{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/997 <br>KARAR NO: 2025/67<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 10/11/2020<br>NUMARASI: 2015/496 Esas, 2020/554 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ: 22/01/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, taraflar arasındaki alım-satım ilişkisi kapsamında müvekkili tarafından davalıya toplam 31.270,00-TL'lik faturalar kesildiğini, davalı tarafça yalnızca 14.860,00-TL'nin ödendiğini, diğer fatura bedellerinin ödenmediğini ve müvekkilinin davalıdan bakiye 16.410,00-TL alacaklı olduğunu, alacağın tahsili için İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyasından davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı tarafça takibe itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, yapılan itirazın hukuka aykırı olduğunu belirterek, davanın kabulü ile takibe yapılan itirazın iptaline, davalının %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevabında, davacı tarafından müvekkiline herhangi bir ürün satılmadığını, öncelikle bu satış işleminin ispatının gerektiğini belirterek davanın reddini talep edilmiştir. Mahkemece, sunulan 14/07/2020 tarihli teknik bilirkişi raporunda; davacının yazılım geliştirme sürecini doğru, şeffaf ve kabul edilebilir ölçüde tamamladığı sonucuna ulaşıldığı tespitine yer verilmiş olup söz konusu raporun dosya kapsamına göre denetime elverişli bulunduğu, tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda sunulan raporda ise; davacının edimini yerine getirmiş olduğunun kabulü halinde davacının davalıdan 16.410,00 TL alacaklı olduğu belirtilmiş olup, yukarıda izah edilen dosya kapsamına göre denetime elverişli bulunan teknik bilirkişi raporu esas alınarak davacının edimini yerine getirmiş olduğu kanaatine varıldığı, davalının temerrüde düşürülmediği de gözetilerek davanın asıl alacak yönünden kısmen kabulü gerektiği, alacağın likit olması sebebiyle davalı aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyasına yapmış olduğu itirazın 16.410,00-TL asıl alacak yönünden iptali ile takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacak miktarı olan 16.410,00-TL'nin %20'sine tekabül eden 3.282,00-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Davalı vekili istinafında, somut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğunu, davacı defterleri usulüne uygun tutulmadığından davacı lehine delil niteliği olmadığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, dolayısıyla davacının ispat etmesi gereken hususun dava konusu yazılımın müvekkili şirkete teslim edip etmediği olgusu olduğunu, bir bilgisayar yazılımınun teknik olarak eksiksiz nitelikte kurulumu sağlanmadan bir teslim olgusundan bahsedilemeyeceğini, Mahkemece alınan 29.10.2018 tarihli ilk rapor ve ek raporlarda bu programın müvekkiline teslim edildiğine dair bir veriye ulaşılamadığının belirtildiğini, buna karşın ikinci raporda ilk raporun aksine teslim olgusu tamamen varsayımlara dayalı şekilde kabul edildiğini, bu rapora itiraz ettikleri halde Mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, hükme esas alınan 14.07.2020 Tarihli bilirkişi raporun sonuç kısmının 4 nolu bendinde, ortada var olmayan herhangi bir delil ile ispatlanamayan bir yazılım süreci olduğunun ifade edildiğini, bununla birlikte raporun sonuç kısmının 5 nolu bendinde ise, tamamen varsayımsal bir sonuca gidilerek davacının test çalışması yapmış olmasının yazılım geliştirme sürecini doğru tamamladığı anlamına geldiği beyan edilerek çelişkiye düşüldüğünü, test çalışması yapılmış olmasının işin tam ve eksiksiz olarak teslim edildiği anlamına gelmeyeceğini, böyle bir teslim işlemi yapılmadan tamamlanmış bir eserden söz edilemeyeceğini, davacının yazılımın müvekkilinin sunucularına tam olarak çalışır durumda teslim edildiğinin ispat etmesi gerektiğini, buna rağmen davalıya ispat yükü yüklenerek hangi nedenle programın kabul edilmediğini sormanın ispat yükünü ters çevirmek olduğunu, teslim edilmeyen bir programın kusurunu bilmenin imkansız olduğunu, test çalışması yapmış olmanın davacı yazılımcının tek taraflı bir işlemi olduğunu, bunun bir teslim işlemi olmadığını, teslim işleminin gerçekleşmesi için müvekkilin de bu teslimi fiili olarak almış olması ve sunucularda aktif ve çalışır halde olması gerektiğini,  dolayısıyla davacının 471/2 maddesi uyarınca bir eser meydana getirmesi ve bu eseri iş sahibine teslimi hususunun ispat edilemediğini, bu nedenle yüklenicinin hak kazandığı bir ücretten de söz edilemeyeceğini, buna rağmen Yerel Mahkemenin tamamen varsayımlara dayalı olarak hazırlanan ikinci rapora itibar ederek ve eksik incelemeye dayalı olarak raporlar arasındaki çelişkiyi giderme gereği bile duymaksızın verdiği kararın hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Davalı vekilince, somut uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu da istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, davacı tarafça 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 1.maddesinde belirtilen eser üzerindeki manevi ve mali hakların korunması talep edilmeyip, aralarındaki sözleşme gereğince meydana getirilecek eserin bakiye iş bedeli istenmekte olup, uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklandığından, fikri mülkiyet konusunda bir ihtilaf bulunmadığından, ihtisas mahkemesi görevli olmayıp, HMK'nın 2. Maddesi gereğince genel mahkemeler görevlidir, davalının bu istinaf sebebi yerinde değildir. Dava, taraflar arasındaki \"internet sitesi altyapısının yeniden kodlanması, tasarımların yazılım çalışmaları ve yenilenmesine\" ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanan 16.410,00-TL bakiye iş bedeli alacağının ve işlemiş faizinin (Toplam 17.710,71-TL) davalıdan tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalı tarafça, davacının iddia ettiği sözleşme ilişkisi inkâr edilmiş, davacıdan böyle bir ürün - hizmet alınmadığı belirtilerek davanın reddi istenmiştir. Karşılıklı edimleri içeren eser sözleşmelerinde yüklenicinin görevi eseri sözleşmesine, amacına ve tekniğine uygun tamamlayarak teslim etmek; iş sahibinin görevi ise, sözleşmede kararlaştırılan yükümlülükler varsa bunların yerine getirilmesiyle eserin bedelini ödemekten ibarettir. Kural olarak eser sözleşmesi ilişkisinin kurulması herhangi bir şekil şartına tabi olmayıp, tarafların \"icap\" ve \"kabul\" iradelerinin birleşmesiyle sözleşme ilişkisi kurulur. Şekil şartı, sözleşmenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartıdır. (Yargıtay 15 Hukuk Dairesinin 25/09/2018 tarih,2018/3698 Esas, 2018/3394 karar sayılı kararı) 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü amirdir. Somut olayda, davacı yüklenici davalı iş sahibine yaptığını iddia ettiği \"internet sitesi altyapısının yeniden kodlanması, tasarımların yazılım çalışmaları ve yenilenmesine\" ilişkin işin bakiye bedelini talep etmiş ise de, davalı iş sahibi vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarıyla davacı ile akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, taraflar arasında sözlü akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı yüklenici üzerinde kalmaktadır. Davacı tarafça, HMK'nın 200/1. Maddesi gereğince dosyaya taraflar arasındaki sözleşme ilişkisini ispatlayacak yazılı bir belge sunulmamakla birlikte, Mahkemece, taraflar arasında böyle bir sözleşme ilişkisi bulunduğu kabul edilerek esasa dair bir değerlendirme yapılmış olmasına karşın, davalı vekilince sunulan istinaf dilekçesinde sadece sözlemeye konu işin teslim edilmediği hususunda itirazlarda bulunulmuş olması, Mahkemenin sözleşme ilişkisinin varlığına dair kabulüne karşı ayrıca ve açıkça bir itirazda bulunulmaması karşısında, HMK'nın 355/1. Maddesi gereğince, taraflar arasında Mahkemenin kabul ettiği gibi \"internet sitesi altyapısının yeniden kodlanması, tasarımların yazılım çalışmaları ve yenilenmesine\" ilişkin bir sözlü eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu sabit hale gelmiştir. Bu değerlendirmelere göre, taraflar arasında \"internet sitesi altyapısının yeniden kodlanması, tasarımların yazılım çalışmaları ve yenilenmesine\" ilişkin sözlü bir eser sözleşmesi ilişkisi kurulduğu sübut bulmuş olmakla birlikte, taraflar arasında işin niteliğine dair yazılı bir sözleşme bulunmadığından, davacı yüklenicinin, bu sözleşme ilişkisi kapsamında gerekli işi yapıp teslim ettiğini, işin bedelinin ne kadar olduğunu, yapılan ödemeler düşüldüğünde davacının bakiye bir alacağının kalıp kalmadığını ispat etmesi gerekmektedir. Eser sözleşmelerinde, kural olarak yüklenici yaptığı işin tutarını, iş sahibi de iş bedelini ödediğini  kanıtlamak zorundadır. Dairemiz kararları ile Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi ve 6.Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ve uygulamasında da; eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı kabul edilip sözleşmede bedel yazılı olmaması ya da sözlü sözleşme ilişkisinde tarafların bedelde anlaşamamaları halinde yüklenicinin gerçekleştirdiği imalât bedelinin 6098 sayılı TBK'nın 481. maddesi hükmünce yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleriyle hesaplanacağı kabul edilmektedir. Bu açıklamalar doğrultusunda dosya kapsamı değerlendirildiğinde, Mahkemece, taraflar arasında işin niteliğine dair yazılı bir sözleşme bulunmadığından, belirlenecek yeni bir teknik bilirkişi ile hesap bilirkişisinden, yerinde inceleme yapılarak, davaya konu işin niteliği ve teknik özellikleri dikkate alınarak, davacı ve davalının sunduğu yazışmalar incelenip, davacı yüklenicinin daya konu sözleşme kapsamında teslim edimini \"gereği gibi\" yerine getirip getirmediğinin değerlendirildiği, daha önce iki ayrı teknik bilirkişiden alınan mevcut raporlar arasındaki çelişkinin giderildiği, davacının dayandığı faturaların davalıya tebliğ edilip edilmediğinin davacının sunduğu delillere ve davalı ticari defterlerine göre belirlendiği, usulüne uygun ifanın mevcudiyeti halinde yapılan işin o tarihteki mahalli piyasa rayiçleri dikkate alınarak değerinin belirlendiği (piyasa rayiçlerine KDV'nin de dahil olduğu gözetilerek ayrıca KDV eklenmemesi), davacının dayandığı faturaların davalı ticari defterlerine kayıtlı olması veya tebliğe rağmen itiraza uğramamış  olması ve bu faturaların davaya konu işe ilişkin olduklarının içeriklerinden veya diğer delillerden anlaşılması halinde işin bedelinin bu faturalardaki bedeller toplamı olarak dikkate alınacağının gözetildiği, sonrasında davacıya bu işler kapsamında yapıldığı belirlenen ihtilafsız tüm ödemelerin belirlenen piyasa rayici veya fatura bedellerinden mahsup edilerek davacının talep edebileceği bakiye bir iş bedeli alacağının bulunup bulunmadığının kesin bir şekilde ortaya konulması gerekirken, dosyada mevcut teknik bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden ve davacı defterlerindeki bakiye alacak miktarına dayalı olarak karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 10/11/2020 tarih, 2015/496 Esas, 2020/554 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 22/01/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"34e594cfb9e2ba26","SID":"1b5208337b49f771"}}