{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/1616 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1995<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: MUĞLA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ                               \t: 07/07/2022 <br>NUMARASI\t\t: 2022/513 Esas - 2022/719 Karar<br>DAVA             \t\t: Rekabet Yasağından Kaynaklanan Cezai Şart<br>DAVA TARİHİ\t\t: 24/03/2022 <br>BAM KARAR TARİHİ\t: 25/12/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 25/12/2024<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/07/2022 tarihli 2022/513 Esas ve 2022/719 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:<br>DAVA :<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...' nın  müvekkili firmada 12.06.2019 ile 10.11.2020 tarihleri arasında diş hekimi olarak çalıştığını, uyuşmazlık yaşayan tarafların iş sözleşmesinin sona erdirilmesi hususunda anlaşarak ve işçilik ödemeleri yapılarak yollarını ayırdıklarını, tüm işçilik haklarını alan davalının, müvekkili şirketten ayrıldıktan sonra ... isimli rakip firmada aynı nitelikteki işleri yapmaya başladığını, müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan iş sözleşmesinin 11. Maddesinde rekabet etmeme borcu ve buna ilişkin cezai şart düzenlendiğini, davalının gizlilik anlaşması ile rekabet yasağına aykırı davranmama taahhüdünde bulunmasına rağmen hem rakip firmada işe başlayarak hem de Muğla ve Antalya il sınırları şeklinde belirlenen coğrafi sınır yasağına uymayarak bu taahhüdünü ihlal ettiğini, bu nedenle sözleşmede belirlenen tazminat miktarının müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğini, belirterek 176.208,48 TL nin rekabet etmeme yasağının ihlal edildiği yeni işyerinde başlama tarihinden kabul edilmemesi halinde arabuluculuk başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği görülmüştür. <br>CEVAP:<br>Davalı vekili  cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından açılan davanın taraflar arasında düzenlenen belirsiz süreli iş sözleşmesine dayalı olması sebebi ile davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğunu, görev itirazının reddi halinde  davacı tarafça davadan önce iş mahkemelerinde açılacak davalar için zorunlu arabuluculuk başvurusunda bulunulmuş olması, Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülecek davalar için usulüne uygun olarak gerçekleştirilmiş ve sonuçlandırılmış bir arabuluculuk görüşmesinden bahsedilemeyeceğinden davanın dava şartı eksikliği sebebi ile reddine karar verilmesinin gerektiğini, müvekkilinin davacı işyerinde sözleşme tarihinden daha önce eski faaliyet merkezinde çalışmaya başladığını, davacı şirket ile olan anlaşması nedeniyle düzenini değiştirdiğini, evini Fethiye'ye taşıdığını ve burada yaşamaya başladığını, davacı şirket kayıtları incelendiği takdirde bu hususun rahatlıkla görüleceğini, tadilat aşamasındaki şimdiki şirket merkezinin tamamlanması üzerine yeni yere taşınıldığını ve bu süreçte de davaya dayanak yapılan 12.06.2019 tarihli Süresi Belli Olmayan İş Sözleşmesinin müvekkiline imzalatılmak istendiğini, müvekkilinin sözleşmenin pek çok maddesine itiraz etmesine rağmen işveren tarafından çalışmasına şart olarak sunulan işbu sözleşmenin müvekkili tarafından tüm hayatını yeni işine göre planladığı için imzalanmak zorunda kalındığını, zorunluluk nedeniyle imzalanmak zorunda kalınan bu sözleşmedeki cezai şart maddelerinin bu sebeple yok hükmünde olduğunu müvekkilinin işten çıkışı 10.11.2020 olarak gözükse de müvekkilinin iş akdinin çok daha önce fiilen sonlandırıldığını, pandemi sürecinde işten çıkarma yasağı bulunduğu için davacı şirket tarafından müvekkilinin sürekli olarak ücretsiz izinde gösterildiğini, bu dönemde müvekkilinin çalışamadığı ve gelir elde edemediğini  ekonomik olarak oldukça sıkıntı çektiğini, müvekkilinin çalıştığı dönemden alması gereken 12.000 Sterlin alacağının da davacı tarafından ödenmediğini, müvekkilinin daha da zor duruma düştüğünü, taraflar arasında akdedilen 18.03.2021 tarihli Arabuluculuk Anlaşma Belgesi ile 12.000 Sterlinin 18.03.2021 tarihinde müvekkiline ödenmesine karar verildiğini, davacının iş sözleşmesinin 11. Maddesi hükümlerinin saklı kalması şartını ileri sürdüğünü, müvekkilinin ekonomik olarak içinde bulunduğu sıkıntılı süreç nedeniyle sırf parasını alabilmek adına bu maddenin de yazılı olduğu arabuluculuk anlaşma tutanağını imzalamak zorunda kaldığını, müvekkilinin zor durumundan faydalanarak imzalattırdığı iş sözleşmesine dayanarak fahiş ve dayanaksız tazminat talebinde bulunmakta olduğunu, müvekkilnin diş doktoru olduğunu hem davacı şirkette hem de fillen çalışmaya devam ettiği yeni yerde doktorluk mesleğini icra etmekte olduğunu,  her iki yerde de herhangi bir yöneticilik veya benzeri pozisyona sahip  olmadığını, müvekkilinin çalıştığı dönem içerisinde sadece işveren tarafından kendisine yönlendirilen hastaların muayenelerini ve tedavilerini gerçekleştirmiş olduğunu kesinlikle şirketin işleyişine ve sırlarına dair bir bilgiye sahip olmadığını,  geçersiz olan rekabet yasağı sözleşmesine dayanılarak tazminat talebine dair davanın bu sebeple de reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.  <br>İLK  DERECE MAHKEMESİNCE VERİLEN KARAR:<br>Mahkemece; \"...İşçiye kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek şekilde iş akdinin sona ermesine neden olan haller aynı zamanda 6098 Sayılı Yasanın 447/2. Maddesinde rekabet yasağını sona erdiren hallerdir. Dolayısıyla davalının iş akdinin kendisine kıdem tazminatı ödenmesini gerektirir bir nedenle sona erdirildiği arabuluculuk anlaşma tutanağı ile sabit olduğundan ve taraflar arasındaki rekabet yasağı 6098 Sayılı Yasanın 447/2. Maddesine göre sona erdiğinden davalının sözleşmeye istinaden Muğla il sınırları içinde çalışmaya başlamasından dolayı cezai şart ödeme yükümlülüğü bulunmadığından ve davacı tarafça bildirilen tanıkların davalının davacıya ait işyerinde çalıştığı döneme ilişkin olarak bildirilmiş olması ve iş akdinin sona ermesinden sonra davalının ayrıca iş sözleşmesinden bağımsız olarak işverenle haksız rekabet oluşturacak eylemleri ile ilgili olarak başka bir delil de ibraz edilmemiş olması sebebi ile davacı tanıklarının dinlenmesine gerek görülmeyerek davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği...\" gerekçesiyle \"...Davacı tarafından açılan davanın reddine...\" şeklinde hüküm kurulmuştur. <br>Karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>İSTİNAF NEDENLERİ:<br> Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemenin iş sözleşmesinin kıdem tazminatı ödendiği için haklı fesihle bitmesi ve bu nedenle de rekabet yasağını sona ereceğine dair yorumunun hatalı olduğunu, tarafların işçinin kıdemini de gözeterek karşılıklı olarak anlaşması ve iş sözleşmesinin bu şekilde sonlanmasının mümkün olduğunu, somut olayda da böyle olduğunu, somut olayda feshin işçi tarafından haklı nedenle, ya da işverence haksız nedenle  yapıldığına dair mahkeme kararı ve başkaca delil bulunmadığını, mahkemece yalnızca yoruma dayalı yanlış bir karar verdiğini, dosya içeriğindeki delillerden özellikle de arabulucuk tutanağından sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile bittiğini ve hatta bu anlaşma yapılırken rekabet yasağı hükmünün de ayrı tutulduğunu, hal böyleyken mahkemece soyut yorum neticesinde davacı aleyhine verilen kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin davalarını red gerekçesi davalarının savunmalarının da dışında olduğunu,  eldeki dava ticari nitelikli olup mahkemenin davalının savunmasının dışında resen karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin bu hususu resen değerlendirebileceği varsayılsa dahi bu yönde tahkikata geçip dosyaya bildirilen tanıkları dinlemesi ve gerekli başkaca incelemeyi de yapmasının icap edeceğini, bunların yapılmamış olmasının da usul ve hukuka aykırı olup bozma nedeni olduğunu, son olarak, tanık dinlenmesi hususunda, mahkeme konuya haksız rekabete yol açabilecek süre giden bir eylem var mı diye  yaklaşmış ve tanıklarıyla bunu ispatlayamayacaklarını düşünerek tanıklarını dinlemeyi reddettiğini, oysa eldeki dava hizmet sözleşmesindeki rekabet yasağı hükmü ve tazminatının devreye girip girmediğine ilişkin olduğunu yani mahkeme sözleşmedeki rekabet yasağı hükmü ile eylemden kaynaklanan haksız rekabeti ayırt edemediğini ancak tanıkları dinlenmiş olsaydı davalının müşteri bilgi ve çevresine iletişim imkanı olduğu yani davacı müvekkilin menfaatinin ihlal edilebileceğinin de ispatlanacağını, mahkemenin tanıkları dinlemeyerek delillerini toplamadığını, usul ve yasaya aykırı davrandığını, resen gözetilecek nedenlerle dosyada eksik inceleme ve yanlış değerlendirme neticesinde verdiği kararın incelemeye tabi tutularak kararın kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, taraflar arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan rekabet yasağının ihlali  nedeniyle cezai şart alacağına ilişkindir.<br>Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Mahkemece, davalı işçinin, iş akdinin kendisine kıdem tazminatı ödenmesini gerektirir bir nedenle sona erdiği arabuluculuk anlaşma tutanağı ile sabit olduğundan ve taraflar arasındaki rekabet yasağı 6098 Sayılı Yasanın 447/2. maddesine göre sona erdiğinden davalının sözleşmeye istinaden Muğla il sınırları içinde çalışmaya başlamasından dolayı cezai şart ödeme yükümlülüğü bulunmadığı gerekçesiyle tarafların delilleri toplanmadan davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin dava konusu iş sözleşmesinden kaynaklanan rekabet yasağına ilişkin cezai şart alacağı yönünden 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrası kapsamında bağlayıcı nitelikte olup olmadığı hususundadır. <br>Arabuluculuk anlaşma belgesi, uyuşmazlığın taraflarının uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının buluşması ve bu anlaşmayı yazılı bir hale getirme yönündeki karşılıklı istemleridir. Uyuşmazlığın çözüm yöntemine ilişkin bu irade beyanlarının, uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir. Bu durum, Yönetmeliğin 25/6. maddesinde yer alan “Tarafların uyuşmazlık konusunda anlaşmaları veya kısmen anlaşmaları halinde süreç anlaşma son tutanağı ile sonuçlandırılır. Bunların haricindeki her durumda taraflar anlaşmamış sayılır ve anlaşmama son tutanağı düzenlenir.” düzenlemesiyle de açıklığa kavuşturulmuştur.<br> 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin birinci fıkrasına göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Kanun'un 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.<br>Tarafların hangi konularda, hangi ölçüde ve koşulda anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu ifade edilmektedir. Aynı maddenin beşinci fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı vurgulanmıştır. <br>Her iki düzenleme, arabuluculuk faaliyeti sonucunda varılan anlaşmanın asgari unsurlarının tespit edilebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin gerekçesinde de \"... arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında 'anlaşılan hususların' net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır.\" denilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.<br> Bu bakımdan anlaşılan hususlarda dava açılamayacağına ilişkin kural, mahkemeye erişim hakkını sınırlayıcı bir düzenleme olduğundan, dar yorumlanmalıdır. Anlaşma belgesinden, anlaşılan hususların açık ve net bir şekilde belirlenememesi hâlinde, arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sona ermediği kabul edilmelidir. (bknz Yargıtay 9. HD'nin 10.10.2024 tarih, 2024/10147 esas, 2024/13332 karar sayılı emsal kararı).<br> Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında davacı işverenin başvurusu üzerine 18.03.2021 tarihlerinde ihtiyari arabuluculuk görüşmesi yapılmış ve aynı tarihli anlaşma belgesi düzenlenmiştir. Davacı taraf dava dilekçesinde, davalı işçinin işyerinde 12.06.2019 ile 10.11.2020 tarihleri arasında diş hekimi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi hususunda anlaşarak ve işçilik ödemeleri yapılarak yollarını ayırdıklarını iddia etmiş, davalı ise işten çıkışı resmi olarak 10.11.2020 olarak görünse de iş akdinin davacı işveren tarafından bu tarihten çok önce pandemi sürecinde fiilen sona erdirildiğini, çalışamadığı ve gelir elde edemediği için ekonomik açıdan zor durumda kaldığını, çalıştığı dönemden ise davacı işveren tarafından ödenmeyen 12.000 sterlin alacağı bulunduğunu, bu alacağın 18.03.2021 tarihli arabuluculuk anlaşma belgesi ile ödenmesine karar verildiğini, anlaşma belgesinde rekabet yasağından kaynaklanan alacağın saklı tutulmasının davacı işveren tarafından şart koşulduğunu, ekonomik sıkıntıları nedeniyle alacağına kavuşmak için anlaşma belgesini imzalamak zorunda kaldığını savunmuştur. Cevap dilekçesinin ekinde sunulan, davalı işçi tarafından davacı işverene gönderilen 26.02.2021 tarili Fethiye 7. Noterliği'nin ihtarnamesinde ise davalı işçinin halen görevine devam ettiği, çalıştığı süre içerisinde fazla mesai ücretlerinin ödenmediği, Temmuz - Ekim 2020 ayları arasında alması gereken ücretlerin ise kendisine eksik ödendiği, ücret alacaklarının ödenmemesi nedeniyle 4827 sy İş Kanunun 24/II. maddesi uyarınca iş akdini haklı nedenle feshettiği, kıdem tazminatı maaş ve prim alacağı, yıllık ücretli izin alacağı vb gibi alacakların 3 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği görülmektedir. <br>18.03.2021 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının incelenmesinde,   \"Taraflar işçinin; SGK'ya yapılan bildirim süreleri içinde çalıştığını kabul ile bireysel ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine uygun zamların uygulanmakla bordrosunda son olarak görülen brüt ücretle çalıştığı, çalıştığı süre boyunca ücretini ve ücret ekleri ile sosyal yardımlarını aldığı, ulusal bayram ve genel tatillerde esas itibarıyla çalışmadığı, çalıştığında karşılığını aldığı, hafta tatillerini kullandığı ya da çalıştığında karşılığını aldığı, fazla çalışma yapıldığında karşılığının serbest zaman olarak kullanıldığı veya ödendiği, yıllık izinlerini kullandığı ya da karşılığını aldığı hususunda da anlaşmışlardır.<br>Ayrıca, Taraflar arasındaki iş akti sona ermiş olup, işçinin hak kazandığı işçilik alacakları ile birlikte aşağıda belirtilen miktarda ve şekilde işçiye ödenmesinde anlaşmışlardır. Taraflar, işbu anlaşmanın imzası ile ... 'ya iş sözleşmesinin sona erdiği tarih itibariyle, yukarıda belirtilen ve hak kazandığı alacakları; Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, Yıllık İzin alacağı, Prim alacağı, Fazla Mesai alacağı, Hafta Sonu Çalışma alacağı, UBGT alacağı, İkramiye alacağı, AGİ alacağı karşılığı olarak toplam 12.000 Sterlin (onikibinsterlin) net bedelin kendisine 18/03/2021 tarihinde ödenmesi hususunda anlaşmışlardır.<br>Taraflar; ...'nın, iş akdinin sona ermesi sebebiyle başkaca bir talebi bulunmadığı, ... çalıştığı dönem içerisinde part-time olarak çalışmış olup sigortası da çalışma şekline uygun olacak şekilde 15 gün üzerinden yapıldığı, İş sözleşmesinin 11. Maddesi hükmü gereği işverenin yasal yollara başvuru yapma hakkı saklı tutulduğu (İşçi tarafından kabul anlamına gelmemek kaydıyla)Taraflar; karşılıklı çektikleri ihtarlarda birbirlerine karşı ileri sürdükleri iddialara dayanarak yasal yollara başvuruda bulunmayacakları (iş sözlezmesinin 11. Maddesi bu kaosam dısindadır.) hususunda anlaşmaya varmışlardır.\" ibarelerinin bulunduğu görülmektedir. <br> Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre somut olay değerlendirildiğinde; tarafların dilekçelerinden aralarıdaki iş sözleşmesinin ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlenmeden önce 10.11.2020 tarihinde sona erdiğinin anlaşılmakta olduğu, taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağında ise iş akdinin sona erme sebep ve şekline ilişkin bir açıklık bulunmadığı, bu hususta tutanakta yalnızca \"taraflar arasındaki iş akti sona ermiş olup\" denilmekle yetinildiği, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağında tarafların yalnızca kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının ödenmesi, davalı işçinin part-time çalışma şekli ve prim gün sayısı yönünden anlaşmaya vardıkları, dava konusu iş sözleşmesinin 11. maddesinde düzenlenen rekabet yasağının ihlalinden kaynaklanan cezai şart alacağının ise açıkça ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının kapsamı dışında tutulduğu, dolayısıyla taraflar arasında dava konusu uyuşmazlık yönünden HUAK 18. maddesi kapsamında bir anlaşmanın varlığından söz edilemeyeceği, ihtiyari arabuluculuk tutanağında davacı işverenin davalı işçiye kıdem tazminatı ödemeyi kabul etmesinin, peşinen taraflar arasındaki iş akdinin TBK'nun 447/2. fıkrasında geçen sebeplerle sona erdiğinin de kabulü manasına gelecek şekilde geniş yorumlanmasının mümkün olmadığı, zira anlaşma tutanağında anlaşılan hususların açık ve net bir şekilde gösterilmesi zorunlu olup, tutanakta iş akdinin sona erme sebebine ilişkin sarih ve net bir ifadeye yer verilmediği, HUAK 18/5. fıkrasındaki \"anlaşılan hususlarda dava açılamayacağına\" ilişkin kuralın, mahkemeye erişim hakkını sınırlayıcı bir düzenleme olması nedeniyle dar yorumlanması gerektiği, o halde  mahkemece taraflar arasında iş akdinin haklı nedenle sona erip ermediğine ilişkin bir anlaşma tutanağı bulunmadığı gözetilerek, davalı işçiye ait SGK şahsi sicil dosyası ile davacı işveren nezdinde tutulan puantaj kayıtları, ücret bordları vs dahil işyeri dosyasının tümü getirtilip, yine taraflarca delil olarak dayanılan tanıklar dinlenildikten sonra, davalı işçinin iş akdinin, haklı bir sebep olmaksızın davacı işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle davalı işçi tarafından feshedilip feshedilmediğinin, TBK'nun 447/2. fıkrasındaki rekabet yasağının sona erme koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi, sonucuna göre de davalı işçinin davacı şirkette çalıştığı konum itibariyle davacıya ait ticari sırlara, üretim teknolojisi ya da özel üretim biçimi gibi üretim sırlarına ya da müşteri çevresine erişebilme imkanı ve ihtimalinin bulunup bulunmadığı, davacı işverene zarar verebilme ihtimal ve riskinin mevcut olup olmadığının belirlenerek, rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün geçerliliğinin tartışılması ve bu hususlarda gerekirse aralarında sektör bilirkişinin de olduğu heyetten rapor alınması, rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün geçerli olduğu ve TBK'nun 447/2. fıkrası uyarınca son bulmadığı sonucuna varılması halinde ise TBK'nun 445. madde koşulları dikkate alınarak inceleme yapılıp tazminat miktarı hesaplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. (bknz Yargıtay 11. HD'nin  08.04.2021 tarih, 2020/1921 E. ve 2021/3468 sayılı, 2018/3705 Esas, 20199/1860 Karar emsal kararları).<br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir.  <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, Muğla Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/07/2022 tarihli 2022/513 Esas ve 2022/719 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br>3-İSTİNAF AŞAMASINDA; davacı tarafından yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının istek halinde kendisine iadesine (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), <br>4-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına, <br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK 353/1-a maddesi gereğince  kesin olarak oy birliği ile karar verildi. 25/12/2024<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8749532ce9057557","SID":"cd7edbe4467346fd"}}