{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1930 <br>KARAR NO:2025/46<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:06/07/2021<br>NUMARASI:2019/131  E.  -  2021/628 K.<br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ile davalı arasında cari hesap ilişkisi mevcut olduğunu ve 16.11.2018-11.01.2019 tarihleri arasını gösterir cari hesap ekstresinden 11.01.2019 tarihi itibariyle toplam 20.830,20 TL davalının borcunun bulunduğunu, borcun ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için davalı aleyhine ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi yapıldığını, davalı borçlunun takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, yapılan arabuluculuk görüşmelerinin de sonuçsuz kaldığını iddia ederek, icra takibine yönelik itirazı iptaline ve takibin devamına,  %20 oranından az olmamak kaydı ile icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; Davacı tarafın dava konusu talep ve iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı tarafın dava konusu talep ve iddialarının zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketle, davacı şirket arasında sözleşmesel bir ilişki gerçekleştiğini, davacı tarafın müvekkili şirkete satıp teslim ettiği bir mal olmadığı gibi, sunduğu bir hizmette bulunmadığını, müvekkili şirketin adresinin Beylikdüzü olduğunu, takipte Büyükçekmece icra müdürlüklerinin yetkili olduğunu, yetkisiz icra müdürlüğünden başlatılan takipte de yetkiye itiraz edilmiş olduğunu, mahkemenin de bu sebeple yetkisiz olduğunu, davacının, müvekkili şirketle ticari bir ilişkiye girdiğini ispat edemediğini, huzurda görülen davanın Ticaret Mahkemesinde ikame edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, ayrıca davanın esas yönünden de reddi gerektiğini savunarak,  davanın reddi ile  % 20'sinden az olmamak  kötüniyet tazminatından sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu bila tarihli dilekçesi ile, icra dosyasında; davalıdan talep edilen 20.830,20 TL alacağa ilişkin, davalı tarafından 15.709,00 TL.nin  kabul edilmiş olduğunu, 5.121,20 TL 'lik kısma itiraz edildiğini, her ne kadar dava dosyamızda sehven tüm dosya meblağı harca esas değer olarak gösterilmiş ise de  davanın bilirkişi raporları ile sübuta ermesinden sonra davalı tarafından 15.709,00 TL asıl alacak üzerinden hesaplama yapıldığı ve 24.06.2021 tarihli uyarınca kapak hesabı uyarınca 23.182,55TL icra dosyasına ödeme yapıldığını, dava konusuna dahil olan  15.709,00 TL asıl alacak yönünden ihtilaf ödeme ile sona erdiğinden, bu meblağ yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasını, bakiye 5.121,20 TL üzerinden itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Ancak dava dilekçesinin tetkikinde harca esas değerin 20.830,20 TL olduğu, icra dosyasına yapılan itirazın iptalinin istendiği, kısmi itiraz talebi veya kısmi olarak itirazın iptaline ilişkin herhangi bir beyan olmadığı anlaşılmıştır. İtirazın iptali davasının şartları hukuki yarar, geçerli bir icra takibi, süresi içinde yapılmış bir itiraz ve davanın bir yıllık süre içinde açılmasıdır. Somut dosyamızda  davalı tarafından borca kısmi itiraz ettiği, itirazın geçerli olduğu, icra müdürlüğünce takibin kısmi olarak durdurulduğu ve davacının kısmi itiraza konu alacak  bakımından hukuki yararı bulunmadığı anlaşılarak 15. 709,00 TL 'lik alacak yönünden davanın usulden reddine karar verilmiştir. Her ne kadar davacı vekili tarafından karar celsesinde davalının 15. 709,00 TL ödeme yapıldığı beyan edilmiş ise de dava açılırken bu miktar yönünden hukuki yararı bulunmadığından bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır.14/06/2021 tarihli bilirkişi raporunda 5. 121,20 TL'lik faturanın tarihinin 22/03/2019 olduğunun tespit edildiği, icra takibinin ise 04/03/2019 tarihli olduğu dikkate alındığından takip tarihinde henüz kesilmemiş bir fatura, doğmamış bir alacağın takibe konu edilemeyeceği, her takibin veya davanın açılış tarihlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, 5.121,20 TL'lik fatura yönünden davacının davalıdan takip tarihi itibariyle alacaklı olmadığı anlaşıldığından bu fatura  yönünden de davanın reddine karar verilmiştir. İcra ve İflas Kanununun 67 maddesinin 2.fıkrasına göre; “ Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.” Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davalı, davacının icra takibinde kötüniyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır. Bu nedenle de davalı tarafın kötüniyet tazminatının da reddine karar verilmiştir...\" gerekçesiyle davalı borçlunun ... Sayılı dosyasına kısmen itiraz ettiği ve takibin kısmen durdurulduğu anlaşıldığından davacı tarafın itiraz konusu olmayan 15.709,00 TL'lik talep yönünden hukuki yararı bulunmadığından, HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri gereğince davanın usülden reddine; talep konusu olan 5.121,20 TL yönünden ise davanın reddine, davalının şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davaya konu alacağın ayrı ayrı faturalara dayanmakla birlikte, davalı şirketin hem sipariş vererek borç oluşturması ve buna mukabil kısmi ödemelere devam etmesi durumunun, taraflar arasında devam eden açık hesap ilişkisinin mevcut olduğunu gösterdiğini, ticari defterler ile ispat olunduğunu, davacı şirket tarafından sehven 5.121,20 TL'lik fatura tarihinde yanlışlık yapıldığını, ancak faturaya konu ürünlerin takip tarihi öncesinde teslim edildiğini, üstelik cari hesap kayıtlarında da bu hususun mevcut olduğunu, cari hesap kayıtları dikkate alınmadan salt fatura üzerinden hüküm kurulduğunu, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine  ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, ticari ilişkinin varlığı konusunda herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalının icra takibinde itiraz ettiği 5.121,20 TL tutarındaki alacaktan dolayı davacı tarafın alacak iddiasını ispatlayıp ispatlayamadığı, kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından taraflar arasındaki cari hesap alacağından kaynaklanan toplam 20.830,20 TL alacağın tahsili amacıyla 04.03.2019 tarihinde davalı hakkında ... sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlattığı, davalı şirket tarafından icra takibine karşı yetki itirazı ile birlikte, borcun 15.709,00 TL tutarında bulunduğu belirtilerek ödeme emrinde belirtilen tutarın 5.121.20 TL'lik kısmına itiraz edildiği, davalı borçlunun kısmi itirazına rağmen davacı şirket tarafından İİK 67.maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip tutarının tamamı olan 20.830,20 TL üzerinden itirazın iptali davasını açmış olduğu anlaşılmıştır.Taraf delillerinin dosyaya ibraz edilmesi ve celbi sonrasında bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir.04.02.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacı ile davalı arasında cari hesap sözleşmesi olmadığından cari hesap ilişkisinin olmadığı, davacının davalıya düzenlediği ve davalının itiraz etmediği faturalardan dolayı davacının davalıdan 20.830,20 TL alacaklı olduğu, alacağın likit olduğu, davacının defterlerinin delil mahiyetinde olduğu, davalı ...'nin ticari defterleri görülmediğinden davalının defterlerinin mahiyetinin bilinmediği belirtilmiştir.Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz ederek, davacının alacak iddiasını cari hesap sözleşmesine dayandırdığını, raporda geçerli bir cari hesap sözleşmesi olmadığının ortaya çıktığını, davacı delilleri arasında faturanın olmadığını, yeni delil ikamesine muvafakat etmediklerini, raporda her ne kadar fatura düzenlendiği ve itiraz edilmediği bundan dolayı davacının alacaklı olduğu iddia edilmiş ise de davacı tarafın, söz konusu faturaların taraflarına tebliğ edildiğini ve işi ifa etmiş olduğunu ispat etmiş zorunda olduğunu, çünkü dosyaya ibraz edilen faturanın açık fatura olduğunu ,tek taraflı düzenlendiğini, tek başına satım ilişkisini ispata yeterli olmadığını belirterek, yeniden rapor alınmasını veya ek rapor alınmasını talep etmiştir.11.03.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda; kök rapordaki görüşün  değişmediği, davalının defterlerinin bilirkişilere sunulmadığı, kök rapordaki görüşün değişmediği belirtilmiştir.Taraf vekillerince ek rapora karşı beyan ve itiraz dilekçeleri dosyaya ibraz edilmiştir. Davacı vekili, 06.07.2021 havale tarihli dilekçesi ile; icra dosyasında davalıdan talep edilen 20.830,20 TL alacağın davalı tarafından 15.709,00 TL'sinin  kabul edildiği, 5.121.20 TL'lik kısma itiraz edildiği, 24.06.2021 tarihi uyarınca kapak hesabı yapıldığı ve icra dosyasına 23.182,55 TL'nin ödendiği, 15.709,00 TL asıl alacağın ödeme ile sona erdiğini ve bu nedenle karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasını, bakiye 5.121,20 TL üzerinden ise itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.14.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda; mahkeme tarafından verilen görevlendirme çerçevesinde dava dosyası ve tarafların 2018 ve 2019 yılları ticari defterleri üzerinde görevlendirme ile sınırlı olarak yapılan incelemeler sonucunda; davacı tarafın 2019 ve  2020 yıllarına ait ticari defterlerinin tasdiklerinin yasal süreleri içerisinde yapıldığı, tarafların muhasebe kayıtlarının birbiriyle uyumlu olduğu,davacının davalıdan takip tarihi(01.03.2019) itibariyle  alacağının15.709,00 TL olduğu , dava tarihi(19.09.2019) itibariyle 20.830,20 TL.'ye ulaştığı, her iki tarafın BA-BS Formlarının incelenmesi sonucunda beyan sınırını aşan 2 adet faturayı ilgili dönem BA-BS Formlarında beyan ettikleri, icra-inkâr tazminatı konusunda takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Mahkemece yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden itiraz edilmeyen alacak miktarı yönünden davanın usulden reddine, bakiye talep yönünden ise esastan reddine karar verilmiştir.HMK'nın 190 ve TMK'nın 6. maddeleri gereğince, bir vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafın bu vakıayı ispatlaması gerekmektedir. Fatura düzenlenmesi tek başına fatura konusu alacağın varlığını ispata yeterli değildir. Faturanın tebliği ve fatura konusu emtianın teslim edildiğini satıcının kanıtlaması gerekmektedir. Somut davada, davacı tarafça dava konusu bedel üzerinden  fatura düzenlenmiş ise de bilirkişi raporuna ekli olan cari hareket raporunda fatura tarihi takip tarihinden sonraki bir tarihtir. Bu durumda takip tarihinde davacı tarafın davalı borçlunun kabul etmiş olduğu alacak  tutarı dışında bir alacağının varlığı ispat edilemediğinden mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun görülmüştür.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 28.01.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2dbd5c20e47824e1","SID":"197697c16c0ad544"}}