{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2021/935 <br>KARAR NO\t\t: 2025/129<br>KARAR TARİHİ\t: 23/01/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/10/2020<br>NUMARASI\t\t: 2018/722 Esas 2020/307 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 23/01/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 23/01/2025<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari iş ilişkisi bulunduğunu, davalı şirketten alınacak hurda demir bedellerine karşılık müvekkilinin 04/02/2016 tarihinde banka aracılığla 612.500 USD gönderdiğini, aradan iki yıl geçmesine karşın satın alınan hurda demirleri müvekkiline göndermediğini, bu süreçte davalı firma tarafından müvekkiline toplamda 173.319,22 USD geri ödeme yaptığını, bakiye kısmın ise defaatle istenmesine rağmen ödenmeyince Aliağa İcra Müdürlüğünün 2018/2287 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının haksız ve yersiz itirazı üzerine takibin durdurulduğunu bildirerek, sözü edilen icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamına, %20 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  taraflar arasında ticari ilişki bulunduğunu, davacının, müvekkili firmanın gemi söküm faaliyetiyle ilgili ticari girişimlerde bulunduğunu, müvekkilinin de kendilerine ödeme yaptığını, süregelen cari ve ödeme ilişkisinde davacının, müvekkili firmaya ödemede bulunduğu gibi müvekkili firma da davacıya ödemede bulunduğunu, davacının, müvekkili firmayla ticari ilişkisinde bir takım sıkıntılara yol açtığını, kendileri de dahil olmak üzere taraflar hakkında İzmir C.Başsavcılığının 2016/74786 soruşturma sayılı dosyası ile soruşturma açıldığını, dava konusu bedellerin iş bu soruşturma dosyasıyla ilgisi olduğunu ve soruşturmanın bu davanın sonucunu etkileyeceğini bildirerek, davanın reddine, %20 kötüniyet tazminatının tahsiline karar verilmesini savunmuştur. <br><br>MAHKEMECE: \"...,Dava, demir satım sözleşmesine dayalı olarak açılmış, kısmen karşılıksız kalan avansın iadesi konusundaki icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>Davacı alıcı ve davalı satıcı arasında hurda demir alım satımı konusunda ticari ilişkinin kurulduğu, davacı tarafından davalıya 612.500 USD gönderildiği, davalı firma tarafından da davacıya 173.319,22 USD geri ödeme yapıldığı,Aliağa İcra Müdürlüğü'nün 2018/2287 E.sayılı dosyası ile davacı-alacaklı vekili tarafından davalı-borçlu aleyhine 24/05/2018 tarihinde, cari hesaba dayalı olarak 439.180,78 USD alacağın asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasanın 4/a maddesine göre kamu bankalarınca USD mevduatına uygulanan en yüksek orandaki yıllık faiz uygulayarak belirlenecek gecikme faizi ile birlikte TBK.99/III gereğince fiili ödeme günündeki TC Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının tahsili yönünde ilamsız takip açıldığı, ödeme emrinin davalı borçluya 29/05/2018 tarihinde tebliğ edildiği, uyap sisteminde muhabere üst yazısında belirtilen davalı borçlu vekilinin 04/06/2018 tarihli borca itiraz dilekçesi üzerine takibin durduğu, iş bu davanın 1 yıllık yasal süre içerisinde açıldığı;\t<br>Hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. <br>Uyuşmazlık ve çözülmesi gereken sorun, taraflar arasındaki ticari ilişki çerçevesinde hurda demir alım satımından dolayı icra takip tarihi itibariyle davalının davacıya 173.319,22 USD'den daha fazla ödemesinin (ve/veya mal tesliminin) bulunup bulunmadığı ve buna göre davacının davalıda varsa alacak tutarının ne kadar olduğu,<br>İzmir C.Başsavcılığının 2016/74786 soruşturma sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasının gerekip gerekmediği noktalarındadır. <br>Tüm dosya içeriği, delil ve belgelerin, özellikle taraflara ait ticari defter kayıt ve belgeler ile bilirkişiler kök rapor ve ek raporunun değerlendirilmesi sonucunda;<br>I-İzmir 7.İcra Müdürlüğünün 2019/14907 E.sayılı dosyası ile davacı alacaklı tarafından dava dışı borçlular ..., ... Şti. Ve ... aleyhine 20.203,040 TL alacağın tahsili konusunda takip açıldığı, taraflarının ve konusunun dava ile ilgisinin bulunmadığı, <br>İzmir C.Başsavcılığının 2016/74786 soruşturma nolu dosyası ile dava dışı müştekiler ...  Bank vekili tarafından dava dışı şüpheli şirketler yetkilileri ... ve ... haklarında soruşturma açıldığı, <br>Sözü edilen icra takibi ve savcılık soruşturmasının eldeki dava ile doğrudan ilgisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.<br>II-Davanın esasına gelince;<br>Taraflar arasındaki hurda demir alım satım ilişkisi çerçevesinde davacı alıcı tarafından davalı satıcıya 04/02/2016 tarihinde avans niteliğinde 612.500,00 USD ödeme yapıldığı, bu ödemenin her iki tarafın ticari defter kayıtlarında 612.500,00 USDx2,9507=1.807.303,75 TL olarak işlendiği, borç-alacak miktarının TL üzerinden ticari deftere kaydının yasal zorunluluk olduğu, bu durumun ve sözleşme konusu hurda demirin piyasadaki fiyatlandırılması ve ön inceleme duruşma zaptı ve savunmanın kapsamı dikkate alındığında taraflar arasındaki alım satım sözleşmesindeki \"mal bedeli\" unsurunun TL üzerinden değil USD üzerinden kararlaştırıldığı, tarafların iradelerinin bu yönde uyuştuğu kanaatine varılmıştır.<br>Bu çerçevede, davalıya ait ticari defter kaydında icra takip taihi itibariyle davacı alacağı 1.369.062,85 TL olarak gösterilmiş ise de, davacının aleyhine kesin delil teşkil eden davacı defterlerinde davacının bakiye alacağı 1.234.712,85 TL olarak gösterilmiş olup, borç-alacak tespitinde davacıya ait defter kaydında işlenen bu tutarın esas alınması gerekir.\t<br>Böylece, icra takip açılışı ile taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandırılması iradesinin ortaya konulduğu, icra takip tarihi itibariyle 1 USD nin efektif satış karşılığı 4,8624 TL olduğuna göre; ticari defterde 1.234.712,85 TL olarak kayıtlı  davacı alacağının 253.930,74 USD'ye tekabül ettiği, davalı tarafın bu avans tutarını davacıya iade etmesinin gerektiği kanaatine varılmıştır.<br>Bu açıklamalar ışığında alacağın likit oluşu ve reddedilen bölüm yönünden davalının kötü niyetli olarak icra takibi yaptığının ispatlanamaması, yargılama harçları ile vekalet ücretinin karar tarihi itibariyle hüküm altına alınan tutarlar üzerinden tespitinin gerektiği hususları gözetilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir,\" gerekçesi ile; <br>\"Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal gerekçeye, dosyadaki delillere ve heyetin taktirine göre:\t <br>Davanın KISMEN KABULÜ ile,<br>Davalının Aliağa İcra Müdürlüğünün 2018/2278 E.sayılı dosyası ile yapılan takibin 253.930,74 USD'lik kısmına yönelik haksız itirazının İPTALİNE,<br>Takibin bu miktar üzerinden ve takip tarihinden itibaren devlet bankalarının bir yıl vadeli, bir Amerikan Dolarına uyguladıkları en yüksek mevduat faizi yürütülerek DEVAMINA ve BK’nun 83.maddesi uyarınca fiili ödeme tarihindeki T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davacıya ödenmesine,<br>Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,<br>İİK’nun 67/2 maddesi gereğince, % 20 icra-inkar tazminatı 246.942,57 TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>Davalının kötü niyet tazminatı isteminin REDDİNE,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>Davalı vekiline istinaf harçlarının ve gider avansını tamamlanması için 26/02/2021 tarihinde açıklamalı muhtıra tebliğ edildiği, 1 haftalık kesin süre içerisinde harcın tamamlanmadığı,  21/10/2021 tarihli (UYAP'ta 15/03/2021) istinafın değerlendirilmesi kararıyla davalının kararın istinaf edilmemiş sayılmasına karar verildiği,  bu kararın  davalıya tebliğine rağmen istinaf edilmediği  görülmüştür.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  yerel mahkeme kararının davanın kısmen reddine (fazlaya ilişkin talebin reddine) dair kısmının maddi mesnedi ve hukuki dayanağının bulunmamakta olup işbu dava yönünden davanın tümden kabulüne karar verilmesinin gerektiğini, yerel mahkeme kararının açık mevzuat hükümleri hiçe sayılarak, tarafların ticari defter ve kayıtları ile dosya münderecatındaki diğer deliller dikkate alınmaksızın tanzim olunan hiçbir surette nesnel verilere dayanmayan, objektiflikten uzak, şahsi ve keyfi yorum ve kanaatler içeren bilirkişi raporu dayanak alınmak suretiyle tesis edilmiş olması nedeniyle ağır şekilde hukuka aykırılık teşkil etmekte olup istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasının gerektiğini, işbu dava kapsamında ilk derece yargılaması esnasında dava taraflarının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde dava taraflarının ticari defter ve kayıtlarında yer alan kayıtları yansıtan 28.10.2019 tarihli bilirkişi raporu ile bu davadaki haklılıklarının herhangi bir şüphe ve yoruma mahal bırakmayacak açıklıkta ispat olunduğunu, ancak bilirkişilerin Amerikan Doları cinsinden olan alacağın Vergi Usul Kanunu hükümlerini, tarafların Amerikan Doları cinsinden işlem yaptıkları gerçeğini ve bu husustaki iradelerini hiçe sayarak kendi farazi, şahsi varsayımları neticesinde Türk Lirası üzerinden takip edilmesi gerektiği şeklindeki kanaatleri ve söz konusu mesnetsiz ve fahiş hatalı kanaatlere dayalı eksik ve hatalı hesaplamaları neticesinde yerel mahkeme tarafından davanın kısmen kabulü, kısmen reddi yönünde maddi mesnedi ve hukuki dayanağı olmayan bir hüküm tesis edildiğini, yerel mahkeme kararının öncelikle belirtili koşullarda, objektiflikten uzak şekilde tanzim olunan bilirkişi raporu dayanak alınmak suretiyle tesis edilmiş olması nedeniyle ağır şekilde hukuka aykırılık teşkil ettiğini, müvekkili davacı şirketin davalı ile olan ticari faaliyetleri kapsamında davalıdan alacağı hurda demir için 612.500 (altıyüzonikibinbeşyüz) USD (Amerikan Doları) bedeli 04.02.2016 tarihinde banka marifetiyle davalı/borçlu firmaya gönderdiğini, gönderilen bedelin USD (Amerikan Doları) olup işbu hususun banka kayıtları ve dava taraflarına ait ticari defter kayıtları ile sabit olduğunu, müvekkili tarafından gönderilen işbu bedelin Vergi Usul Kanunu m.215/2-a hükmüne uygun olarak Türk Lirası karşılığı gösterilmek suretiyle Amerikan Doları olarak kayıt altına alındığını, işbu hususun dosya münderecatında bulunan bilirkişi raporunda yer alan tespitlerle de sabit olduğunu, davalı/borçlu firma tarafından müvekkili davacı/alacaklı firmaya toplamda 173.319,22-$ fatura keşide edilmiş/geri ödeme yapıldığını, işbu bedelde Vergi Usul Kanunu m.215/2-a hükmüne uygun olarak Türk Lirası karşılığı gösterilmek suretiyle Amerikan Doları olarak kayıt altına alındığını, görüldüğü üzere; her iki dava tarafının da Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun şekilde yabancı para cinsinden yaptıkları işlemleri yabancı para cinsinden olan tutar ile ilgili tarihteki Merkez Bankası kuru esas alınarak tespit edilen Türk Lirası karşılığını göstermek suretiyle ticari defterlerine kaydettiklerini, davacı müvekkilinin ticari defterlerinde davalıdan olan alacağının 1.234.712,85 TL iken,  davalı/borçlunun ticari defterlerinde müvekkilinin alacağının 1.369.062,85 TL olduğunu, her iki tarafın ticari defterlerindeki işbu farkın sadece ve sadece tarafların Amerikan Doları cinsinden olan bedelleri ticari defterlerine işledikleri tarihlerdeki kur farkından kaynaklandığını, işbu husustaki bilirkişi kanaatinin aksine tarafların Amerikan Doları ile işlem yaptıklarını, tarafların aralarındaki işlemleri Amerikan Doları olarak takip edip bu şekilde değerlendirdiklerini, niyet ve iradelerinin bu yönlü olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, davalı tarafça yargılama müddetince davacı müvekkiline herhangi bir borçlarının olmadığı ifade edilmekle birlikte bunun dışında davalıdan kendi aralarındaki ticari münasebetin Türk Lirası üzerinden takip edildiği ve değerlendirildiği şeklinde bir itiraz gelmediğini, müvekkili davacı/alacaklı şirketin davalı/borçlu şirketten 439.180,78-USD (Amerikan Doları)  (Takip tarihi olan 24.05.2018 tarihli T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı 2.017.245,16-TL) alacağının bulunduğunu, işbu alacağın müvekkil davacı/alacaklı firmanın ve davalı/borçlu firmanın ticari defter kayıtları ve banka kayıtları ile sabit olduğunu beyanla yerel mahkemece verilen davanın kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br><br>Dava, satımdan kaynaklı  icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.<br>İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.<br> Bir satım  ilişkisinde satıcı taraf sattığı malın-hizmetin miktarını ve alıcıya teslimini, alıcı  ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.<br>Davacı tarafça, davalı şirketten alınacak hurda demir bedellerine karşılık  04/02/2016 tarihinde banka aracılığla 612.500 USD gönderdiğini, aradan iki yıl geçmesine karşın satın alınan hurda demirleri  göndermediğini, bu süreçte davalı firmanının toplamda 173.319,22 USD geri ödeme yaptığını, bakiye kısmın ise defaatle istenmesine rağmen ödenmeyince Aliağa İcra Müdürlüğünün 2018/2287 Esas sayılı dosyası ile takibe girişildiği, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla itirazın iptali talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesinde borcun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. <br>Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, alınan bilirkişi heyeti raporunda icra takip tarihi itibariyle davalıya ait ticari defter kaydında  davacı alacağının 1.369.062,85 TL olduğunun, davacı defterlerinde davacının bakiye alacağının 1.234.712,85 TL olarak kayıtlı olduğunun, bu miktarın  253.930,74 USD'ye karşılık geldiğinin, bu miktar üzerinden kısmen kabul kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığnın anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM    : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 21/10/2020 tarih, 2018/722 Esas ve 2020/307 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 615,40 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 556,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>3-Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,<br>4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>6-Kararın re'sen taraflara tebliğine,  <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda;  HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/01/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6278b7fedecace40","SID":"34824559f5265df4"}}