{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/15 <br>KARAR NO: 2025/103<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2024/153 <br>KARAR NO: 2024/587<br>KARAR TARİHİ: 18/09/2024<br>DAVA: Tanıma<br>KARAR TARİHİ: 05/02/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili hakkında Rusya Federasyonu Moskova Tahkim Mahkemesinin ... sayılı dosyasında iflas kararı verilerek iflasın kesinleştiğini, iflas masasının kurularak göreve başladığını, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile açtığı takipte, müvekkilinin gerçekte almadığı ve borçlu olmadığı halde Rus Noterliği'nden verdiği 14/08/2014 tarihli 1.500.000,00 Amerikan Doları karşılığı Rus Rublesi'nin \"GERİ ÖDEME\" taahhüdünü ilamlı icra takibine konu ettiğini, İİK m. 184'de iflas açıldığı zaman müflisin malları nerede bulunursa bulunsun bir masa teşkil eder ve alacakların ödenmesine tahsis olunur denildiğini, İİK m. 193'de ise iflasın açılması ile takiplerin duracağı ve iflasın kesinleşmesiyle de takiplerin düşeceğinin emredici şekilde düzenlendiğini, müvekkili hakkında Rusya Federasyonu Devleti'nde açılan iflas dosyası itibarıyla davacının bütün mal varlığının iflas masasına dahil olduğunu, iflas tasfiye memurunun görevinin devam ettiğini, bu itibarla iflasın hangi ülkede açıldığının önemli olmayıp, iflasın açıldığı ülkede alacaklının alacağına ilişkin iflas masasına alacağın kaydının yaptırılarak iflas sürecinin takip edilmesi gerektiğini, Davalı hakkında, bu davaya konu kararın tanınmasına dair İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/639 E - 2021/366 K sayılı dosyasından açtıkları davada, kararın tanınmasın dair mahkemece verilen kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi'nin 2021/814 E. 2022/39 K. sayılı ilamı ile kaldırıldığını, kaldırma kararının ardından dosyanın aynı mahkemede yeniden görülmeye başlandığını ancak duruşmaya katılmadıkları için önce dosyanın işlemden kaldırılmasına ardından açılmamış sayılmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, istinaf kararında da belirtildiği üzere müvekkilinin ticaret sicil kaydı tarihinin 20/03/2019 olduğunu, ilk dava ise bu tarihten önce açıldığı için takip edilmediğinden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi sebebiyle yabancı mahkeme kararının tanınmasına ya da tanınmasının reddine dair verilmiş bir kesin hükmün de bulunmadığını, müvekkilinin ticaret sicil kaydı şimdiki dava tarihinden önce olup, halihazırda davaya konu iflas kararının tanınmasına yasal bir engel kalmadığını beyan ederek, kesinleşen Moskova Tahkim Mahkemesi'nin A40-73682/17-129-99F sayılı iflas kararının MÖHUK m. 34-41 gereğince tanınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelinin davacıdan alınan 1.500.000,00 USD tutarındaki alacağın tahsili için İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nde başlatılmış olan ... E. sayılı takip olduğunu, senedin davacı tarafından Rusya'da noter huzurunda düzenlendiğini ancak davacı borcu süresinde ödemediği için icra takibi başlatıldığını, bu kapsamda davacının ilk olarak ilamlı icra takibinde bulunulamayacağı itirazını ileri sürdüğünü ancak Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15/06/2017 tarih 2015/21239 E. 2017/9170 K. sayılı kararı ile noter senedinin usulüne uygun olarak düzenlendiği ülkenin resmi makamınca onaylanmış olması sebebiyle ilamlı icraya konu olabileceğine karar verildiğini, icra takibinin kesinleşmesi üzerine davacı tarafından muvazaalı olarak devredilen taşınmazlara ilişkin müvekkili tarafından tasarrufun iptali davası açıldığını, davacının bunun üzerine yine davayı sürümcemede bırakmak amacıyla ikinci yol olarak takibin Rus Rublesi üzerinden başlatılmadığı iddiasıyla şikayette bulunduğunu ancak mahkemece şikayetin reddine dair karar verildiğini ve kararın temyiz aşamasında olduğunu, bunun ardından ise davacının üçüncü yola olarak Rusya'da alındığı iddia edilen iflas kararı sebebiyle şikayet yoluna başvurulduğunu bu yöndeki şikayetin de reddedildiğini, davacının dördüncü olarak Rusya'da alınan iflas kararı nedeniyle takibin re'sen düşmesi gerektiğine dair şikayette bulunduğunu, bu davanın da reddedildiğini, son olarak davacının icra takibini sürümcemede bırakmak amacıyla tanıma davasını açtığını, ilk açtığı davada istinaf kaldırma kararının ardından davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, ardından eldeki davanın açıldığını, davacının hakkında Rusya'da iflas kararı verildiği tarihte davacının tacir sıfatının bulunmadığını, iflas davasında Türk Mahkemeleri münhasıran yetkili olacağı için tanıma kararı verilmesinin mümkün olmadığını, davacının kendisine karşı başlatılan icra takibi ve devamında açılan tasarrufun iptali davasını konusuz bırakmak amacıyla kötüniyetli olarak eldeki davanın açıldığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARI 1-İstanbul Anadolu  3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/11/2022 tarihli kararı; \"...kesin yetki kuralının dava şartı olduğu eldeki davada, davacının  dosyanın görevli ve yetkili olan İstanbul (Çağlayan) Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmek üzere, davanın usulden reddine\" karar verilmiştir. 2-Dairemizin 27/12/2023 tarihli kararı; \"...İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre; davacının ... sicil numarası ile \"her nevi tohum, fide, fidan gibi tarım ürünlerinin yetiştirilmesi ile üretimi, alımı, satımı, ithalat ve ihracatı\" konularında 20/03/2019 tarihinden itibaren, \"... Mah. ... Cad. ... Sit. No:... Sarıyer/İstanbul\" adresinde faaliyette bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının faaliyet adresi ve İİK'nın 154.maddesi uyarınca yetkili mahkeme, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri (1, 2 ve 3 no.lu) olduğundan verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.\" gerekçesiyle istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir. 3-İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2024 tarihli kararı; ''...Davacının tanınma talebini ilk önce, İstanbul Anadolu 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/120E.sayılı dava dosyasında ileri sürdüğü, bu noktada ilk derece mahkemesince ise yapılan değerlendirme sonucunda davanın kabulüne dair karar oluşturulduğu, istinaf talebi üzerine İstanbul BAM 45.HD 2021/814E. 2022/39K.sayılı kararına istinaden davacının gerçek kişi tacir olup olmadığının öncelikle tespiti gerektiği, tacir değil ise talebin reddi gerektiği, tacir ise yetki hususunun incelenmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldığı, akabinde bu dosya hakkında açılmamış sayılma kararı verildiği açıktır. Aynı taraflar arasındaki, aynı vakıa ve talep ile ilgili bu defa davacı vekilinin açmış olduğu yeni dava tevzi sonucunda İstanbul Anadolu 8.Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi olmuş, bu mahkemece dosya İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiş, akabinde usule uygun olarak yetkisizlik kararı ile mahkememize intikal etmiştir. Mahkememizce değerlendirme yapılırken İstanbul Anadolu 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/120E.sayılı dava dosyasındaki Yargıtay ilamları çerçevesinde oluşturulan bölge adliye mahkeme kararının göz ardı edilmemesi gerekir. Nitekim tanıma talebine esas olan, yabancı mahkemede görülen iflas davasının görüldüğü aşamada ve hatta Türkiye'de tanımaya yönelik ilk davanın açıldığı tarih öncesi bile davacının 6102 sayılı TTK anlamında birinci sınıf tacir konumunda olup olmadığı, aksine bir bilgi ve belgenin dahi sunulup sunulamadığı, bilakis bu tarihten sonra davacının Türkiye'deki sicil kayıtlarına göre birinci sınıf tacir sıfatını kazanıp kazanmadığı önemlidir. Dava, yabancı mahkemece verilen iflas kararının tanınmasına ilişkindir. Tanınması istenen yabancı mahkeme kararının iflas kararı niteliğinde olduğu ve kesinleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay 23.HD'nin yerleşik kararlarında da belirtildiği gibi iflas kararı İİK'nın m.43 hükmü gereğince Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tacir olanlar ve tacir sayılanlar hakkında verilebilir. Bu husus kamu düzenindendir. Bu çerçevede ilgili vergi müdürlükleri dışında ve ayrıca davacının iflasa tabi tacir olup olmadığı noktasında TOBB, İstanbul Esnaf Odası, ... Anonim Şirketi nezdinde ayrıntılı araştırmaların yapıldığı, hatta bu noktada talep edenden tanımaya dair davanın Türkiye'de ilk olarak açıldığı 04/03/2019 tarihi öncesi davacının gerçek kişi tacir olup olmadığı noktasında kayıt, belge var ise sunması ve açıklama yapması için davacı vekiline kesin süre dahi verildiği, yapılan tüm araştırmalara rağmen bu tarih öncesi davacının iflasa tabi tacir olduğunun tespit edilemediği açıktır. Bu noktada belirtmek gerekir ki İcra ve İflas Kanunu'nun m.43 hükmüne göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde özel yasalara göre iflasa tabi tutulan kimselerin iflasına karar verilebileceği, tanıma talep eden davacının yapılan yazışmalar neticesinde tacir olmadığının anlaşıldığı, ayrıca tacirler hakkındaki hükümlere tabi olduğunun da talep eden vekilince iddia ve ispat olunamadığı anlaşılmakla öncelikle bu yönden tanıma talebinin kabulü mümkün değildir. (Yargıtay 15.HD'nin 08/04/2021 tarih ve 2021/692E. 2021/1521K.sayılı kararından hareket edilmiştir) Öte yandan mahkememizce yapılan değerlendirmede, tanımaya esas olan iflas davasının görüldüğü aşamada davacı gerçek kişi TTK çerçevesinde iflasa tabi olmayan ve gerçek kişi konumundadır. Adı geçen davanın görüldüğü tarih itibariyle aksine bir durumun ileri sürülmediği, ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Halihazırda yürürlükte olan 2004 sayılı İİK m.193/1 hükmü uyarınca ise \"iflasın açılması, borçlu aleyhine haciz yoluyla yapılan takiplerle teminat gösterilmesine ilişkin takipleri durdurur. İflas kararının kesinleşmesiyle bu takipler düşer. İflas tasfiyesi müddetince müflise karşı yukarıda anılan takiplerden hiçbiri yapılamaz.\" Bu şartlarda tanıma davasının özelliği gereği yabancı mahkemece hakkında iflas kararı verilen ve ancak bu aşamada Türkiye'de iflasa tabi kişi olmayan gerçek kişi yönünden iflas kararının tanınması öncelikle yukarıda belirtilen sonuçları doğuracaktır. Bu sonuçların, hakkında iflas kararı verilen kişi lehine ve alacaklıların ise aleyhine sonuç doğuracağı, hatta takip hukuku çerçevesinde görülen tasarrufun iptali davası ve benzeri davaları konusuz dahi bırakacağı açıktır. Hal böyle olunca, Türkiye'de iflasa tabi olmayan gerçek kişi hakkında yabancı bir mahkemece verilmiş herhangi bir iflas kararının tanınması mutlak anlamda alacaklıların mülkiyet hakkı kapsamındaki alacaklarının tahsilini zorlaştırabilecek ve hatta muhtemelen imkansızlaştırabilecektir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin kararında da belirtildiği üzere \"Anayasa’nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60). Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme imkânı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına getirilmiş sınırlama niteliğindedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).\" (Anayasa Mahkemesinin 2018/81E. 2021/45K.sayılı kararı) O halde mülkiyet hakkının ancak kamu yararı ve toplum yararı amacıyla sınırlandırılabilen bir anayasal hak olduğu gerçeği dikkate alınmalıdır. Halihazırda ülkemizde iflasa tabi olmayan gerçek kişi aleyhindeki derdest olan icra takiplerini ve davaları doğrudan etkileyebilecek ve yüksek ihtimalle alacakları sonuçsuz bırakacak olan iflas kararının tanınması kamu düzenine aykırı sonuçlara yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup iflâsa tabi olmayan gerçek kişi hakkındaki yabancı mahkeme kararının tanınması, yukarıda anlatılanlar dikkate alındığında kişilerin hak arama hürriyetinin ortadan kaldırılması yanında mülkiyet hakkını dahi ortadan kaldırıcı hallere yol açacaktır.  Bu durumun Türk kamu düzenini doğrudan ihlâl ettiği, Türkiye'de iflasa tabi olmayan gerçek kişi lehine ve ancak alacaklılar aleyhine mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı, hak arama özgürlüğünü de sınırlandırdığı benimsenmiştir. Bir başka deyişle Türkiye'de iflasa tabi olmayan bir gerçek kişinin, Türkiye'de geçerli hukuk sistemine göre elde edemeyeceği iflas kararını Rusya'daki görevli ve yetkili mahkemelerden elde etmesi söz konusu olsa da, bu iflas kararının ülkemizde tanınması kamu düzenini açıkça ihlâl edici sonuçlara yol açacaktır. Kaldı ki davacı gerçek kişi elbette yabancı bir mahkemede iflas davası açma ve karar talep etme hakkına haizdir. Ancak, T.C.vatandaşı olan davacı gerçek kişinin Türk hukuk sistemine göre elde edemeyeceği bir kararı, bu şekilde elde etmesi, ardından da elde ettiği bu kararın Türkiye'de tanınmasını talep ederek iflas kararının sonuçlarından yararlanması mahkememizce bir anlamda \"kanuna karşı hile\" olarak değerlendirilmiştir. Bu davranışın hukuki sonucu ise genel kabule göre elde edilmek istenen sonuçtan kişiyi mahrum etmektir. Yani davanın reddolunmasıdır. Yapılan açıklamalar karşısında, davacının, yabancı mahkeme kararının tanınmasına dair talebinin reddine, İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası üzerinden açılan icra takibinin tedbiren durdurulması talebinin dahi reddine karar verilmiştir.\" <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Rusya'da iflasının istenmesi öncesinde oldukça tanınmış bir Türk İş İnsanı iken, Rusya Federasyonu’nda ticaret yapmakta olan ... Limited Şirketi’nin 05/04/2017 tarihinde tanıma talebine konu davayı açarak müvekkili ... hakkında iflas isteminde bulunması ile başlayan süreçte Rus Mahkemesince 30 Ağustos 2017 tarihli ara karar ile ... şirketinin alacağının kaydına karar verilerek müvekkilinin şahsi malvarlığına yönelik tedbirlerin uygulanmasına geçilmesine karar verildiğini, müvekkilinin kendi şirketi olan ... şirketine kefaletinden kaynaklanan ticari iş ve işlemler nedeniyle iflasa sürüklendiğini, müvekkilinin sırf davalıya olan borcundan kaynaklı kendi kendine iflas kararı aldırmaya çalışarak kanuna karşı hile yoluna gitmediğini, tanınması talep edilen iflas kararına konu borçların müvekkilinin o tarihlerdeki muamele merkezi olan Rusya'da olduğunu, yine müvekkilinin sahibi olduğu Rusya’daki ... şirketinin de  iflas ettiğini, yani müvekkilinin uzun yıllar Rusya’da inşaat sektöründe tek ortaklı ... LİMİTED ŞİRKETİ’nin sahibi olarak faaliyet gösterdiğini, Rusya’da oldukça tanınmış bir iş adamı olduğunu, ayrıca davalının alacağının dayanağı olan belgenin dahi Rusya'da tanzim edildiğini, mahkemece müvekkilinin tacir olup olmadığı noktasında TOBB, Istanbul Esnaf Odası, ... Anonim Şirketi nezdinde ayrıntılı araştırmalarının yapıldığını, bu noktada müvekkilden tanımaya dair davanın Türkiye'de ilk olarak açıldığı 04/03/2019 tarihi öncesi davacının gerçek kisi tacir olup olmadıgı noktasında kayıt, belge var ise sunması ve açıklama yapması için kesin süre dahi verildiği, yapılan tüm araştırmalara rağmen bu tarih öncesi davacının iflasa tabi tacir oldugunun tespit edilemediği şeklindeki gerekçenin yanlış ve hatalı olduğunu, müvekkilinin 04/10/2022 tarihi itibari ile tacir olmadığına dair dosyada hiç bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi, celbedilen ticaret sicil kayıtlarına göre 20/03/2019 tarihinde gerçek kişi tacir olduğunu, müvekkilinin ikinci sınıf tüccar olduğuna dair Vergi Dairesi'nin cevabi yazısı da müvekkilin tacir olmadığı anlamına gelmediği gibi faaliyet alanına göre 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun Ticari Kazanç hükümlerine tabi olup tacir sıfatı bulunduğunu, ayrıca duruşma açılmaksızın tensip ile defter ve kayıtlar üzerinde inceleme yapılmasına ilişkin bilirkişi ücreti talep edilerek kesin süre verilmesi ile ilgili tensip kararına göre inceleme yaptırılmamasının da  hukuka aykırılık teşkil ettiğini, tanıma davasının açıldığı ilk davanın tarihi her ne kadar 04/03/2019 ise de, açılmamış sayılmasına karar verilen ilk dava tarihinin işbu dosyada nazara alınamayacağını, eldeki davanın açıldığı tarihte ise davacının tacir olduğunu, Yargıtay içtihatlarına göre davanın açıldığı tarih itibariyle tacir araştırması yapılması gerektiğini, İstanbul BAM 45.Hukuk Dairesi'nin 19/01/2022 tarih, 2021/814 E. 2022/39 K sayılı kararında da açıkça müvekkilinin tacir olup olmadığının tanımaya ilişkin dava tarihi itibariyle araştırılması gerektiğinden bahisle kararın kaldırıldığını, ayrıca müvekkili 20/03/2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği üzere tacir olduğu için bu hususun bilirkişi incelemesine muhtaç olmadığını, önceki dava dosyasında alınan Prof.Dr. ...'in kök ve ek bilirkişi raporları ve Doç.Dr. ...'ün uzman mütaalası da iflas kararının tanınmasında yasal düzenlemelere aykırılığı olmadığı belirtildiğinden kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır. Dava, davacı hakkında verilen iflasa ilişkin yabancı mahkeme kararının tanınması istemine ilişkindir. Davacı tarafından, iflas kararının tanınması istemiyle ilk olarak İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde 04/03/2019 tarihinde dava açılmıştır. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/639 E. sayılı dosyası incelendiğinde; İşbu dosyada taraflarca uzman görüşü sunulmuş ve mahkemece bilirkişi raporu alınmıştır; Davacı vekilinin sunduğu Doç. Dr. ... tarafından düzenlenen uzman görüşünde; kararın verildiği mahkeme Moskova Tahkim Mahkemesi'nin Rus Federasyonunda devlet ticaret mahkemelerini ifade ettiği, kararın özel hukuka ilişkin kesinleşmiş bir karar olduğu, kanun koyucunun iflas davalarının mutlak şekilde ve sadece Türk mahkemelerinde görülmesi yönünde bir amacının olduğu sonucuna ulaşmak güç olduğu için ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmediği, iflas kararının tanınması tenfiz gibi icrai sonuç doğurmayacağı için Türk kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı, davalının savunma haklarının kısıtlandığına ilişkin bir itirazının olmadığı, müflisin kararın tanınmasında hukuki yararının olduğu ve iflas kararının tanınması ile birlikte Türkiye'deki mevcut takiplerin durması, kararın kesinleşmesi ile takiplerin düşmesi gerektiği ifade edilmiştir. Davalı vekilinin sunduğu Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan uzman görüşünde; yabancı ilamın kesinleşmesinin kararı veren mahkemenin usul hukukuna tabi olduğu Moskova Asliye Ticaret (Arbitraj) Mahkemesince verilen kararın tanınması için MÖHUK'un 50. maddesinde aranılan ön şartların gerçekleştiği, Moskova Asliye Ticaret (Arbitraj) Mahkemesince verilen iflas kararının tanınması için 54. maddesinde aranılan şartların gerçekleşmesinin gerektiği, doktrinde hakim olan görüşe ve Yargıtay'ın 19/06/1969 tarihli kararına göre, Türk iflas hukukunda kabul edilen iflasın mülkiliği ilkesinin yabancı iflas ilamlarının Türkiye'de tanınmasını MÖHUK'un 54/1.c maddesinde yer alan kamu düzeni esası uyarınca engelleyeceği, doktrinde azınlıkta kalan görüş tarafından borçlunun muamele merkezinin Türkiye'de olması halinde İİK'nın 154/3 maddesinin münhasır nitelik taşıyacağı buna karşın borçlunun muamele merkezinin Türkiye'de olmaması halinde Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin ortadan kalkacağı ifade edilmiş olsa bile bu görüşe itibar edilemeyeceği zira yetki kuralının münhasırlığını belirleyen faktörün yetki kuralının konusunu teşkil eden uyuşmazlık olduğu, bu nedenle davacının ticari faaliyetlerini Moskova’da mı yoksa İstanbul’da mı sürdürdüğü yönündeki iddia ve savunmaların değerlendirilmesine gerek olmadığı, MÖHUK'un 40. maddesinde Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi konusunda iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına atıf yapılması sebebiyle iflas davalarında yetkiyi düzenleyen İİK’nın 154/3 maddesinin yabancılık unsuru taşıyan iflas davalarında da uygulanacağı söz konusu madde ile düzenlenen yetkinin münhasır yetki olması sebebiyle Moskova Asliye Ticaret (Arbitraj) Mahkemesince verilen iflas kararının tanınmasına MÖHUK'un 54/1.b maddesinin engel olduğu ifade edilmiştir. Mahkemece milletlerarası özel hukuk ve rekabet hukuku uzmanı bilirkişi Prof. Dr. ...'den alınan raporda özetle; Dosya kapsamında tanınması istenen Moskova Tahkim Mahkemesi'nin A40-73682/17-129-99F sayılı kesinleşmiş olan iflas kararının yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş bir karar olduğu, MÖHUK m. 50/1 de yer alan ön şartlar açısından yapılan değerlendirmeye göre kararın özel hukuk davasına ilişkin ilam mahiyetinde bir karar olduğu, kararın kesinleşmiş ve icra edilebilir nitelikte olduğu, MÖHUK m. 54 de yer alan esasa ilişkin şartlar açısından yapılan değerlendirmede, somut uyuşmazlıkta yabancı iflas kararının tanınması istendiğinden MÖHUK m.54/1 (a) bendinde yer alan karşılıklık şartının aranmayacağı, İİK m. 154/3'e göre Türkiye'de münhasır yetkili bir mahkeme bulunmadığı, MÖHUK m. 54/1 (b) kapsamında bir tanıma engeli olmadığı, kamu düzenine açıkça aykırılık olup olmadığı konusunda yapılan incelemede Moskova Tahkim Mahkemesinin vermiş olduğu kararda davacının tacir olup olmadığı anlaşılmamakla ve Rus hukukuna göre ticari bir işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kişilerin tacir olarak değerlendirilip değerlendirilmediği bilinmemekle birlikte, davada yabancı iflas kararının tenfizi değil tanınması istendiğinden, kamu düzenine ilişkin YİBK'da yer alan temel ilkeler, tacir olmayan kişiler hakkında yabancı mahkemeler tarafından iflas kararı verilmiş olmasının otomatik olarak kamu düzeni engeli olarak değerlendirilmeyeceği şeklindeki doktrindeki görüşler, kararın tenfizinin değil tanınmasının talep edilmesi ve tanıma durumunda icrai nitelik olmayacağından, tenfiz edilecek olması ihtimalinde gündeme gelebilecek sakıncaların ortaya çıkmayacağı dikkate alındığında, sonuç itibarıyla tacir olmayan gerçek kişi hakkında yabancı mahkeme tarafından verilmiş olan iflas kararının Türk hukukunda sadece gerçek kişi tacirler hakkında iflas kararı verilebildiği gerekçesiyle, sırf bu niteliğinden dolayı kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturmayacağı, bu kapsamda MÖHUK m.54/1 (c) de yer alan kamu düzenine açıkça aykırılık oluşmadığı yönünde görüş sunulmuştur. Alınan ek raporda ise; somut olayda davacı (borçlunun) muamele merkezinin Rusya'da olduğu, bu kapsamda Türkiye'de münhasır yetkili bir mahkeme bulunmadığı, MÖHUK m. 54/1.b kapsamında bir tanıma engeli olmadığı, tanınması talep edilen kararla ilgili olarak kamu düzenine açıkça aykırılık bulunmadığı, MÖHUK m. 54/1.c kapsamında da bir tanıma engeli olmadığı, savunma hakkının kullanılmasıyla ilgili MÖHUK m.54/1.ç kapsamında da tanımaya engel bir durum bulunmadığı, davacının İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesi 2019/240 E. sayılı davası ve İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile açılan icra takibine sunulmak üzere davacı hakkında Rusya Federasyonu'nda verilen iflas kararının tanınması talep ettiği, bir başka davada kesin delil-kesin hüküm olarak kullanılmak üzere davacının Moskova Tahkim Mahkemesinin verdiği kararın tanınmasını talep etmekte hukuki yararı olduğu, sonuç itibarıyla MÖHUK kapsamında Moskova Tahkim Mahkemesi tarafından verilen iflas kararının tanınmasına engel bir durum bulunmadığı belirtilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde 17/03/2021 tarihli 2019/639 E. 2021/366 K. sayılı karar ile \"...Davacının, İstanbul 19. İcra Hukuk Mahkemesinin 2019/240 Esas sayılı davası ve İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile açılan icra takibine sunulmak üzere davacı hakkında Rusya Federasyonu'nda verilen iflas kararının tanınması talep ettiği, bir başka davada kesin delil-kesin hüküm olarak kullanılmak üzere davacının Moskova Tahkim Mahkemesinin verdiği kararın tanınmasını talep etmekte hukuki yararının olduğu, sonuç itibarıyla MÖHUK kapsamında Moskova Tahkim Mahkemesi tarafından verilen iflas kararının tanınmasına engel bir durum bulunmadığı, kararın tanınması için koşulların var olduğu...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/03/2021 tarihli 2019/639 E. 2021/366 K. sayılı kararına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 19/01/2022 2021/814 E. 2022/39 K. sayılı kararı ile; \"Mahkemece davacıya ait ticaret sicil kayıtları getirtilmemiş ve tacir olup olmadığı araştırılmamıştır. Dava 04/03/2019 tarihinde açılmış olup, davacı vekili tarafından davacının gerçek kişi tacir olduğuna dair Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları sunulmuş ise de, bu kayıtta tescil tarihinin dava tarihinden sonra 20/03/2019 tarihi olduğu açıktır. Yine dosya kapsamında davacının ortağı/yöneticisi olduğu şirketlere ait kayıtlar mevcut ise de, şirket ortaklığı/yöneticiliği kişinin tacir olduğunu göstermeyecektir. Emsal Yargıtay ilamında ifade edildiği gibi davacının tacir olup olmadığı araştırılmaksızın karar verilmesi hatalı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına\" karar verilmiştir. Kaldırma kararının ardından dosya İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/120 Esasına kaydedilmiştir. 13/04/2022 tarihli celsede \"Taraflarca takip edilmeyen dava dosyasının yenileninceye kadar HMK 150.maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına\" karar verildiği, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/07/2022 tarihli 2022/120 E. 2022/701 K sayılı kararıyla \"...nın 150/1. maddesi hükmünce işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak, üç aylık hak düşürücü süre içinde yenilenmeyen iş bu davanın, ...nın 150/5. maddesi hükmünce açılmamış sayılmasına\" karar verildiği ve 21/09/2022 tarihinde kesinleştiği  anlaşılmıştır. Eldeki dava ise 04/10/2022 tarihinde açılmıştır. Yukarıda yer verildiği gibi mahkemece kesin yetki kuralı nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair verilen karar, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunarak istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi neticesinde dosyanın tevzi edildiği İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçelerle dava reddedilmiştir. Dava; yabancı mahkeme kararının tanınması istemine ilişkindir. Devletlerin egemenlik haklarının sonucu olarak, mahkeme kararları etkisini söz konusu kararın verildiği ülkede gösterir yani bir devlet mahkemesinden alınan karara dayanılarak başka bir devletteki icra organları doğrudan harekete geçemez/geçirilemez. Bu nedenle bir devlet mahkemesinde alınan kararın, başka bir devlet mahkemesinde hangi koşulların varlığı halinde sonuç doğuracağı sorunu devletlerin kendi iç hukuklarında koydukları kurallar veya taraf oldukları milletlerarası anlaşmalar yoluyla düzenlenmektedir. Bir mahkeme kararının, verildiği ülke dışında yabancı bir ülkede hüküm ve sonuç doğurabilmesi ilgili kararın tanınmasına veya tenfiz edilmesine bağlıdır. Tanıma; bir mahkeme kararının kesin hüküm kuvvetinin yabancı ülkede kabulüdür. Bu şekilde bir ülkede alınan mahkeme kararı, bir başka ülkede de etkisini gösterebilecektir. Tenfiz ise; bir mahkeme kararının, sahip olduğu kesin hüküm kuvvetinin sonucu olarak, maddi icra muamelelerini gerekli kılan kamu gücünü harekete geçiren vasfıdır. Yasal düzenleme ve yapılan açıklamalar kapsamında; tanıma ile tenfiz arasındaki farkın icraya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin hükümler 5718 sayılı MÖHUK'un 50-59.maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kanun'un 50 ila 57. maddeleri arasında tenfize,  58 ile 59 uncu maddelerinde ise tanımaya ilişkin hükümlere yer verilmiştir. MÖHUK'un 50. maddesinde; \"Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır\", MÖHUK'un 58.maddesinde; \"Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz. İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir. Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.\" hükümleri yer almaktadır. Tanıma ve tenfiz talebinin kabul edilebilmesi için esasa ilişkin şartlar ise MÖHUK'un \"Tenfiz Şartları\" başlıklı 54.maddesinde açıklanmıştır. Bu düzenlemeye göre; \"(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması\" gerekmektedir. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi davasında, Türk mahkemeleri tarafından sadece tanıma veya tenfiz şartlarının bulunup bulunmadığı hususunda inceleme yapılması mümkün olup yabancı mahkeme kararında uygulanan usulün, kararda yer alan maddi ve hukuki tespitlerin doğruluğu ise mahkemece incelenemez. Revizyon yasağı olarak adlandırılan bu hususa ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10/02/2012 tarihli 2010/1 E. 2012/1 K. sayılı kararında; \"Tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hâkiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. İlamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasızdır. Yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, kamu düzenine aykırı sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağı ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına\" karar verilmiştir. Somut olayda, tanınması istenen kararın verildiği mahkemede görülen davada, davalı taraf olmadığı için MÖHUK 54/1.ç hükmünün değerlendirilmesi mümkün değildir. Yine MÖHUK 58.maddesi uyarınca 54/1.a maddesi uygulanmayacağından karşılıklılık şartı da aranmayacaktır. MÖHUK 51.maddesinde; \"(1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir. (2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir.\" düzenlemesi yer almaktadır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması, MÖHUK'un 58/1. maddesinin yollamasıyla, aynı Yasa'nın 51/1. maddesi uyarınca asliye mahkemesinin görevinde ise de somut olayda istem, iflasa ilişkin olduğundan İİK 154/son hükmü gereğince görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. İİK'nın 154/3. bendi uyarınca iflas davaları için yetkili mahkeme iflası istenen tacirin/şirketin muamele merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin olup kesindir. Açıklanan nedenle iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır. Tanınması istenen karar iflas kararıdır. İflas, borçlu hakkında ticaret mahkemesinden verilen karar neticesinde, borçlunun mallarının paraya çevrilmesi ve tüm alacaklılarının tatmin edilmesini sağlayan külli bir takip yoludur. İflas, devletin cebri icra gücünü kullandığı bir alan olup kamu düzenine ilişkindir. Cebri icra, borçların devletin kudret ve yetkisi ile yerine getirilmesidir. Cebri icra yetkisinin sınırları ve temsili ise her devletin kendi kurallarına göre değişmekte ve belirlenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06/05/1998 tarihli 1998/12-287 E. 1998/325 K. sayılı kararında; \"...Cebri icra her devletin kendi ülke ve sınırları içerisinde haiz olduğu mutlak güç ve yetkilerindendir. Yine cebri icra devletin egemenlik ve hükümranlık haklarının kullanılmasının doğrudan bir sonucudur. O nedenle devletin nüfuz ve iktidarını simgeleyen bir hakimiyet tasarrufudur, denilebilir. “Türk milleti egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz, hiçbir kimse ve organ kaynağım Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” (Anayasa md.6) Şu durum karşısında; Türk mahkemesinde alınan ihtiyati haciz kararının cebri icra yoluyla uygulanmasına dair yetki, devletin kendi ülkesi üzerinde hakimiyet tasarruflarında bulunabilme iktidarının bir görünümü olduğundan, münhasır (kesin) yetkilerindendir. Hal böyle olunca; davanın sadece belirtilen hukuki nitelik ve kapsamı içinde ve “kamu düzeni”; “münhasır yetki” esaslarının etkisi altında değerlendirildiğinde; Türk mahkemesinin ülke içi yetkisinin ve ona bağlı olarak milletlerarası yetkisinin varlığının kabulü kaçınılmazdır...\" şeklinde karar vermiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 43. maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tabi olanlar ile tacir olmadıkları halde özel yasalara göre iflasa tabi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir. 6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde; \"(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.\" hükmüne yer verilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 14/02/2014 tarihli 2013/8371 E. 2014/1048 K. sayılı ilamında; \"...İcra ve İflas Kanunu'nun 43 üncü maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde, özel yasalara göre iflasa tâbi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir; bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. İstemci tacir olmayıp, hakkında Almanya'da verilen iflas kararının tanınması talebinin reddine karar verilmek gerekirken, hatalı değerlendirme ve yürürlükte bulunmayan bir Yasa'dan bahisle tanıma ve tenfiz kararı verilmesi doğru olmamıştır...\" denilerek, gerçek kişi yönünden yabancı mahkeme tarafından verilen iflas kararının tanınması için, kişinin TTK hükümlerine göre tacir olması yada özel kanunlara göre iflasa tabi olmasının kamu düzenine ilişkin olduğuna işaret edilmiştir. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre davacının ... sicil numarası ile \"her nevi tohum, fide, fidan gibi tarım ürünlerinin yetiştirilmesi ile üretimi, alımı, satımı, ithalat ve ihracatı\" konularında 20/03/2019 tarihinden itibaren, \"... Mah. ... Cad. ... Plaza Sit. No:... Sarıyer/İstanbul\" adresinde kayıtlı olduğu, Maslak Vergi Dairesi kayıtlarına göre davacının 15/03/2019 tarihinde \"yağlı tohum yetiştiriciliği\" faaliyet koduyla mükellefiyet tesis ettiği, mükellefin gelir vergisi beyannamelerine göre 2019, 2020, 2021 ve 2022 takvim yıllarında, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 178. maddesinde tariflenen ikinci sınıf tüccar statüsünde olduğu ve işletme hesabı esasına göre defter tuttuğu tespit edilmiştir. Tanınması istenen, davacının iflasına ilişkin Moskova Tahkim Mahkemesi'nin 15/03/2018 tarihli A40-73682/17-129-99F sayılı kararı 14/04/2018 tarihinde kesinleşmiştir. İlk davanın (İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/07/2022 tarihli 2022/120 E. 2022/701 K. sayılı kararıyla açılmamış sayılmasına karar verilen davanın) açıldığı 04/03/2019 tarihinde davacının tacir olmadığı ve tacir kaydının bulunmadığı, eldeki ikinci davanın açıldığı 04/10/2022 tarihinde ticaret sicil kaydının (20/03/2019) ve vergi dairesinde ikinci sınıf tüccar kaydının (15/03/2019) bulunduğu sabittir. Uyuşmazlık; yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihte mi yoksa eldeki tanıma davasının açıldığı tarihte mi davacının tacir sıfatının araştırılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. MÖHUK'un \"Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi\" başlıklı 59.maddesi; \"Yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.\" şeklindedir. Bu hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere yabancı mahkemeye ait bir ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini gösterecek yani tanıma kararı geriye etkili olarak yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarih itibariyle hüküm ifade edecek, karara bağlı hukuki sonuçlar da yine yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren doğacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/11/2023 tarih 2022/2-1205 E. 2023/1188 K.) Somut dosya bu çerçevede incelendiğinde; her ne kadar eldeki davanın açıldığı tarih itibariyle davacı tacir ise de, tanınması talep edilen yabancı mahkeme kararının kesinleşme tarihi 14/04/2018'dir. Davacının ise tacir sıfatıyla 20/03/2019 tarihinde ticaret sicil kaydının ve 15/03/2019 tarihinde vergi dairesinde ikinci sınıf tüccar kaydının bulunduğu yani Moskova Tahkim Mahkemesi'nin kararının kesinleştiği 14/04/2018 tarihinde tacir olmadığı tespit edilmiştir.Yabancı mahkeme tarafından verilen iflas kararının tanınması için, kişinin TTK hükümlerine göre tacir olması yada özel kanunlara göre iflasa tabi olması gerekmektedir ki bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. Eldeki dosyada tanıma kararı verilmesi halinde karar, MÖHUK'un 59.maddesi uyarınca Moskova Tahkim Mahkemesi kararının kesinleştiği tarih olan 14/04/2018 tarihinden itibaren hüküm ifade edecektir. Oysa davacının o tarihte tacir olmadığı, tacir olmayan kişi hakkında ise Türk hukukuna göre iflas kararı verilemeyeceği kamu düzenine ilişkin yasal düzenlemeler ile sabittir. Bu durumda mahkemece netice itibariyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Sonuç olarak; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı kanaatine varıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından yatırılan  istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 427,60 TL 'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iadesine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 05/02/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"70e5a55a81b4b4ae","SID":"99185934ae9a5d30"}}