{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>KARAR TARİHİ: 05/03/2024<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ: 26/12/2024<br><br><br>İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde  istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili, müvekkili ile davalı/borçlu arasında 31/03/2017 tarihinde akdedilen bir inanç sözleşmesinin mevcut olduğunu, bu sözleşme gereği davalının müvekkili şirkete ait işletmede 01/04/2017 tarihi itibariyle sigortalı olarak görüneceğini fakat bahsi geçen işletmeyi bu tarihten itibaren 5 yıl boyunca kendi nam ve hesabına işleteceğinin kararlaştırılmış olduğunu, sözleşme gereği davalının 3. kişiye ödenmesi gereken kira borcu ile işletmenin işletilmesinden kaynaklanan tüm gider ve borçlardan sorumlu olacağını ve tüm bunların yanında müvekkili firmaya aylık 20.000,00 TL işletme bedeli ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini, davalı tarafın Nisan 2019 dönemine kadar yukarıda belirtilen işletme bedelini müvekkili şirkete ait ...i'nde bulunan hesaba düzenli olarak ödediğini, bu tarihten sonra Mayıs 2019 itibariyle herhangi bir ödeme yapmadığını, davalının Ekim 2019 döneminde yine üzerine düşen elektrik faturasını da ödemediğini, ileri sürülen hususlara ilişkin olarak ilgili banka hesap kayıtları ile ... tarafından kesilen Ekim, Kasım 2019 dönemine ilişkin elektrik faturasının celbini talep ettiklerini, davalı tarafın bu sözleşmeye aykırı davranışları ve işletmeye gelmeyerek sözleşmeyi tek taraflı fesih iradesi nedeniyle müvekkilinin sözleşme gereği davalıya yaptırdığı sigortayı iptal ettiğini, buna ilişkin müvekkili firmanın SGK nezdinde davalı taraf adına tutulan kayıtlarının celbini talep ettiklerini, tüm iyi niyetli girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine; davalı borçlu hakkında Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, buna göre 2019 yılında artırımlar neticesinde 25.520,00 TL olan işletme bedelinin Mayıs 2019 döneminde 3.940,00 TL'sinin daha önceki aylarda ödenmiş olup bakiye 21.580,00 TL ile Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim 2019 dönemlerine ilişkin işletme bedelleri ile müvekkili firma tarafından ödenen Ekim ayı elektrik faturası bedellerinin sözleşmede kararlaştırılan vadeler göz önünde bulundurularak aylık faizleri ile takip konusu yapıldığını, davalı borçlunun takibe herhangi bir ödeme belgesi ibraz etmeden haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini, davalı taraf itiraz dilekçesinde sözleşmeyi ve imzayı kabul etmesine rağmen ödeme belgesi bulunmamasına rağmen borcunun bulunmadığını beyan ettiğini, yukarıda belirttiğimiz üzere müvekkili firmanın banka kayıtları, SGK kayıtları ile elektrik faturalarının celbi neticesinde bilirkişi incelenmesi yapılmasını, davalının huzurdaki dava öncesinde dava şartı arabuluculuk görüşmelerine de katılmadığını belirterek davanın kabulü ile davalının itirazının iptaline davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş,<br>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı vekili, takip dayanağı olan inanç sözleşmesi içeriği incelendiğinde esasen ticari işletme devri sözleşmesi niteliğinde olduğunu, ticari işletme devrinin geçerliliğinin ticaret siciline tescil ve ilan edilmesine bağlı olduğunu, kiracı olarak işletilen bir ticari işletmenin devri için mal sahibinin kiracıdan devri için yazılı onayının alması şartının bulunduğunu, davacının işletme bedeli adı altında talepte bulunmasının hukuki dayanağının bulunmadığını, müvekkili tarafından gerekli ödemelerin yapıldığını, işini aksatmadan işletmeyi ayakta tutmaya çalıştığını, davacı tarafın müvekkilinden hiçbir alacağının söz konusu olmayıp aksine müvekkilinin alacaklarının önüne geçilmek üzere bu sözleşmeyi ileri sürdüğünü belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; \"... taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davalının davacıya ödemesi gereken aylık işletme bedelini Mayıs 2019 tarihinden itibaren ödemediği, yine işletmeye ait ve sözleşme gereği sorumlu olduğu Ekim 2019 ayına ilişkin elektrik tüketim bedelini ödemediği, davalının yargılamanın sonunda ileri sürdüğü soyut ödeme savunmasını ispat edemediği, süresinde cevap dilekçesi sunmadığından bu konuda başkaca herhangi bir delil de ibraz etmediği, somut verilere dayalı ve hüküm kurmaya elverişli olması sebebi ile hükme esas alınan rapora göre davacının takipte daha az tutarlarda talepte bulunduğu, bu nedenle taleple bağlılık ilkesi gereğince 154.680,00 TL olan asıl alacak yönünden itirazın tümden iptal edilmesi gerektiği işlemiş faiz yönünden ise rapora göre davacının toplam 42.202,26 TL işlemiş faiz alacağının bulunduğu\" gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasında davalı borçlunun itirazının kısmen iptali ile; takibin 154.680,00 TL asıl alacak 42.202,26 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 196.882,26 TL üzerinden ve talep gibi asıl alacağın 149.180,00 TL'lik kısmına avans faiz, 5.500,00 TL'lik kısmına yasal faiz işletilmek suretiyle devamına, asıl alacağın takdiren %20'si oranında belirlenecek olan icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  davacı tarafından başlatılan icra takibinin dayanağı olan inanç sözleşmesi içeriği incelendiğinde esasen ticari işletme devri sözleşmesi niteliğinde olduğunu, bu sözleşmenin de kurucu unsurları olmadığından iş bu sözleşmeye dayanarak hak talep etmenin mümkün olmadığını, müvekkilin tek taraflı iradesi ile işe gelmemesi gibi bir durum söz konusu olmadığını, müvekkilinin söz konusu işletmeyi bir mesul müdür olarak gereği gibi işlettiğini, işini aksatmadan işletmeyi ayakta tutmaya çalıştığını, tek taraflı iradesi ile işe gelmemesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının kötü niyetle hareket ettiğini, sözleşme ile ödemelerin elden yapılacağı kararlaştırıldığından müvekkil tarafından ödeme belgesi alınması gerekmediği gibi ödeme yapılmadığını ispat yükünün de karşı taraf üzerinde olduğunu,  yargılama aşamasında davacı şirket yetkilisinin isticvap edilmesi talep edilmişse de taleplerinin yerel mahkemece dikkate alınmadığını,  eksik ve hatalı değerlendirmelere dayanarak hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hatalı olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>Dava, itirazın iptali talebinden ibarettir.<br>Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Davalı istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafından başlatılan icra takibinin dayanağı olan inanç sözleşmesi başlıklı sözleşmenin içeriği incelendiğinde esasen ticari işletme devri olduğunun açık olduğunu, ticari işletme devrinin de yasal unsurlarının mevcut olmadığını, bu nedenle de bu sözleşmeye dayanarak hak talep edilmesinin hukuka uygun olmadığını ileri sürmüştür.<br>Türk Ticaret Kanunu m. 11/3'de; <br>\"Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir.\" düzenlemesi mevcut olup; <br>Türk Borçlar Kanunu m. 202;<br>\"Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur. Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir. Bildirme veya ilanla duyurma yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki yıllık süre işlemeye başlamaz\" şeklindedir.<br>TTK m. 11'de de belirtildiği üzere, işletmeler için yazılı şeklin geçerlilik şekli olduğu ve bu sözleşmenin aynı zamanda tasarruf işlemi olduğu anlaşılmaktadır. Bu yazılı sözleşme ticaret siciline tescil olunur. Devir, tescille hüküm ifade eder (ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2019, s. 43). Tescil, kurucudur. (AYHAN, Rıza/ÇAĞLAR, Hayrettin/ÖZDAMAR, Mehmet., Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, 12. Bası, Ankara 2019, s. 139.<br>Yukarıda açıklamalar ışığında, davalı vekilinin, ticari işletme devri ile ilgili ileri sürdüğü yasal hususlar ilkesel olarak doğrudur. Ancak, somut dava konusu uyuşmazlığa bakıldığında ise; dava dilekçesine ekli, 31/03/2017 tarihli sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin, \"inanç sözleşmesi\" başlığını taşıdığı görülmektedir. Türk Borçlar Kanunu m. 19'daki; \"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.\" hükmü gereği sözleşmenin başlığı o sözleşmenin türünün belirlenmesinde tek dayanak olamayacağından sözleşmenin içeriğine bakmak gerekmektedir. 31/03/2017 tarihli sözleşme incelendiğinde, davacının dava dışı ...' den kiraladığı  yerde kurduğu ve işletme sahibi olduğu ... isimli işletmeyi beş yıllığına işletmesi için davalı ile anlaştığı, davacı ile ... arasındaki sözleşmede işletme devrinin yasak olması sebebi ile tarafların bu şekilde kendi aralarında bir sözleşme yaptıkları, davalının çek keşide etme gibi işlemler hariç buranın işletme müdürlüğünü yapacağı, dış ilişkide  5 yıl boyunca mesul müdür olarak görüneceği, mal sahibi ...'ye ödenecek kira bedelleri dahil olmak üzere işletmenin tüm kar ve zararından ve kurumlara borçlarından davalının sorumlu olduğu, diğer tüzel kişilere karşı olan sorumluluğun da davalıya ait olduğu, davalının mal sahibine ödenecek kira borcu için davacıya her ay aylık 20.000,00-TL ödeme yapacağı, bu bedele mal sahibinin kira bedeline yapacağı artış oranında zam yapılacağı, işletme bedelinin ödenmemesi halinde davacının sözleşmeyi fesih edebileceği hususlarında tarafların anlaştıkları görülmüştür. Sözleşme içeriğine bakıldığında, ticari işletme devrinin söz konusu olmadığı, taraf iradelerine bir bütün olarak bakıldığında; davacının işletme sahibi olarak çek keşide etme gibi bazı yetkileri davalıya vermediği, davalının bu işletmede sigortalı olarak göründüğü, sadece zarar ve karı kendisine ait olmak üzere beş yıl boyunca burayı işleteceği, bu süreçte davacının işletme sahibi olarak mal sahibine ödeyeceği kira bedellerine ve artış oranına paralel şekilde davacıya aylık ödemeler yapacağı, işletmenin masraflarının da bu süreçte davalıya ait olduğu hususlarının var olduğu, bu haliyle TTK ve TBK da belirtilen şekilde ticari işletmenin devrinin söz konusu olmadığı, bu nedenle mahkemenin gerekçeli karardaki kabulünün yerinde olduğu anlaşılmakla, bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde bulunmamıştır. <br>Davalı yargılama aşamalarında ödeme savunmasında bulunmuştur ve bu yönden ispat külfetinin, taraflar arasındaki sözleşmede ödemelerin elden yapılacağı kararlaştırıldığından kendilerinde olmadığını ileri sürmüştür. <br>Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir (YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3; KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.). Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler kapsamında bakıldığında; ödeme vakıası borcu söndüren bir husus olmakla beraber yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir ve ileri süren tarafça usulünce ispat edilmelidir (Yargıtay  HGK'nın 05.04.2000 gün 2000/11-745 Esas 2000/734 Karar). Somut olayda da davalı tarafça ödeme iddiasında bulunulmakla ispat külfeti davalıdadır ve mahkemece bu yönde usul hukukundaki ispat kuralları gereği hukuken yerinde bir değerlendirme yapılmıştır. Yargılama sonucunda davalının bu iddialarının ilk derece mahkemesince incelendiği ve sonucunda ispat edilemediği anlaşılmakla, davalının bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.<br>Davalı vekili, ilk derece mahkemesince, talep etmelerine rağmen davacı şirketin yetkilisinin isticvap edilmediğini beyan ederek, bu hususu da istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ... esas, ... karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; Mevzuatımızda isticvabın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 169. maddesi;<br>\"(1)Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir. \t<br>(2)İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur.\" hükmünü içermektedir. HMK'nın 169 ve devamı maddelerinde düzenlenen isticvap; bir davada o dava ile ilgİli  belli vakıaların açıklığa kavuşturulması, varlığı ve yokluğu konusunda aleyhine olan tarafın ikrarının sağlanması amacıyla hâkimin kendiliğinden veya taraflardan birinin isteminin kabulü ile başvurabileceği usulü bir işlemdir. Somut olayda davalı vekili, aşamalarda, davacı şirket yetkilisi isticvap edildiğinde davacı şirketin müvekkilden hiç bir alacağının olmadığının anlaşılacağını ileri sürmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve ... E., ... K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, öğreti ve Yargıtay uygulamalarında isticvap başlı başına bir delil olarak kabul edilmemektedir. Davalı vekili, hangi vakıaların açıklığa kavuşturulması gerektiğine yönelik, isticvap talebine esas bir beyanda bulunmamıştır. Dosya kapsamında da isticvabın gerektiği bir husus mevcut olmadığından,  davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusu da yerinde değildir. <br>Yukarıdaki açıklamalar ışığında; HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 13.449,02 TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 3.362,25 TL harcın mahsubu ile bakiye 10.086,77 TL istinaf karar harcının davalı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA,<br>3-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle yaptığı yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, <br>4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, <br>5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,<br>6-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,  <br>Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin 378.290,00 TL'nin altında olması nedeniyle kesin olarak karar verildi.<br>\t\t<br>...</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9bf9c375bccb9bff","SID":"241d87f3808078b2"}}