{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>40. HUKUK DAİRESİ<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ  KARARI<br>DOSYA NO: 2021/1272 <br>KARAR NO: 2024/1705 <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 24/02/2021<br>NUMARASI: 2018/260 (E) - 2021/223 (K) <br>DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat<br>KARAR TARİHİ: 27/11/2024<br>Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;       <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların sürücüsü, maliki ve sigortacısı oldukları ... plakalı aracın müvekillerinin murisi ...'a çarparak ölümüne neden olduğu kaza nedeniyle müvekkilleri için 20.000 TL maddi, 130.000 TL manevi olmak üzere toplam 150.000  TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş; davacılar vekili 17/11/2020 tarihli bedel artırım dilekçesiyle maddi tazminat talebini 37.005,73 TL'ye yükseltmiştir.Davalılar ..., ... ve ... vekili ile davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçelerinde, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; davasının kısmen kabulü ile davacı ... için 38.073,36 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketi yönünden (davalı sigorta şirketi poliçe limitiyle sınırlı sorumlu olarak) temerrüt tarihi olan 05/03/2018 tarihinden itibaren diğer davalılar ..., ... ve ... yönünden kaza tarihi olan 26/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine; davacılar ..., ..., ...'un maddi tazminat taleplerinin reddine, davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davacı ... için 6.000 TL, ... için 4.000 TL, ... için 4.000 TL, ... için 4.000 TL olmak üzere toplam 18.000 TL manevi tazminatın davalılar ..., ... ve ... yönünden kaza tarihi olan 26/01/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacılar lehine hükmolunan manevi tazminat miktarı tarafların sosyal durumlarına, ekonomik durumlarına, hak ve nesafet kurallarına uygun olmayıp duyulan elem ve acıyı tatmin edecek miktarda olmadığını, manevi tazminat taleplerinin kısmen reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesince verilen kısmi ret kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Kusur ve hesap bilirkişi raporunun dosyadaki bilgi ve belgelere uygun denetlenebilir olduğu, destekten yoksun kalma tazminat kapsamının ve miktarının belirlenmesinde esas alınması gereken hususlarda aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla mahkemece maddi tazminata yönelik verilen kararda isabetsizlik bulunmamakta olup davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 56. maddesinin 1. fıkrasına göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.Bir kimsenin, hukuka aykırı bir fiil yüzünden çektiği, bedeni acılarla ruhsal üzüntüye manevi zarar denir. Manevi zarar, gerçek anlamda zarar değildir; zira malvarlığında bir azalmayı ifade etmez. Bir acının veya üzüntünün maddi zarar gibi parayla ölçülmesine olanak bulunmamaktadır. Paranın manevi zararları karşılamak üzere kullanılabilmesi, hiçbir zaman manevi kaygı geri getirip yerine koyduğu veya manevi varlığın bir bölümünün onunla değiştirilebildiği anlamını taşımaz. Paranın bu anlamda gördüğü iş, kişilik hakları ve yararları zedelenen kimsenin duyduğu manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatıp yatıştırmakta; bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmekte; bir teselli, bir avunma, bir ruhsal tatmin aracı olmaktan ibarettir.Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır. Zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan ve özgün bir nitelik taşıyan  hükmedilecek bu para, bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/6/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken; olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş biçimi ve tarafların kusur durumları göz önünde tutularak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde belirtildiği gibi, hukuka ve hakkaniyete uygun sonuca varılmalıdır.Bu durumda, davacıların desteğinin eşi ve çocukları için takdir edilen manevi tazminat tutarlarının TBK'nin 56/1. maddesi kapsamında, kazanın gerçekleşme biçimi, ortaya çıkan zararın ağırlığı ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, manevi tazminat müessesinin amacına ve hakkaniyete uygun olup, bu yöndeki istinaf itirazları yerinde değildir.Mahkemece hükmedilen ve icra takibine konu olan tazminatların ödenmesi nedeniyle  araç üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasına yönelik davalılar vekilinin talebinin kabulü ile kazaya karışan araç üzerindeki tedbirin kaldırılmasına karar verilmiştir. <br>KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacılar vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Dava konusu ... plakalı araç üzerine İlk Derece Mahkemesinin 20/03/2018 tarihli tensip zaptının 18 numaralı ara kararı ile konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına,3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin yatırılan 59,30 TL istinaf karar ve ilam harcı mahsup edilerek, bakiye 368,3‬0 TL istinaf karar ve ilam harcının davacılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacıların istinaf kanun yolu başvurusu nedeniyle harcadıkları yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333. maddesinin, 1. fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran tarafa geri verilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nin 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"14b068054dad0b82","SID":"50a7d6c8db678cc2"}}