{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/795 Esas<br>KARAR NO:2025/52<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK  MAHKEMESİ<br>TARİHİ:30/03/2023<br>NUMARASI:2021/65 Esas, 2023/62 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)<br>KARAR TARİHİ:09/01/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin \"...\" markasının üretici olan Çin menşeyli ...., Ltd.nin Türkiye pazarındaki münhasır temsilcisi ve “...” markalı oyuncaklar üzerinde Türkiye nezdindeki tek hak sahibi olduğunu, davalı tarafça \"...\" markalı ürünlerin ve yine şirkete ait logo ile satışı yapıldığını, şirket ile veyahut davacı ile herhangi bir ticari ilişkisi olmamasına karşın ürünlerin pazarlandığını, usule ve yasaya aykırı olarak menfaat elde edildiğini tespit ettiklerini, davalı Şirketin, “...” markasının Türk Patent Enstitüsü nezdinde 28. sınıfta \"Oyunlar ve oyuncaklar\" için tescil edildiğini, davalının marka tescilinin kötü niyetli olduğunuileri sürerek, davalının TPE nezdinde 05/05/2014 tarih ve ... sayı ile tescilli bulunan \"...\" markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkin edilmesine,  hükümsüzlüğü ve sicilden terkini talep edilen \"...\" markasını esasa ilişkin karar tarihinden itibaren kullanmasının önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hukuki menfaati, aktif dava ehliyeti bulunmadığını, müvekkilinin davalının 21/06/2013 tarihinde  Çin'li oyuncak üreticisi.., Ltd şirketi ile 2 yıllık distribütörlük anlaşması imzaladığını, distribütörlük süresi içerisinde ithalatlarına devam edip \"...\" ibareli marka adı altında satışlarına devam ettiği gibi, bu süreç içerisinde Türk Patent Enstitüsüne de marka tescil başvurusunda bulunduğunu ve \"...\" ibareli markayı 05/05/2014 tarihinde ... marka numarası ile tescil ettirdiğini,  davacı firma ile ilgili olarak TPMK nezdinde \"...\" ibareli herhangi bir marka kaydının bulunmadığını ve davacının \"...\" ibareli bir marka ile ilgili olarak herhangi bir tasarrufta bulunmadığını, hak sahibi olmayan davacının kötü niyetli olduğunu, davanın 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...\" markasının dava dışı ve davacıya distribütörlük veren ...,Ltd adına Çin'de oyuncak emtiası için tescilli olduğu, davalının da marka tescil başvurusu yaptığı tarihte bu şirket ile Türkiye distribütörlüğü görüşmeleri yaptığı, akabinde de \"...\" markalı oyuncakların satışıyla ilgili Türkiye distribütörü olduğu,  \"...\" ibaresinin Türkçede bir karşılığının bulunmadığı, çok bilinen yabancı kelimelerden de olmadığı, bu nedenle ayırt ediciliği yüksek, özgün bir kelime olduğu, davalının bu ibareyi kendiliğinden bularak tescil ettirme ihtimalinin mevcut olmadığı, kaldı ki tescil başvurusu yaptığı tarihte dava dışı şirkete ait bir marka olduğunu bildiğini kabul ettiği,  davacı ile dava dışı ...,Ltd şirketi ile davacı şirket arasında imzalanan 19/03/2021 tarihli Satış Temsilcisi Anlaşması’nın 2.8.maddesinde “...” markasının korunması için Türkiye’de her türlü yasal süreci takip etmek için temsilciye tam yetki verildiği,  adı geçen Çin'li firmasının ürünlerinin Türkiye’de satışını yapmak için hak sahibi tarafından temsilcilik verilen davacının bu faaliyetinin davalı tarafından engellenme riski bulunduğu, davacının hükümsüzlük davası açmak için dava ehliyeti ve hukuki menfaatinin mevcut olduğu, davalının, yurt dışında markanın tescilli hak sahibi olan ... firması ile yapmış olduğu distribütörlük sözleşmeleri kapsamında Türkiye’de kullanma hakkını  elde ettiği yabancı şirketin markası ve unvanında yer alan “...” ibaresini Türkiye’de kendi adına SMK’nun 6/2. maddesi hükmüne aykırı şekilde marka olarak tescil ettirdiği, hak sahibinin izni ve onayı olmadan davalının kendi adına markayı tescil ettirmesi SMK’nun 6/2. maddesine aykırı olduğu, davalının distribütörlük sözleşmesinin konusu “...” ibareli markayı ve aynı zamanda sözleşmenin diğer tarafının unvanında yer alan işareti hak sahibinin izni ve onayı olmadan marka olarak kendi adına tescil ettirdiğinden ve bu tescilde, hak sahibinin Türkiye'de tescil yaptırmasına ve başkaları ile distribütörlük sözleşmesi yapmasına engel olmak ve dolayısıyla aynı ürünün başkaları tarafından pazarlanmasının önüne geçmek gibi amaçlar bulunduğundan, davalının marka tescili kötü niyetli olduğu, bu nedenlerle markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği, her ne kadar davacı tarafça  davalının hükümsüzlüğü ve sicilden terkini talep edilen \"...\" markasını esasa ilişkin karar tarihinden itibaren kullanmasının önlenmesine karar verilmesi talebinde de bulunulmuşsa da, davalının henüz gerçekleşmeyen marka kullanımları hakkında karar verilemeyeceği, markanın hükümsüz kılınmasından sonra davalının markayı kullanması ayrı bir dava konusu olacağı gerekçesiyle, davacın kısmen kabulü ile, davalı adına tescilli ... tescil numaralı \"...+ŞEKİL\" markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF İSTEMİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalının kötüniyetinin ortada olduğunu, taleplerinin  meşru ve dayanaklı olduğunu, kaldı ki usul ekonomisi de dikkate alındığında, yeniden ve ayrı bir dava daha açılması gerektiği kanısının isabetli olmadığını, davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde, cevap dilekçesindeki savunmalarını tekrar ederek;  yerel mahkeme tarafından açmakta hukuki yarar, aktif ve pasif dava ehliyetine itrazlarının dikkate alınmadığını, müvekkilinin dava dışı çin menşeili firmanın distribütörlüğünü yaptığı dönemde, yabancı firmanın bilgisi dahilinde söz konusu tescil işlemini yaptığını ve markayı tanınır hale getirdiğini, davacı firmanın hak sahibi dahi olmamasına rağmen söz konusu işbu davayı 5 yıllık sessiz kalma süresi geçtikten sonra açtığını, davanın süre yönünden de reddi gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna itiraz etmiş olmalarına  rağmen, yerel mahkeme tarafından ek rapor yahut farklı bilirkişiden yeniden rapor alınmadığı gibi, ayrıca söz konusu bilirkişi raporunda HMK ve bilirkişilik kanununa aykırı bir şekilde hukuki değerlendirmelerde de bulunulduğunu  ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, davalı markasının hükümsüzlüğü ve sicilden terkini, davalının marka hükümsüz kılındıktan sonra markayı kullanmasının önlenmesi  talebine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı,Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları doğrultusunda bir markanın aynısını ya da benzerinin marka olarak tescil ettirilmesinin tek başına kötüniyetli başvuru olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay'ın uygulamalarında daha çok güvenin kötüye kullanılması, kullanmak yerine başkalarının ticaretine engel olmak, sözleşmeye aykırılık vb. suretiyle marka tescillerinin kötüniyetli marka tescili halleri olarak kabul edildiği, kötüniyetli tescilin varlığı için kötüniyetin tescil başvurusu anında varolması gerektiği,  davalının daha önce davaya konu markanın yurt dışında tescilli sahibi dava dışı  ... ...-...,Ltd firmasının distribütörlüğünü yaptığı, distribütörlük sırasında  Türkiye’de kullanma hakkını elde ettiği yabancı şirketin markası ve unvanında yer alan “...” ibaresini Türkiye’de kendi adına marka olarak tescil ettirdiği, söz konusu tescilin yurt dışındaki firmanın Türkiye'deki ticaretini engel olma amacı taşıdığından, yapılan tescilin kötü niyetli olduğu, ilk derece mahkemesince davalının husumet, hukuki yarar ve süreye ilişkin tüm itirazlarının kararda tek tek değerlendirildiği, SMK'nın 25/2. maddesi uyarınca menfaati olan herkesin hükümsüzlük davası açabileceği, yeni distribütör olan davacının ticareti sürdürmesi için, söz konusu yabancı markayı kendi adına tescil ettiren eski distribütör olan davalıya karşı dava açmakta hukuki yararının ve aktif dava ehliyetinin bulunduğu, dava dışı marka sahibi adına yeni distribütörün eski distribütöre karşı  kötüniyet iddiası ile marka hükümsüzlük davası açılabileceğine dair,Dairemiz incelenmesinden geçen emsal kararın Yargıtay 11.HD'nin  2019/3171 E - 2020/1234 K. sayılı kararı ile onanmasına karar verildiği,  kötü niyetli tescil halinde sessiz kalma yoluyla hak sahibi olmanın mümkün olmadığı, dosyada yeniden bilirkişi alınmasını gerektirir bir durum olmadığı, ilk derece mahkemesinin davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine dair kısmen kabul kararının yerinde olduğu, yine ilk derece mahkemesince ayrı bir davanın konusu olabilecek, davalı markasının hükümsüz kılındıktan sonra kullanımının önlenmesi talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı  anlaşılmakla, davacı vekili ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,3-Davacıdan alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davalıdan alınması gereken 615,40 TL harçtan, peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi 09/01/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f29a4973813fc863","SID":"bfc36db3f738caea"}}