{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2024/682 <br>KARAR NO\t\t: 2024/2270<br>KARAR TARİHİ\t: 17/12/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 15/11/2023<br>NUMARASI\t\t: 2022/852 Esas  2023/915 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 17/12/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 17/12/2024<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  ... Bornova Şubesinden davalı şirketin aldığı krediye müteselsil kefil olan müvekkil şirket davalının borcunu ödememesi nedeniyle ödemek zorunda kaldığını ve yapmış olduğu ödemeleri TBK m. 596 Maddesi gereği rücu etmek amacıyla davalı hakkında İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün 2015/19409 sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla takip yaptığını, davalının gecikmiş itiraz yolu ile borca itiraz edilerek takibi durdurduğunu, banka kayıtları ile alacağının sabit olduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP: Davalı tarafa usulüne uygun olarak TK m. 35 e göre tebligat yapılmış, davalı cevap verilmemiştir.<br>MAHKEMECE: \"...,Dava; müteselsil kefil olan davacının kefalete ilişkin borçları ödemesi nedeniyle TBK m. 596 gereği rücuen yapmış olduğu takibe itirazın iptali davasıdır.<br>Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir<br>İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün 2015/19409 Esas sayılı dosyası, Banka kayıtları, incelenmiş ve değerlendirilmiştir. <br>İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün 2015/19409 Esas sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısı ... AŞ’nin takip borçlusu  ... Ltd. Şti. aleyhine 2.496.166 TL asıl alacak + 174.927,69 TL olmak üzere toplam 2.671.093,69 toplam alacağı üzerinden 29.12.2015 tarihinde ilamsız icra takibine geçtiğini, ödeme emrinin 05.01.2016 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 08.02.2016 tarihinde müvekkillerinin borçlu şirket ... Ltd. Şti.’nin kurucu ortağı olup, %50 paylarının bulunduğu alacaklı ... AŞ’nin de borçlu şirkete %50 ortak olduğu ve bu şirketin ... ve ... tarafından temsil edildiği, İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü’nün 2016/1588 Esas sayılı dosyasıyla müvekkili ...’ye karşı İcra Takibine geçtiklerini bu dosyadan derdest dosyayı öğrendiklerini ve takibe itiraz ettiklerini alacaklı şirket ortaklarının borçlu şirketin ticari defter ve kayıtlarını usule aykırı tutarak uhdelerine ve diğer şirket ortaklarına aktardıklarını, alacaklı şirket ve ortaklarına borçlu şirket tarafından alacak davası ve icra takibi açılınca şirketi çalışamaz hale getirdiklerini, bu konuda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/171838 E sayılı soruşturma dosyasıyla işlem yaptıklarını borçlu şirket tarafından alacaklı şirketlerine karşı toplam 17.257.619,92 TL icra takibi açtıklarını, borçlu şirkete yapılan tebligatın usulsüz olduğunu, takibin yetkili İstanbul Anadolu İcra Müdürlüğünde yapılmadığını, borcun tamamına faize ve ferilerine itiraz ettiklerini belirterek itiraz ettikleri, ayrıca İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesinde 2016/111 Esas – 2016/524 K sayılı 22.11.2016 tarihli kararda davacı ... Şti. davalı .... AŞ aleyhine ödeme emrinin usulsüzlüğü nedeniyle 08.02.2016 tarihi olması gerektiğinden talepte bulunduğu ve mahkeme tarafından bunun kabul edilerek ödeme emrinin 08.02.2016 tarihi olarak düzeltilmesine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İzmir BAM 12. HD’nin 2017/290 E – 2017/221 K sayılı 31.01.2017 tarihli karar ile takip alacaklısı ile takip borçlusu şirketlerin imza yetkilerinin aynı kişiler oldukları tüzel kişilerin yetkili organları aracılığıyla şikayet ve itirazda bulunabilecekleri yasal temsilcinin süresinde başvurmasına ve vekil tayin etmesine engel mücbir sebep bulunmadıkça bir başkasının şirketi temsilen icra mahkemesine başvurmasının mümkün olmadığı, somut olayda davacı şirketin müştereken temsilen yetkili A grubu temsilciler ile B grubu temsilciler arasında husumet bulunduğu, bu nedenle şikayetçi ortağa süre verilerek şirkete kayyum tayin edilmesi ve kayyumun da icazeti sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilmesi gerektiğinden hükmün kaldırılmasına karar verildiği ve bunun üzerine dosyanın mahkemesine iade edildiği, mahkemenin yeniden yaptığı yargılama ile şirkete kayyım atanarak kayyıma tebligat gönderildiği ve yargılama sonunda şikayetin kabulü ile icra dosyasındaki ödeme emrinin tebliğinin usulsüz olduğunun tespitine karar verildiği, ödeme emri tebliğ tarihinin 08.02.2016 olarak düzeltildiği, bunun üzerine, davalı tarafın yeniden istinafa başvurulması üzerine İzmir BAM 12. HD’nin 2020/821 E - 2021/236 K sayılı 29.01.2021 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesinin kararının İİK m. 16’ya istinaden Tebligat Kanunu m. 21/1’e göre yapılıp yapılmadığına ilişkin şikayetin incelenmesi ile tebligatın usulsüz olduğu tespit edildiği, ancak muhatabın tebliği öğrendiği tarihin muteber olduğundan istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, bu kararında temyiz edilmesi ile Yargıtay 12. HD’nin 2021/3397 E – 2021/7783 K sayılı karar ile onandığı, ve böylece hükmün  21.09.2021 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.<br>Mahkememizce davalı şirketin itirazının yasal şartları taşıyıp taşımadığı, itirazda aranan husumet unsurunun bulunup bulunmadığı, yani borçlu adına yapılan itirazın unsurlarının bulunup bulunmadığı, dolayısıyla itirazın geçerli olup, olmadığı ve mahkememizce iptale konu olan bir itirazın bulunup bulunmadığı incelendiğinde;<br>Davalı ... Ltd Şti’nin 07.11.2012 tarihinde ortaklarının ..., ... ve ... olduğu, ortaklardan ...’ın 22.000.000 TL ana sermayeli şirketteki 11.000.000 TL sermaye hak ve hissesini şirket dışından ... AŞ ye 27.06.2012 tarihinde hisse devir sözleşmesi ile devrettiği, böylece şirketin hisse devrinin ... Ltd Şti tarafından 2012/6 sayılı 07.11.2012 tarihli kararla kabul edildiği ve %50 hissenin ..., geri kalan %50 hissenin ise %40'ının ...’e (4.380.000 TL) ve  %60'nın ise ...’e (6.620.000 TL) olmak üzere sicile kayıtlandığı, daha sonra 07.11.2012 tarihli kararla 2012/7 sayılı ortaklar kurulu kararı ile şirketin temsilcilerinin ve müdürlerinin değiştirildiği, şirket müdürünün ..., ..., ... ve ... olarak 3 yıl müddetle atandığı, bilahare şirketi temsil ve ilzama her türlü işlemi yapmaya A grubu hissedarlardan birinin (..., ...) ve B grubu hissedarlardan (... ve ...) birinin olmak üzere en az iki hissedarın imzasının geçerli olduğuna ilişkin karar alındığı ve bu kararın sicil gazetesinin 19.11.2012 tarihli 8196 sayılı kararında yayınlandığı belirlenmiştir.<br>Aynı zamanda mahkememizde görülüp kesinleşen 2015/1292 Esas – 2018/1011 Karar sayılı 10.10.2018 tarihli kararda davacı ... Şti’nin imza yetkilerinin bu kişiler olması nedeniyle ortak vekil atayamadıklarından dolayı ... Şti adına dava açan Av. ...nun vekaletnamesinin geçersiz olduğu ve birlikte vekalet verilmediğinden HMK m. 114/1-d ve f bendine göre gerçekleşmeyen dava şartı nedeniyle davanın reddedildiği ve kararın 16.06.2022 tarihinde kesinleştiği ve kararda “... adına hareket ettiği belirtilmekle birlikte bu şirketin 2 ayrı gruptan oluştuğu bunlardan birinin ... AŞ (%50 hisse sahibi) ve diğer hissedarlarında ... ve ... olduğu (%50 hisse sahibi) bu şirketin ortaklık oluşumunda ... AŞ den önce ...'ın ...de %50 pay sahibi iken 1100 hissesini ... AŞ ye temlik ettiği, ... AŞ nin ortak sıfatını kazandığı, ...'nde şirket ortaklarının 14.11.2012 tarihli Kartal 10. Noterliğinde düzenlenen imza sirkülerinde şirketin imza yetkililerinin 2012-7 sayılı kararla A grubu ve B grubu hissedarlar olmak üzere 2 ye ayrıldığı A grubu temsilcilerin ..., ... B grubu temsilcilerin ise ... ve ... olarak belirlendiği, 3 yıl süreyle A ve B grubundan birer temsilcinin imzası olmadan şirketi temsil ve ilzam edemeyecekleri,” gerekçesinin yer aldığı belirlenmiştir.<br>Somut olayda da davacı tarafa 24.05.2023 tarihli celsede davalının itirazının geçerli olup, olmadığı konusunda açıklamada bulunması ve bu itiraz geçerli ise yargılamaya geçilmesi konusunda karar verildiği belirlenmiştir. Ancak davacı vekili de 31.05.2023 tarihli dilekçesinde takip alacaklısı ve davacı ... A.Ş.'nin aynı zamanda davalı şirketin %50 ortağı olduğunu belirtmiştir. <br>Mevcut durum itibariyle şirket ana sözleşmesinde yapılan değişiklik nedeniyle şirket her iki ortağının A ve B grubu hissedarlarının imzası olmaksızın itiraz etmesi mümkün olmayacaktır. Bu durumda davalı şirketin %50 hisse sahibi olan ve aynı zamanda takip yapan, dava açan ... A.Ş nin bu takibe itiraz etmeyeceği hayatın olağan akışı gereğidir. Zira; davacı / alacaklı ... A.Ş. bu takibe muvafakat etmemiş ve itiraz etmiş olsaydı takip yapmazdı. <br>Sonuç olarak yapılan itirazın geçersiz olduğu ve takibin durdurulmaması gerektiği, davacının geçersiz itiraz nedeniyle icra müdürünün yapmış olduğu işlemi şikayet etme hakkının bulunduğu belirlenmiştir.<br>Mahkememizce de geçersiz olan ve icra müdürlüğü ve gerekiyorsa icra hukuk mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gereken şikayet konusu olacak itirazın geçersizliğinin tespit edilmesinde hukuki yarar bulunmamaktadır. Kaldı ki; bu konu mahkememizin görev alanına girmemektedir. Belirtilen nedenlerde davacının açmış olduğu davada davalının itirazı gerçekleşmediğinden ve bu durumun İcra Hukuk Mahkemesine şikayetle yapılacak yargılama ile belirlenebileceğinden davanın reddine karar vermek gerekmiştir ,\" gerekçesi ile; \"Davacı ... A.Ş’nin davalı takip borçlusu ...nin % 50 ortağı olup, takibe yapılan itirazda müşterek imzalı olarak A ve B grubu hissedarlar içerisinde takibe itiraz etmesinin itirazın husumet noktasında değerlendirilmesi ve itirazın geçerli olup, olmadığının tespiti ve gerekirse İcra Müdürünün yapmış olduğu işlemin İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yoluyla yargılama konusu yapılması gerektiğinden mahkememizin görev alanına girmeyen ve davalı şirket ortağı olan ... A.Ş nin aynı zamanda davacı ve alacaklı olarak takip yaptığından davalı şirket ortaklarından ... A.Ş’nin takibe itiraz etmeyeceği anlaşıldığından HMK m. 114/1-d bendi ile HMK m.115-2 gereğince gerçekleşmeyecek dava şartı nedeniyle davanın usulden REDDİNE,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  ... Bornova Şubesinden davalı şirketin aldığı krediye müteselsil kefil olan müvekkili şirketin davalının borcunu ödememesi nedeniyle ödemek zorunda kaldığını ve yapmış olduğu ödemeleri TBK 596 maddesi gereği rücu etmek amacıyla  davalı hakkında İzmir 7. İcra Müdürlüğü’nün 2015/19409 sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla takip yapıldığının usulsüz tebligat ve  gecikmiş itiraz yolu ile %50 şirket ortaklarının borca itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, takip durdurulduktan sonra itirazın iptali davasının açıldığını, ilk derece mahkemesinin davayı usulden reddettiğini, icra takibine şirketin %50 hisse sahibi ortaklarınca yapılan İzmir 1.İcra Hukuk mahkemesinde 2016-111 E 2016-524 K sayılı  görülen  usulsuz tebligat ve gecikmiş itiraz davasında kendilerinin de aktif dava ehliyeti olmadığı gerekçesi ile itiraz etmiş iseler de  yerel mahkemenin  %50 hisse sahiplerinin davasını kabul ettiğini, kararın bunun üzerine istinaf edildiğini, İzmir Bölge 12.Hukuk Dairesi 2017-290E 2017-221 sayılı İstinaf dosyasında \"... mahkemece usule uygun biçimde taraf teşkili tamamlanmadan yargılamaya devam edilip hüküm tesis edildiği anlaşıldığından incelemeye konu kararın HMK 353/1-a-4 maddesi gereği kaldırılmasına karar verilmiştir.\" İstinaf kararı sonrası  1.İcra Hukuk Mahkemesi Bölge Adliye Mahkemesi kararı gereği borçlu şirkete temsil  kayyımı  atanması için itiraz eden  %50 şirket ortaklarına mehil verildiğini, bu mehil üzerine İstanbul Anadolu  8.Asliye Ticaret Mahkemesi 2017-778 sayılı dosya ile şirkete temsil kayyımı tayin ettirildiğini, kayyıma davaya icazeti olup olmadığı konusunda tebligat çıkarıldığını ve kayyımın aykırı bir talebi olmadığından kayyımın taraf olarak dahil edilerek 11.12.2019 tarihinde İzmir 1.İcra Hukuk Mahkemesinin 2017-67  Esas dosyası 2019-1072 kararı ile tebligatın usulsüzlüğüne ve ödeme emrinin 08.02.2016 tarih olarak düzeltilmesi karar verildiğini, bu kararın kaldırılması istinaf taleplerinin  İzmir 12.Hukuk Dairesi 2020-821esas 2021-236K 29.01.2021 tarihli kararı ile borçlu şirkete kayyım atandığından aktif husumet ehliyeti bulunmadığı yönündeki iddialarının yerinde görülmeyerek  reddedildiğini, istinaf talebinin reddi kararının temyiz edildiğini ve Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 2021-3397 E 2021-7783 27.09.2021 tarihli kararı ile temyiz taleplerini reddettiğini, ... (Bornova Şb)Bankasından gelen yazı cevabının yeterli olmadığını ve davaya konu kredi  ve ödemeler ile ilgili yeterli bilgi ve dökümanı içermediğini beyanla ve açıkladıkları diğer nedenlerle yerel mahkeme kararının talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesinin  istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br><br>Dava,  kefalete ilişkin borcun ödemesi nedeniyle  rücuen alacaktan  kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali  istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı, itirazın iptali davasında, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini talep eder (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 251).<br>Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden, davanın reddi hâlinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi davanın kabulü hâlinde borçlu da alacaklıya karşı menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.<br>İtirazın iptali davası ile alacaklı; icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yaptığı itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir.<br>\" Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. HMK’nın sözü edilen maddesinin gerekçesinde de \"...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir...\" yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın \"hukuki ve meşru\", \"doğrudan ve kişisel\", \"doğmuş ve güncel\" olması da gerekir (Hanağası, Emel: Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 135).<br> Hukukî yarar, dava şartlarından olup HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21).Bir davada, menfaat (hukukî yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukukî menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E., 1982/914 K., 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E., 1996/542 K., 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E., 1999/946 K., 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E., 2011/352 K. ve 01.02.2012  tarihli 2011/10-642 E., 38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da  benimsenmiştir..\" (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.03.2022 tarih ve 2019/11-220 Esas 2022/376 Karar sayılı emsal ilamı) <br>Somut olayda ; davacı taraf, davalı şirketin aldığı krediye müteselsil kefil olduğunu, davalının ödememesi nedeniyle borcu ödemek zorunda kaldığını ve yapmış olduğu ödemeleri TBK'nın 596. maddesi gereği rücu etmek amacıyla davalı hakkında İzmir 7. İcra Müdürlüğünün 2015/19409 sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla takip yaptığını, davalının gecikmiş itiraz yolu ile borca itiraz edilerek takibi durdurduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesi sunmayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br>İzmir 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 11/12/2019 tarihli, 2017/67 Esas, 2019/1072 Kararı ile \" İzmir 7. İcra müdürlüğünün 2015/19409 esas sayılı takip dosyasından davacı-borçlu şirkete gönderilen ödeme emrinin tebliğinin usulsüz olduğunun tesbitine, ödeme emrinin öğrenme tarihinin 08/02/2016 olarak düzeltilmesine,\" karar verildiği,   İzmir BAM 12. Hukuk Dairesinin 2020/821 esas  2021/236 karar sayılı   kararı ile \"borçlu şirkete kayyım atandığından davalı vekilinin davacıların aktif husumet ehliyeti bulunmadığı yönündeki iddiası yerinde görülmeyerek  istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, bu kararında temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2021/3397 esas 2021/7783 karar sayılı karar ile onandığı, usulsüz tebligat ve gecikmiş itiraz davası kararının kesinleştiği, icra takibinin durdurulduğu görülmüştür.<br>  Davanın dayanağı takibe davalı borçlu tarafından itiraz edilerek icra takibinin durması sağlanmış olduğundan ve mahkemece itirazın iptali yönünde bir karar verilmediği sürece icra müdürlüğünce takip dosyasında alacaklı istemi yönünden herhangi bir işlem yapılamayacağından davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmasına, bu durumda mahkemece işin esasına girilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.<br>Bu itibarla, bu yöne ilişkin davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK' nın  353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri uyarınca kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE,<br>2-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/11/2023 Tarih,2022/852 Esas 2023/915 Karar sayılı kararın 353/(1)-a-4 ve 6. maddeleri uyarınca  KALDIRILMASINA,<br>3-Yukarıda yapılan açıklamalara göre davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine İADESİNE,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına  istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>5-İstinaf yoluna başvuran davacı vekili tarafından yatırılan 427,60 TL  istinaf maktu karar harcının istek halinde iadesine,<br>6- İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından alınan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, <br>7-Davacı vekili tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,<br>Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a bendi gereğince  kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"13101b4c8ca67ef4","SID":"f77213d834afa5c5"}}