{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2022/1173 Esas  - 2024/1597 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/1173 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1597<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE\t\t: ... \t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 04/01/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/793 Esas  2022/1 Karar<br>DAVACI \t:<br>VEKİLİ\t<br>DAVALI \t<br><br>DAVA\t: Tespit <br>DAVA TARİHİ\t: 28/12/2021<br>KARAR TARİHİ\t: 27/12/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 27/12/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki tespit  istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin Ankara 56. Noterliğinin 27.05.2014 tarih ve 10420 yevmiye numaralı hisse devir senedine istinaden Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde 08.07.2014 tarih ve 8607 sayılı gazetenin 52 sahifesinde 90 paya karşılık 4500 TL bedelli hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığının tescil edildiğini, davalı şirketin devrine müteakip, şirketin geçmiş dönem borçları veya birikmiş vergi borçlarının davalı tarafından dava ve şikayet konusu edilmediğini, davalı şirketin müvekkili tarafından, 27.05.2014 tarihinde devredilerek, 08 Temmuz 2014 yılında tescil edildiğini, müvekkilinin devir işlemleri tecil edildiği dikkate alındığında, aktif ve pasif ile birlikte tüm sorumluluğu ile birlikte devir edildiğinin anlaşılacağını, devir işlemine rağmen davalı şirketin vergi borçları müvekkiline borç çıkarılarak rücu edilmek istendiğini, müvekkilinin sorumlu olmadığı şirket borçlarından sorumlu tutulduğunu, davalı şirket aktif ve pasifi ile birlikte kül halinde devir edildiği dikkate alınarak, ayrıca VUK'un 113. maddesine göre, zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle vergi alacağının kendiliğinden ortadan kalkmasına, söz konusu maddeye göre vergi alacağının doğduğu takvim yılını izleyen yıldan itibaren 5 yıl içerisinde mükellefe tarh ve tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğramasına rağmen, ihbar edilen tarafından vergi tahakkuk edilmesinin hukuksuz olduğundan müvekkilinin davalı şirket ile ilgili sorumlulukları bulunmadığının tespitinin yapılması gerektiğini iddia ederek  davalı şirket ile müvekkilimin bağı kalmadığından geçmiş ve gelecekte söz konusu şirketin borçlarından ve yükümlülüklerinden dolayı 3.kişilere karşı  sorumlu olmadığına dair tespit kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDava dilekçesinin davalı tarafa tebliğ edilmediği görülmüştür. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; dava dilekçesinde, vakıaların ileri sürülüş biçiminden; davacının, eldeki davayı, davalı şirket hakkında tahakkuk ettirilen vergi borçlarının ilerde kendisine rücu edilebileceği düşüncesiyle açtığının anlaşıldığı, dava tarihi itibariyle davacının şahsında tahakkuk ettirilen bir borç veya vergisel yükümlülük bulunmadığı gibi, davalı şirket tarafından da davacıya yöneltilen veya davacının deyimiyle \"rücu edilen\" bir alacak isteminin de bulunmadığı, nitekim davacı yanın, dava dilekçesinde; \"mevcut devir işlemine rağmen, davalı şirketin aşağıda belirtilen vergi borçları müvekkilime borç çıkarılarak rücu edilmek istenmektedir.\" demek suretiyle, hali hazırda bir borcun muhatabı olmadığının belirtildiği, ancak ilerde gerçekleşmesi muhtemel bir talebin varlığına işaret ederek, hisse devrinden sonraki tarihler için doğmuş ve doğması muhtemel borç ve yükümlükler yönünden üçüncü kişilere karşı sorumlu olmayacağının tespit edilerek ilama bağlanmasını, başka bir anlatımla; davalı şirketteki hisselerini devretmesi sonucu oluşan hukuki durumun tespitini talep ettiği, maddi vakıaların tespitine yönelik iş bu davanın görülmesinde güncel hukuki yarar bulunmadığı, hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetileceği  gerekçeleriyle davacı tarafından açılan iş bu tespit davasının hukuki yarar yokluğu nedeniyle HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine  karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin hali hazırda devir işlemi yapmasına rağmen vergi borçlarının müvekkili üzerinde bırakıldığını, söz konusu borcun yeni ve devam etmekte olup, müvekkilinin yeni borçtan dolayı sorumluluk altında olduğunu, devir gerçekleştiği halde sonradan tahakkuk ettirilen vergi borçlarından dolayı müvekkilinin araçlarına elektronik haciz konulduğunu, verilecek tespit kararı ile müvekkilinin bu hacizlerden ve borçlardan kurtulacağını, hukuki yararın bulunduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; tespit  istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tTicaret sicil kayıtları ve sair deliller dosya arasında mevcuttur. <br>\tDavacının, davalı şirketteki ortaklık paylarını 27.05.2014 tarihinde dava dışı ... isimli kişiye devrederek ortaklıktan ayrıldığı, hisse devrinin ortaklar kurulunda onaylanarak pay defterine işlendiği ve sicil gazetesinde yayımlandığı hususları, dava dilekçesi ekinde ibraz edilen 08.07.2014 tarihli sicil gazetesinden anlaşılmaktadır. Davacının, kabulü de bu yöndedir.  <br>\tSomut olayda; davacı, Ankara 56. Noterliğinin 27.05.2014 tarih ve 10420 yevmiye numaralı hisse devir senedi ile davalı şirketteki hisselerini devretmek suretiyle ortaklıktan ayrıldığını ve bu ayrılığın sicil gazetesinde yayımlandığını belirterek, davalı şirket ile bağının kalmadığının tespiti ile devir tarihinden itibaren geçmiş ve gelecekte doğacak şirket borç ve yükümlülüklerinden dolayı üçüncü kişilere karşı sorumlu olmadığının tespitine kararı verilmesini talep etmiştir. \t<br>\t6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinde düzenlenen, tespit davası; bir hakkın veya bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi için açılan bir dava türüdür. Tespit davası eda davasının öncüsü durumunda olup,  aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, eda davası açılması mümkün olan hallerde davacının tespit davası açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının  bulunması şarttır. Hukuki yararın varlığının kabulü için ise, talepte bulunanın hakkının tehlike altında bulunması ve verilecek bu tespit kararının bu tehlikeyi bertaraf edici nitelikte bulunması gereklidir. <br>\tDavacının tespit davası ile istediği hukuki korumanın diğer dava çeşitlerinden birisi ile sağlanabilmesi halinde tespit davası açmakta hukuki yararının var olduğundan söz edilemez. Tespit davası öncü davadır. Eda davasından hasıl olacak sonuç tespit davası ile elde edilme yoluna gidilemez. Görülmekte olan veya açılacak bir davada iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek konular için bağımsız bir tespit davası açmakta hukuki yarar yoktur. Eda davası sonunda verilen hüküm ile, aynı zamanda dava konusu hukuki ilişkinin var olup olmadığı da tespit edilir ve ondan sonra bu tespite dayalı olarak eda hükmü kurulur, Yargıtay’ın kararlı uygulamasına göre de, eda davası açmak mümkün ise, tespit davası açılamaz. Anılan kuralın geçerli olabilmesi için, eda davası sonunda verilecek hükmün tespite ilişkin bölümü ile tespit davası sonunda alınacak tespit hükmü arasında, meydana getirdikleri kesin hükmün etkisi bakımından hiç bir fark bulunmaması gerekir. Diğer bir söyleyişle tespit davası ile istenen hukuki korunma, eda davası ile tamamen elde edilebilecekse, o zaman, davacının ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur.<br>\tHMK'nun 114/1.h maddesi uyarınca hukuki yararın bulunması dava şartı olup, HMK'nun 115. maddesi uyarınca hukuki yararın bulunup bulunmadığının yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılmalıdır. <br>\tHukuki yarar; davacının sübjektif hakkına hukuki koruma sağlanması hususunda mahkemeye başvuru esnasında hukuken korunacak bir yararın bulunmasıdır.\t<br>\tHer dava için dava şartı olan hukuki yararın, tespit davalarında da bulunması zorunludur. Hukuki ilişkinin mevcut olması tespit davası açmak için yeterli olmayıp, hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının mahkemece tespitinde davacının hukuki yararı bulunmalıdır. Hukuki yarar, hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının hemen tespitine ilişkin olmalıdır. Başka bir deyişle davacının hukuki korunma ihtiyacı güncel olmalıdır. Bu korunma ihtiyacı doğmadan (yani bu hukuki korunma ihtiyacının gelecekte duyulacağından bahisle) tespit davası açılamaz. Bir hukuki ilişkinin tespit edilmesinde hukuki yararın bulunması da şu üç şartın birlikte varlığına bağlıdır:<br>\t1-Davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı 2-Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı 3-Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi kaldırmaya elverişli olmalıdır.<br>\tKural olarak da gelecekteki yararlara veya zararlara dayanılarak tespit davası açılamaz. Tespit davalarında hukuki ilişki ve hukuki yarar dava şartıdır. Hakim, bir tespit davasında bu iki şartın da var olup olmadığını yargılamanın her safhasında re'sen göz önünde bulundurmakla görevlidir. Açılan bir tespit davasında hukuki yarar yoksa dava esastan değil, dinlenemeyeceğinden (mesmu olmadığından) dolayı reddedilir (Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 12/09/2018 tarih, 2016/19224 Esas, 2018/5548 Karar sayılı; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24/06/2019 tarih 2018/3338 Esas 2019/4716 Karar sayılı kararı; Yargıtay  11. Hukuk Dairesinin 27/05/2021 tarih 2020/6142 Esas 2021/4522 Karar sayılı emsal ilamları).<br>\tSomut uyuşmazlıkta, davacının, eldeki davayı, davalı şirket hakkında tahakkuk ettirilen vergi borçlarının ilerde kendisine rücu edilebileceği düşüncesiyle açtığı,  dava tarihi itibariyle davacının şahsında tahakkuk ettirilen bir borç veya vergisel yükümlülük bulunmadığı gibi, davalı şirket tarafından da davacıya yöneltilen veya davacının deyimiyle \"rücu edilen\" bir alacak isteminin de bulunmadığı, nitekim, davacı yan, dava dilekçesinde; \"mevcut devir işlemine rağmen, davalı şirketin aşağıda belirtilen vergi borçları müvekkilime borç çıkarılarak rücu edilmek istenmektedir.\" demek suretiyle, hali hazırda bir borcun muhatabı olmadığını belirttiği, ancak ileride gerçekleşmesi muhtemel bir talebin varlığına işaret ederek, hisse devrinden sonraki tarihler için doğmuş ve doğması muhtemel borç ve yükümlükler yönünden üçüncü kişilere karşı sorumlu olmayacağının tespit edilerek ilama bağlanmasını, başka bir anlatımla; davacının ortaklıktan ayrıldığı ticaret sicilinden ilan edildiği ve doğan ve doğacak borç ve 3.kişilere sorumlu doğmadığının ancak kendine bir talep yöneltildiğinde talep edene karşı açacağı bir davaya konu olabileceği gözetildiğinde yukarıda açıklandığı üzere  gelecekteki yararlara veya zararlara dayanılarak tespit davası açılamayacağından ilk derece mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın usulden reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacıdan alınması gerekli olan 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, <br>\t3-Davacı  tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/12/2024<br><br>Başkan- ...             Üye - ...                            Üye - ...                 Zabıt Katibi -...<br>...              ...       ...                 ...<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"156e37bea970afdc","SID":"85e29f1d2371c71d"}}