{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2021/799 <br>KARAR NO\t\t: 2024/2099<br>KARAR TARİHİ\t: 27/11/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 12/02/2021<br>NUMARASI\t\t: 2018/607 Esas 2021/130 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Alacak (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 27/11/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 27/11/2024<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br><br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br> Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkilinin davalı şirket ile davalı şirketin ticari mallarını taşıması konusunda 01/11/2016 tarihli taşıma sözleşmesi imzaladığını, sözleşmenin içeriği itibariyle sürekli borç ilişkisi niteliğini taşıdığını, davalının uzun süre sözleşmeye bağlı olarak müvekkilinin yerine getirdiği edime itiraz etmediğini, daha sonra iş kendi edimini yerine getirmeye geldiğinde sigortalı olarak çalıştırdığı lojistik sorumlusu olarak yetki verdiği yöneticisinin imzasını inkar ederek sözleşmeyi yetkisiz kişinin imzaladığını ileri sürdüğünü, sözleşmede 1 yıl süreyle geçerli olduğu, süre bitiminden 1 ay önce fesih bildiriminde bulunulmadığı takdirde 1 yıl daha uzamış olacağı hükmünün bulunduğunu, sözleşmenin 1 yıllık süresinin bitiminde feshedilmediğinden kendiliğinden birer yıllık dönemler halinde yenilendiğini, davalının taşıma ücretlerindeki indirim talebinin kabul edilmemesi nedeniyle davalı tarafından 12/03/2018 tarihinde haksız olarak feshedildiğini, sözleşmenin 8.maddesi uyarınca doğup ödenmeyen mazot farkı ve taşıma ücretine ilişkin TEFE/TÜFE farkı alacaklarının ödenmediğini, bunun yanı sıra sözleşmede fesih konusunda sebep kararlaştırılmadığını, sözleşmenin bir taraf için çekilmez hale gelme durumunun söz konusu olmadığını, davalının davacıda sözleşmenin devam edeceğine yönelik güven uyandırdığını, feshin haklı ve geçerli olmadığını, bu nedenle davalıdan müspet zararlarını isteme haklarının bulunduğunu, sözleşmede feshedilmeyip de gereği gibi ifa edilseydi uğramayacak oldukları zararın ve yoksun kaldıkları karın davalı tarafından tazmininin gerektiğini, sözleşmenin feshinde kusurlu olan davalının müvekkilinin nakit akışını sağlayamaması ve bu yüzden yeni sözleşmeler için araç ve çalışan sağlamada sıkıntı çekmesi sebebiyle yeni sözleşmeler yapma şansının azalması ve geçmiş yıllar ortalamasına göre ticari kazancının düşmesi sebebiyle kazanç kaybı alacağını davalıdan talep edebileceğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik mazot farkı alacağı olarak 1.000,00-TL, TEFE/TÜFE fark alacağı olarak 1.000,00-TL'nin 25/04/2018 tarihli 10140 yevmiye numaralı ihtarnamelerinde vermiş olduğu sürelerin geçmesinden itibaren avans faiziyle müspet zarar olarak yoksun kaldıkları kar olarak 1.000,00-TL'nin fesih tarihinden itibaren avans faiziyle ticari kazanç kaybı olarak 1.000,00-TL'nin fesih tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında herhangi bir yazılı sözleşmeye bağlı olmaksızın sözlü olarak parça bazlı nakliye hizmeti alındığını bedelinin ödenerek ilişkinin sona erdiğini, davacı ile müvekkili arasında yazılı bir sözleşme olmadığını, böyle bir sözleşme bulunmadığından müvekkilinin sözleşme şartlarına bağlı bir edimi ve borcunun bulunmadığını, 01/11/2016 tarihli sözleşmedeki imzanın müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığını, sözleşmenin müvekkili şirket tarafından imzalanmadığını, imzanın müvekkili şirketi temsile yetkili kişilere ait olmadığını, 01/11/2016 tarihli sahte imzalı sözleşmeye dayalı herhangi bir nakliye hizmeti alınmadığını, sahte imzalı sözleşme sebebiyle suç duyurusunda bulunmak haklarını saklı tuttuklarını, davacının sözleşmeyi imzaladığını ileri sürdüğü yöneticinin kim olduğunu bildirmesi gerektiğini, taşıma sözleşmesinin yazılı olarak düzenlenmesi geçerlilik şartı değil ise de davacı tarafından talep edilen tazminat miktarı nazara alındığında taraflar arasında taşıma sözleşmesi bulunduğunun yazılı delille ispatlanması gerektiğini, karşı tarafın tanık deliline dayanmasını kabul etmediklerini, davacının talebinin 01/11/2016 tarihli sahte imzalı sözleşmeye dayalı olduğunu, bu sözleşmeyi kabul etmediklerinden olmayan bir sözleşmenin feshinin de söz konusu olmadığını, dolayısıyla sözleşmenin haksız feshedildiği iddialarının hukuki karşılığının bulunmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece \"..  Taraflar arasında akdedildiği iddia edilen 01/11/2016 tarihli sözleşmenin 2.maddesinde teklif tarihinden itibaren fiyatların 1 yıl süreyle geçerli olduğu, 1 ay önce taraflar birbirine yazılı fesih bildiriminde bulunmadığı takdirde sözleşme süresinin kendiliğinden 1 yıl daha uzamış olacağı müteakip yıllarda 1 ay öncesinden fesihi ihbarda bulunulmadığı takdirde aynı hükmün geçerli olacağı hükmünün bulunduğu, 8.maddesinde mazot değişim oranı tek seferde %3 artışa ulaştığında aşağıdaki formüle göre fiyatlara mazot eskalasyonu yapılacağı km olarak Karayollarının resmi internet sitesindeki verileri baz alınacağı, şu anki akaryakıt pompa fiyatının 3,32-TL olduğu, ayrıca yıllık TEFE/TÜFE farkları ... tarafından hesaplanarak ... Hizmetlerine ödeneceği hükmünün bulunduğu, davacının mazot farkı ve TEFE/TÜFE farkı taleplerinin bu maddelere dayalı olduğu anlaşılmıştır. <br>Davacı vekili tarafından davalı adına sözleşmenin davalı şirketin sevkiyat sorumlusu olan ... tarafından imzalandığı iddiası karşısında ... celp olunarak sözleşmedeki imzanın kendisine ait olup olmadığı, kendisinin sözleşmeyi imzalamaya yetkili olup olmadığı konusunda beyanı alınmıştır.<br> ... 10/07/2020 tarihli duruşmada; davalı şirkette 2000 yılında işe girdiğini, 2017 yılı Aralık ayında işten ayrıldığını, şirkette lojistik şefi olarak çalıştığını, araç planlaması, sevkiyat planlaması, fatura ve irsaliye kesiminin görevleri olduğunu, 01/11/2016 tarihli sözleşmedeki ... Şirketi adına atfen atılan imzanın kendisine ait olduğunu, çalıştığı şirketin yazılı olarak sözleşme yapabileceği konusunda verdiği yetki bulunmadığını, ancak müdürleri tarafından taşıma şirketleriyle sözleşme yapması konusunda sözlü talimat verildiğini, bu talimatı kendisine müdürü olan planlama müdürü ... Bey'in verdiğini, başka şirketlerle de taşıma sözleşmeleri yaptığını, davalı şirketin taşıma sözleşmelerini kendisinin yaptığını, taşıma sözleşmelerinin nakliye firmalarının standart sözleşmeleri olduğunu, direk olarak imzaladıklarını, sözleşmeleri yönetimin görmediğini, sözleşme devam ettiği sürece fark ücret talebinin olmadığını beyan etmiştir.<br>Davalı şirketin 05/04/2016 tarihli yönetim kurulu kararına göre 03/04/2019 tarihine kadar imzaya yetkili olanların ..., ..., ..., ... olduğu, bu yetki şeklinin 12/04/2016 tarihinde sicile tescil edildiği anlaşılmıştır.<br>Davacı vekili dosyaya sunduğu çeşitli dilekçelerinden; taşıma nedeniyle oluşan ücret alacağına ilişkin davacının kestiği faturaların davalı tarafından ödendiği, bu davanın konusunun çalışılan süre içerisinde alınmayan mazot farkları ve taşıma ücretlerinin TEFE/TÜFE farkı olduğu anlaşılmıştır. Yine davacı vekilinin 09/01/2020 tarihli dilekçesi ekinde sunduğu fiyat listelerinden; taraflar arasında 2016-2017-2018 yıllarına ilişkin farklı listelerin uygulandığı, böylelikle taşıma ücretlerinin bir önceki yıla göre güncellenerek artmış olduğu belirlenmiştir. <br>Bilirkişiler Lojistik Uzmanı ... ile SMMM ... 29/07/2019 havale tarihli raporlarında; davacının davalıya yaptığı taşıma hizmetlerinin mazot farkı tutarının 307.494,10-TL, TEFE-TÜFE farkının ise 40.358,60-TL olduğunu, davalı şirketin davacıya bu nedenle toplam 347.852,70-TL ödeme yapması gerektiğini, ancak cari hesaptaki davacının 218,30-TL borcu düşüldüğünde davalının davacıya 347.634,40-TL ödeme yapması gerektiğini ortaya koymuşlardır. <br>Davacı vekili 08/08/2019 tarihli ıslah dilekçesinde; 1.000,00-TL olarak talep ettikleri mazot farkı alacaklarını 306.494,10-TL artırmak suretiyle, 1.000,00-TL olarak talep ettikleri TEFE-TÜFE farkının 39.858,60-TL artırarak ıslah ettiklerini, bu iki kalemde toplam 347.634,40-TL olarak taleplerinin kabulüne, ıslah talepleri gibi davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir. <br>Toplanan tüm deliller karşısında; davacı tarafça, taraflar arasında 01/11/2016 başlangıç tarihli 1 yıl süreli sözleşmenin sona ermesinden bir ay evvelinde fesih ihbarında bulunulmadığından kendiliğinden yenilenen sözleşmenin akdedildiği, bu sözleşmenin 12/03/2018 tarihinde haksız olarak feshedildiği, sözleşmenin kurulduğu tarihten feshedildiği tarihe kadar gerçekleştirilen taşıma ücretinin fatura karşılığında kendilerine ödendiği, ancak sözleşmenin ifası süresince sözleşmenin 8 maddesine dayalı mazot farkı alacağı ile TEFE/TÜFE farkı alacağının ödenmediği ileri sürülerek bu alacaklarla birlikte sözleşmenin haksız feshi nedeniyle yoksun kalınan kar ve ticari kazanç kaybı talep edilmiş davalı tarafça davaya dayanak 01/11/2016 tarihli sözleşmenin şirketi temsile yetkililer tarafından imzalanmadığı, sözleşmeyi imzaladığı anlaşılan ...'nın bu konuda temsil yetkisinin bulunmadığı, taraflar arasında sözlü olarak parça bazlı taşıma sözleşmesinin ve ilişkisinin kurulduğu, bunlara ilişkin ücretin de ödendiği, kendilerini bağlayıcı nitelikte bir sözleşme bulunmadığından sözleşme hükümleri ile bağlı olmadıkları ve sözleşmenin haksız feshedilmesinin ve bu nedenle talepte bulunulmasının mümkün olmadığını savunmuştur.<br>Davacının dayandığı 01/11/2016 tarihli sözleşmenin  davalı şirketi temsile yetkili olanlar tarafından imzalanmadığı, bu tarihte davalı şirketin lojistik şefi olarak görev yapan ... tarafından imzalandığı,  ...'nın beyanından anlaşıldığı üzere şirket yetkililerinin sözleşmeden haberdar olmadığı, ...'ya şirket temsilcileri tarafından sözleşmeyi imzalaması konusunda verilmiş bir yetkinin bulunmadığı, sözleşmenin tüm hükümleri ile davalı şirket tarafından benimsendiğinin ispatlanamadığı, davacı tarafça taşıma ilişkisinin sürdüğü sürece dayandığı sözleşme hükümlerine göre talepte bulunulmadığı, aksine (sözleşmede TEFE/TÜFE farkı, mazot farkı uygulanacağı hükmüne rağmen) taraflar arasındaki taşıma ilişkisinde her yıl güncellenen yeni listelerin uygulandığı, dolayısıyla davacının dayandığı 01/11/2016 tarihli sözleşmenin gerek davalının yetkili temsilcisi tarafından imzalanmamış olması ve gerekse davalı tarafça benimsenmemiş olması itibariyle davalıyı bağlayıcı nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır. <br>Davacının bu davadaki talepleri her bir taşımanın gerçekleşmesi sonrasında hak kazanılan taşıma ücreti değil sözleşmeye bağlı talepler olduğu, sözleşmenin davalıyı bağlayıcı nitelikte olmadığının kabulü karşısında sözleşme hükümlerine göre (8.madde) talepte bulunulamayacağı bu nedenle davacının mazot farkı alacağı ve TEFE/TÜFE farkı alacağı taleplerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmakla reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Davacının yoksun kalınan kar ve ticari kazanç kaybı talepleriyle ilgili yapılan değerlendirmede; davalı tarafça davacı ile parça başı taşıma konusunda sözlü olarak anlaşıldığı savunulmuş, davacı tarafça 01/11/2016 tarihli sözleşmenin davalıyı bağlayıcı olduğu ispatlanamamış bunun dışında feshin haklı yada haksız olduğunun tartışmasını gerektirir sürekli borç ilişkisi doğuran süreli bir sözleşmenin mevcudiyeti ispatlanamamış olmakla davacının sözleşmenin feshinin haksız olduğu iddiasının sübuta ermediği, bu nedenle yoksun kalınan kar ve kazanç kaybı taleplerinin yerinde olmadığı\" gerekçesi ile; Davanın REDDİNE,\" karar verilmiştir. <br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Yargılama esnasında iddialarının dayanağı olan sözleşmenin edimlerinin harfiyen davalı şirketçe yerine getirildiği, bu kapsamda müvekkilince araç tedarik edildiğini, taşımalar yapıldığını, taşıma esnasında yükte meydana gelen hasarları müvekkili firmaya fatura ettiğini, müvekkili firmaca bu faturaların ödendiğini, gidip gelen mailler hülasa iki tacir arasındaki tüm ticari ilişki ve buna bağlı edimler yerel mahkemenin gerekçesiz olarak yok saydığı sözleşme çerçevesinde yapıldığını,  yerel mahkemenin gerekçesinin aksine adı geçen sözleşmeyi imzalayan ...'nın tanık olarak dinlendiğini,  tanık kendisine yazılı yetki verilmese de planlama müdürü ... beyin somut sözlü talimatından bahsettiği halde gerekçede yetkisinin olmadığı, tanığın ''taşıma sözleşmelerini yönetim görmüyordu biz direk imzalıyorduk çünkü bunlar standart sözleşmelerdi'' sözünü yerel mahkeme her nasılsa gerekçeli kararında'' şirket yetkililerinin sözleşmeden haberdar olmadığı '' şeklinde yorumlaması tanığın beyanı ile uyuşmadığını, zira tanık beyanında yer alan bu ifade sözleşmelerin büyük bir yapı olan anonim şirketin  sicilde görünen yetkililerince görülmesine gerek olmayan rutin planlama ve lojistik bölümlerinin müdürlerince verilen talimatlar ile yapılan sözleşmeler ile işlerin yürüdüğünü ifade ettiğini, bu nedenle tanığın ifadelerinin bir lojistik şefi olarak taşıma sözleşmesi yapmaya yetkili olduğu resmi yetkililerin bu tür bölüm yöneticileri tarafından yapılan işlemlere zımnen yetki ve muvafakat ettiği böylece yapılan sözleşmelerin tüm hükümlerinin edimlere esas alındığı anlaşılmalıyken yerel mahkemenin tamamen farklı anlamlar çıkartıp tanığın gerçekte ifade etmediği anlamlar yükleyerek tüm unsurları ile ispatlanmış yazılı sözleşmeye dayalı iki adet bilirkişi ve 1 adet ek bilirkişi raporu ile lehe yorumlanmış davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olmaktan öte büyük bir haksızlığa yol açtığını, esasa dair hiçbir yazılı belge ve gerekçe sunamayan davalının en basit savunma argümanı olan tanığı diline dolamış olması da manidar olduğunu, tanık beynalarını hükümden düşürebilmek için bu nedenle dava tarihinden sonra İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına bir panik hali ile gerçek dışı afaki iddialar ile tanık hakkında apar topar suç duyurusunda bulunulmuş ancak aynı hızla haksız şikayetin sayın CBS tarafından kovuşturulmaya yer olmadığına dair karar verilerek tanık üzerinden oynanan oyunun bozulduğunu, aynı tanık yine yıldırılmak üzere hakkında gerçek dışı zimmet, rüşvet vesair iddialarda bulunulduğunu, yerel mahkemenin bilirkişi incelemeleri ve dayanak sözleşmenin sözde yetkisiz lojistik şefinin imzaladığı 16 maddelik sözleşmenin 15 maddesi çerçevesinde yıllarca yapılan taşıma anlaşmasını kabul ettiğini, ancak iş 8.maddedeki ek hakların talebine gelince sadece bu maddenin geçersizliği üzerinde durarak bir hüküm kurduğunu, temsil yetkisi bulunmayan kişilerin matbu sözleşmeleri kullanarak yaptığı işlemlerde bünyesinde bulunan şirketin sözleşme kapsamında bu şekilde bir teamül oluşup oluşmadığı araştırılması gerekirken , her ne kadar tanık sıfatı ile dinlenen ve sözleşmede imzası bulunan Haluk'un açık bir şekilde kabulü ortada iken , bu kabul bakımından kendisinin sözleşmeleri bu şekilde aldığı sözlü talimatlar doğrultusunda imzaladığı ve bu tür sözleşmeler ile yıllarca firmalar ile çalışıldığı açık iken bu hususların göz ardı edilerek kişinin temsile yetkili olmadığından bahisle verilen bu mezkur kararın incelenerek bozulması gerektiğini, müvekkilinin davadaki taşıma hakları teamülen imzalanan sözleşmeye dayalı olduğunu, mahkemenin  yazılı delilleri, fatura ve irsaliye kesen lojistik şefinin işlemlerini , karşılıklı mailleri, ödemeleri varsaymış sırf başka şirketler bugüne kadar istemediği için aynı sözleşmeden doğan ek alacaklarımızı yok saydığını, davalının çalıştığı tüm taşıma şirketleri ve müvekkili şirket ile yaptığı sözleşme sonuçta sözlü de olsa teamülen lojistik şefine bırakılan bir yetki ile yapılan sözleşmelere dayandığını, bu sözleşmenin edimlerinin bağlayıcılığı taraflar arasında biz ek talepte bulununcaya kadar bağlayıcı olduğu yönünde açık veya örtülü bir kanaat oluşturduğunu, yerel mahkemenin tüm bu hususları yok sayarak sözleşmenin davalıyı bağlayıcı nitelikte olduğunun ispatlanamamış olmasından bahisle davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, taraflar arasında yazılı olarak akdedildiği iddia olunan 01/11/2016 tarihli sözleşmenin davaya konu ilgili maddeleri gereğince ödenmediği iddia olunun mazot ve taşıma ücreti farkı alacağının davalıdan tahsili ile sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak fesh edildiği iddiasıyla davacının uğradığı zararın tazmini  istemine ilişkindir. <br>6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar res'en gözetilerek  ve yine HMK 357/1.maddesindeki, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar istinaf incelemesi sırasında dinlenemez ve  yeni delillere dayanılamaz hükmü çerçevesinde yapılmıştır.<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, \"Davanın reddine,\" karar verilmiştir.<br>İş bu karar  davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>Davacı tarafça, taraflar arasında 01/11/2016 tarihli taşıma sözleşmesinin imzalandığı, iş bu sözleşmenin davalı tarafça haksız ve hukuka aykırı bir şekilde tek taraflı olarak fesh edildiği iddia edilerek, dava konusu sözleşme gereğince ödenmediği iddia olunan  mazot ve taşıma ücreti farkı ile,  davaya konu sözleşmenin davalı tarafça haksız bir şekilde fesh edilmiş olması nedeniyle oluşan zarardan kaynaklı olarak dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmında belirtilen tazminatların davalıdan tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir.<br>Davacı tarafça dava dilekçesi ekinde delil olarak sunulan 01/11/2016 tarihli sözleşmenin incelenmesinden, her iki şirket unvanı belirtilmek suretiyle her iki şirket kaşesi üzerine atılmış birer adet imzanın bulunduğu görülmüştür.<br>Davalı tarafça,  herhangi bir yazılı sözleşmeye bağlı olmaksızın davacı taraftan nakliye hizmetinin alındığı ve bedellerinin ödendiği, davacı tarafça delil olarak sunulan 01/11/2016 tarihli sözleşmede davalı şirket adına atılan imzanın davalının yetkili temsilcisine ait olmadığı gibi bu sözleşmeden davalının da haberdar olmadığı, bu nedenle taraflar arasında davacı tarafça iddia edildiği şekilde yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı savunma olarak ileri sürülmüştür.<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, davacı tarafça delil olarak dayanılan 01/11/2016 tarihli sözleşmeyi davalı şirket adına imzaladığı belirtilen ...'nın davacı şirketin yetkili temsilcileri arasında bulunmadığı, ayrıca bu şahsa davalı şirket temsilcileri tarafından dava konusu sözleşmenin imzalanması konusunda  verilmiş bir yetkinin bulunmadığı gibi davaya konu 01/11/2016 tarihli sözleşmenin davalı şirket tarafından benimsendiğine dair bir delilinde sunulmadığından iş bu yazılı sözleşme ve hükümlerinden dolayı davalının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmüş olmakla; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına göre   davacı vekilinin ilk derece mahkemesince verilen karara karşı ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde  değildir.<br>Sonuç olarak, yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan, yerel mahkeme kararına karşı yerinde olmayan istinaf isteminin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki hüküm kurulmuştur.  <br>HÜKÜM      : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br> İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/02/2021 tarih, 2018/607 Esas ve 2021/130 Karar sayılı kararına karşı davacının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,<br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı taraftan alınması gereken 427,60 TL istinaf harcından başlangıçta alınan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 368,30 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>Davacı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına,<br>Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, <br>İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ikmali ve gider avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,<br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda;  HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/11/2024<br>\t\t\t\t</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e8aaf57f7e3f547c","SID":"8a039bce5b1035fe"}}