{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2021/947 <br>KARAR NO\t\t: 2025/131<br>KARAR TARİHİ\t: 23/01/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15/03/2021<br>NUMARASI\t\t: 2019/1166 Esas 2021/171 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 23/01/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 23/01/2025<br><br>Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Uzun yıllar ayakkabı sektöründe ticari faaliyet gösteren müvekkilinin davalı yana ayakkabı tabanlarını tam ve eksiksiz olarak teslim etmesine karşılık davalının hiçbir hukuki ve yasal dayanak olmaksızın ödeme edimini ifa etmediğini bu nedenle davalı hakkında İzmir 22.İcra Müdürlüğü'nün 2019/3798 E sayılı dosyası ile icra takibine başlandığını, davacı yanın icra takibine yaptığı itirazda faturalara ve içeriklerine itiraz etmediğini, borcunun olmadığını beyan ederek borca itiraz etmiş ise de bunu kanıtlayabilecek hiçbir somut belge sunmadığını, kötüniyetli olarak sırf icra takibinin durması kastıyla itiraz ettiğini belirtip davanın kabulü ile İzmir 22.İcra Müdürlüğü'nün 2019/3798 E sayılı dosyasına vaki haksız ve kötüniyetli itirazının iptali ile takibin işleyecek faizi ile devamına, %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Takip konusu usule aykırı düzenlenmiş faturaların müvekkille herhangi bir ilgisi bulunmadığını, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde sunulan faturalar incelendiğinde faturalar üzerinde davacı şirket yetkilisinin imzasının olmadığının görüleceğini, şekil şartlarına aykırı düzenlenmiş olan bu faturaların geçersiz olduğunu, 039524 seri numaralı sevk irsaliyesinde ise imza bile bulunmadığını, icra takibine yapılan itirazın hukuka uygun olduğunu, icra takibinin kötüniyetle açıldığını belirtip davanın reddine, %20 den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini beyan etmiştir. <br>MAHKEMECE: \"...,Tüm dosya kapsamına göre; Taraf defterlerinin TTK'na göre usulüne uygun tutulduğu ve tasdiklerinin zamanında yapıldığı, yevmiye defteri ve defter-i kebir kayıtlarının karşılıklı birbirini doğruladığı, taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu, 31/12/2018 yılsonu alacak-borç bakiyesinin 44.823,41 TL olduğu,  dava konusu 25/04/2018 tarih 39369 seri nolu 920 çift poli ayakkabı tabanı için 11.431,15 TL ve 26/04/2018 tarih 39371 seri nolu 2095 çift poli ayakkabı tabanı için 23.041,53 TL tutarlı faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, 29/08/2018 tarih 39317 seri nolu 3250 çift ayakkabı tabanı için 35.100 TL tutarlı faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, İzmir 22.İcra Müdürlüğü'nün 2019/3798 E sayılı dosyasında davacı şirketin davalı şirketten takibe esas alacağı cari hesap bakiyesinin 44.823,41 TL olduğu tespit edilmekle, davacının alacak davasının kabulü ile 44.823,41 TL'nin alacak davasına çevrilen (ıslah tarihi) tarih itibariyle ticari faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davanın alacak davasına çevrilmesi nedeniyle davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir,\" gerekçesi ile; \"Davacının alacak davasının KABULÜ ile 44.823,41 TL'nin alacak davasına çevrilen (ıslah tarihi) tarih itibariyle ticari faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, Davanın alacak davasına çevrilmesi nedeniyle davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin REDDİNE,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  davacının İtirazın İptali davasını Alacak davasına çevirme işlemi olan davayı ıslahının usule aykırılık teşkil ettiğini, iş bu ıslahın kabulünün mümkün olmadığını, zira davacının ıslah dilekçesinde emsal olarak sunmuş olduğu Yargıtay kararlarının sadece konuyu değiştirmeye yönelik kararlar olup bu kararlar ile müddeabihin değiştirilebileceğine yönelik herhangi bir ifadenin bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, ıslah ile itirazın iptali davasının alacak davasına dönüştürüldüğü varsayılsa da bu işlemin kötü niyetle hareket eden tarafın sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi müddeabihin daraltılmasının da mümkün olmadığını,  bu eylemin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa ve sair yasalara aykırı olduğunu,  davacının ıslah hakkını kötüye kullanmış olup davanın kısmen kabul kısmen reddi davacının aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken davanın kabulünün isabetsiz olduğunu, davacının başta icra takibine, sonrasında itirazın iptali davasına ve en sonunda alacak davasına konu etmiş olduğu faturaların usulsüz olduğunu, davacı yanın borcun varlığını, faturaya konu malların teslim edildiğini ispatlayamadığını, ispat yükü davacıda iken bu hususların ispatlanamamış olmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kabul yönünde karar vermesinin yerinde olmadığını, ilk derece mahkemesince dosyada tarafların ticari defterlerinin incelendiğini ve bilirkişi raporunun tanzim edildiğini, tanzim edilen ve beyan ile itirazlarını sundukları bilirkişi raporunda müvekkilinin usulüne uygun düzenlenen ticari defterinde esas alacağın 34.472,68 olduğu yazılı iken davalının ticari defterinde 44.823,41 TL yazılı olduğunun görüldüğünü, bilirkişinin raporunda müvekkilinin ticari defteri açısından, \"Ticari defterlerin Türk Ticaret Kanunu usulüne uygun tutulduğuna ve tasdiklerin yapıldığına, müvekkil şirket lehine delil teşkil edebileceğine kanaat getirilmiştir.\" ifadelerine yer verildiğini, usule uygun düzenlenmiş, lehine delil teşkil eden ticari defter olan müvekkili şirketin ticari defterlerinin dikkate alınmamasının ilk derece mahkemesinin gerekçesinde de yazılmadığını, mahkemenin kesin delil niteliğinde olan bir delili neden hükme esas almadığını gerekçeli kararında açıklamakla mükellef olduğunu beyanla ilk derece mahkemesince verilen usul ve yasaya aykırı kararın bozularak yeniden yargılama yapılmasını ve dosyada mevcut bulunan deliller kapsamında davanın reddi veyahut müvekkilinin ticari defterleri kapsamında kısmi red kararı verilmesini, hükümsüz ıslahın reddedilmesini, bu halde tarafları lehine icra inkar tazminatına ve vekalet ücretine hükmedilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br><br>Dava, satım sözleşmesine dayalı icra takibine yapılan itirazın iptali, ıslah ile alacak istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br> TMK'nın 6. maddesinde ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.'' denmektedir. İspat yükü başlıklı HMK'nın 190. maddesi \" (1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.<br>    (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. \" şeklinde düzenlenmiştir.<br>“Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi ;<br>“(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.<br>(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.<br>(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.<br>(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.<br>(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır”. Şeklinde düzenlenmiştir.<br>28/07/2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7251 sayılı Kanunun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile HMK’nın 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir: “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz”.<br>\"..YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi  ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur.<br> Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak  düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret    Kanununda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu  ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille  bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını TTK'nın 84. ve 85. madde hükümleri  (HMK 222) uyarınca ispatlamış olur.\"  (Yargıtay 23.Hukuk Dairesinin 2014/10398 esas 2015/140 karar sayılı emsal ilamı)<br>Somut olayda ; Davacı tarafça davalı yana ayakkabı tabanlarını tam ve eksiksiz olarak teslim etmesine karşılık davalının hiçbir hukuki ve yasal dayanak olmaksızın ödeme edimini ifa etmediğini bu nedenle davalı hakkında İzmir 22.İcra Müdürlüğü'nün 2019/3798 E sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, itiraz üzerine takibin durduğu iddiasıyla, 69.572,68 TL dava değeri üzerinden itirazın iptali için dava açılmış, ıslah ile alacak davasına dönüştürülmüş olup, davalı taraf cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ıslah dilekçesi ile talep edilen  44.823,41 TL bedel üzerinden davanın tam kabulüne karar verilmiştir.  <br>Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, bilirkişi raporlarında  her iki yan defter kayıtlarında takip tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten 44.823,41 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğinin, aksinin davalı tarafından kanıtlanmadığının, itirazın iptali davası olarak açılan davanın, ıslah sonucu alacak davasına dönüştürülmesinin usulüne uygun olduğunun anlaşılmasına  göre davalı vekilinin  sair istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.<br>Ancak ;6100 sayılı HMK'nun 176/1. maddesine göre, \"taraflardan her biri yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.\" Eldeki davada davacının talebi, bir usul işlemi olmayıp maddi hukuka taalluk eden kısmi feragattir. Doktrinde buna talep sonucunun daraltılması (azaltılması) da denilmektedir. Davacının talep sonucunu azaltması, davayı genişletme ya da değiştirme sayılmaz. Tam veya kısmi feragat için karşı tarafın iznine ve ayrıca bunun için ıslah yoluna başvurulmasına gerek yoktur. (Baki Kuru - Hukuk Muhakemeleri Usulü - altıncı baskı cilt IV sayfa 4048-4049)<br>Hal böyle olunca ilk derece mahkemesince, davacı tarafın talep sonucunu daraltmasının davadan kısmi feragat olarak kabul edilerek hüküm tesis edilmesi ve bu kapsamda yargılama giderlerinin davanın kabul ve red oranına göre taraflar arasında paylaştırılmasına ve davalı taraf lehine reddedilen miktar yönünden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.<br>HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür.<br>Tüm bu tespitler doğrultusunda davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun  kabulü ile mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak yeniden esas hakkında aşağıda belirtilen şekilde karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM : gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>A-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca davalı  vekilinin istinaf başvurularının KABULÜNE, <br>1-Davalı vekilinin yatırmış olduğu 765,47 TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine ödenmesine, <br>2-Davalı vekilinin yatırdığı 162,10 TL istinaf kanun yolu başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, <br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>B-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15/03/2021 tarih, 2019/1166 Esas ve 2021/171 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla;<br>KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE; <br>1-Davacının alacak davasının KISMEN KABULÜ ile;<br> 44.823,41 TL'nin alacak davasına çevrilen (ıslah tarihi) tarih itibariyle ticari faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,<br>2-Davanın alacak davasına çevrilmesi nedeniyle davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin reddine, <br>3-Alınması gereken 3.061,89 TL harçtan, peşin alınan 840,27 TL harç ile 59,30 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 899,57 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.162,32 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>4-Davacı tarafından yatırılan 840,27 TL peşin harç, 44,40 TL başvurma harcı ve 59,30 TL ıslah harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>5-Davacı vekili için kabul edilen miktar üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>6-Davalı vekili için reddedilen miktar üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap olunan 24.749,27 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>7-Davacı tarafından yapılan 1.329,00 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre hesap edilen  856,25 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>8-Yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı Kanunun 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>9-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderleri iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, <br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca  kesin olmak üzere  oy birliği ile karar verildi. 23.01.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e1104d0edc13a868","SID":"e72b1759280d4e65"}}