{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br> İZMİR <br>1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>ESAS NO\t: 2024/1052 <br>KARAR NO\t: 2025/84<br>DAVA\t: Tanıma Ve Tenfiz<br>DAVA TARİHİ\t: 11/12/2024<br>KARAR TARİHİ\t: 30/01/2025<br>Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Davacı vekili Mahkememize verdiği 11/12/2024 tarihli dava  dilekçesinde ; müvekkili ile davalı arasında Almanya'nın Köln Eyalet Mahkemelerinde görülen davada müvekkilince davalı tarafa yapılan bir takım ödemelerin faiziyle birlikte iadesi talebinin söz konusu olduğunu, Köln Eyalet Mahkemesinin 4 O 90/21 sayılı davasında mahkemenin, 31.01.2022 tarihinde: \"Davalı, davacıya 69.880,51 Euro ile birlikte 06.01.2022 tarihinden itibaren tahakkuk edecek olan yüzde beş oranındaki faiz tutarını ödeyecektir. İşbu karar infaz edilebilir. Davanın masrafları davalıya yüklenecektir.\" şeklinde karar verildiğini, mahkeme kararının 06.07.2023 tarihinde davalının itirazlarının reddi ile kesinleştiğini, söz konusu ilamın icra edilebilirliğinin, kararın sonunda ilamın davacıya cebri icra amacına yönelik olarak verildiğinin belirtilmesi ile anlaşılacağını, kararın gereğinin davalı tarafça henüz yerine getirilmemiş olup yabancı mahkeme ilamlarının tenfizine karar verilmesinin Türk mahkemeleri ve icra müdürlüklerinde icra edilebilmesi için zorunlu hale geldiğini, davanın ikamesinden önce ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuk yoluna başvurulmadığını, tanıma tenfiz davalarında arabuluculuk yolunun zorunlu olmadığını, tenfiz davalarının, türü itibariyle alacak veya tazminat davası olmadığını, tenfize konu kararın esasen bir başka hakim/mahkeme kararından oluştuğunu, bu sebeplerle de bu dava türünde arabuluculuk, zorunlu dava şartı olmadığını, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da ne de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu yahut diğer ilgili yasal düzenlemelerde tenfiz davalarının zorunlu arabuluculuk yoluna tabi olduğuna dair hüküm bulunduğunu, bu doğrultuda tenfiz davalarının zorunlu arabuluculuk yoluna tabi olduğuna dair yasal düzenleme bulunmadığının anlaşıldığını, \"... Her ne kadar yabancılık unsuru içeren ve yukarıda anılan konulardaki davalarda arabuluculuk bir dava şartı ise de bu şart tanıma ve/veya tenfiz davalarını kapsamaz. Uygulamada tanıma ve tenfiz davaları hakkında da – tanınması ve tenfizi istenen yabancı ilamın yukarıda sayılı dava konularından biri hakkında olması durumunda – zorunlu arabuluculuğa başvurulması yönünde yanlış bir uygulamanın geliştiği gözlemlenmektedir. (Şanlı/Esen/Ataman-Figanmeşe, s.628-629 dn.380.)\" [Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması Ve Tenfizinde Sıklıkla Karşılaşılan Hukuki Sorunlar Ve Çözüm Önerileri<br> - İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi – İnÜHFD 14(1): 73-86 (2023)] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesinin 23.05.2024 Tarih...Karar Sayılı kararı; \"Davalı tarafça, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği ileri sürülmekte ise de tenfiz yargılamasında uyuşmazlığın esasına dair yargılama yapılmadığından arabuluculuğa başvuru zorunluluğu tanıma ve tenfiz davalarında geçerli değildir.\" Tenfiz yargılamalarında uyuşmazlığın esasına ilişkin bir yargılama yapılmadığından arabuluculuğun, zorunlu dava şartı olmadığını, tenfiz davalarında harcın maktu olarak alınması gerektiğini, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesinin ... Karar Sayılı kararında, \"... yabancı mahkeme kararlarının tenfizi davalarında alınacak harcın ve buna bağlı olarak da vekalet ücretinin maktu veya nispi olarak hesap edilip edilmeyeceği hususunda farklı yargı uygulamaları nedeniyle Dairemizce nispi harca hükmedilen ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı istinaf başvuruları esastan reddedilmekte iken Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yabancı mahkeme kararlarının tenfizi davalarında harcın maktu olarak alınması yönündeki içtihatlarının istikrar kazanmış olduğu dikkate alınarak Dairemizce yabancı mahkeme ilamlarının tenfizine ilişkin davalarda maktu harca ve buna bağlı olarak maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/07/2023 tarih 2022/1024 E. 2023/4355 K.; 11/07/2023 tarih 2022/2244 E. 2023/4370 K.; 16/10/2023 tarih 2022/6371 E. 2023/5889 K.; 31/05/2023 tarih 2022/6677 E. 2023/3391 K. Sayılı içtihatları). Bu durum karşısında mahkemece, maktu harca hükmedilerek fazla alınan nispi harcın iadesine karar verilmesi, buna bağlı olarak vekalet ücretinin de maktu olarak belirlenmesi gerekmektedir.\" şeklinde değerlendirme söz konusu olduğunu, davalının kesinleşen ilamın üzerinden yıllar geçmesine karşın ödemesi gereken meblağları müvekkiline ödemediği gibi borcu ödemekten sürekli olarak kaçındığını, davalının, Almanya adresinde bir ihtimal mülkü bulunmadığından dolayı borcunu ödemez şekilde rahatça yaşamına devam etmekteyken kendisine karşı Türk Mahkemelerinde bu kararın tenfizi için başvuru yapılacağı bilgisine ulaştığını, mal kaçırma gayreti içerisinde olduğunu, tenfize konu kararın Almanya'da geçen yıllara rağmen infaz edilemediği gözetildiğinde bu kararın icrası ve infazı için elverişli yerin Türkiye olduğu ve davalı da bunu iyi bildiğinden dolayı mal varlığını kaçırdığını, bu nedenlerle öncelikle davalının tenfiz istemine konu bedel (69.880,51 EURO) tutarındaki mal varlığının İHTİYATEN HACZİNE, bu talepleri yerinde görülmeyecekse telafisi mümkün olmayan zararların doğmasının önlenmesi için davalının tüm taşınır, taşınmaz, araçları ve tespit edilecek banka hesaplarına İHTİYATİ TEDBİR uygulanmasına karar verilmesinin talep edildiğini belirtmiş  davalı aleyhine alınan ve kesin hüküm haline gelen yukarıda belirtilen yabancı mahkeme kararlarının tenfizi ile Köln Eyalet Mahkemesinin 4 O 90/21 sayılı, 06.07.2023 tarihli kararı uyarınca, (Karar anılan mahkemece 31.01.2022 tarihinde verilmiş, 06.07.2023 tarihli kararı ile kesinleşmiştir) \"Davalı, davacıya 69.880,51 Euro ile birlikte 06.01.2022 tarihinden itibaren tahakkuk edecek olan yüzde beş oranındaki faiz tutarını ödeyecektir. Davanın masrafları davalıya yüklenecektir. İşbu karar infaz edilebilir\" hükmünün TENFİZİNE karar verilmesini, davalının telafisi güç veya imkansız zararlar ile alacağa kavuşulmasının imkansız hale getirilmesine sebep olmasının engellenmesi adına, tenfiz istemine konu bedel (69.880,51 EURO) değerindeki her türlü taşınır, taşınmaz ve banka hesabındaki mal varlığının İHTİYATEN HACZİNE, bu talepleri yerinde görülmeyecekse telafisi mümkün olmayan zararların doğmasının önlenmesi için davalının tüm taşınır, taşınmaz, araçları ve tespit edilecek banka hesaplarına İHTİYATİ TEDBİR uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili Mahkememize verdiği 03/01/2025  tarihli cevap dilekçesinde; vekil aracılığıyla bir davanın ikame edilebilmesi ve yargılama kapsamında her türlü işlemin vekil aracılığıyla gerçekleştirilebilmesi için usulüne uygun şekilde düzenlenmiş veyahut onaylanmış geçerli bir vekaletnamenin varlığının gerektiğini, HMK'nın 76.maddesinin; \"Vekâletnamenin ibrazı MADDE 76- (1) Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır.\" şeklinde olduğunu, aynı kanunun 77.maddesinde ise usulüne uygun olmayan vekaletname ile dava açılması ve işlem yapılması hususlarının hüküm altına alındığını, buna göre usulüne uygun olmayan bir vekaletname kullanılarak dava açılması ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapılmasının mümkün olmadığını, buna karşın ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Mahkemece kesin süre verilerek bu süre içerisinde usulüne uygun vekaletname sunulması halinde avukatın dava açmasına ve yargılama işlemlerini yürütmesine izin verebileceğini ki somut olayda böyle bir halin bulunmadığını, verilen süre içerisinde ise avukat tarafından usulüne uygun vekaletnamenin sunulmaması veyahut doğrudan asil tarafından verilecek bir dilekçe ile yapılan işlemlere muvafakat edildiğinin bildirilmemesi halinde dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemlerin yapılmamış sayılacağını, Vekâletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması MADDE 77- (1) \"Vekâletnamesinin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar doğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapmasına izin verebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez veya asıl taraf yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.\" şeklinde olduğunu, davacı tarafça dosyaya sunulan vekaletnameye bakıldığında ise söz konusu vekaletnamenin adi yazılı bir vekaletname olduğu, Türkiye'de bulunan herhangi bir noterlik tarafından düzenlenmediği gibi noter tasdikinin de bulunmadığının görüldüğünü, söz konusu adi yazılı vekaletnamenin kabulünün ise mümkün olmayıp davanın açılması ve davaya ilişkin her türlü işlemin vekil aracılığıyla yapılabilmesi için öncelikle mahkemece davacı tarafa usulüne uygun vekaletname sunulması veyahut doğrudan davacı asil tarafından verilecek dilekçe ile yapılan işlemleri kabul ettiğinin bildirilmesi için kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde bu işlemlerin yerine getirilmemesi halinde ise davanın açılmamış sayılmasına ve ihtiyati haciz de dahil olmak üzere yapılan işlemlerin yapılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... K. 06/07/2009 T.; \"..Dava davacı... adına vekili tarafından açılmış ve takip edilmiştir. Geçerli bir vekaletnamenin varlığı dava koşuludur. Dosyaya sunulan vekaletname yabancı ülkede düzenlenmiştir. ... sayılı Noterlik Kanununun 195. maddesi gereğince yabancı memleketlerde düzenlenen vekaletname altındaki imza ve mühürün o yer Türk Konsolosluğu tarafından tasdik edilmiş olması gerekir. Yabancı Resmi Belgelerin Tasdikten Muaf Tutulmasına ilişkin 1961 tarihli Lahey Konvansiyonu, bu sözleşmeye taraf devletlerden birinin ülkesinde düzenlenmiş olupta diğer akit devlet ülkesinde kullanılacak olan resmi belgelerin diplomasi ve konsolosluk memurları tarafından onaylanması zorunluluğunu kaldırmış ise de anılan bu sözleşme gereğince belgedeki imzanın, imzalayan kişinin sıfatının, gerektiğinde bu belge üzerindeki mühür ve damganın belgeyi düzenleyen ülkenin yetkili makamınca tasdik edilmiş olması, başka bir ifadeyle apostil şerhini ihtiva etmesi zorunludur. Yargılama sırasında sunulan vekaletname sözü geçen şerhi taşımamaktadır. Mahkemece davacı vekiline usulüne uygun vekaletname sunması için süre verilmesi ve sonuçlarının hatırlatılması usulüne uygun vekaletname sunulmadığı veya asil yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçe ile mahkemeye bildirmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken..\" davacı tarafın yabancı olup yabancıların Türkiye'de faaliyet gösteren avukatlara vekaletname verebilmesinin esasen iki şekilde olduğunu, yabancıların, Türkiye sınırları içerisinde bulunan Noterliklere başvurarak doğrudan avukatlara vekaletname verebileceği gibi bulundukları yabancı ülkedeki Türk Konsolosluklarına veya Noterliklere müracaat ederek aynı şekilde vekaletname verebileceklerini, yabancı ülkede noter aracılığıyla verilecek olan vekaletnamelerin üzerinde ise apostil şerhi bulunması gerekmekle birlikte apostil ve vekaletnamenin onaylı Türkçe tercümesinin yapılması gerektiğini, bununla birlikte tanıma ve tenfiz davaları vekaletnamede özel yetkiyi gerektirmekle birlikte tanıma ve tenfiz yetkisini içeren vekaletnamenin fotoğraflı olmasının zorunlu olduğunu, davacı asilin pasaport ve/veya kimlik fotokopisinin de bulunması gerektiğini, buna karşın huzurdaki dosya kapsamında bu işlemlerin hiçbirinin yerine getirilmeksizin doğrudan adi yazılı vekaletname ile dava açıldığı ve hukuka aykırı bir şekilde ihtiyati haciz kararı dahi alındığını, söz konusu vekaletnamenin yabancı ülkedeki Türk Konsolosluğu aracılığıyla verildiğine dair herhangi bir ibare bulunmadığı gibi, zaten yabancı ülkeden düzenlenerek gönderilmediğini, doğrudan Türkçe dilinde ve adi yazılı bir şekilde kimliksiz/ pasaportsuz olarak düzenlendiği ve mahkemeye sunulduğunu, ilgili vekaletnamenin herhangi bir Türk Noterliği tarafından düzenlenmediği veyahut da tasdik edilmediği de gözetildiğinde davacı tarafça sunulan vekaletnameye itiraz etme zarureti doğduğunu, vekaletnamenin Türkiye'de düzenlenmesi halinde Noterlik Kanunu ve Noterlik Kanunu Yönetmeliğine uygun biçimde ve tipte hazırlanması gerekmekle birlikte Avukatlık Kanunu'nun 56/6 maddesinin de aynı yönde olduğunu, Avukatlık Kanunu M.56/6 \"..Vekâletnameler Türkiye için tek tip olup, vekâletnamenin biçim ve içeriği Türkiye Barolar Birliği ile Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanır..\" bu hali ile gerek dava açılması gerekse de ihtiyati haciz kararı alınmasının mümkün olmadığını, bu doğrultuda  öncelikle mahkemece davacı tarafa usulüne uygun vekaletname sunulması veyahut doğrudan davacı asil tarafından verilecek dilekçe ile yapılan işlemleri kabul ettiğinin bildirilmesi için kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde bu işlemlerin yerine getirilmemesi halinde ise davanın açılmamış sayılmasına ve ihtiyati haciz de dahil olmak üzere yapılan işlemlerin yapılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, tenfiz davalarında yetki hususunun MÖHUK'un 51.maddesinde hüküm altına alındığı, söz konusu maddenin; \"Görev ve yetki MADDE 51 – (1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir. (2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir\" şeklinde olduğunu, kanun'un açık hükmünden de görüleceği üzere tenfiz davalarında yetkili mahkemenin öncelikle kendisine karşı tenfiz istenen davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, müvekkilinin yerleşim yerinin ise Karşıyaka olduğunu, buna göre huzurdaki dava kapsamında Kanun'un açık hükmü uyarınca yetkili mahkemenin Karşıyaka Asliye Mahkemeleri olduğunu, bu doğrultuda öncelikle davanın yetkisizlik sebebi ile usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkemece ihtiyati haciz kararı verilmiş olup söz konusu kararın da yetkisizlik sebebiyle kaldırılması gerektiğini, İstanbul BAM...HD... K. 06/04/2023 T.; \"..ÖZET : Dava; ihtiyati haciz kararına itiraza ilişkindir. Somut olaya dönüldüğünde; ihtiyati hacze konu Federal Almanya Cumhuriyeti Zweibrücken Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararın tenfizine dair verilen Asliye Ticaret Mahkemesi'nin kararı kesinleşmediğinden infazı mümkün bir ilam ve ilama dayalı bir alacaktan bahsedilemeyeceği, yabancı mahkeme kararı henüz ilam niteliğini kazanmadığından İİK'nın 34. maddesi uyarınca Türkiye'nin her yerinde icraya konulması ve ihtiyati haciz talep edilmesinin mümkün olmadığı, yetkili mahkemenin MÖHUK madde 51 ve HMK madde 6 uyarınca ihtiyati hacze itiraz eden borçlunun Türkiye'deki yerleşim yeri mahkemesi olan Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu, bu minvalde Mahkemece yetkiye ilişkin itirazın kabulüyle verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması gerekirken itirazın reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu anlaşılmıştır. (...) yetkili mahkemenin MÖHUK madde 51 ve HMK madde 6 uyarınca ihtiyati hacze itiraz eden borçlunun Türkiye'deki yerleşim yeri mahkemesi olan İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu, bu minvalde Mahkemece yetkiye ilişkin itirazın kabulüyle verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması gerekirken itirazın reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu anlaşılmıştır..\" MÖHUK 51/1 hükmü uyarınca tenfiz davasında görevli mahkemenin asliye mahkemesi olduğunu, söz konusu hüküm uyarınca tenfiz davalarında görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi mi Asliye Ticaret Mahkemesi mi olduğuna dair doktrinde tartışmalar bulunduğunu, doktrindeki bir görüşe göre dava konusu yabancı mahkeme kararının konusunun neye yönelik olduğuna bakılmaksızın doğrudan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu savunulmakta iken (Şanlı, Uluslararası Ticari Akitlerin Hazırlanması ve Uyuşmazlıkların Çözüm Yolları, 6. Bası, İstanbul 2016, s. 233-234) başka bir görüşe göre ise konusu ticari olan davalar bakımından tenfizde görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu savunulduğunu, (Ekşi, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi, İstanbul 2013, s. 43) Yargıtay uygulaması ise aynı şekilde değişiklik göstermekle birlikte ağırlıklı olarak ikinci görüş olan davanın niteliğine, yani tenfizi istenen mahkeme kararına konu olayın niteliğine göre tenfiz davalarında görevli mahkeme tespit edildiğini ancak Yargıtay'ın, tenfiz davalarında doğrudan Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna dair kararlarının da mevcut olduğunu, (Bkz. Yargıtay 17. HD 2014/2807 E. 2014/6861 K. 02.05.2014 T.)  buna göre Yargıtay tarafından ağırlıklı olarak verilen kararlarda yabancı mahkeme kararının konusunun ticari olup olmadığı, tarafların tacir olup olmadıkları, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren bir husus olup olmadığı ve TTK 4 hükmüne göre ticari dava olup olmadığına bakılarak görevli mahkemenin tespit edildiğini, somut olayda da bu yönden bir inceleme yapılması gerektiğini, (Bu yönde bkz; Yargıtay 11. HD. 2015/3663 E. 2015/12570 K. 25.11.2015 T. ,  Yargıtay 19. HD 2016/17824 E. 2018/2308 K. 25.04.2018 T. , Yargıtay 11. HD. 2014/6687 E. 2014/9733 K. 26.05.2014 T. ...) somut olayda ise tenfizi istenen ve gerekçesiz olarak verilmiş olan yabancı mahkeme kararının Türkçe çevirisine bakıldığında bir alacak hükmü olduğu ve davacının davalıdan, davalıya bir hak devri nedeniyle ödenmiş olan ücretin iadesinin talep edildiği görüldüğünü, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının konusunun veyahut hükmedilen alacağın konusunun ticari olup olmadığının bu hali ile anlaşılamadığını, her iki taraf da tacir olmayıp uyuşmazlığın ticari işletmeleri ile de ilgili olmadığını, her ne kadar davacının sıfatının dava dışı Şenol Bircan'ın iflas yöneticisi olması dolayısıyla aksi düşünülecek olsa dahi gerekçesiz olarak verilen yabancı mahkeme kararı içeriğinden görüldüğü kadarıyla söz konusu yabancı mahkeme kararı iflasa yönelik bir karar olmayıp bir miktar alacağa hükmedildiğini, dolayısıyla bu sebeple de görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğundan söz edilemeyeceğini, bu anlamda öncelikle Mahkemece göreve yönelik değerlendirme yapılması ve gerekirse davacı tarafa bu hususu açıklığa kavuşturması için kesin süre verilmesi, aksi taktirde Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olacağından görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, tenfiz davası ikame edilirken sunulması gereken birtakım belgeler bulunmakta olup bu belgelerin MÖHUK m. 53'te hüküm altına alındığını, söz konusu hükmün; \"Dilekçeye eklenecek belgeler MADDE 53 – (1) Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir: a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi. b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.\" şeklinde olduğunu, buna göre tenfiz dilekçesine eklenmesi gereken belgeler arasında kararın tercümesinin bulunmasının zorunlu olmasının yanında bu tercümenin ayrıca Yetkili Türk Makamları tarafından onandığına dair tasdik şerhinin de bulunması gerektiğini, buna karşın davacı tarafça sunulan tercüme üzerinde bu yönde herhangi bir tasdik şerhinin bulunmadığını, yalnızca yeminli tercümanın kaşesinin ve imzasının yer aldığını, önemle belirtmek gerekir ki salt bu husus, kanunun ve Yargıtay'ın aradığı bu kriterin yerine getirildiği anlamına gelmediğini, Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... K. 02/07/2012 T; \"..05.10.1961 tarihli Lahey Sözleşmesinin 3. ve 4.maddelerinde tanımlanan şekilde ilamın aslına uygun olduğunun teyidi için onay şerhinin belgenin verildiği devletin yetkili makamlarınca karara işletilmesi, bundan sonra tercümenin orada bulunan Türk yetkili makamlarınca tasdikinin sağlanması gerekmektedir.Somut olayda ... Devleti Mahkemesi tarafından verilen kararın kesinleşme şerhinin ve yapılan tercümenin yetkili Türk makamları tarafından onandığına dair tasdik şerhinin bulunmaması bozmayı gerektirmiştir..\" bununla birlikte dikkat çekilmesi gereken bir noktanın  da yabancı mahkeme tarafından verilen ve davacı tarafça EK-1 olarak sunulan Almanca dilindeki asıl kararda 69.880,51 USD (Amerikan Doları) üzerinden hüküm kurulduğunun görüldüğünü , buna karşın davacı tarafça sunulan ve onama tasdiki bulunmayan çeviride ise bahsi geçen alacak USD olarak değil EURO olarak çevrildiğini, salt bu hususun dahi davanın reddini gerektirdiğini, çevirinin dahi hatalı olduğu bir durumda kararın tenfizi için MÖHUK 53/1-a gereği sunulması gereken belgelerin eksiksiz olarak sunulduğundan bahsedilemeyeceğini, dolayısıyla davacı tarafça tenfiz davası kapsamında sunulması dava şartı olan Türk Yetkili Makamlarınca onanmış ve tasdik edilmiş tercüme sunulmamış olduğundan (tercümenin hatalı olduğu da göz önünde bulundurularak) davanın doğrudan reddi gerektiğini, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 4.maddesi uyarınca huzurdaki davanın maktu değil nisbi harca tabi davalardan olduğunu, kanun hükmünün açık olduğunu, Yabancı mahkeme ilamları: Madde 4 – Yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilamların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilamlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre (1) sayılı tarife gereğince harç alınır. bununla birlikte Yargıtay içtihatları da yabancı mahkeme kararlarının tenfizi talepli davalarda nisbi harç alınması gerektiği yönünde olduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2017/1820 E. 2017/7068 K. 18/10/2017 T; \"..Tenfiz davalarında harç, tenfizi istenen mahkeme kararında hükme bağlanan değer üzerinden nisbi olarak alınır. 492 Sayılı Harçlar Kanununun 32. maddesi gereğince peşin nisbi harç tamamlatılmadan yargılamaya devam edilemez. Somut olayda dava maktu harç yatırılarak açılmış Bölge Adliye Mahkemesince de nisbi yatırılması gereken harç tamamlatılmadan yargılama yapılıp hüküm kurulmuştur. Bu hal kamu düzeni ile ilgili olan Harçlar Kanunu 32. maddesi hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden hükmün bozulması gerekmiştir..\" Yargıtay... Hukuk Dairesi ...K. 23/05/2016 T; \"..Tenfizi istenen mahkeme kararı belirli bir alacağın tahsiline yönelik olduğundan bu tür davalarda karar ve ilam harcı nisbi olarak alınır. Karar ve ilam harcının 1/4'ü peşin yatırılır. Peşin harç ödenmedikçe ya da eksik yatırılan harç yatırılmadıkça yargılamaya devam edilemez. (492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/a, 30. 32. maddeleri). Harç alınması kamu düzenine dair olup mahkemece re'sen gözetilmelidir.Bu durumda mahkemece maktu peşin harç yatıran davacıya yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda alınması gereken nisbi peşin harcı tamamlaması konusunda uygun bir süre verilerek sonucuna göre işlem yapılması gerekirken bu yön gözetilmeden yargılamaya devam edilmesi doğru olmadığından hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir..\" davacı tarafça her ne kadar huzurdaki davanın maktu harca tabi olduğuna yönelik açıklamalarda bulunulmuş ise de Harçlar Kanunu'nun açık hükmü ve Yargıtay içtihatları karşısında bu açıklamaların dinlenebilirliği olmadığını, bu anlamda davacı tarafça eksik harç yatırılmış olup davacıya, tenfizi istenen mahkeme kararındaki tutar üzerinden eksik harcı tamamlaması için kesin süre verilmesi gerektiğini, yabancı mahkeme kararının tenfizi için gereken ön şartlardan bir tanesinin de tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının verildiği ülke hukukuna göre geçerli ve mevcut bir halde olması olduğunu buna göre örneğin tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının o ülke hukuku uyarınca zamanaşımına uğraması durumunda tenfizi talep edilemeyeceğini, MÖHUK m. 55/2 hükmü uyarınca ise tenfiz istemine karşı kendisine karşı tenfiz istenen tarafça; tenfiz şartlarının bulunmadığı, yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş olduğu veya yabancı mahkeme kararının yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğu ileri sürülerek itiraz edilebileceğini, buna göre dava konusu yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kararı veren ülke hukuku uyarınca herhangi bir şekilde zamanaşımına uğrayıp uğramadığının mahkemece araştırılması gerektiğini, burada bahsedilen zamanaşımı araştırmasının MÖHUK 55/2 hükmünde yer alan yabancı mahkeme kararının yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkıp çıkmadığı kapsamında yapılması gereken bir araştırma olup revizyon yasağına tabi olmadığını, bu hususta zamanaşımı itirazları mevcut olup öncelikle tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kararı veren ülke hukukuna göre zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespit edilmesi gerektiğini, Yargıtay .. Hukuk Dairesi ... K. 13/05/2024 T. ; \"..ÖZET : Dava; yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizine ilişkindir. 5718 Sayılı Kanun'un 55. maddesinin ikinci fıkrası \"Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.\" hükmünü içermektedir. Davalı vekilinin zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece davalı vekilinin zamanaşımı def'inin \"ön sorun\" olarak incelenip değerlendirilerek; sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, buna yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın sadece 5718 Sayılı Kanun'un 54. ve 58. maddeleri şartlarının gerçekleştiği belirtilerek davanın kabulüyle yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir..\"<br>. Dava; yabancı mahkeme ilamının tanınması ve tenfizine ilişkindir. 5718 Sayılı Kanun'un 55. maddesinin ikinci fıkrası \"Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.\" hükmünü içermektedir. Davalı vekilinin yukarıda anılan madde kapsamında zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece davalı vekilinin zamanaşımı def'inin \"ön sorun\" olarak incelenip değerlendirilerek; sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, buna yönelik bir değerlendirme yapılmaksızın sadece 5718 Sayılı Kanun'un 54. ve 58. maddeleri şartlarının gerçekleştiği belirtilerek davanın kabulüyle yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ve tenfizine karar verilmesi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir..\"<br>davanın dava şartı arabuluculuğa tabi olduğunu, Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ikame edilmiş olmakla tenfizi istenen yabancı mahkeme kararı da konusu bir miktar para olan alacağa ilişkin olduğu, TTK 5/A maddesi uyarınca huzurdaki davanın, dava şartı arabuluculuğa tabi olduğunu, dolayısıyla davanın arabuluculuk dava şartı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, MÖHUK m.54'te tenfiz şartları düzenlendiğini, söz konusu madde uyarınca yabancı bir mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için özetle her iki devlet arasında karşılıklılık esasının bulunması (54/1-a), ilgili kararın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ve aynı zamanda yabancı mahkemenin aşkın yetki durumunun olmaması, (54/1-b) hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması (54/1-c) ve savunma hakkının ihlal edilmemiş olması (54/1-ç) gerektiğini, \"Tenfiz şartları MADDE 54 – (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması.\" somut olaya bakıldığında ise kararın çevirisinden görüldüğü kadarıyla öncelikle dava dilekçesinin; adresi Barcelona/İspanya olarak bildirildiği, müvekkilinin şahsı adına tebliğ edilememiş olması nedeniyle davacının talebi üzerine davalının  yurt içinde bulunan temsilcisine tebliğ edildiğinin belirtildiğini, burada öncelikle müvekkiline yapılan ancak tebliğ edilemediği gerekçe gösterilen tebligatın, uluslararası sözleşmelere yani 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine İlişkin La Haye Sözleşmesi'ne (1965 tarihli Lahey sözleşmesi) uygun olarak yapılıp yapılmadığının incelenmesi gerektiğini, Alman Usul Kanunu'nun 183/2 maddesi uyarınca da yurt dışına yapılacak olan tebliğlerin uluslararası anlaşma hükümlerine göre yapılması zorunlu olup yabancı mahkemece müvekkiline yapılan tebliğin o yer kanunları ve dolayısıyla uluslararası sözleşme hükümleri uyarınca usulüne uygun olmaması halinde bu husus MÖHUK 54/1-ç uyarınca tenfiz engeli teşkil edeceğini, yabancı mahkeme tarafından yapılan ve tebliğ edilemediği karar metninde yer alan tebligatın ne şekilde yapıldığının araştırılması gerektiğini, örneğin 1965 tarihli Lahey Sözleşmesinin doğrudan posta yoluyla tebligat konulu 10.maddesine çekince koyan bir ülkeye bu şekilde tebligat yapılması halinde tebliğ geçersiz olacağından tenfiz istenen kişinin hükmü veren yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığından bahsedilemeyeceğini ve bu hususun tenfiz engeli teşkil edeceğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun aşağıdaki kararında da bu hususun vurgulandığını,  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/130 E. 2019/1394 K. 19/12/2019 T.; \"..Öte yandan, hem Türkiye’nin hem de Almanya’nın 1965 tarihli Lahey Sözleşmesine taraf olması ve her iki ülkenin de anılan Sözleşme’nin 10. maddesine çekince koyması karşısında tenfize konu yabancı mahkeme kararının doğrudan posta yoluyla tebliğ edilmesi yapılan tebliğin geçersiz olduğu sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle karar tebliği geçersiz olduğundan kararın Alman kanunlarına göre kesinleştiğinden de bahsedilemeyecektir. Buna rağmen davalının tenfize konu karara yönelik itiraz ve temyizinin; kararın posta yoluyla tebliğ edilmesinden sonra kesinleştiğinden ve daha sonra merkezi makam aracılığıyla yapılan tebligatın yeni bir itiraz süresi bahşetmeyeceğinden bahisle reddedilmesi açıkça davalının savunma hakkının ihlali niteliğindedir. Zira itiraz süresinin yabancı mahkeme kararının 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi gereğince merkezi makam aracılığıyla tebliğ edildiği tarihten itibaren başlatılmaması anılan Sözleşmeye aykırılık oluşturmaktadır..\" öte yandan somut olayda her halükarda MÖHUK 54/1-c ve ç hükmü uyarınca tenfiz engeli bulunduğunu, Alman Usul Kanunu'nun 331.maddesi uyarınca davalının duruşmaya gelmemesi nedeniyle davacı tarafından, davalıya karşı mahkemece gıyabi karar verilmesi talep edilirse mahkemece, davacının mahkemeye sunduğu olgular davalı tarafça kabul edilmiş sayıldığını, bu durumun Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 128.maddesindeki davaya cevap verilmemesi halinde davacının ileri sürdüğü tüm vakıaların inkar edilmiş sayılacağı yönündeki Türk Usul Hukuku ilkelerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini,  Alman Usul Kanunu mad. 331, olayların davalı tarafından kabul edildiğine yönelik itirafın varlığına dair kanuni bir kurgu olduğu, bu kurgu ile delil toplanmasına ilişkin zorunluluk ortadan kalkmış olduğu, (Papakçı, A. (2016). Alman Mahkemelerince Verilen Gıyabi Kararların Yargılama ve Uluslararası Tebligat Kuralları Açısından Türk Hukukuna Uygunluğu. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 22(1), 457-488.) bununla birlikte yabancı karar metninde de yazıldığı üzere Alman Usul Kanunu'nun 313/b/1 hükmü uyarınca müvekkili hakkında gıyabi karar verildiğinden ötürü söz konusu yabancı mahkeme kararı gerekçesiz olarak yazıldığını, bu hususun da Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141.maddesinde yer alan \"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır..\" maddesine ve gerekçeli karar hakkına açıkça aykırılık teşkil ettiğini, bu hali ile söz konusu yabancı mahkeme hükmü açıkça kamu düzenine aykırılık taşıdığından MÖHUK 54/1-c uyarınca tenfiz edilebilmesinin mümkün olmadığını, MÖHUK 54/1-ç uyarınca savunma hakkının ihlalinin söz konusu olduğunu, müvekkiline yapılan ilk tebligat ile ilgili açıklamaları baki kalmak kaydıyla kararda yer aldığı üzere davacının talebi üzerine tensip tutanağı, müvekkilinin yurt içindeki temsilcisi olarak görünen kişiye 06.01.2022 tarihinde teslim edildiğini, söz konusu karara göre mahkemece savunmaya ilişkin 1 aylık süre verildiği, buna göre savunma süresinin 06.02.2022 tarihinde dolduğu, buna karşın müvekkilinin savunma süresi dolmadan 31.01.2022 tarihinde gıyabi karar verilerek tenfizi istenen alacak hükmü verildiğini, hatta bu husus davacı tarafça Ek-2 olarak sunulan kararın kendisinde de gıyabi kararın sürenin dolmamış olması sebebiyle nizamlara uygun alınmadığı şeklinde belirtildiğini, Alman Usul Kanunu'nun 331.maddesi uyarınca davalının duruşmaya gelmemesi halinde davacının gıyabi karar verilmesini talep etmesi halinde davacının mahkemeye sunduğu olguların kabul edildiğinin varsayılacağını ve delil toplanma zorunluluğu bulunmaksızın gıyabi karar ile davalının yokluğunda aleyhine hüküm kurulduğunu belirttiğini, somut olayda ise önem arz eden hususun ise; mahkemece müvekkilinin savunma süresi dahi dolmaksızın duruşma yapılarak davacının talebi üzerine davacının ileri sürdüğü olgular kabul edilmek suretiyle delil dahi toplanmaksızın gıyabi karar ile tenfizi istenen alacağa hükmedilmiş olup bu husus MÖHUK 54/1-Ç uyarınca tenfiz engeli teşkil ettiğini, tüm usuli itirazları baki kalmakla birlikte somut olay bakımından MÖHUK 54 hükmü uyarınca tenfiz şartları mevcut olmadığından yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayıp davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin davacıya böyle bir borcu da olmadığını, ihtiyati haciz, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun'un 389. Vd. Maddelerinde düzenlenmiş olan ihtiyati tedbir kurumunun özel bir çeşidi olup 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257 vd. Maddelerinde hüküm altına alındığını, bu kapsamda, ihtiyati haczin şartları incelenecek olursa; \"İhtiyati hacze dair istem kişinin alacaklı sıfatına haiz olmasına bağlıdır. Her şeyden önce ortada bir alacak bulunmalıdır. Alacaklının ihtiyati haciz talep edebilmesi için gerekli bir diğer şart da, alacağın rehinle temin edilmemiş olmasıdır. Alacaklının ihtiyati haciz talep edebilmesi için alacağın muaccel olması gerekir. Muaccel olmayan alacaklar için ise; Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanırsa ihtiyati haciz kararı verilebilecektir.\" görüleceği üzere, henüz davacı tarafından alacağın varlığı, müvekkilinin sorumluluğu yaklaşık ispat seviyesinde dahi ispat edilememişken mahkemece ölçüsüz olarak ihtiyati haciz kararı verildiğini, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için öncelikle muaccel bir alacak bulunması gerekmekle birlikte somut olayda muaccel bir alacak bulunduğundan bahsedilemeyeceğini, alacağı hiçbir şekilde kabul etmemekle beraber, davaya konu mahkeme kararı henüz tenfiz edilmediği ve dolayısıyla geçerliliği bulunmadığından alacak muaccel olmadığını, kararın tenfiz edilip edilmeyeceğinin ise ancak mahkeme dosyasında bu yönde karar verilmesi ile tespit edileceğini, ortada muaccel bir alacak bulunduğundan söz edilemeyeceğinden İİK 257/1 uyarınca ihtiyati haciz kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... K. 26/01/2015 T; \"..İhtiyati haciz talebinin koşulları İİK'nın 257. maddesinde gösterilmiş olup, muaccel alacaklarda İİK'nın 257/I. maddesinde ihtiyati haciz isteyebilmek için alacağın muaccel olması ve rehinle temin edilmemiş olması şartı getirilmiştir. Vadesi gelmemiş, müeccel alacaklarda da ihtiyati haczin, ancak borçlunun belli bir yerleşim yerinin bulunmaması, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye ve kaçırmaya hazırlanması, kendisinin kaçması veya kaçmaya hazırlanması ya da alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması halinde istenebileceği İİK'nın 257/II. maddesinde düzenlenmiştir. Somut olayda ihtiyati haciz talep eden davacının ileri sürdüğü alacakların rehinle temin edilmediği ve alacağın dayanağının Bakü Şehri-Nizami İlçe Mahkemesi'nin 29.1.2013 tarih, 2 ( 007 )-418/2013 Sayılı kararı olduğu anlaşılmaktadır. Talebin dayanağı olan bu kararın henüz tenfiz edilmediği tarafların iddia ve savunmaları ile dosya kapsamından anlaşılmaktadır. 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 50 maddesinde \"... Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına dair olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.\" hükmü bulunmaktadır. Bu hükme göre yabancı bir ülke mahkemesi tarafından verilen kararın geçerli olabilmesi için usulüne uygun Türk Mahkemelerince tenfiz edilmiş olması gerekli ve zorunlu bulunmaktadır. Bir başka deyişle Türk Mahkemeleri tarafından usulünce tenfiz edilmeyen kararların ilam niteliğinde sayılması mümkün bulunmamaktadır. Tenfiz edilmeyen somut olaydaki Bakü Mahkemesi'nin kararının Türk Hukuku açısından henüz ilam niteliğinden olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kabulden sonra somut olayda alacağın vadesinin gelip gelmediği bir başka deyişle muaccel olup olmadığının tartışılması gerekirse; taraflar arasında vadeye bağlanmış bir alacak söz konusu olmayıp alacağın varlığı kesin olmayıp yargılamayı gerektirir niteliktedir. O halde vadesi gelmiş bir alacaktan söz edilemez. Vadesi gelmemiş bir alacak olduğu düşünülmesi halinde ise; vadesi gelmemiş alacaklarla ilgili ihtiyati haciz koşulları arasında sayılan hususlardan hiçbirisinin varlığı konusunda da kesin delil aranmamakla birlikte haklı ve makul görülebilecek Kanunun 257/2 maddesindeki koşulların gerçekleştiğine dair bir delil de sunulmamıştır. Bu durumda koşulları oluşmayan ihtiyati hacizle ilgili itiraz kabul edilerek ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi yerine yanlış değerlendirme sonucu ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir..\" Mahkeme yetkisiz olduğundan verilen ihtiyati haciz kararının da yetkisiz mahkemede verilmiş olup bu anlamda yetkiye de itiraz ettiklerini, yetkisiz mahkemeden verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılmasının talep edildiğini , ihtiyati haciz isteminin dayanağı olan yabancı mahkeme kararının henüz tenfiz edilmemiş olması nedeniyle ortada muaccel bir alacak bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden mahkemece İİK 257/1 hükmüne göre verilen ihtiyati haciz kararının hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, bununla birlikte İİK 257/2 hükmü uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için de herhangi bir sebep bulunmadığı gibi, davacı tarafça mal kaçırmaya matuf hiçbir delil de gösterilmediğini, müvekkilinin yerleşim yeri adresi bulunmakla birlikte mal kaçırdığına dair yaklaşık ispat derecesinde dahi delil bulunmadığını belirtmiş, davacının sunduğu vekalete itiraz etmekle usulsüz vekaletname ve vekaletsiz temsil ile açılan davanın ve yapılan işlemlerin kabul edilebilmesi mümkün olmadığından davanın reddine, aksi taktirde davanın açılmamış sayılmasına, dava görevsiz mahkemede açıldığından görev itirazının kabulü ile davanın görevsizlik sebebiyle usulden reddine, MÖHUK 51/2 uyarınca müvekkilinin yerleşim yeri mahkemesi yetkili olduğundan ve mahkemenin yetkisiz olduğundan yetkisizlik sebebiyle davanın usulden reddine, huzurdaki davanın Harçlar Kanunu'nun 4.maddesi ve Yargıtay kararları uyarınca nisbi harca tabi olduğundan tenfizi talep edilen yabancı mahkeme kararındaki alacak miktarı üzerinden eksik harcı ikmal etmesi için davacıya kesin süre verilmesine, MÖHUK m.53 uyarınca yabancı mahkeme kararının Türk yetkili makamlarınca onanmış tasdik şerhli tercümesi sunulmadığından ve tercüme de hatalı olduğundan davanın reddine, aksi taktirde eksikliğin giderilmesi için davacı tarafa kesin süre verilerek eksikliğin süresi içerisinde giderilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına, MÖHUK 54/1 c ve 54/1 ç maddeleri uyarınca somut olayda tenfiz engelleri bulunduğundan davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Mahkememizce 20/12/2024 tarihli ara kararı ile  davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin kabulü ile, davalı borçlunun tenfiz istemine konu bedel (69.880,51 EURO) nun dava tarihi satış kuru karşılığı olan 2.570.205,15 TL alacağı karşılar nitelikte haczi caiz taşınır ve taşınmaz malları ile 3.şahıslardaki hak ve alacaklarının kanun dahilinde İ.İ.K.nun 257/1. maddesi uyarınca ihtiyati haczine karar verilmiştir.<br>Her ne kadar davacı tarafça  Köln Eyalet Mahkemesinin 4 O 90/21 sayılı, 06.07.2023 tarihli kararı uyarınca, \"Davalı, davacıya 69.880,51 Euro ile birlikte 06.01.2022 tarihinden itibaren tahakkuk edecek olan yüzde beş oranındaki faiz tutarını ödeyecektir. Davanın masrafları davalıya yüklenecektir. İşbu karar infaz edilebilir\" hükmünün tenfizine karar verilmesine, davalının telafisi güç veya imkansız zararlar ile alacağa kavuşulmasının imkansız hale getirilmesine sebep olmasının engellenmesi adına, tenfiz istemine konu bedel (69.880,51 EURO) değerindeki her türlü taşınır, taşınmaz ve banka hesabındaki mal varlığının ihtiyaten haczine karar verilmesine yönelik olarak Mahkememize dava  açılmış ise de ; davanın 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ' un Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması ' na ilişkin 50 vd maddeleri uyarınca açılan tanıma ve tenfiz davası niteliğinde olduğu, 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ' un Görev ve yetkiye ilişkin  51.  Maddesinde \" (1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir.<br>(2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir. \" düzenlemesinin bulunduğu, söz konusu düzenleme doğrultusunda davanın öncelikle  davalının Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinde açılması gerektiği , davalının yerleşim yeri adresinin  \"... Mahallesi ...Sokak No... Karşıyaka İzmir  \"  olduğu ve yerleşim yeri adresi itibariyle davaya bakmanın Mahkememiz yetki alanı haricinde Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetki alanı içerisinde kaldığı, davalının yasal süre içerisinde yetki ilk itirazında bulunduğu ve yetkili mahkemeyi doğru olarak gösterdiği , bu husus göz önüne alındığında  Mahkememizin yetkisizliğine karar verilmesinin gerektiği,<br>Mahkememizce dava dilekçesindeki talep doğrultusunda 20/12/2024 tarihli ara kararı ile  davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verildiği , söz konusu karara karşı davalı tarafça itiraz edildiği ,ihtiyati haciz kararına karşı itiraz sebeplerinin İİK' nun 265. Maddesinde \"  ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine veya teminata karşı \" yapılabileceğinin belirtildiği, davalı  vekilinin yetkiye yönelik itirazının söz konusu madde kapsamında kaldığı,<br>İİK'nun 258. Maddesi gereğince ihtiyati hacze İİK'nun 50. Maddesine göre yetkili mahkeme  tarafından karar verilmesinin  gerektiği, İİK ' nun  34. Maddesinde  \" İlamların icrası her icra dairesinden talep olunabilir. Alacaklı yerleşim yerini değiştirirse takibin yeni yerleşim yerini icra dairesine havalesini isteyebilir. \" düzenlemesinin bulunduğu,<br> Mahkememizin ihtiyati haciz kararı dayanağının  Köln Eyalet Mahkemesinin 4 O 90/21 sayılı, 06.07.2023 tarihli kararı olduğu, dava ve talep konusu yabancı mahkeme kararının ilam niteliği taşıyabilmesi için, MÖHUK'un 57. maddesi uyarınca Türk Mahkemeleri tarafından tenfizi ve bu tenfiz kararının kesinleşmesi gerektiği, yabancı mahkemeden verilen bir ilamın Türkiye'de icra edilebilmesi için, söz konusu mahkeme kararının tenfizi ve bu tenfiz kararının kesinleşmesi gerekmekle birlikte, bilindiği üzere ihtiyati haciz işleminin bir icra ve infaz işlemi niteliği taşımadığı, bu nedenle ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için, söz konusu yabancı mahkeme kararının tenfizi ve bu tenfiz kararının kesinleşmesi ya da tanınmış olması gerekmediği ancak İİK ' nun  34. Maddesi hükmünün uygulanabilmesi ve yetkisiz mahkeme olan Mahkememiz tarafından verilen ihtiyati haciz kararının yetki yönünden geçerli olabilmesi  için söz konusu yabancı mahkeme kararının tenfizi ve tenfiz kararının kesinleşmesi gerektiği gelinen aşama itibariyle kesinleşmenin henüz gerçekleşmediği, açılan davada  5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ' un Görev ve yetkiye ilişkin  51. Maddesi hükmü gözetilerek Mahkememizin yetkisiz olduğu belirlendiğinden davalı itirazı doğrultusunda yetkisiz mahkeme olan Mahkememizce verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması gerektiği incelenen tüm dosya kapsamı ile anlaşılmış, Mahkememizin yetkisizliğine, Mahkememizin  20/12/2024 tarihli ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE, dava dilekçesinin yetki yönünden REDDİNE, yetkili mahkemenin Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna, <br>Mahkememizin 20/12/2024 tarihli tensip ara kararı ile konulan ihtiyati haczin KALDIRILMASINA,<br>2-Taraflardan birinin HMK' nın 20. maddesi uyarınca iki hafta içerisinde başvurarak talepte bulunması halinde dosyanın yetkili  Karşıyaka  Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine, <br> 3-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin HMK' nin 331/2. mad. gereğince yetkili mahkemece nazara alınmasına, <br>4-Taraflardan birinin 2 hafta içerisinde gönderme talebinde bulunmaması halinde Mahkememizce resen davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek aynı karar ile harç ve yargılama giderlerinin hüküm altına alınmasına,<br>Dair tebliğden itibaren 2 hafta içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar Davacı Vekili Av. ...  ve Davalı Vekili  Av....' in yüzüne karşı  açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/01/2025<br><br>Başkan ...<br> E-imzalıdır <br>Üye ...<br>E-imzalıdır  <br>Üye ...<br>E-imzalıdır  <br>Katip ...<br>E-imzalıdır  <br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"42822339191c5e31","SID":"2cf2c605c4dee17b"}}