karşılaştırma yapılmış, davacının özgün tasarımı olduğunu iddia ettiği ürün ile birebir aynı tasarımdaki bir ürünün üçüncü bir kişi tarafından satışa sunulduğu tespit edilmiş, yine aynı raporda davacının söz konusu lastik tasarımı için tescilden doğan bir hakkının bulunmadığı ve söz konusu tasarım için tescilsiz tasarım korumasının da söz konusu olmayacağı mütalaa edilmiş olup bu rapora davacı vekili tarafından gerek içerik, gerekse bilirkişinin görevini yerine getiriş şekli yönünden itiraz edilerek Mahkemeden yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması talep edilmiştir. Davalı tarafından da rapora itiraz edilmesi üzerine Mahkemece bu kez üç kişilik bilirkişi heyeti oluşturularak, oluşturulan yeni heyetten hükme dayanak yapılan rapor alınmıştır. Mahkemece davacının özgün tasarımı olduğunu iddia ettiği ürününün davalı tarafından taklit edildiğinin iddia edilmesi nedeniyle tasarım/marka konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınmıştır. Davalının eyleminin TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabeti oluşturup oluşturmadığı konusundaki hukuki değerlendirme yetki ve görevi ise Mahkemeye ait olup davacı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi heyetinde haksız rekabet konusunda uzman bir bilirkişinin bulunmadığına yönelik istinaf sebebi ile Mahkemece gerekçeli kararda bilirkişi raporları ve bu raporlara itirazlara yönelik yapılan açıklamaların doğru olmadığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir. Davacının iddiasını ileri sürüş şekline göre ve Mahkemece alınan her üç bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere, dava konusu edilen tasarım tescilli bir tasarım değildir. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 55/4. maddesi uyarınca tasarım; bu Kanun hükümleri uyarınca tescil edilmiş olması halinde tescilli tasarım, ilk kez Türkiye’de kamuya sunulmuş olması halinde ise tescilsiz tasarım olarak korunur. Aynı Kanun'un 69. maddesinde yer alan düzenleme uyarınca tescilsiz tasarımların koruma süresi, koruma talep edilen tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten itibaren üç yıldır. Davacının iddiası bu tasarımın ilk kez kendisi tarafından 2014 yılında kamuya arz edildiği ve davalı tarafından taklit edilmesi ile haksız rekabet edildiğine yöneliktir. Bu konuda dosyaya söz konusu tasarım ürününün sergilendiği kataloglar sunulmuş ve bu katalogların 2015 ve sonrasına ait olduğu görülmüştür. Dava tarihi itibariyle kanunda yer alan üç yıllık koruma süresi dolmuş olup davacı da Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında bir talepte bulunmamış, TTK'nın 55/1-a44 maddesinde; başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak şeklinde açıklanan haksız rekabet fiilinin işlendiğini ve zarara uğramasına sebep olunduğunu iddia etmiştir. Bu noktada Yargıtay içtihatları ile kabul edildiği üzere, davacının herhangi bir tescilli sınai hak ile korunmayan tasarımın uygulandığı ürünün, Türkiye'de ilk kez kendisi tarafından piyasaya sunulup, büyük emek ve para harcanarak tanınmasının sağladığının yanında, davalının bu emek ve tanınmışlıktan haksız surette yararlandığını ve ek olarak taklit ürünleri satması nedeniyle, davacı ile davalının aynı veya aralarında bağlantı bulunan firmalar olduğu hususunda ortalama tüketici kitlesi nezdinde karışıklığa yol açtığını ispat etmesi gerekmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi heyet raporu ve daha önce düzenlenen ek raporda davacının özgün tasarım olduğunu iddia ettiği tasarımın kullanıldığı lastik ürününün benzeri ve birebir aynısının başka firmalarca satışa sunulduğu tespit edilmiştir. Yine Mahkemece de kabul edildiği üzere davalı tarafa ait aynı tasarımın kullanıldığı lastikte açık bir şekilde \"...\" yazmakta iken, davacıya ait lastikte \"...\" yazmaktadır. Davacı tarafça satışa sunulan lastikte yer alan tasarımın tamamen özgün ve yaygın kullanım ve tanıtım sonucu kendisi ile özdeşleşmiş bir ürün olduğu ispat edilemediği gibi davalı tarafından satışa sunulan lastik üzerinde her ne kadar aynı tasarım yer almakta ise de, davacı ile özdeşleşen bir ibare değil \"...\" ibaresi kullanılarak iltibası önleyici tedbirler alınmıştır. Motosiklet kullanan ortalama tüketici nezdinde bu iki ürün ve bu ürünleri pazarlayan davacı ile davalı arasında iltibasa yol açılması mümkün olmadığından davalının haksız rekabet içerisinde olduğundan bahsedilmesi mümkün değildir. Bu itibarla Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7‬0 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 23/01/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"af2378c0f7f5b582","SID":"0a3b7ab3a0a0645f"}}