{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2022/1752 <br>KARAR NO\t: 2024/2076<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                          K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ... <br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>ÜYE \t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ...\t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK <br>\t\t  MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 02/02/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/187 E.  -  2022/29 K. <br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t: <br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/02/2022 tarih ve 2021/187 E. - 2022/29 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:   <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkilinin adına tescilli \"...\" ibareli markalarına dayalı olarak davalı yanın 2019/109643 sayılı \"... ...+şekil\" ibareli marka başvurusuna itirazda bulunduğunu, davalı Kurum tarafından müvekkili itirazının reddine karar verildiğini, oysa müvekkilinin tanınmış markası ile dava konusu başvuru arasında karıştırılma ihtimali bulunduğunu, markaların işitsel, görsel ve kavramsal olarak benzer olduklarını, yalnızca üç harf açısından farklılık olup bu durumun da yeterli ayırt edicilik sağlamadığını, taraf markalarının tüketici zihninde iltibasa mahal verebileceğini, müvekkilinin ayrıca 2013/12289 sayılı “...” markasının da mevcut olduğunu, “...” ibaresinin orijinalliğinin yüksek bulunduğunu, müvekkili ile özdeş hale gelmiş bir ibare olduğunu, dava konusu markadaki “...” sözcüğünün varlığının “...” ibaresinin anlam ve özelliklerini değiştirmediğini, dava konusu marka kapsamında yer alan 37. sınıf hizmetlerin müvekkili markasında da birebir yer aldığını, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markalarını akla getireceğini, bu ibareyi taşıyan markanın tesciline izin verilmesi halinde müvekkilinin tanınmışlığından haksız yarar sağlanmasının mümkün olacağını, yine müvekkilinin alan adı ve ticaret unvanından kaynaklı olarak da üstün hakkının mevcut bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2021-M-3764 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaların görsel, işitsel <br>ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları genel izlenim itibariyle, 6769 sayılı Kanunun <br>6/1 maddesi anlamında karıştırılabilecek ölçüde benzer bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>\tDavalı  ... vekili, müvekkili başvurusu ile davacı markasının farklı olduğunu, müvekkilinin sınırlı bir alanda faaliyet gösterdiğini, tarafların faaliyet alanlarının zaten örtüşmediğini, davacı markasının tanınmış olmasının tek başına müvekkili markasının tesciline engel bulunmadığını, açılan davanın hakkın kötüye kullanımı olduğunu savunarak,  davanın reddini istemiştir.<br> \t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalı şahsın marka işlem dosyasında ileri sürdüğü kullanmama def'inin, YİDK kararının iptali istemi bakımından ön sorun olarak değerlendirildiği, davacıya ait 2011/51987 ve 2011/51988 sayılı markaların tescil tarihleri ile dava konusu marka başvuru tarihi arasında 5 yılı aşkın süre bulunduğundan, davacının bu markaları, kullanmama def'inin ileri sürüldüğü ve tescil kapsamında bulunan hizmetler bakımından dava konusu marka başvuru tarihinden önceki son 5 yıl içinde ciddi surette kullandığını ispatlama külfeti altında olduğu, marka işlem dosyasında bu kullanıma ilişkin ispat külfetinin yerine getirilmediği, dolayısıyla YİDK kararının iptali istemi bakımından, bu markaların SMK m.19/2 ve m.6/1 hükümleri uyarınca iltibas değerlendirmesinde dikkate alınamayacağı, bununla birlikte davacı yan söz konusu markaları, davalıya ait markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından da mesnet göstermiş olup, dava aşamasında davalı yanın hükümsüzlük iddiasına yönelik olarak kullanmama def'inde bulunmadığı, dolayısıyla markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından bu markaların iltibas değerlendirmesinde dikkate alındığı, marka işlem dosyasında her ne kadar  2015/67325 sayılı markanın da kullanılmadığına ilişkin def'i ileri sürülmüşse de, bu markanın tescil tarihi ile dava konusu marka başvuru tarihi arasında 5 yıldan daha az süre bulunduğundan, söz konusu markanın kullanım ispatı gerekmediği, dava konusu 2019/109463 sayılı marka kapsamında yer alan \"İnşaat hizmetleri, inşaat araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri.\" ile davacıya ait 2015/67325, 2016/79538, 2017/40761 ve 2018/15764 sayılı markaların kapsamlarında yer alan \"İnşaat hizmetleri, inşaat araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri.\" aynı olduğu, her ne kadar YİDK kararının iptali bakımından değerlendirme dışı kalsa da, markanın hükümsüzlüğü istemi bakımından dikkate alınması gereken davacıya ait 2011/51987 ve 2011/51988 sayılı markaların kapsamlarında yer alan  \"İnşaat hizmetleri, inşaat araç - gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri.\" de, dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetlerle aynı bulunduğu, taraf markaları bir bütün olarak karşılaştırıldığında; davacı yana ait markaların esas unsuru olan “...” ibaresinin tek kelime ve yedi harften oluşan bir marka olduğu, kelimenin ilk dört harfini oluşturan “...” harflerinin, dava konusu markanın da doğrudan esas unsurunu meydana getirdiği, her ne kadar davacı yanın markasının tüketiciler tarafından bir bütün olarak “...” şeklinde algılanacak ise de “...” kelimesinin aslen türetildiği kök olduğu aşikar olan “...” kelimesini doğrudan içerir şekilde oluşturulmuş ve başkaca ayırt edici hiçbir ek unsur taşımadığı görülen dava konusu markanın da, ilgili tüketici kitlesi nezdinde dahi, birebir aynı türdeki hizmetler açısından, davacı markaları ile aynı iktisadi – idari kaynakça yaratılmış bir işaret olarak algılanmasının kuvvetle muhtemel olacağı, tüketicinin davacı markalarını da “... ...” şeklinde bir açılımın kısaltması olarak algılayabileceği, bu haliyle tüketicinin taraf markalarını benzer olarak yorumlama ve markalar arasında bir ticari ilişki kurma ihtimalinin yüksek olacağı, taraf markaları arasındaki benzerliğin tüketicinin bu bağlantıyı kurmasına neden olacak düzeyde oluşu nedeniyle somut uyuşmazlıkta iltibas ihtimalinin mevcut olduğu, bu nedenle SMK m.6/1 hükmü koşulunun somut olayda gerçekleştiği, davacı yan markalarının silah, askeri teçhizat, elektrik – elektronik alanında tanınmış marka olarak kabul edildiği, davacı yanın tanınmış marka statüsünde de korunan “...” ibaresi ile iltibas yaratacak düzeydeki bir benzerinin davacının doğrudan tanınırlığının bulunmadığı mal veya hizmetlerde dahi tescil edilmek istenilmesi halinde, tüketicinin bu markayla da davacı markaları ile iktisadi veya idari bir bağ kuracağı gözetildiğinde, bu durumun zamanla davacı markalarının ayırt ediciliğinin sulanması, sonraki markanın haksız bir ticari menfaat temin etmesi, sonraki markanın davacı markalarının piyasada oluşturduğu güvenden faydalanması gibi sonuçları da beraberinde getirmesinin mümkün olduğu, somut uyuşmazlık açısından SMK'nın 6/5 maddesinin koşulunun da meydana geldiği, davacı yanın ticaret unvanın kılavuz unsurunun “...” ibaresi olup anılan ibare aynı zamanda davacı yanın markalarının kendisi olduğu, davacı yanın ticaret unvanının kılavuz unsurunun, uyuşmazlık konusu 37.sınıf hizmetlerde etkin ve süreklilik arz eder mahiyette ve ticaret unvanı kapsamının ötesinde markasal nitelik gösterecek şekilde kullanımlarını ortaya koyar mahiyette delillerin dosya içerisinde bulunmadığı, bu çerçevede SMK'nın 6/6 maddesinin koşullarının somut olayda oluşmadığı, aynı şekilde;  davacı yanın www...com.tr şeklinde alan adı bulunduğu, dava konusu markanın kapsamında yer alan faaliyetlere yönelik kullanımların alan adı içerisinde mevcut olmadığı, bu haliyle salt alan adından kaynaklı olarak da davacı yanın üstün bir hakkının bulunduğu kanaatine varılamadığı, davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasının yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 2021-M-3764 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2019/109643 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.     <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, mahkeme kararının aksine taraf markaları arasında 6769 sayılı Kanunun 6/1 maddesi anlamında benzerlik bulunmadığını, davalı şirketin “... ...” ibareli başvurusu ile davacı şirkete ait itiraz konusu markaların, kavramsal, görsel, işitsel bakımdan ve bıraktıkları toplu intiba yönünden birbirlerinden farklı markalar olduğunu, 6769 sayılı Kanunun 6/1 maddesi koşullarının oluşmadığını, yine 6769 sayılı Kanunun 6/5 maddesi şartlarının da somut olayda sağlanamadığını, bir markanın sektöründe belirli bir bilinirliğe sahip olmasının, aynı ya da benzer başka bir markanın farklı mallar üzerinde tesciline engel oluşturabilmesi için yeterli olmayıp, aynı zamanda Kanunda öngörülen şartların oluşması gerektiğini, davacı tarafça anılan hükümde öngörülen koşulların meydana geldiği ispatlanamadığı halde mahkemece SMK'nın 6/5 maddesinin koşullarının meydana geldiği yönünde karar verilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Davalı ... vekili, mahkeme kararının eksik inceleme ve araştırmaya dayandığını, müvekkilinin Van ili Erciş ilçesinde faaliyet gösterdiğini, kendisine ait olan ... ... markalı şirketin faaliyet alanının ve faaliyet yürüttüğü çevresinin kısıtlı olduğunu, müvekkili ile davacı şirketin faaliyet alanlarının ve hitap ettiği tüketicilerin çok farklı olduğunu, ... firmasının ülkemizde savunma sanayinde faaliyet gösteren bir şirket olup genellikle savunma sanayi alanında faaliyet gösteren müşteri kitlesi ile muhatap bulunduğunu, müşteri kitlesi ve müşteri profilinin farklı olması açısından her iki firmanın karıştırılmasının söz konusu olamayacağını, her iki markanın halk kitlesi nezdinde karıştırılması için öncelikle her iki şirketin aynı neviden ürün ve hizmet üretmesi ve benzer kitleye hitap etmesi gerektiğini, oysa somut uyuşmazlıkta tarafların faaliyet alanları ve faaliyet yürüttükleri çevre dikkate alındığında böyle bir sorgulamanın yapılmasının mümkün olmadığını, dava konusu marka ile davacının markası arasında gözle görülen, net, açık farklar bulunduğunu, ortalama alıcıların her iki markanın farklı olduğunu anlayacaklarını ve buna göre hareket edeceklerini, markaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bir bütün olarak değerlendirildiğinde ise ortalama tüketicinin her iki markayı farklı algılayacağını, tek başına \"...\" kelimesinden yola çıkılarak değerlendirme yapılmasının hatalı olacağını, mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkiline ait ... ... şirketinin, davacı şirketin aleyhine sonuç doğuracak somut herhangi bir faaliyeti olmadığını, ... şirketinin itibarına zarar verilmesinin ve haksız yarar elde edilmesinin söz konusu bulunmadığını, davacı tarafın da bu yönde delil sunmadığını tamamen soyut gerekçelerle davanın kabulüne karar verildiğini, bu durumun mülkiyet hakkına ve marka kullanım hakkına aykırı sonuçlar doğuracağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t:Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, \"... ...\" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet \"...\" asıl unsurlu markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olduğu, zira başvuruda yer verilen  \"...\" ibaresinin ayırt edici olmadığı ve başvurunun asli unsurunu oluşturan \"...\" ibaresinin de davacı markaları ile benzer bulunduğu, başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlanmadığı, öte yandan davacı markalarının silah, askeri teçhizat, elektrik ve elektronik alanında tanınmış olduğu, davacı markasının tanınmışlık düzeyi, yüksek ayırt ediciliği ve markalar arasındaki benzerlik derecesi gözetildiğinde, SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının da oluştuğu anlaşılmakla, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davalı ... ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davalı ... ve davalı ...'ten alınması gereken 427,60'ar TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalılar tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70'er TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90'ar TL'nin davalılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br> \tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 20/12/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 23/12/2024\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f23c38f480fecc9f","SID":"d43e986266375a73"}}