{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2024/308 Esas 2024/1541  Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/308  <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1541<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t\t  ...<br>KATİP\t\t: ...\t...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ\t<br>TARİHİ\t\t: 28/12/2023<br>NUMARASI\t\t: 2018/247 Esas 2023/833 Karar <br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t:<br>DAVALI \t<br><br>DAVA\t: Şirketin Fesih ve Tasfiyesi<br>DAVA TARİHİ\t: 22/10/2018<br><br>KARAR TARİHİ\t: 24/12/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 23/01/2025<br><br>\tTaraflar arasındaki anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkin asıl ve birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davaların alternatif çözüm yöntemi olarak ortaklıktan çıkma yönünde kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı asıl ve birleşen davada davalı vekili ile birleşen davada davacılar ... ve ... vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tAsıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ve ailesine miras yoluyla kalan taşınmazın 49/100'ünün kendilerine, 51/100 hissesinin ...'a ait olduğunu, taşınmazdaki hisseleri oranında malik olmak üzere ... tarafından yüklenici olarak arsa üzerinde otel yapımı için inşaat sözleşmesi yapıldığını, taşınmazın cins tashihi yapılarak arsa olan vasfının kagir otele dönüştürüldüğünü, otel inşaatı bittikten sonra müvekkili ve ailesiyle müvekkilinin annesinin kardeşi olan ...'ın ortak olarak davalı şirketi kurduklarını, adi ortaklık pay oranlarının aynı şekilde anonim ortaklığa dönüştürüldüğünü, müvekkiline ailesinin pay oranındaki küsüratlı hisseler devredilerek müvekkilinin davalı şirkette %13 hisseye sahip olduğunu, şirketin kurulduğu tarih itibarıyla çoğunluk pay sahibi ve yönetim kurulu başkanı olan ...'ın müvekkilini ve ailesini sürekli şirket dışında tutup, şirketle ilgili hiçbir bilgi ve belge vermemekte direndiğini, davalı şirketin kuruluşundan beri şirketin 3 kişilik yönetim kurulunun teşkilini ... yönetim kurulu başkanı, diğer azınlık ortaklardan ikisi yönetim kurulu üyesi olarak tayin edilirken son yıllarda hakim ortak ... yine yönetim kurulu başkanı olarak kalmakla birlikte, kendi hissesini %1'lik kısmını eşi ve çocuklarına devredip, diğer azınlık hissedarların 3 yıllık görev süreleri dolmamasına rağmen genel kuruldaki oy çoğunluğuna dayanarak yönetim kuruluna bu kişileri seçtiğini, böylece şirketin %49 hissesine sahip azınlık hissedarların şirket faaliyetleri, şirketin idaresi ve denetiminde bilgi olma sahibi olma hakkından yoksun bırakıldığını, nakit sermaye artışlarında hiçbir zaman azınlık hissedarlarından ne sermayenin %25'lik ilk apel ödemesinde ne de daha sonra şirkete nakit sermaye koymalarının istenmediğini, azınlık ortakların sermaye taahhütleri ödenmeden yeni bir sermaye artışının nasıl yapıldığı konusunda bilgilendirilmediklerini, kar dağıtımına karar verilen yıllarda azınlık hissedarlara düzenli olarak kar payı ödemesi yapılmadığını, bu konuda ortaklara hiçbir bilgi verilmediğini, yönetim kurulu başkanı ...'a şirket işleriyle ilgili bütün muameleleri yapmak üzere sınırsız yetki verildiğini, ...'ın ... Otel Apart adı altında kendisine ait bir otel kurduğunu, müvekkilinin de ortağı olduğu ... Otel internet sitesinde her iki oteli aynı kurum içerisinde göstererek aynı çevrede, aynı işi yapan ve müşteri potansiyelinin kendine ait otele yönlendiren ... ve yönetim kurulu üyelerinin tanınmış isim olan müvekkilinin ortak olduğu ... Otel ismini kullanarak kendi menfaatlerine kar sağladıklarını, bu durumun rekabet yasağı hükmünde aykırı olduğunu, müvekkili tarafından sözlü ve yazılı olarak yapılan başvurulara rağmen bilgi ve belgelerin müvekkiline verilmediğini, müvekkilinin bu durumdan yorulduğu için şirket hissesini başkasına devrettiğini, yönetim kurulunda çoğunluğa sahip ... devir alan kişiyi pay defterine kaydetmeyi reddederek genel kurul toplantısına kabul etmediğini, müvekkilinin devralanın mağduriyet yaşamaması için devir bedelini iade etmek zorunda kaldığını, bu durumun müvekkilini maddi ve manevi zarara uğrattığını, müvekkili yönünden şirketin devamının imkansız hale geldiğini belirterek davalı şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tBirleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; asıl davada ileri sürülen iddialarla aynı yönde iddialar ileri sürerek davalı şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>\tCEVAP<br>\tAsıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde fesih sebebi olarak dayanılan sebeplerin tamamına yakınının 2007 yılı ve öncesine ilişkin olduğunu, davacının da yöneticilik yaptığı dönemlerle ilgili asılsız olduğu gibi, 2007 yılı sonrası genel kurullarında davacı ve kardeşlerinin açtığı ve kaybettiği birçok davanın yargı denetiminden geçerek kesinleştiğini, davacının o yıllarda kendisinin de yönetimde olduğunu, 2007 sonrasında ise dayısı ...'ın yönetimde yer almadığını, 2007 sonrası açılan davalarda o dönemlerin aklandığını bilmeyecek durumda olmadığını, bilmiyormuş gibi davranıp suçlamalarını sürekli olarak uzun süredir yönetimde olmayan ...'a yöneltmesinin kötüniyeti gösterdiğini, davacının hisse devrini ret kararının ...'ın yönetimdeki çoğunluk oyuyla gerçekleştiğinin ileri sürüldüğünü, oysa ...'ın yönetimde olmadığını, davacı ve kardeşlerinin yönetimde oldukları çok eski dönemlerden beri ... Apart Otel'in faaliyetini sürdürdüğünü, müvekkilinin otelinin önünden tünel yol geçirilmesi, yakın çevrede çok sayıda otel açılması gibi sebeplerle zarara doğru giderken destek çıkan ve müşteri yönlendirenin ... Apart Otel olduğunu, bu otelin konumu ve çalışma şekli itibarıyla rekabet yaratmasının mümkün olmadığını, ... ibaresini ilk bulanın yönetim kurulu başkanı olan ... olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tBirleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; asıl davada verilen cevap dilekçesi ile benzer nitelikte beyanda bulunmanın yanı sıra, müvekkillinin bulunduğu yerde alt geçit yapılması, çevrede benzer otel sayısının kat ve kat artması, bölgede iç ve dış konaklama ihtiyaçlarının azalması, diğer nedenlerle zarara uğradığı ilk dönemde feshin istenmesinin kötüniyetli olduğunu, genel kurullarda alınan kararların iptali için davalardan sonuç alınamayınca fesih isteminin hukuken korunacak bir tarafı bulunmadığını, şirketin devamlılığının asıl olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, davalının toplam pay adedinin 100.000 olduğu, 22/09/2023 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısına ait hazır bulunanlar listesine göre davalı şirkette davacıların murisi ...'ın 12.000, davacı ... ...'ın 12.000, davacı ...'ın 13.000, davacı ...'unn 12.000, dava dışı ...'ın 50.400, dava dışı ...'ın 200, dava dışı ...'ın 200 ve dava dışı ...'ın 200 pay ile ortak oldukları, asıl ve birleşen dava davacılarının şirketteki toplam payının %49 oranında olduğu ve toplam paylarının dikkate alınması halinde dahi azınlık durumunda kaldıkları, yakın akraba olan şirket ortakları arasında şirketin yönetimi ve faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin olarak anlaşmazlıkların bulunduğu, davacıların pay durumları nedeniyle şirket yönetimine katılamadıkları, şirket tarafından kar dağıtımının yapılmadığı, davacılar ile dava dışı ortaklar arasındaki şirketin yönetimi ve faaliyetleri ile devamının sağlanması hususunda bulunması gereken güven ilişkisinin zedelendiği, yakın akraba olan şirket ortaklarından davacıların ortaklıktan bekledikleri amacın gerektirdiği şirket ortakları arasında olması gereken birlikteliğin ortadan kalktığı, davacılar yönünden şirketin faaliyetlerine devam etmesinde hukuki bir yararın kalmadığı, bu hali ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin şirketin feshi için haklı neden olarak belirttiği ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması, azınlığın taleplerinin reddedilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması şeklindeki şartların bulunduğu ve şirketin feshinin gerektiği, ancak alınan bilirkişi raporlarında yer alan tespitlere göre şirketin tek faaliyeti olan otel işletmeciliğine devam ettiği, davacıların ortaklıktan çıkarılmaları halinde şirketin kalan ortaklar ile birlikte faaliyetlerine devam etmesinin mümkün olduğu, şirketler yönünden asıl amacın şirketin devamı olduğu, ekonomik faaliyetini sürdürmekte olan şirketin devamında hukuki yararın bulunduğu, asıl ve birleşen davalarda şirketin feshi yerine davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına, yargılama sırasında ...'ın vefat etmesi nedeniyle 12.000 olan hissesinin asıl ve birleşen davada mirasçıları olan kızları ... ..., ... ve ...'na dağıtılmak suretiyle davacı ... ...'ın 16.000, davacı ...'ın 17.000, davacı ...'nun 16.000 pay sahibi olduğunun kabul edilmesi suretiyle ortaklıktan çıkma paylarının belirlenmesine karar vermek gerektiği, ortaklıktan çıkma paylarının bilirkişi raporunda hesaplandığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların TTK'nun 531/1. maddesi uyarınca alternatif çözüm yöntemi olarak davacıların ortaklıktan çıkarılmalarına ve paylarının gerçek değerlerine hükmedilmek suretiyle kabulüne, davacılar ..., ... ... ve ...'ın davalı şirket ortaklığından çıkarılmalarına, davacı ... ... için 14.960.000,00 TL, davacı ... ... için 14.960.000,00 TL, davacı ... için 15.895.000,00 TL'nin davalı şirketten alınarak adı geçen davacılara ödenmesine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tAsıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; TTK'nun 531. maddesine dayalı olarak açılan davada, davacı yanca dayanılan fesih nedenlerinin var olmadığının yaptırılan bilirkişi incelemeleriyle ortaya çıktığını, mahkemenin ise gerekçesinde şirketin feshi için haklı neden olarak belirttiği ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunması, azınlığın taleplerinin reddedilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetinin ortadan kalkması şeklindeki şartların bulunduğunun kabul edildiğini, ortaklar arasında değil, şirketle davacılar arasında hukuki anlaşmazlıklar çıktığını, bu anlaşmazlıklarda davacıların hukuken haksız olduklarının bugüne kadarki bütün davalarının reddi ile sabit olduğunu, hukuken haksız çıkan bir tarafın, haksız çıktığı anlaşmazlıklara dayanılarak ortaklıktan çıkma için haklı neden oluşturulmasının kabul edilebilir olmadığını, hiç kimsenin kendi kusuruna dayanamayacağını, davacıların hukuken haksız çıktıkları anlaşmazlıkların lehlerine delil sayıldığını, bu anlaşmazlıkların şirketin davacılara karşı yöneltebileceği taleplerin dayanağı olabilecekken, şirkete karşı kullanılabilir hale getirilmesinin ilginç olduğunu, davacı yanca dayanılan fesih sebeplerinin neredeyse tamamına yakınının 2007 yılı öncesi olup, bu sebeplere dayanılmasının hak düşürücü süreler ve zamanaşımı yönlerinden imkansız ve davacıların da yöneticilik yaptığı dönemlerle ilgili, ayrıca asılsız olduğu gibi 2007 yılları sonrası genel kurullarında da davacıların açtığı ve kaybettikleri bitip tükenmeyen davalar sonucu yargı denetiminden geçerek kesinleştiğini, fesih için hiçbir geçerli nedenin bulunmadığını, şirket son yıllara kadar kar dağıtımını sürdürdüğünü, son dönemde zarara girdiğini, dağıtılacak karı olmadığını, azınlığın başkaca hangi taleplerinin, hangi haksız gerekçelerle reddedildiğinin karar yerinde hiçbir şekilde belirtilmeden azınlık taleplerinin reddedilmesinin fesih için haklı neden sayıldığını, genel kurullarda yöneltilen taleplerle ilgili olarak alınan ve yargı denetimine tabi olan kararlarla ilgili olarak, yargı denetiminin dışında bir denetim olmadığını, taleplerin reddi ile ilgili genel kurul kararlarının azınlığın taleplerinin reddedilmesi nedeniyle haklı fesih gerekçesine yol açamayacağını, ortakların talepleri genel kurulda reddedilirse, buna karşı dava hakkı varsa kullanılabileceğini, kararın iptali gerekip gerekmediğine yargının karar vereceğini, geçmişte açılan iptal davalarının tamamı reddedilmişken, hangi haksızlığın söz konusu olacağını, mahkemece ise davacı taleplerinin reddedilmesi şeklinde bir fesih gerekçesi oluşturulduğunu, haklı nedenlere dayanamayan tarafın çıkma isteminde bulunamayacağını, davacı yanın toplam payı göz önüne alındığında, böyle bir istemin kabulünün haklı nedenlere dayalı olmadan, şirketin yarıya yakınının tasfiye haline yol açacağını, böylece kanunun dolanılacağı ve haksız yere şirket zararına hareket edilmiş olacağının görüleceğini, bir ortak fesih isteminde haksızsa sırf kendisinden kaynaklanan husumete dayanarak çıkma isteyemeyeceğini, şirkete karşı düşmanlığın çıkma nedeni olamayacağını, şirketin bütün mevcudiyetiyle ayakta kalmaya ve gelişmeye, karşılaşılan güçlükleri aşmaya çalışırken, şirketin arkadan vurulmaya çalışılmasının kötü niyetli bir hareket tarzı olduğunu, kötü niyetin korunmasına TMK'nun izin vermediğini, müvekkilinin sermayesinin azaltılmasına değil, artırılmasına ihtiyaç duyulan bir dönemde çıkma kararının şirkete vereceği zararın ortada olduğunu, davacıların sermaye artışlarına katılma veya katılmama yolunda yapabilecekleri tercihler belli olduğunda samimiyetsizliklerinin de ortaya çıkacağını, bilirkişi raporunun şirket aktif ve pasiflerinin tamamı üzerinden düzenlenmediğini, daha çok şirket aktiflerine yönelik ve şirketler hukuku kurallarına göre değil, gayrimenkul hukuku kurallarına göre inceleme yapıldığını, kayden tamamı şirket aktiflerinde olmayan şirketin tek taşınmazı otelin tamamı üzerinden aktif tayininin doğru olmadığını, bilirkişi raporunun yetersizliğiısı sırf bu nedenle dahi açığa çıktığını, otelin tapu kaydının sadece %49'unun henüz şirket üzerine olduğunu, çıkma payının ise tüm hisse üzerinden hesaplandığını, şirket tarafından açılmış ortaklıktan çıkarılma davası bulunmadığını, davanın haklı nedenlerle şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin olup, eğer haklı nedenler varsa ortakların ortaklıktan çıkmalarına da karar verilebileceğini, davacıların bilirkişi raporlarının aksine sırf beyanlarına dayanarak haklı sebep varlığı kabul edilmiş olup, bu gerekçe tamamen dayanaksız olduğu gibi,  hükmün de hatalı bulunduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tBirleşen davada davacılar ... ve ... ...  vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin feshi için haklı sebeplerin mevcut olduğuna yönelik mahkeme tarafından yapılan tespit ve değerlendirmeler yerinde olup, bu kapsamda yerel mahkeme tarafından hükmolunan müvekkillerinin paylarının gerçek değerinin ödenerek ortaklıktan çıkarılmalarına ilişkin alternatif çözüm yönteminin de hukuka uygun bulunduğunu, dava konusu asıl taleplerinin davalı şirketin feshine yönelik olduğundan mahkeme tarafından hükümden önce, hükmolunma ihtimali bulunan çıkma payı için harç tamamlattırılmasının usule aykırı bulunduğunu, huzurdaki davanın şirket yönetim kurulunun ve başkanının usulsüz işlem yapmaları (sahte imza atmak suretiyle tutanaklar düzenlenmesi), bilgi verme yükümlülüğünü yerine getirmemeleri, çoğunluk pay sahibi olan dava dışı ...’ın rekabet yasağını ihlal etmesi, azınlık pay sahiplerinin hiçbir önerisinin dinlenmemesi, müvekkillerinin şirketin yönetim kurulunda yer alma hakkının ihlal edilmesi, şirket karından paydaşlara kar payı dağıtılmaması ve benzeri sebeplere dayalı olarak açıldığını, özel denetçilerin sunmuş oldukları raporların da tüm bu sebepleri doğrular nitelikte olduğunu, denetçi raporlarında şirketin faaliyetleri ile orantılı olmayan ölçüde yüksek tutarlar bulundurduğu, yönetim tarafından şirketin elde edilebilecek kârdan mahrum bırakıldığı, şirketin geçmiş yıl kârlarının kâr yedeklerine aktarılmadığı ve basiretli tacir gibi davranılmadığının açıkça ifade edildiğini, halihazırda mevcut  sebeplerin haklı sebepler teşkil edeceğini, huzurdaki dava şirketin feshi talebiyle açılmış inşai bir dava olup, eda davası niteliğindeki bir alacak davası olmadığını, her ne kadar mahkeme tarafından fesih yerine, davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına karar verilmiş olsa da esasında davanın özü haklı nedenle fesih davası olduğunu, anonim şirketlerde ortağın doğrudan doğruya haklı sebepler ileri sürerek fesih talebinde bulunmaksızın çıkarılma talebi ile dava açma hakkı bulunmadığını, kanun koyucu mahkemeye taleple bağlılık ilkesini aşar şekilde bir karar verme yetkisi vermiş olduğundan ve yargılama neticelenmeden mahkemenin bu yönde bir karar verip veremeyeceği bilinmeyeceğinden yargılamanın bu aşamasında ihtimale binaen harçlandırılmaya tabi tutulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, mahkeme tarafından çıkma payı olarak esas alınan değerin payların gerçek değerini yansıtmadığını, bilirkişi heyeti tarafından davalı şirkete ait otel binasının toplam değeri, yapı değeri ve arsa değeri ayrı ayrı hesaplanmak ve toplanmak suretiyle hesaplandığını, bilirkişi heyeti bu arsa ve yapı bedelinin uygulamaya geçmesi ile bir artı değerin ortaya çıkacağını belirttiğini, bu bedelin de toplam bedelin yaklaşık %20 oranında olacağını takdir ettiğini, bu oranın belirlenmesinde nasıl bir yol izlendiğinin raporda belirtilmediğini, bu hususun muallakta bırakıldığını, söz konusu yöntem ile bulunan 26.512.860,00 TL tutarındaki yapı maliyetinin gerçeği yansıtmadığını, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanmış olan teknik rapor ile de teyit edilebileceği üzere söz konusu birim fiyatlarının, inşaat mühendisleri odası ve mimarlar odası tarafından oluşturulan asgari ücret tarifelerine esas olan yapı yaklaşık maliyet tablosunda yer alan birim fiyatlarının çok daha aşağısında olduğunu, otelin 1982 tarihli inşaat ruhsatına dayanılarak inşa edilmeye başlandığını, yapının 1984 yılında yapı kullanma izni belgesi aldığını, inşaat mühendisleri odası ve mimarlar odası tarafından oluşturulan asgari ücret tarifelerine esas olan yapı yaklaşık maliyetinin hesabı için oluşturulan gruplarda 3. grup içerisinde yer alan yapılar için inşaat m2 yaklaşık maliyeti 1982 yılı için arsa bedeli hariç 9.000,00 TL, 1984 senesi için ise arsa bedeli hariç 22.000,00 TL olarak belirlendiğini, bilirkişi heyetinin, yapı maliyetini hesaplarken %32 oranında yıpranma payının bulunduğunu belirttiğini, yapı maliyetinin hesabını yaparken miktardan bu oranda bir kesinti yaptığını, otelin güncel durumu ve kuruluşundan bu yana geçen süreçte yapılan yenileştirme ve tadilatlar dikkate alındığında bu yıpranma payı kesintisinin somut duruma göre fazla olduğunu, değerin gerçekte olduğundan daha düşük belirlendiğini, arsa değeri bakımından yapılan hesaplamada ise, bilirkişi heyeti tarafından bazı kesinleşmiş yargılama dosyalarında benzer özelliklerdeki taşınmazların kabul edilen değerlerinin dikkate alındığını, bu değerlerin ortalaması üzerinden arsa değeri tespit edildiğini, söz konusu tutarın da günümüz Ankara gayrimenkul piyasası koşullarında gerçeği yansıtmadığını, civarda bulunan konut fiyatlarının geldiği aşama düşünüldüğünde 7 katlı, 3372 m2 genişliğindeki bir gayrimenkulün çıplak değeri dahi şu an tespit edilen değerin üzerinde olduğunu, arsa değerine emsal alınan yargılama dosyalarının en yenisinin 2017 tarihli olduğunu, 2014-2017 yıllarından günümüze taşınmaz fiyatlarının enflasyon ya da Yİ-ÜFE gibi somut bir endeksle açıklanamayacak kadar yükseldiği açıkça ortada olup, eski fiyatların bu veriler kullanılarak güncellenmesinin hatalı ve eksik değerlendirme sonucunu doğuracağını, bu kapsamdaki taşınmazların değerlemesi diğer taşınmazlara göre daha farklı yöntemler ve veriler kullanılarak yapılması gerektiğini, mevcut raporda ise davalı şirketin reel özvarlığı tespitinde, özellikle şirket malvarlığı içerisinde yer alan otel, otel içerisinde yer alan teknik ekipmanlar ve tüm eşyalar, otelin marka olarak adı ve gelir elde etme durumunun gerçek değerinin altında belirlendiğini/hiç belirlenmediğini, son bilirkişi raporunun 2023 haziran ayında 2022 ekim ayının güncel Yİ-ÜFE oranına göre hesaplanmış olduğu göz önünde bulundurularak halihazırda güncel değerinin bu meblağın çok daha üstünde olacağını, güncel bilirkişi raporu alınması veya hükme esas alınan rapordaki değerin TÜFE ile güncellenmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda şirket değeri hesaplanırken otelin gelirlerinin göz önünde bulundurulmadığını, ... Otel’in unvan ve marka hakkından hiçbir şekilde bahsedilmediğini, oysa ki şirket duran mal varlığının en büyük kısmını oluşturan taşınmazın otel olarak kullanıldığı gözetildiğinde otel gelirlerinin ne derece önem arz ettiğinin ortada olduğunu, basit bir internet araştırmasıyla dahi tespit edileceği üzere otel fule yakın doluluk kapasitesiyle hizmet verdiğini, otelin Türkiye'nin başkenti Ankara'nın en yoğun ilçesi olan Çankaya'nın merkezinde, TBMM'nin tam karşısında, Amerikan Büyükelçiliği'nin yanında yer alan konumda olduğundan çok yüksek doluluk seviyelerinde bulunduğunu, bununla birlikte şirketin değerlemesi yapılırken otelin salon kira vb. gelirlerinin de hiçbir şekilde hesaba katılmadığını, bilirkişi raporunda otelin unvan ve marka değerinin de değerlendirmeye dahil edilmediğini, uzun yıllardır verdiği kaliteli hizmet ... Otelin marka değerini arttırdığını, söz konusu marka değerinin oluşturduğu güvenin insanları bu otele çektiğini, bu durumun halihazırda otelin gelirlerini arttırdığını, müvekkillerinin çıkma payı alacaklarının belirlenmesinde mahkemenin karar tarihine en yakın tarihli değeri esas alması gerektiğini, emsal mahiyetteki kararlara bakıldığında müvekkillerinin paylarının gerçek değerine hükmedilirken, bu payların karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin dikkate alınması gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi kurulu ek rapor tarihi ile mahkemenin nihai karar tarihi arasında dahi altı ay bulunduğunu, değerlendirme tarihi ve rapor arasındaki bu sürede, ülke ekonomik koşulları ve gayrimenkul piyasası gözetildiğinde şirketin değerinin artmış ve bilirkişi raporunda belirtilen miktarın eksik kalmış olduğunun tartışmasız bulunduğunu, dosyanın istinaf incelemesi tamamlanana kadar tespit edilen pay değerlerinin gerçekten iyice uzaklaşacağını, mahkeme tarafından müvekkillerin paylarının gerçek değerine işleyecek faiz türünün hatalı olarak belirtilmediğini, ilgili alacak kalemlerinin, müvekkillerin ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmiş olan 28/12/2023 tarihinde itibaren muaccel hale geldiğini, ayrılma ile muaccel hale gelen ortaklıktan çıkarılma payına karar tarihi itibariyle ticari faiz işlemesi gerektiğini, mahkemenin çıkarılma kararı vermesiyle muaccel hale gelen alacak için ticari avans faizi uygulanması gerektiğini, bu açıdan herhangi bir faiz türüne hükmetmemek suretiyle çıkma paylarına yasal faiz işletilmesine sebebiyet verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tAsıl ve birleşen dava; haklı sebeple anonim şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tAnkara Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabı, davalı şirket faaliyet belgesi, yapı kullanma izin belgesi, devir senedi, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/169 Esas 2018/346 Karar sayılı karar sureti, davalı şirket yönetim kurulu kararı, genel kurul karar suretleri, Ankara 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/779 Esas 2008/1101 Karar sayılı karar sureti, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/189 Esas 2012/200 Karar sayılı karar sureti,  Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/50 Esas 2010/301 Karar sayılı karar sureti, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/672 Esas 2011/391 Karar sayılı karar sureti,  Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/128 Esas 2011/205 Karar sayılı karar sureti, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/173 Esas 2015/711 Karar sayılı kararıyla atanan 3 kişilik mali müşavir özel denetçi tarafından hazırlanan 19/12/2016 tarihli özel denetçi raporu,  Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/61 Esas 2018/190 Karar sayılı karar sureti, davalı vekili tarafında sunulan bila tarihli iki kişilik inşaat mühendisi heyeti tarafından hazırlanan teknik rapor, birleşen dosya davacısı ...'ın veraset ilamı, tapu kaydı, yargılama aşamasında hesap uzmanı, mali müşavir bilirkişi heyeti tarafından sunulan 04/10/2019 tarihli ön rapor, makine mühendisi tarafından hazırlanan 01/11/2021 tarihli mekanik değerlendirme raporu, inşaat mühendisi tarafından hazırlanan 29/10/2021 tarihli ... Otel değerleme raporu, anılan raporları hazırlayan hesap uzmanı, mali müşavir, makine mühendisi, inşaat mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 03/11/2021 tarihli rapor, davacılar vekilince sunulan değerleme uzmanı, inşaat mühendisi, SPK uzmanı tarafından hazırlanan 08/12/2021 tarihli gayrimenkul ekspertiz raporu, mimar, mali müşavir, hesap uzmanı bilirkişi heyetinden alınan 24/05/2022 tarihli rapor, keşif tutanağı, inşaat mühendisi, makine mühendisi, mali müşavir, turizm ve otel işletmecisi bilirkişi heyetinden alınan 14/03/2023 tarihli kök,15/06/2023 tarihli ek rapor, davalı şirketin 22/09/2023 tarihli genel kurul kararı dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tBirleşen dosya davacısı ... yargılama aşamasında vefat etmiş olup, mirasçılarını gösterir veraset ilamından, mirasçısı olduğu anlaşılan ..., ... ve ... anılan davacı mirasçısı sıfatıyla birleşen davaya devam etmiştir. \t<br>\tDavalı şirketin 22/09/2023 tarihli genel kurul kararıyla, ortak ...'ın vefatı nedeniyle paylarının yasal mirasçılarına doğrudan geçirilmesi ve pay defterine kaydı hususunun görüşülmesi oy birliğiyle kabul edilmişti. <br>\tAnkara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/61 Esas 2018/190 Karar sayılı dosyasında, davacı ... Tur. A.Ş. tarafından davalılar ..., ..., ... ve ... aleyhine dava konusu taşınmazın davacı şirkete ayni sermaye olarak konulduğu iddiasına dayalı olarak davalılar adına kayıtlı tapu hisselerinin iptali ile davacı adına tescili için tapu iptal ve tescil talebiyle açılan davada yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği görülmüştür. <br>\tAnkara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/169 Esas 2018/346 Karar sayılı dosyasında, davacılar ..., ... ve ... tarafından davalı  ... Tur. A.Ş. aleyhine özel denetçi tayini talebiyle açılan davada Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/173 Esas 2015/711 Karar sayılı dava dosyasında davalı şirkete TTK'nun 438 ve 440. maddeleri gereğince 2013 yılına ait şirketin tüm hesap ve kayıtlarının incelenmesi yetkisi verilerek ...'ın özel denetçi olarak atandığı, 19/12/2016 tarihli özel denetçi raporunda 2013 yılı defter ve kayıtlarının kayıtlara esas bilgi ve belgelerle uyumlu olduğu, şirket kasasında şirketin faaliyetleriyle orantılı olmayan ölçüde yüksek tutarlar bulunduğu, şirketin elde edebileceği kardan mahrum bırakıldığı, yönetim kurulunun basiretli bir tacir gibi davranmadığı, geçmiş yıl karlarının kar yedeklerine aktarılmadığı, ortaklara dağıtılmadığı gibi sonuçlara varan görüş ve kanaat bildirildiği belirtildikten sonra davanın kabulüne, davalı şirkete TTK'nun 438, 439 ve 440.maddeleri gereği ...'in özel denetçi olarak atanmasına karar verilmişti. <br>\tAnkara 20. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/779 Esas 2008/1101 Karar sayılı dosyasında, katılanlar ..., ... ve ..., davalı şirketin yönetim kurulu başkan ve üyeleri olan sanıklar ..., ..., ... olup, 2001, 2002, 2003 ve 2004 tarihlerinde özel belgede sahtecilik suçu nedeniyle yapılan yargılama sonunda 2006 yılı genel kurul hazirun cetvelindeki imzaların davacılar eli ürünü olmadığının sabit bulunduğu gerekçesiyle sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir.  <br>\tAnkara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/189 Esas 2012/200 Karar sayılı dosyasında, davacılar ..., ... ve ... tarafından davalı ... Tur. A.Ş. aleyhine şirketin 26/12/2008 tarihli genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın reddine karar verildiği, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/50 Esas 2010/301 Karar sayılı dosyasında, davacılar ..., ... ve ... tarafından davalı ... Tur. A.Ş. aleyhine şirketin 26/10/2007 tarihli genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın reddine karar verildiği, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/672 Esas 2011/391 Karar sayılı dosyasında, davacılar ..., ... ve ... tarafından davalı ... Tur. A.Ş. aleyhine şirketin 05/09/2007 tarihli genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın reddine karar verildiği, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/128 Esas 2011/205 Karar sayılı dosyasında,  davacılar ..., ... ve ... tarafından davalı ... Tur. A.Ş. aleyhine şirketin 09/09/2006 tarihli genel kurul kararının iptali talebiyle açılan davanın reddine karar verildiği görülmüştür.<br>\tDavalı şirketin 08/09/2001 tarihli genel kurulu kararıyla, ortak ...'ın %50,4 hissesini muhafaza ederek kalan %0,2 hisseyi ...'a, %0,2 hisseyi ...'a, %0,2 hisseyi ...'a devri oy birliğiyle kabul edilmiş olup, kararın altında ... (dava dışı), ... (birleşen davacı), ... (asıl ve birleşen dosyada davacı) imzaları yer almaktadır. <br>\tAnkara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/173 Esas 2015/711 Karar sayılı kararıyla atanan 3 kişilik mali müşavir özel denetçi tarafından hazırlanan 19/12/2016 tarihli özel denetçi raporunda,  davalı şirketin 2013 yılı defter kayıtlarının esas olan bilgi ve belgelerle, kayıtlarla uyumlu olduğu, 2013 yılı defter açılış ve kapanış onaylarının yasal süreler içinde yaptırıldığı, yönetim kurulunun şirket kasasında şirketin faaliyetleriyle orantılı olmayan ölçüde yüksek tutarlar bulundurduğu, bu durumun finansal araçlar kullanılarak şirketin elde edebileceği kardan mahrum bıraktığı, yönetim kurulunun şirketin bankalardaki hesaplarında bulunan tutarları dönem içinde yatırım araçlarında değerlendirmediği, bu durumun şirketi elde edebileceği kardan mahrum bıraktığı, yönetim kurulunun basiretli tacir gibi davranmadığı, işletmenin karının artırılması olanaklı iken bu olanağın kullanılmadığı, şirketin biriken geçmiş yıl karlarının kar yedeklerine aktarılmadığı, ortaklara dağıtılmadığı, ortaklar arasında ihtilaf olması nedeniyle yatırıma da dönüştürülmediği tespit edilmiştir. <br>\tDavalı vekili tarafında sunulan bila tarihli iki kişilik inşaat mühendisi heyeti tarafından hazırlanan teknik raporda, ... Otelin inşaat maliyeti 1984 yılı birim fiyatıyla hesap yapıldığında toplam inşaat yaklaşık maliyetinin de arsa bedeli hariç 74.184.000,00 TL olduğu belirlenmiştir. <br>\tDavacılar vekilince sunulan değerleme uzmanı, inşaat mühendisi, SPK uzmanı tarafından hazırlanan 08/12/2021 tarihli gayrimenkul ekspertiz raporunda, rapor tarihindeki ... Otel'in arsasının 32.000.000,00 TL, otelin 13.000.000,00 TL olmak üzere toplam yasal değerinin 45.000.000,00 TL olduğu tespit edilmiştir. <br>\tDavalı şirkete ait ... Oteli'in bulunduğu taşınmaz tapu kaydından, taşınmazın %51'inin ..., %49'unun asıl ve birleşen dosyada davacı olan davacılar adına iştirak halinde mülkiyet olarak kayıtlı bulunduğu görülmüştür. <br>\tYargılama aşamasında hesap uzmanı, mali müşavir bilirkişi heyetinden alınan ön raporda, davalı şirketin aile bireyleri arasında kurulduğu da açık olup, ihtilafların yıllara sari olduğu, sık sık dava konusu olduğunun da dosya kapsamından anlaşıldığı, kural olarak anonim ortaklıklar bakımından haklı sebep olarak nitelendirilebilecek vakıaların, objektif olması ve pay sahibi kimliğinden (pay sahibinin şahsından) bağımsız olması gerektiği, davacı pay sahiplerinden şirketin devamı objektif olarak beklenemez bir hal aldığı bir durumda haklı sebeplerin mevcut olduğunun kabul edilebileceği, haklı sebebin gerçekleştiği hususunun kabulünde davacı pay sahipleri dışında kalan diğer menfaat sahiplerinin (şirket, diğer pay sahipleri, çalışanlar) haklarının da dikkate alınması gerektiği, haklı sebep ve bunun devamında feshin ancak bu kimselerin menfaatlerinin haleldar edilmemesi kaydı ile ve son çare olarak kabul edilebileceği, pay sahipleri arasındaki şahsi ilişkilerin ancak istisnai hallerde ve sadece aile şirketlerinde dikkate alınabileceği, Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin özel denetçi atanmasına ilişkin 2018/169 Esas 2018/346 Karar sayılı karar gerekçesinde tespit edilen olmak üzere, belirtilen olguları münhasıran haklı sebep yönünden takdir edip değerlendirecek olanın mahkeme olup, sadece anılan olguların tespit edilmekle yetinildiği belirtildikten sonra eksik bilgi ve belgeler belirtilmiştir. <br>\tMakine mühendisi tarafından hazırlanan 01/11/2021 tarihli mekanik değerlendirme raporunda, tesis, makine, cihaz ve demirbaşların değerleri güncel pazar koşulları için belirlenen 19.103.066,67 TL taşınmaz değeri içinde dikkate alındığında mükerrerlik olmaması açısından yeni değer belirlenmesinin uygun olmayacağı ve tesis, makine, cihaz ve demirbaşların değerlerinin söz konusu değer içinde kıymetlendirilmesinin uygun olacağının değerlendirildiği tespit edilmiştir. <br>\tİnşaat mühendisi tarafından hazırlanan 29/10/2021 tarihli ... Otel değerleme raporunda, taşınmazların dosyadaki mevcut bilgileri, mimari projeleri, ruhsat bilgileri vb. Hususlar dikkate alınarak ve güncel pazar koşullarında taşınmazın değerinin 19.103.066,67 TL olarak tespit edildiği belirtilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında anılan raporları hazırlayan hesap uzmanı, mali müşavir, makine mühendisi, inşaat mühendisi bilirkişi heyetinden alınan birinci bilirkişi heyeti raporunda, şirketin 30.06.2021 tarihi itibariyle varlıkları toplamının 19.347.434,40 TL, borçlar toplamının ise 1.557.144,90 TL olduğu, şirketin reel özvarlığının (19.347.434,40 - 1.557.144,90 =) 17.790.289,50 TL olduğu, bu tutar dikkate alınarak davacı ...'ın şirketteki hisse adedinin 13.000, hisse oranının %13,00 ve hisse bedelinin 2.312.737,64 TL olduğu, ...'nun şirketteki hisse adedinin 12.000, hisse oranının %12,00 ve hisse bedelinin 2.134.834,74 TL olduğu, ... ...'ın şirketteki hisse adedinin 12.000, hisse oranının %12,00 ve hisse bedelinin 2.134.834,74 TL olduğu, ...'ın şirketteki hisse adedinin 12.000, hisse oranının %12,00 ve hisse bedelinin 2.134.834,74 TL olduğu tespit edilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında mimar, mali müşavir, hesap uzmanı bilirkişi heyetinden heyetinden alınan ikinci bilirkişi heyeti raporunda, taşınmazın yapı değerinin 15.446.092,80 TL, 18/04/2022 tarihi itibarıyla arsa değeri 29.849.948,00 TL olup, yapı değeriyle toplam değerin 45.256.040,80 TL olduğu, şirketin 31/12/2021 tarihi itibarıyla varlıkları toplamının 45.586.006,60 TL, borçlar toplamının ise 1.771.973,90 TL olduğu, şirketin reel özvarlığının 43.814.032,70 TL olduğu, asıl dava yönünden şirketin fesih şartlarının oluşup oluşmadığının mahkemenin takdirinde bulunduğu, mahkemece davacı ...'ın, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip şirketten çıkarılmasının düşünülmesi halinde çıkma payının 5.695.824,25 TL olduğu, birleşen dava yönünden şirketin fesih şartlarının oluşup oluşmadığının mahkemenin takdirinde bulunduğu, mahkemece davacıların paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip şirketten çıkarılmasının düşünülmesi halinde ise davacıların çıkma paylarının ...'nun payının 5.257.683,92 TL, ...'ın payının 5.257.683,92 TL, ... ...'ın payının 5.257.683,92 TL olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tBilirkişilerin katılımıyla mahallinde 20/10/2022 tarihinde yapılan keşif üzerine inşaat mühendisi, makine mühendisi, mali müşavir, turizm ve otel işletmecisi bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan üçüncü bilirkişi heyeti kök raporunda, keşif tarihindeki taşınmaz değerinin 86.300.000,00 TL, davacıların toplam hisse bedelinin 42.487.000,00 TL, her bir davacının hissesine düşen bedelin 14.095.667,00 TL, dava tarihi olan 02/04/2018 tarihindeki taşınmaz değerinin 14.298.440,00 TL, davacıların hisse bedelinin 7.006.236,00 TL, her bir davacının hissesine düşen bedelin 2.335.412,00 TL olduğu, makine tesisat yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde taşınmazın makine tesisat kapsamındaki sistemlerinde büyük ölçekli bir yenileştirme yapılmadığı, dava tarihi itibariyle yenileştirilmeyen makine tesisat kısımlarının toplam içerisindeki taktiren yüksek orandaki kısmi payı dikkate alınıp yıllar içerisinde kısmen yenileştirildiği tespit edilen kısımların toplam içindeki taktiren düşük kısmi oranları ile karşılaştırıldığında, dava konusu taşınmazın mekanik tesisatında detaylı/büyük ölçekli bir yenileştirmenin yapılmadığı değerlendirilmiş olup, bakım-onarım ve kısmen yenileştirme yapılan imalatların genelde dikkate alınan %32 aşınma oranını müspet/menfi etkilemeyeceği, turizm ve otel işletmeciliği yönünden değerlendirmeler neticesinde Kültür ve Turizm Bakanlığının denetleme ve kontrolleri sonucunda hakeden işletmelere verilen hizmet kalite standartlarını belirtilmesi sonucunda, ... Otel'in Bakanlıkça 4 yıldız kalitesinde hizmet veren otel statüsünde olduğunun değerlendirildiği tespit edilmiştir. <br>\tİtirazlar üzerine alınan ek raporda, kök rapordaki görüş tekrar edildikten sonra kök raporda, dava konusu taşınmazın 20.10.2022 tarihi itibariyle 86.300.000,00 TL olarak belirlenen bedelinin Yİ-ÜFE endeksleri ile ek raporun düzenlendiği tarih olan 15.06.2023 tarihine taşındığı, buna göre bilirkişi kök raporu ile takdir edilen bedel güncel olarak (86.300.000 TL / 2011,13 x 2179,02 — 93.504.361,23 TL) 93.500.000,00 TL olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.<br>\tDevir senedinin 23/09/2000 tarihli olarak ... imzasıyla düzenlendiği, ...'ın davalı şirketteki %50,40 hisseyi muhafaza ederek kalan %0,60 hisseyi 01/01/2001 tarihinden geçerli olacak şekilde ...'a %0,20 hisse, ...'a %0,20 hisse, ...'a %0,20 hisseyi devrettiğinin belirtildiği görülmüştür. <br>\tAnkara Ticaret Sicil Müdürlüğü müzekkere cevabından ve davalı şirket faaliyet belgesinden, davalı şirkette ...'ın %50,40, ...'ın %13, ...'ın %12, ...'ın %12, ...'nun %12, ...'ın %0,20, ...'ın %0,20, ...'ın %0,20 oranında pay sahibi olduğu, 17/10/2017 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 3 yıl süreyle ..., ... ve ...'ın yönetim kurulu üyeliklerine seçildiği, 1 yıl süreyle ... ve ...'a davalı şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisi verildiği anlaşılmıştır. <br>\tYapı kullanma izin belgesinde, 20/12/1984 tarihli belgede otel binası olan yapının sahibinin ... olduğu yazılıdır. <br>\tAsıl ve birleşen dosya davalısı şirkette asıl dosya davacısının %13, birleşen dosya davalılarının ayrı ayrı %12'şer pay sahibi olduğu dosya içeriğiyle sabittir. <br>\tAsıl ve birleşen davalarda davacı yan anonim şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluştuğunu ileri sürmüş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda açıklanan gerekçelerle asıl ve birleşen davaların alternatif çözüm yöntemi olarak davalıların ortaklıktan çıkarılmalarına ve paylarının gerçek değerlerine hükmedilmek suretiyle kabulüne karar verilmiştir.  <br>\tTaraflar arasında asıl ve birleşen dosya davacılarının davalı şirket ortağı oldukları hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmayıp, uyuşmazlık, anonim şirketin haklı sebeple fesih koşullarının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin oluşmasının asıl ve birleşen dosya davacılarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, asıl ve birleşen davacılardan kaynaklanmıyor ise fesih yerine alternatif çözüm yollarının uygulanıp uygulanmayacağı, uygulanabilecek ise davacı ortakların çıkma payı alacak miktarları hususlarından kaynaklanmaktadır.  <br>\tHaklı sebep TTK’nunda sadece kollektif ortaklığın feshine ilişkin 245. maddesinde, şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olması olarak tanımlanmış ve özellikle;<br>\ta) Bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması,<br>\tb) Bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi,<br>\tc) Bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması,<br>\td) Bir ortağın, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi, <br>gibi hâller haklı sebepler olarak örneklenmiştir.<br>\tAnonim şirketler yönünden kanun koyucu hangi hallerin haklı nedenle fesih sebebi sayılacağını ne tadadi ne de örnek olarak saymıştır.<br>\t Madde gerekçesinde öğreti ve uygulamaya bırakıldığı açıklanarak İsviçre Federal Mahkemesinin, genel kurulun bir çok kez kanuna aykırı bir şekilde toplantıya çağrılması, azınlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kârın düzenli olarak azalması hallerini haklı sebep olarak saydığı belirtilmiştir.<br>\t İsviçre hukukunda; \"Şirket sözleşmesinin yapıldığı sırada mevcut olan kişisel veya objektif nitelikteki esas şartlar, şirketin amacına ulaşılmasını imkânsız hale getirecek veya önemli ölçüde zorlaştıracak yahut tehlikeye düşürecek şekilde ortadan kalkmış ve şirketin devamı ortak için çekilmez hale gelmiş ise, şirketin feshi için haklı sebep vardır\" (Özlem İlbaşmış Hızlısoy, Anonim Şirketin Haklı Nedenle Feshi, Doktora Tezi, Ankara 2015, s.51-52) <br>\tİsviçre Federal Mahkemenin kararlarında;<br>\t-Şirketin sürekli kötü yönetimi,<br>\t-Şirketin belirli bir ivme ile zarar etmesi ve bir süre sonra şirketin iflasın eşiğine gelecek olması, <br>\t-Aile şirketlerinde, aile içi kavgaların veya bazı aile bireylerinin aileden dışlanması,<br>\t-Şirketin uzun yıllar kar etmemesi veya/ve kar dağıtmaması (kronik karsızlık),<br>\t-Yönetim Kulunun uzun yıllar huzur hakkı almaması,<br>\t-Şirketin amacını yerine getiremez durumda olması ve/veya uzun süre de durumun böyle devam edeceğinin anlaşılması<br>\tgibi vakıaları haklı sebep olarak benimsediğini görüyoruz (Eser Rüzgar, Anonim Şirketin Azlık Tarafından Feshine İlişkin Dava ile İlgili İsviçre Federal Mahkemesi Kararlarının Değerlendirilmesi, TAAD, Ocak 2014, Yıl:5, S:16, s.340)<br>\tTürk yargı kararlarında ise; Haklı sebep objektif veya sübjektif olabilir. Ana öge ortaya çıkan sebebin ortaklığın yaşamasını imkânsız hale getirmesidir. Her davada, hukuki ve maddi olayların özelliği dikkate alınarak iddianın haklı sebep teşkil edip etmeyeceklerinin irdelenmesi gerekir. Şirketin devamlı olarak zarar etmesi, kuruluş ve gayesinin gerçekleşmesine imkan kalmaması, ortaklar arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, gibi hususlar haklı neden olarak kabul edilebilir.<br>\tDoktrinde haklı sebeple fesih için, şirketin kötü yönetilmesi, pay sahipleri arasında anlaşma ve uzlaşma imkanının kalmaması, pay sahiplerinin haksız ve keyfi olarak farklı muameleye tabi tutulmaları, şirketin amacına hizmet etmemesi, kar dağıtmayarak ortakları açlığa mahkum etmek, şirket imkanlarının çoğunluk pay sahiplerine tahsisi, çoğunluğun hakim olduğu diğer şirketlere şirket imkanlarının kaydırılması,  şirket imkanlarının yanlış kullanılması ve israfı, genel kurul ve yönetim kurulunun kilitlenmesi sürekli olarak gereksiz yere toplantıya çağrılması, azlığa karşı manevi güç ve baskı uygulamak, azlığın meşru taleplerinin sürekli ret edilmesi, pay sahiplerinin şirketteki hareket kabiliyetlerinin ortadan kalması şeklinde örneklemeler” yapıldığı görülmektedir.<br>\tDoktrinde haklı sebeplerin görünüm biçimlerini \"çoğunluk gücünün kötüye kullanılmasına ilişkin sebepler\", \"kişisel sebepler\" ve \"ortaklığa ilişkin sebepler\" olarak üç büyük gruba ayırdıkları ve örneğin eşitlik veya hakların sakınılarak kullanılması gibi azınlığın korunmasına ilişkin temel ilkelerin ihlalini, pay sahiplerinin mali nitelikteki ve/veya yönetime katılma haklarını ihlal eden uygulamaları, pay sahibinin kişisel uyuşmazlık çıkarmasını veya bazen onun kişiliğinde diyelim iflas, ölüm, kısıtlanma gibi gerçekleşen bazı nedenleri, ortaksal yükümlülüklerin ihlalini, pay sahiplerinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranılmasını,  taraflar arasında imzalanmış  bulunan pay sahipleri sözleşmesinin ihlalini,  nihayet şirketin kötü yönetilmesini, amacını elde etmesinin olanaksızlaşmasını ve/veya organlarının karar alma yeteneğini yitirmesini haklı sebebe örnek olarak verdikleri gözlemlenmektedir (Ömer Teoman, Yaşayan Ticaret Hukuki Mütalaalar 15. Kitap 2012-2013, s. 294).<br>\tİlbasmış, çoğunluğun gücünü kötüye kullanması, şirketin amacına ulaşılmasının imkansızlığı, sermaye kaybı,  işletme konusunu değiştirilmesi, genel kurulu ve yönetim kurlunun işlevsizliği, kötü yönetim ve kişisel nedenleri haklı sebep olarak sınıflandırıp açıklamaktadır (İlbasmış s. 69-160).<br>\tÇamoğlu ise; haklı sebep için istenilen devamlılık unsurunun bazı durumlarda gerekli olmadığını, tek bir sebebin bile bazen haklı sebep olarak kabul edilebileceğini belirterek «yöneticiler tarafından yapılan bir gümrük yolsuzluğu, milletlerarası terör listesindeki bir kişi ya da kuruluşla işbirliği veya gıda üretimi yapan bir firmanın bilinçli olarak halk sağlığına aykırı ürünler imal ettiğinin saptanmasını» örnek olarak vermiştir (Ersin Çamoğlu, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Hakimin Takdir Yetkisi, Batider, Yıl:2015, C.XXXI, S:1, s. 7). <br>\tAzınlığın haklarının devamlılık arz edecek şekilde çoğunluk tarafından ihlal edilmesi bu suretle ortaklık ilişkisinin çekilmez hale getirilmesi yanında sahtecilik gibi, yöneticilerin suça bulaşarak ortaklığın ceza kovuşturması ile karşı karşıya bırakılması veya kayıtlarda yapılan usulsüzlüklerle vergi veya ceza kovuşturmasına uğramak gibi nedenler de Çamoğlu’nun belirttiği gibi ortaklığın feshi için tek başına sebep oluşturabilir.<br>\tAnonim ortaklık bir sermaye ortaklığı olduğundan kural olarak pay sahiplerinin kişisel özelliklerinin ortaklığın işleyişinde  rol oynamayacağı kabul edilmiştir. Bu yüzden, çok sayıda pay sahibinin bulunduğu büyük çaplı anonim ortaklıklarda kişisel sebepler tek başına haklı sebep teşkil etmez. Ancak aile şirketlerinde ve küçük ortaklıklarda kişi ortaklıklarıyla önemli benzerlik söz konusudur. Bu bakımdan somut olayın ve şirket tipinin özelliklerine göre, bir sermaye ortaklığı olan anonim ortaklıkta dahi, istinaden kişisel sebeplerin de haklı sebep sayılarak ortaklığın feshine, davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verileceği kabul edilmelidir (11. HD, 02.06.2014, E:2014/3669, K:2014/10238; Yargıtay 11. HD  E:2019/2942  K:2021/1647 sayılı Kararı).<br>\tÇamoğlu; iletişim kopukluğu, güven ortamını zedeleyen olgular, şiddetli geçimsizlik, ihanet gibi kişi ortaklıklarına özgü nedenlerin az ortaklı kapalı anonim şirketler açısından haklı sebep olarak değerlendirilebileceği görüşündedir ( Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshinde Hakimin Takdir Yetkisi s. 8). <br>\tNomer, şahsi ilişkilerin bir sermaye şirketi olan anonim ortaklıklarda fesih sebebi olarak görülmesinin mümkün olmadığı, şirket ortakları arasındaki ihtilaf ve şahsi çekişmelerin ancak şahıs şirketi olan kollektif ve komandit ortaklıklarda haklı sebep olarak nitelendirilebileceği görüşündedir (Füsun Nomer Ertan, Anonim Ortaklığın Haklı Sebeple Feshi Üzerine Düşünceler, İÜHFM, C.LXXIII, S:1, s. 426). <br>\tKaşrak, doktrin ve yargı uygulamalarını açıkladıktan sonra ;  şahsi sebeplerin dışlanmasının TMK 4. madde sindeki hakimin bu kavramı doldurmasına ilişkin metoduna aykırı olduğunu,  davalı şirketin yapı ve özellikleri dikkate alınarak ileri sürülen şahsi sebeplerin şirketin işleyişine etki ederek ilişkinin mevcut haliyle devamını objektif ve sürekli olarak çekilmez hale getirip getirmediğinin incelenmesi sonucunda haklı sebebin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Esra Kaşrak, Anonim Şirketlerin Haklı Sebeple Feshine Şahsi Sebeplerin Değerlendirmeye Alınıp Alınamayacağı Hususunun Hakimin Takdir Yetkisi Bakımından Değerlendirilmesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.XXIII, Yıl:2019, S:3, s. 186).<br>\tYargıtay’ın kararlarında vurguladığı gibi sermaye şirketi olan anonim ortaklıkta kural olarak pay sahipleri arasındaki ihtilafların haklı sebep oluşturması mümkün değildir. Ancak kapalı aile ortaklıklarında pay sahipleri arasındaki çekişmeler tarafların ortaklığı sürdürmelerini imkansız hale getirmiş ise haklı sebep sayılabilirler. <br><br>\tHakim fesih talep eden ortağın veya ortakların menfaati ile fesih halinde zedelenmesi muhtemel bütün menfaatleri karşılaştırmalıdır.<br>\tKanunda tanımlanmadığına göre hâkim TMK 4. maddesi çerçevesinde her somut olayda haklı sebebin varlığını takdir edecektir. <br>\tSomut olay adaleti gerçekliği ile şirketin yapısı ortaklığın işlevsel halini gözeterek vakıaların haklı sebep düzeyine ulaşıp ulaşmadığını araştırıp takdir etmelidir. Takdir hakkının sınırının kanuni dayanağın amacı ile uygun kullanılması gerekir.<br>\tHaklı nedenin tespitinde anonim şirketin ortaklık amacının da gözetilmesi gerekir. Bilindiği üzere anonim şirketler ortaklarına kâr dağıtmak amacıyla kurulmuş kâr amacını güden ortaklık türüdür. Bu nedenle sürekli zarar etme, kâr dağıtmamayı şirket politikası haline getirerek azınlığın kârdan pay alma hakkını sürekli engellemek, kâr dağıtımı yapmamak sureti ile ortaklarını kazanç elde etmesi engellenirken çoğunluğun kararı ile çoğunluğa çeşitli isimler altında ödentiler yaparak örtülü kazanç aktarımı yapmak, haklı sebep sayılabilir. <br> \tDiğer taraftan, hâkim bu değerlendirmeyi yaparken fesih davası açmanın davacı ortaklar için en son çare olup olmadığını da denetlemelidir. <br>\tÖrneğin; çekişmeyi yaratan genel kurul kararı aleyhine iptal  davası açma imkanı varsa veya ortaklık esas sözleşmesinde başka bir hukuki olanağın kullanılması mümkün iken bu yola gidilmeden fesih davası açılması, davanın reddini gerektirebilir. <br>\tBu nedenle fesih davasının ikincil dava ve son çare olduğu da söylenebilir.<br>\tYasaman; Federal Mahkemenin 50 yıllık uygulamasında haklı sebeple fesih davasının en son çare olarak düşünülmesi gerektiği, azınlığın ortaklıklar hukuku çerçevesinde bütün imkanlarını kullanarak hakkını kullanması gerektiği, bütün bunlara rağmen bir sonuç alamıyorsa ortaklığın feshinin istenebileceği yolunda kararların istikrar kazandığını belirtmektedir (Hamdi Yasaman, Anonim Ortaklıkların Haklı Nedenle Feshi, s. 716-717).<br>\tHaklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortağın kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir (Yargıtay 11. HD 6/2/2014 gün ve E:2012/9510  K:2014/2041 sayılı Karar).<br>\tHer hak gibi azınlığa tanınan bu hakkın kullanılması da TMK'nun 2. maddesindeki iyi niyet esasına tabi olacaktır. Yani azınlığın bu hakkı kullanması iyi niyet kuralı çerçevesinde korunmaya değer değilse ve talep iyi niyete dayanmıyorsa mahkemece koşullar oluşsa bile (iyi niyete dayanmadığı için) fesih talebi reddedilecektir.<br>\tBuna karşılık fesih koşullarının oluşması için çoğunluk pay sahiplerinin kusurlu davranışlarının bulunması şart değildir (İlbasmış, s. 52).<br>\tYukarıda yapılan açıklamalar karşısında asıl ve birleşen dosyada davalı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, anonim şirketin haklı nedenle feshi mülga 6762 sayılı TTK'da yer almayıp, 6102 sayılı TTK'nun 531. maddesinde düzenlenmiştir. Yargıtay 11. HD'nin artık yerleşmiş içtihadına göre 6102 sayılı TTK'nun 531. maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylar anonim şirketin feshinde haklı sebep olarak ileri sürülebilecektir (Muhalefet gerekçesinde ise en azından etkilerinin devam etmesi gerektiği savunulmaktadır).<br>\tYargıtay 11. HD'nin 2014/3669 Esas 2014/10238 Karar sayılı ilamında; \"Davacılar 28.6.2013 tarihli ıslah dilekçesiyle davalarını ıslah edip 6102 sayılı TTK'nın 531. maddesi uyarınca davalı şirketin haklı nedenlerle feshine veya davacı ortakların, pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerleri ödenmek suretiyle şirket ortaklığından çıkarılmalarına karar verilmesi istemişlerdir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu doğrultuda 6102 sayılı TTK‘ nun 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabilir olduğu tartışmasızdır.\" gerekçesi ile kanunun yürürlüğünden önceki dönemdeki vakıaların haklı sebep sayılacağını belirtmiş ve bu görüşünü ısrarla tekrarlayarak içtihat haline getirmiştir (Muhalefet şerhleri mevcut olmakla birlikte).<br>\tSayın Çağlar ve Kaşak; Eski hukuk döneminde haklı sebep oluşturacak ağırlığa ulaşmış olaylar, eğer Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihte de kendisi veya etkisi devam ediyor ve bu olaylar şirketin feshini haklı gösteriyorsa, Eski hukuk döneminde meydana gelmiş, haklı sebep ağırlığına ulaşmamış ve fakat yeni hukuk döneminde meydana gelen yeni olaylar ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde haklı sebep oluşturduğu kabul ediliyorsa, eski hukuk döneminde meydana gelen olaylara dayalı olarak da TTK m. 531’de tanınan hak kullanılabilir görüşünü savunmaktadır.<br>\tAsıl ve birleşen dava 6102 sayılı TTK'nun yürürlüğe girmesinden sonra asıl dava 02/04/2018, birleşen dava 22/10/2018 tarihinde açılmıştır. <br>\tÖte yandan 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi hükmüne göre, tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanacaktır. Bu doğrultuda 6102 sayılı TTK'nun 531. maddesinin dava konusu olaya uygulanabilir olduğu tartışmasızdır.<br>\tAsıl ve birleşen dava tarihleri itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 531. maddesinde \"Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.\" hükmü düzenlenmiş olup, anılan hüküm uyarınca sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden pay sahipleri ancak haklı sebeplerin varlığını kanıtlamaları halinde şirketin feshine karar verilmesini isteyebileceklerdir. Haklı nedenler kanunla tanımlanmadığı için her somut olayın özelliğine göre mahkemelerce takdir edilecektir. Pay sahibinin hakkını sürekli ve ciddi şekilde ihlal eden durumlar, şirketin ortak amacının gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı haller haklı sebep olarak kabul edilmelidir.<br>\tBununla birlikte haklı nedenlerle fesih davasının açılabilmesi için, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacı ortakların kendi eylem ve işlemlerinin katkısının bulunmaması, diğer bir anlatımla feshe dayanak gösterilen haklı nedenlerin diğer ortaklardan kaynaklandığının kanıtlanması gerekir. Hiç kimsenin kendi eylem ve işlemlerine dayanarak kendisi lehine sonuç çıkaramayacağı ilkesi de bunu gerektirmektedir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/03/2019 tarih ve 2017/3460 Esas 2019/2407 Karar, 13/11/2018 tarih ve 2016/14541 Esas 2018/6990 Karar sayılı ilamları)<br>.<br>\tYargıtay 11. HD'nin ve İsviçre Federal Mahkemesi yerleşmiş içtihatlarında haklı nedenle fesih davasındaki son çare özelliğinin haklı sebebin oluşması aşamasında gözetilmesi yönündedir. Diğer bir anlatımla son çare olma sadece haklı nedenle  fesih davasında fesih kararının son çare olduğu anlamına gelmeyecek, haklı nedenle fesih sebebi olarak ileri sürülen hususlar azınlığa tanınan başka haklar kullanılarak ortadan kaldırılarak azınlık hakları sağlanabilecek ise ileri sürülen bu hususlar fesih için haklı sebep olmayacaktır. Bu kapsamda yapılan değerlendirme ile; <br>\tAsıl ve birleşen dava dilekçeleriyle şirket ortaklarının tümünün yakın akraba oldukları, birbirlerine saygı ve güven duymadıkları, çoğunluğun gücünü kötüye kullandığı, davacıların bilgi ve belge alma haklarının engellendiği, davacı ortakların şirketin otelinden uzak tutulduğu, kar payı dağıtılmadığı hususları davalı şirketin feshine gerekçe gösterilmiştir.<br>\tAsıl ve birleşen dosyada davacıların kişisel sebep olarak sürdüğü olaylar doğrudan ortaklar arasında olduğu gibi, davalı şirket aile şirketi olan anonim şirket niteliğindedir. Davalı şirketin ortakları olan ... ile ... kardeş olup, asıl ve birleşen dosya davacıları ...'ın çocukları, diğer hissedarlar ise ...'ın eşi ve çocuklarıdır. <br>\tOrtaklar arasında şirketin yönetimi ve faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin uyuşmazlıklar bulunduğu, bu aşamadan sonra birlikte ortaklığa devam etmenin mümkün görünmediği, davacıların şirket yönetiminde yer almadıkları, davalı şirketin kar dağıtımı yapmadığı, davacılar ile diğer davalı şirket ortakları arasında şirketin yönetimi ve faaliyetleri ile devamının sağlanması hususunda gereken güven ilişkisinin zedelendiği, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle ortaklığın ya da birlikte iş yapmanın gerektirdiği güvenin ve saygının sona erdiği, ihtilafların kökleştiği, müzmin bir hâl aldığı ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği anlaşılmıştır (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07/12/2023 tarih  2022/5713 Esas 2023/7173 Karar sayılı ilamı).  <br>\tYargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları ile davalı şirketin tek faaliyeti olan otel işletmeciliğine devam ettiği, şirketler yönünden asıl amacın devamlılığı olduğu, davalı şirketin ekonomik faaliyetini sürdürdüğü, çoğunluk hisse sahipleri ile şirket çalışanlarının ve şirket faaliyetlerinden yararlanan diğer üçüncü kişilerin menfaatlerinin şirketin devamını gerektirdiği, bu nedenle davalı şirketin haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki şirketin mal varlığı gerçek değerinin tespiti yapılarak hesaplamaya göre davacılara ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı kanaatine varılmıştır (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07/12/2023 tarih  2022/5713 Esas 2023/7173 Karar sayılı ilamı). <br>\tYargılama aşamasında mahallinde yapılan keşif üzerine alınan ayrıntılı, denetime ve dosya kapsamına uygun nitelikteki 3. bilirkişi heyeti raporunda, davalı şirketin ... Otel binası bulunan tek taşınmazının keşif tarihi olan 20/10/2022 tarihindeki değeri 86.300.000,00 TL olarak tespit edilmiş, itiraz üzerine alınan 15/06/2023 tarihli ek raporda, kök rapordaki görüş tekrar edildikten sonra kök raporda, dava konusu taşınmazın 20.10.2022 tarihi itibariyle 86.300.000,00 TL olarak belirlenen bedelinin Yİ-ÜFE endeksleri ile ek raporun düzenlendiği tarih olan 15.06.2023 tarihine taşındığı, buna göre bilirkişi kök raporu ile takdir edilen bedel güncel olarak (86.300.000 TL / 2011,13 x 2179,02 — 93.504.361,23 TL) 93.500.000,00 TL olduğu tespit edilmiştir. <br>\tYukarıda açıklandığı üzere birleşen dosya davacısı ... yargılama aşamasında vefat etmiş olup, ölümüyle geriye mirasçısı olan çocukları, asıl ve birleşen dosya davacıları olan ..., ... ve ... kalmıştır. Muris ... davalı şirkette %12, asıl dosya davacısı ... %13, birleşen dosya davacıları ... %12, ... %12 hisse sahibidir. Birleşen dosya davacısı murisin asıl ve birleşen dosyada diğer davacılara intikal eden hisseleri gözetildiğinde çocukları olan davacılara %4'er pay intikal ettiğinde asıl dosya davacısı ... %17, birleşen dosya davacıları ... %16, ... %16 hisse karşılığı çıkma payı alacakları oluşacaktır. <br>\tBilirkişi ek raporu ile tespit edilen 93.500.000,00 TL'den anılan hisseler gözetildiğinde asıl dosya davacısı ... 15.895.000,00 TL, birleşen dosya davacıları ... 14.960.000,00 TL, ... 14.960.000,00 TL çıkma payı alacaklarının bulunduğu tespit edilmiştir. <br>\tHal böyle olunca mahkemece, asıl ve birleşen dosyada davacıların kişisel sebep olarak sürdüğü olayların doğrudan ortaklar arasında olduğu, davalı şirketin aile şirketi olan anonim şirket niteliği bulunduğu, ortaklar arasında şirketin yönetimi ve faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin uyuşmazlıklar bulunduğu, bu aşamadan sonra birlikte ortaklığa devam etmenin mümkün görünmediği, davacıların şirket yönetiminde yer almadıkları, davalı şirketin kar dağıtımı yapmadığı, davacılar ile diğer davalı şirket ortakları arasında şirketin yönetimi ve faaliyetleri ile devamının sağlanması hususunda gereken güven ilişkisinin zedelendiği, ortaklar arasında yaşanan ihtilaflar nedeniyle ortaklığın ya da birlikte iş yapmanın gerektirdiği güvenin ve saygının sona erdiği, ihtilafların kökleştiği, müzmin bir hâl aldığı ve bu itibarla davada haklı nedenlerle fesih koşullarının gerçekleştiği, alınan bilirkişi raporları ile davalı şirketin tek faaliyeti olan otel işletmeciliğine devam ettiği, şirketler yönünden asıl amacın devamlılığı olduğu, davalı şirketin ekonomik faaliyetini sürdürdüğü, çoğunluk hisse sahipleri ile şirket çalışanlarının ve şirket faaliyetlerinden yararlanan diğer üçüncü kişilerin menfaatlerinin şirketin devamını gerektirdiği, bu nedenle davalı şirketin haklı nedenle feshi yerine davacı ortakların pay bedellerinin karar tarihine en yakın tarihteki şirketin mal varlığı gerçek değerinin tespiti yapılarak hesaplamaya göre davacılara ödenmesi suretiyle ortaklıktan çıkarılmalarına karar verilmesinin somut olaya uygun olacağı gözetilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tÖte yandan, anonim şirketin haklı nedenle fesih ve tasfiyesi istemiyle açılan işbu asıl ve birleşen davada mahkemece yapılan yargılama sonunda TTK'nun 531/1. maddesinin ikinci cümlesinde yer alan alternatif çözüm yöntemi olarak fesih yerine davacı pay sahiplerine paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip, davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına karar verilmiştir. Anılan hükümde yer alan ibare \"Şirketten çıkarılma\" olup, mahkemece davacı ortakların davalı şirket ortaklığından çıkarılmaları yönünde hüküm tesisinde de usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. <br>\tBirleşen dosya davacılar ... ve ... vekilinin istinaf itirazlarına gelindiğinde ise, asıl ve birleşen dava davalı şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. <br>\tYargılama aşamasında bilirkişi raporlarının alınması üzerine mahkemece 30/11/2023 tarihli celsede TTK'nun 531/1. Maddesinin ikinci cümlesi uyarınca mahkeme fesih yerine geçecek şekilde davacı pay sahiplerine şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen kabul edilebilir bir çözüme karar verebileceğinden takdiri mahkemeye ait olmak üzere davacıların ortaklıktan çıkarılma ihtimallerine binaen bilirkişi raporunda hesaplanan toplam 45.815.000,00 TL üzerinden eksik harcı ikmal etmeleri için iki hafta süre verilmiş, birleşen dosya davacılar vekilince 08/12/2023 tarihinde, asıl ve birleşen dosya davacısı tarafından 07/12/2023 tarihinde eksik peşin harç ikmal edilmiştir. <br>\t492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nisbi esas üzerinden tahsil edileceği, Yasanın 28/a maddesinde karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin alınacağı, Yasanın 30. maddesinde de, muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğunun anlaşılması durumunda yalnız o celse için muhakemeye devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam edilmeyeceği düzenlenmiştir.<br>\tAlternatif çözüm yöntemi olan şirket ortaklığından çıkma halinde yargılama aşamasında nispi peşin harcın 1/4'ünün ikmali gerekmemekte ise de, yapılacak yargılama sonunda hükmolunacak çıkma payı nispi karar ilam harcına tabi olup, gelinen aşamada mahkemece nispi karar ilam harcına hükmedildikten sonra davacılar tarafından yatırılan nispi peşin harcın davalı şirketten tahsili ile davacılara ödenmesine karar verildiğinden bu durumun hak kaybına yol açmadığı gözetilerek sonuca etkisinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır.<br>\tÖte yandan,  anonim şirket ortaklığından çıkma kararı inşai nitelikte bir karardır. Davacı şirket ortaklarının davalı şirket ortaklığından çıkmaları ancak kararın kesinleşmesi ile mümkündür. Bir başka anlatımla, karar kesinleşene kadar lehlerine çıkma payı alacağı hüküm altına alınan ortaklar şirket ortağı olmaya devam edecektir. \t<br>\tDavacıların ortaklıktan çıkma kararı anonim şirkete mahsus olmak üzere TTK'nun 531. maddesinde alternatif duruma uygun herkesçe kabul edilebilecek çözüm yöntemi olarak getirilmiş bir müessese olup, haklı sebeple fesih şartları oluşup oluşmadığının tespitine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının yasa denetimine tabi olması ve kesinleşmeden infaz edilemeyecek nitelikte bulunması karşısında, fesih kararının alternatif olarak hükmedilen çözümün kesinleşmeden infaz edilebileceğinin söylenmesi de, TTK'nun 531. maddesine ve anonim şirketin yapısına aykırıdır. Ortak olmaya kesinleşinceye kadar devam eden kişi sermayeden pay isteyemeyecektir. Oysa çıkma bedelinin içinde mutlaka kısmen de olsa sermaye payı da vardır.<br>\tHaklı nedenle fesih davası TTK'nun 531. maddesinde düzenlenmiş olup, hakime haklı sebebin varlığı halinde alternatif çözüm yetkisi veren inşai bir davadır. Mahkemece fesih yerine payın gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesi de bu anlamda verilmiş bir karardır. \t<br>\tYargıtay 12. Hukuk Dairesi 2021 yılına kadar bu tür kararların kesinleşmeden infaz edilemeyeceği görüşünde iken (30/06/2020 tarih ve 2019/10942 Esas 2020/5968 Karar sayılı kararı), \"…. Takip talebi ve buna uygun olarak düzenlenen icra emrinin incelenmesinde, borçluların limited şirket olduğu, takip dayanağı ilamda şirket ortaklığından çıkarılma ile çıkarılma payı ve kar payı ödenmesine karar verildiği, ilamın kişiler hukukuna ilişkin, kayıt ve sicillerde değişiklik yaratan ilam niteliğinde olduğu anlaşılmakla kesinleşmeden takibe konu edilmesi mümkün değildir\" gerekçesi ile parasal kısım için kesinleşme gerekmediğine hükmetmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 02/11/2021 tarih ve 2021/5549 Esas 2021/9594 Karar sayılı kararı ile \"…Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul edilen ticari şirketlere ilişkin ilamların kesinleşmeden takibe konu olmaması gerekçesi olarak HMK 367/2 fıkrası uyarınca kişiler hukukuna dayandırılmıştır. Bu uygulamada kişiler hukuku cümlesi geniş yorumlanarak tüzel kişilerin organlarına ilişkin verilen kararlar olup, bu sonucu da geniş yorum yapılarak ulaşılmıştır. <br>\tDairemizin bazı kararlarında da ticari şirketlere ilişkin ilamlarda sicil değişikliği yaptığı gerekçesiyle kesinleşme aranmıştır. Anonim şirketlerde ortaklıktan çıkma, pay bedelinin ödenmesi ve pay devri sicil kayıtlarında herhangi bir değişiklik yapmamaktadır. <br>\tTicaret şirketlerinde ortaklıktan çıkmaya ilişkin ilamların kesinleşmesi sadece 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 16/son maddesi gereği aranmıştır. Bunun dışında ortaklıktan çıkma, pay bedelinin ödenmesi ve pay mülkiyet değişikliği sonucu doğuran ilamlarda kesinleşmeye ilişkin kanun hükmü bulunmamaktadır\" gerekçesindeki tescile tabi olup olmadığı ayrımı şahsın hukuku ile ilgili değişikliğin geçerliliğine ilişkin değildir. <br>\tKarardaki A.Ş'in pay devrinin sicile tescil zorunluluğunun bulunmadığına ilişkin gerekçe; \"tek kişilik şirketteki dönüşme halini\" ve hamiline yazılı pay senetlerini Merkezi kayıt sistemine kayıtlanma zorunluluğuna ilişkin  değişik TTK maddeleri  ile uyumlu olmadığı gibi, limited şirketlerde ise değişikliğin sicile bildirimi zorunludur.<br>\tTTK’nun “4. Tescil” başlıklı 598. Maddesi \"(1) Esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için, şirket müdürleri tarafından ticaret siciline başvurulur. Başvurunun otuz gün içinde yapılmaması hâlinde, ayrılan ortak, adının bu paylarla ilgili olarak silinmesi için ticaret siciline başvurabilir. Bunun üzerine sicil müdürü, şirkete, iktisap edenin adının bildirilmesi için süre verir. Sicil kaydına güvenen iyiniyetli kişinin güveni korunur.\" hükmü ile tescil zorunlu olup kurucu olmasa bile sonuç itibari ile tescile tabidir. Bu zorunluluk 12. HD gerekçesine göre kesinleşmeden infaz için her kararın ayrı ayrı yorumlanmasını gerektirecek midir? İcra müdürü ilamdan tescile tabi bir değişiklik gerekip gerekmediğini nasıl tespit edecek, şirketin ortaklık yapısında değişiklik yaratan kararın şahsın hukukuna ilişkin olmadığı söylenemez. A.Ş. pay devrinin şirkete karşı hüküm ifa etmesi pay defterine kayıtla birlikte olmaktadır. Hükmün infazının ortaklığın sona ermesine ilişkin kararın kesinleşmesinin doğal sonucu olduğu ve TBK anlamında eş zamanlı ifası gereken yükümlülükler olduğu gözetildiğinde davacı ortak sıfatı ile karar kesinleşinceye kadar tüm hakları kullanabilirken (TTK 638/2 maddesinde öngörülen bir tedbir  kararı verilmemiş ise ki limited şirkete özgü maddenin anonim ortalığa uygulanacağına dair Erdem’in görüşü tartışmalıdır) payın gerçek değerini tahsil edebileceğinin ileri sürülmesi tahsile konu tutar içinde bir kısmının mutlaka sermaye payı olması gerçeğine de aykırıdır.<br>\tTTK'nun 531. maddesindeki kararın istinaf ve temyiz denetimi öncelikle haklı sebep kavramı üzerinden yapılarak fesih koşulları bulunması halinde duruma uygun çözüm değerlendirilecektir. Eş anlatımla çıkma payının hak edilmesi ancak haklı sebebin varlığı ve başka bir çözümün yararlı olup olmayacağına ilişkin ilk derece mahkeme kararının bu kısmının kesinleşmesine bağlıdır.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12/03/2015 tarih ve 2015/1027 Esas 2015/3429 Karar sayılı kararında da çıkma kararının inşai nitelikte bir karar olup bu karara göre hesap ve tahakkuk eden çıkma payının ancak bu kararın kesinleşmesi ile infazı mümkün alacaklardan olduğu ve karar tarihi itibarı ile muaccel bir alacağın varlığından söz edilemeyeceği açıkça belirtilmiştir.<br>\tHGK'nun 06/02/2020 tarih ve 2019/11-658 esas 2020/101 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, şirket ortaklığından çıkarılma kararı inşai nitelikte bir karar olup, irade mahkemece oluşturulduğundan çıkma bedeli de en erken buna dair kararın kesinleşmesi ile istenebilir hale gelir. Doktrindeki TTK'nun 642. maddesi, ayrılma akçesinin istenebilme anına ilişkin tartışmalar da bulunmakta olup, kesinleşmeden infaz edilebileceğine dair bir görüş bulunmadığı gibi sadece bir müellif, dava sırasında ilk derece mahkemesince çıkma bedelinin depo ettirilmesi yönünde bir çare önermekte olup, o da depo edilen paranın kesinleşmeden davacı ortağa ödenmesi yönünde görüş bildirememektedir.  <br>\tAnonim şirket ortaklığından çıkmaya ilişkin karar inşai nitelikte olup, infazı için kararın kesinleşmesi gerektiği gibi, karar kesinleşene kadar şirket ortağı olmaya devam edecek olan davacı ortakların ortaklıktan çıkmaları kesinleşmeden çıkma payı alacaklarını talep edemeyeceklerdir. <br>\tYargılama aşamasında alınan üçüncü bilirkişi heyeti ek raporu ile karar tarihine en yakın tarihteki şirketin gerçek mal varlığı değerinin tespiti yapılarak davacıların hissesine düşen çıkma payı alacağı hesaplanmıştır. Anılan rapor ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. <br>\tBu durumda mahkemece, yargılama aşamasında alınan üçüncü bilirkişi heyeti ek raporun ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, davacıların hisselerine düşen çıkma payı alacağının rapora uygun olarak hesaplandığı, karar tarihi itibarıyla muaccel bir alacağın bulunmadığı da gözetilerek hüküm altına alınan çıkma payı alacağına faiz işletilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin  asıl ve birleşen davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl ve birleşen davaların alternatif çözüm yöntemi olarak ortaklıktan çıkma yönünde kabulü yönündeki kararında isabetsizlik görülmediğinden asıl ve birleşen dosyada davalı vekili ile birleşen dosya davacıları ... ve ... vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Asıl ve birleşen dosyada davalı vekili ile birleşen dosya davacıları ... ve ... vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Asıl ve birleşen dosyada davalıdan alınması gereken 3.129.622,65 TL harçtan peşin yatırılan 782.406,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.347.216,65 TL'nin asıl ve birleşen dosyada davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, <br>\t3-Birleşen dosya davacıları ... ve ...'dan alınması gereken 427,60 TL harç peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, <br>\t4-Asıl ve birleşen dosyada davalı ile birleşen dosya davacıları ... ve ... tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, \t<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/12/2024<br><br>Başkan - ...              Üye - ...                      Üye - ...              Zabıt Katibi - ...<br>...          ...       ...        ... <br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ffc830d71e09133d","SID":"b1e0c9a9db1b64ee"}}