{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2022/900 Esas  - 2024/1519 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/900 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1519<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE\t\t: ... \t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 03/03/2022<br>NUMARASI\t\t: 2019/659 Esas 2022/173 Karar <br>DAVACI <br>VEKİLİ<br>DAVALI \t:<br>DAVA\t: Alacak<br>DAVA TARİHİ\t: 03/12/2019<br>KARAR TARİHİ\t: 24/12/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 24/12/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;  ... A.Ş'nin 09.07.2008 tarihinde ... Tarım Tekstil İnşaat Hayvancılık Petrol Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. unvanı ve 200.000 TL sermaye ile kurulduğunu,13.10.2011 tarihinde nev’i değiştirme sureti ile anonim şirkete dönüşerek ... Tarım Tekstil İnşaat Hayvancılık Petrol Sanayi ve Ticaret A.Ş. unvanını aldığını, 28.02.2012 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı ile ... Tarım Tekstil İnşaat Hayvancılık Petrol Sanayi ve Ticaret A.S.’nin unvanı ... A.Ş, olarak değiştirildiğini, Şirket’in payları 31.05.2012 tarihinde ...A.Ş. (BIST) İkinci Ulusal Pazar’da işlem görmeye başladığını, halka arzda şirketin hakim ortaklarının ... ve ailesi olduğunu, 24.01.2014 tarihinde Şirket’in hakim ortakları ... ile şirket paylarını satın almak isteyen ... Tarım Hayvancılık İç ve Dış Ticaret A.Ş. arasında yapılan hisse devir sözleşmesi sonucunda, ...’ın ... sermayesinde sahip olduğu şirket sermayesinin % 55’ine tekabül eden toplam 12.445.665 adet payın ...’in hakim ortağı ve yöneticisi olduğu ... Tarım’a devredilmesine yönelik anlaşmaya varıldığını, böylece ...’ın kontrolünün ... Tarım’a geçtiğini, konuya ilişkin yapılan denetim sonucunda, söz konusu hisse devir sözleşmesi kapsamında yapılan işlemlerin Şirket sermayesi ve/veya malvarlığını azaltıcı nitelikte olduğu tespit edildiğinden, Kurul Karar Organı’nın 28.5.2014 tarih ve 16/512 sayılı kararı ile diğer hususların yanında ilgililer hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 37/1, 39 ve 155/2 maddeleri çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı ...'in Şirket’te 27.01.2014-14.04.2014 tarihleri arasında “yönetim kurulu başkanı” olarak görev yaptığını, Şirket payları ...A.Ş. ikinci ulusal pazarında işlem görmekteyken 29.05.2014 tarihinde gözaltı pazarına alındığını ve 30.11.2015 tarihinde ise sürekli olarak işlem görmekten men edildiğini, ... adına karşılıksız çek keşide edilerek, şirket’in sermaye kaybına uğratılmasına neden olan işlemlere yapıldığını, ... imzası ile ... tarafından ... adlı bir şahıs lehine keşide eilen toplam 400.000,00TL tutarında çeklerin karşılıksız çıktığını, söz konusu çeklerin ... yasal defter ve kayıtlarında bulunmadığını, çek keşide tarihleri öncesinde veya sonrasında ... isimli bir şahısla herhangi bir mal ve hizmet alım satımında bulunulduğuna veya ödünç para alışverişine girişildiğine dair bir bulguya da rastlanılmadığını, SPK’nun 110/1 -(c) maddesi uyarınca, ... ile yönetim ve sermaye bakımından ilişkili olan ... tarafından kendi şahsi işleri için kullanılan çeklerin karşılıksız çıkması dolayısıyla halka açık bir şirket olan ...’ın 400.000 TL’lik haksız ve usulsüz bir yükümlülük altına sokulduğu ve hukuka aykırı olarak sermaye kaybına uğratıldığı sonucuna ulaşıldığını, SPKn’nun “Örtülü kazanç aktarımında uygulanacak tedbirler” başlıklı 94 üncü maddesi ile, Kurul, örtülü kazanç aktarımı fiilinin tespiti halinde iade davası açmaya yetkili kılındığını, Kurul Karar Organı’nın 23.5.2016 tarih ve 17/577 sayılı kararı ile malvarlığının azaltıldığı sonucuna ulaşılan ...’a verilen süre içerisinde faiz hariç 400.000 TL tutarındaki iadenin yapılmaması halinde, SPK’nun 94 üncü maddesi uyarınca 400.000 TL’nin yasal faiziyle beraber ...’a iadesine yönelik ... aleyhine dava açılmasına karar verildiğini, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ...’e hukuka aykırı olarak aktarılmış olan 400.000 TL’nin faiziyle birlikte iadesini sağlamak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 109 uncu maddesi uyarınca kısmi dava açıldığını, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak anılan meblağın 4.000 TL’sinin işletilecek kanuni faizi ile birlikte mal varlığı azaltılan ...’a iade edilmesi talebiyle açılan davada, Mahkeme’nin 26.3.2019 tarih ve E.2017/80, K.2019/298 sayılı kararıyla fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 4.000 TL’nin 30.1.2017 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı ...’den alınarak ...’a iadesine ilişkin davanın kabulüne karar verildiğini, davanın kısmi olarak açılması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturduğunu, Mahkeme kararının gerekçe kısmında açıklandığı üzere, anılan davada 22.2.2019 tarihli bilirkişi raporunun esas alındığı ve “halka açık ortaklık statüsündeki ... Sanayi A.Ş.'nin defterinde Asyabank'a a it 7943152, 7943153, 7943154, 7943155 çek numaralı 100.000,00’er TL'lik dört adet çekin 2012, 2013 ticari defter ve kayıtlarında ve 2014 dönemi muavin defter kayıtlarında yer almadığı; ticarî defter kayıtlarında ... A.Ş. ile ... arasında ticarî ilişkinin bulunduğuna dair herhangi bir kaydın tespit edilemediği, dava konusu çeklerin kayıtlarda bulunmaması sebebiyle çeklerin lehtar ...'e verilmek suretiyle örtülü kazanç aktarımı yapıldığını, söz konusu dört adet çekin karşılıksız çıktığını ve banka tarafından yasal karşılık tutarları için 4.480,00 TL ödeme yapıldığını, bu hâliyle iddianın davacı tarafından ispat edilmiş olduğu” tespitlerine yer verildiğini, ayrıca anılan kararda açıkça “... 4.000 TL tutarın ... Sanayi A.Ş.’ye iadesine karar vermek gerektiği” ifade edildiğini, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin E.2017/80 sayılı dosyasına mübrez bilirkişi raporu doğrultusunda tesis edilen Mahkeme kararında, dava konusunu oluşturan 400.000,00 TL’nin 4.000 TL’sinin kanuni faiziyle iadesi hususunda kesin karar verildiğinden, söz konusu kararın, geriye kalan 396.000,00 TL’nin faizi ile iadesi konusunda kesin hüküm teşkil ettiğini iddia ederek örtülü kazanç aktarımı yoluyla mal varlığı azaltılan halka açık şirket ... ... A.Ş.’ye verilen süre içerisinde faiz hariç 400.000,00 TL tutarındaki iadenin yapılmaması nedeniyle 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 94 üncü maddesi uyarınca Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 26.3.2019 tarih ve E.2017/80, K.2019/298 sayılı kesinleşmiş kararına dayanak davada saklı tuttukları 396.000,00 TL’sinin kanuni faiziyle birlikte davalıdan alınarak ... A.Ş.’ye iadesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı tarafa dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davaya karşı cevap verilmediği görülmüştür. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; halka açık ... AŞ'nin gerçek kişi hâkim ortağı, yönetim kurulu başkanı ve tek yetkili yöneticisi olan davalı ... imzasıyla 12.03.2014- 14.04.2014 tarihleri arasında dava dışı lehdar ... lehine toplam 400.000,00 TL bedelli 4 adet çek keşide edilmek suretiyle şirketin 400.000,00 TL tutarında borç ödeme yükümlülüğü altına sokulduğu, çeklerin hamillerince vade tarihleri olan Temmuz- Eylül- Ekim/2014 aylarında Şirketin hesabının bulunduğu ...'ya ibraz edilerek tahsil edilmek istendiği, Şirket hesabında para mevcut olmadığından bankaca çeklerin karşılıksız muamelesine tabi tutulduğu, şirket defter ve kayıtlarında çek bedellerinin haricen yada yapılan bir icra takibi sonucu ödendiğine ilişkin kayıt bulunmadığı, karşılıksız çıkan çekler için çek hamillerinin, çek bedellerini tahsil etmek için şirket aleyhine icra takibi başlattıklarına ilişkin bilgi ve belge bulunmadığı, karşılıksız çıkan çek bedellerinin şirket tarafından ödenmemiş olması, şirketten nakit varlık çıktısının olmaması sebebiyle örtülü kazanç aktarımının gerçekleşmediği, ... AŞ' nin çek bedelleri toplamı olan 400.000,00 TL tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına ya da zarara uğramadığı gerekçeleriyle davanın reddine  karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ... tarafından şirket aleyhine keşide edilen 400.000 TL tutarındaki karşılıksız çekler yoluyla ...'ın sermaye ve malvarlığı kaybına uğratılmış olup, bu tutarın şirkete iadesi gerektiğini,   konuya ilişkin Kurullarının uzmanlarınca hazırlanan dava dilekçesine ekli Denetleme Raporu’nun 102-105 sayfalarında ve aşağıdaki tabloda görüleceği üzere, ... imzası ile ... tarafından ... adlı bir şahıs lehine toplam 400.000 TL tutarında çek keşide edilmiş olup, söz konusu çeklerin karşılıksız çıktığını,  böylece ...'ın yükümlülük altına sokulduğunu, öte yandan Kurullarınca yapılan incelemede, söz konusu çeklerin ... yasal defter ve kayıtlarında bulunmadığının anlaşıldığını,  ...’ın gerek temin edilen defter ve kayıtları gerek vergi idaresinden temin edilen bilgiler üzerinden yapılan incelemede, çek keşide tarihleri öncesinde veya sonrasında ... isimli bir şahısla herhangi bir mal ve hizmet alım satımında bulunulduğuna veya ödünç para alışverişine girişildiğine dair bir bulguya da rastlanılmadığını, SPK’nun 110/1-(c) maddesi uyarınca, ... ile yönetim ve sermaye bakımından ilişkili olan ... tarafından kendi şahsi işleri için kullanılan çeklerin karşılıksız çıkması dolayısıyla halka açık bir şirket olan ...’ın 400.000 TL’lik haksız ve usulsüz bir yükümlülük altına sokulduğunu ve hukuka aykırı olarak sermaye kaybına uğratıldığının sonucuna ulaşıldığını, çeklerin bir defa keşide edilmesinin, doktrinde illetten mücerret ifadesi ile maruf bu kıymetli evrakın, şirket aleyhine hüküm doğurmasına yettmekte olup,  şirketin bir defa çek keşide ettikten sonra, bu çek artık şirket aleyhine bir borç olup, şirket bunu ifa etmekle yükümlü hale geldiğini, şirketçe keşide edilen çeklerin ciro edildikten sonra başka kimlere ciro edildiğinin, takibe konulup konulmadığının, tahsil edilip edilmediğinin veya imha edilip edilmediğinin tespiti ve takibi oldukça güç oyuq Kurullarınca yapılan denetim çalışmaları kapsamında anılan çeklerin şirket kayıtlarında bulunmadığını ayrıca, Kurulları nezdinde ... imzası ile keşide edilen çeklerin ...’a iade edilerek ...’ın söz konusu çeklerden kaynaklanan yükümlülüğünün sona erdiğine ilişkin herhangi bir bilgi ya da belge de bulunmadığını, tüm bu tespitlerin, halka açık ...’ın, maksat ve mevzusu ile ilgisi olmayan tamamen ...’ın ilişkili tarafı olan ...’in şahsi işleri nedeniyle, kendisine menfaat sağlamak üzere ... isimli şahsa verilen 400.000 TL tutarındaki karşılıksız çekler dolayısıyla bu tutarda haksız ve usulsüz yükümlülük altına sokulduğunu gösterdiğini, bu nedenle ...’ın pasifinin artırılmasına yönelik olarak ... tarafından kendi şahsi işleri için keşide edilen çeklerin keşide edilme anında örtülü kazanç aktarımı fiili ve Şirketin sermaye kaybına uğramasının vücut bulduğunu, anılan fiiller nedeniyle ... hakkında SPK’nun 21, 110/c ve 115’inci maddeleri uyarınca Kurulumuzca Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusu üzerine açılan kamu davasında Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 7.1.2021 tarih ve E.2018/51, K.2021/14 sayılı kararı ile ...’in atılı suçtan mahkumiyetine karar verildiğini, Kurul Karar Organı'nın 23.5.2016 tarih ve 17/577 sayılı kararının (F) bendi ile halka açık ... tarafından ilişkili tarafı ...’e 400.000 TL tutarında örtülü kazanç aktarıldığına karar verildiğini, ... tarafından ...’a iadenin yapıldığına ilişkin Kurullarınca herhangi bir bildirimde bulunulmamış olması nedeniyle Kurul kararında halka açık şirketin uğradığı ifade edilen sermaye kaybı giderilmediğinden Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/80 Esas sayılı dosyası üzerinden açılan kısmi dava kabul edilerek kesinleştiğini, kalan tutara ilişkin açmış oldukları davada ise Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin istinafa konu 03.03.2022 tarih ve 2019/659 Esas  2022/173 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiğini, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının işbu davada kesin hüküm teşkil ettiğini, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde ...’e hukuka aykırı olarak aktarılmış olan 400.000 TL’nin faiziyle birlikte iadesini sağlamak üzere, HMK’nun 109 uncu maddesi uyarınca kısmi dava açıldığını,  fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak anılan meblağın 4.000 TL’sinin işletilecek kanuni faizi ile birlikte mal varlığı azaltılan ...’a iade edilmesi talebiyle açılan davada, Mahkeme’nin 26.3.2019 tarih ve 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı kararıyla fazlaya ilişkin haklarımız saklı tutularak 4.000 TL’nin 30.1.2017 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı ...’den alınarak ...’a iadesine ilişkin davanın kabulüne karar verildiğini,  davanın kısmi olarak açılması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturduğunu ve bağlayıcı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. \t<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava;  halka açık şirket yönetim kurulu başkanı olan davalının karşılıksız keşide ettiği çeklerle örtülü kazanç aktarımı yaptığı iddiasıyla aktarılan kazancın şirkete iadesi istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  \t<br>\tAnkara 9 Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.03.2019 tarih ve 2017/80 Esas, 2019/298 Karar sayılı kararının incelenmesinde; davalının düzenlemiş olduğu çeklerin şirketin defter ve kayıtlarında yer almadığı, çek lehtarı ...'in anılan şirketle ticari ilişkisinin bulunduğuna dair herhangi bir kaydın tespit edilemediği dava konusu çeklerin kayıtlarda bulunmaması sebebiyle çeklerin ...'e verilmek suretiyle örtülü kazanç aktarımı yapıldığı kabul edilerek davanın kabulü ile, 4.000,00-TL'nin 30/01/2017 olan dava tarihi itibariyle yasal faiz ile birlikte davalıda alınarak dava dışı ... Organik... A.Ş.'ye verilmesine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır. <br>\tİlk derece mahkemesince, 04.02 2021 tarihli duruşmada, davacı SPK vekiline bahse konu 4 adet çekin Şirketten tahsil edilip edilmediği, Şirket hakkında çek lehdarı veya hamili tarafından takip yapılıp yapılmadığı, çeklerin lehdarına ya da hamillerine karşı menfi tespit davası açılıp açılmadığı, ödeme yapılıp yapılmadığı konularında ayrıntılı beyanda bulunması için verilen süre üzerine davacı vekili 26.04.2021 tarihli dilekçesinde özetle; çeklerin bir defa keşide edilmesinin, doktrinde illetten mücerret ifadesi ile maruf bu kıymetli evrakın Şirket aleyhine hüküm doğurmasına yettiğini; dolayısıyla, Şirketin bir defa çek keşide ettikten sonra bu çekin artık Şirket aleyhine bir borç teşkil ettiğini ve Şirketin bunu ifa etmekle yükümlü hale geldiğini; burada söz konusu çeklerin ne amaçla verildiğinin bir önemi bulunmadığı gibi, Şirketçe keşide edilen çeklerin ciro edildikten sonra başka kimlere ciro edildiğinin, takibe konulup konulmadığının, tahsil edilip edilmediğinin veya imha edilip edilmediğinin tespitinin ve takibinin oldukça güç olduğunu; nitekim, anılan çeklerin Şirket muhasebe kayıtlarında bulunmadığının anlaşıldığını; bu nedenle, ... AŞ’nin pasifinin artırılmasına yönelik olarak davalı ... tarafından kendi şahsi işleri için keşide edilen çeklerin keşide edilme anında örtülü kazanç aktarımı fiilinin ve Şirketin sermaye kaybına uğramasının vücut bulduğunu, nitekim anılan fiiller nedeniyle ... hakkında yapılan suç duyurusu üzerine açılan kamu davasında Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.01.2021 tarih ve E2018/51, K.2021/14 sayılı karan ile ...’ in atılı suçtan mahkumiyetine karar verildiğini; ... tarafından keşide edilen çeklerin, Şirketin herhangi bir mal ya da hizmet alımı dolayısıyla karşı tarafa verilen bir ödeme aracı niteliğinde olmadığının da açık ve net olduğunu; bu çerçevede hiçbir maddi menfaat elde edilmeden 400.000,00 TL tutarında haksız, usulsüz ve karşılıksız bir yükümlülük altına sokulan Şirket'in aktifine bir giriş olmadığından pasifinin artırıldığının ve dolayısıyla sermayesinin hukuka aykırı olarak azaltıldığının açık olduğunu makul bir karşı edim olmaksızın ...’in  lehtarı olduğu çekler keşide edilerek ... AŞ’nin sermayesinin faiz hariç 400.000,00 TL tutarında azaltıldığını bildirmiştir.<br>\t22/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle; halka açık bazı Borsa şirketlerinin hâkim ortaklarınca gerçekleştirilen birçok örtülü kazanç aktan mı işlemlerinin tespitinin, irdelenmesinin ve tenkidinin yapıldığı SPK Raporunda, dava konusu örtülü kazanç aktarımına ilişkin tespit ve değerlendirmeler, Raporun 13-20; 26; 87-102; 102-105; 144; 152- 153  sayfalarında yer aldığını, söz konusu Raporun sonucunda, dava konusu olaya ilişkin olarak, halka açık ... AŞ faaliyetleri ile ilgisi olmayan işlemler nedeniyle karşılıksız çek keşide etmek suretiyle ... AŞ'nin 400.000,00 TL tutannda sermaye veya malvarlığının yönetim, denetim ve sermaye bakımından ilişkide bulunulan ... lehine kayba uğraması fiilinden sorumlu olan ... hakkında Sermaye Piyasası Kanunu (SPK)'nun 21, 110/c ve TCK'nun 155. maddeleri uyarınca Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulmasının; sermaye veya malvarlığı azaltılan ... AŞ'den, faiz hariç 400,000,00 TL menfaatin üç ay içerisinde ...’den tahsili için gerekli işlemlerin yapılmasının istenmesinin; istenen iadenin ... AŞ'ye yapılmaması durumunda, SPKn’nun 94’üncü maddesi uyarınca, aktarılan 400.000,00 TL tutarındaki örtülü kazanç meblağının yasal faizi ile birlikte ... AŞ’ye iadesi için ... aleyhine SPK’ca iade davası açılmasının uygun olacağının bildirildiği, çek hamillerince çeklerin bankaya ibrazlarının yapıldığı, karşılıksız olması nedeniyle arkalarının yazdırıldığı, karşılığı ... AŞ hesabında bulunmaması nedeniyle karşılıksız çıkan çekleri Bankaya ibraz edenlere Banka bünyesinden yükümlülük gereği toplam 4.480,00 TL (= 1.120,00 TL X 4 Çek) ödeme yapılmıştır. Bankaca ödenen yükümlülük tutan toplamı 4,480,00 TL’nin bilahare çek borçlusu ... AŞ’den tahsil edilip edilmediğine dair bir bilginin ... yazısında ve dava dosyasındaki belgelerde yer almamadığı, toplam tutarı 400.000,00TL olan çeklerin, şirket kayıtlarında bulunmadığı, çek bedellerinin ... AŞ’ den tahsil edildiğine ilişkin belge bulunmadığı, çek bedelleri tahsil edilmediğinden ... AŞ’nin 400.000,00 TL tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına ya da zarara uğramadığı, kayıt dışı bırakılan çek keşidelerinin ve bilahare çeklerden kaynaklanan Şirket borcunun ifa edilmemesi hususlarının kamuya açıklanmaması ve Şirketin finansal tablolarında yer almaması sebebiyle bedelleri Şirketçe ödenmeyen söz konusu çek keşideleri yüzünden hem Şirket tüzel kişiliğinin zarara uğramadığı hem de Borsadaki ... pay sahibi yatırımcılann doğrudan veya dolaylı zarara uğramadığı, Borsadaki ... pay sahibi yatırımcıların 2014 yılının ilk yansında zarara uğramalarının sebebinin, 14.04.2014 tarihinden İtibaren Şirketin fiili gerçek kişi hakim ortağı, Yönetim Kurulu Başkanı ve münferit imzasıyla Şirketi temsil ve ilzama yetkili tek yetkili olan dava dışı ...' ün Şirketin 30.06.2014 tarihli finansal tablolarını bağımsız denetimden geçirerek Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP)'da kamuya duyurulmak üzere ...AŞ'ye (BIST'e) göndermemesi üzerine, ...A,Ş.’nce ... payının işlem sırasının 21.08.2014 tarihinde geçici işleme kapatılması ve 27 11.2014 tarihinde de ... payının işlem görmekten men edilmesi olduğu, böylece ... pay sahibi yatırımcıların tamamının sahibi bulundukları payların 21.08.2014 tarihinden itibaren Borsada tedavül imkânı kalmaması sebebiyle zarara uğramış olduğu belirtilmiştir. <br>\tDavacı yanca, halka açık ... AŞ'nin gerçek kişi hâkim ortağı, yönetim kurulu başkanı ve tek yetkili yöneticisi olan davalı ... imzasıyla 12.03.2014- 14.04.2014 tarihleri arasında dava dışı lehdar ... lehine toplam 400.000,00 TL bedelli 4 adet çek keşide edilmek suretiyle şirketin 400.000,00 TL tutarında borç ödeme yükümlülüğü altına sokulduğu, çeklerin hamillerince vade tarihleri olan Temmuz- Eylül- Ekim/2014 aylarında Şirketin hesabının bulunduğu ...'ya ibraz edilerek tahsil edilmek istendiği, Şirket hesabında para mevcut olmadığından bankaca çeklerin karşılıksız muamelesine tabi tutulduğu, şirket kayıtlarında şirket ile ... arasında ticari ilişki bulunduğuna dair herhangi bir kaydın tespit edilememesi ve dava konusu çeklerin kayıtlarda bulunmaması nedeniyle çeklerin lehtar ...'e verilmek suretiyle örtülü kazanç aktarımı yapıldığı iddia edilerek eldeki dava açılmıştır. <br>\tDavacı yanca, eldeki davadan önce Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı dosyasındaki iddialar ile ve dava konusu toplam 400.000,00 TL tutarındaki çek bedellerinden 4.000,00 TL'lik kısmının tahsili amacıyla açtığı kısmi dava sonucunda mahkemece 26/03/2019 tarihli karar ile davanın kabulü ile 4.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak dava dışı ... Sanayi AŞ'ne verilmesine kesin olarak karar verildiği, kararın kesin karar olması nedeniyle 26/03/2019 tarihinde kesinleştiğine dair şerh verildiği anlaşılmakta olup, davacı yanca söz konusu kararın eldeki dava açısından kesin hüküm teşkil ettiği iddia edilmiş, mahkemece davacının kesin hüküm itirazı reddedilmiş ve bu yöne ilişkin istinaf itirazları ileri sürülmüş olmakla öncelikle söz konusu kararın eldeki dava açısından kesin hüküm teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi gerekmiştir. <br>\t6100 sayılı HMK'nun 303/1 maddesi uyarınca \"bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir\" hükmünü içermekte olup, kesin hüküm HMK'nun 114/1-i maddesi Bu durumda tarafları ve konusu dosyamız tarafları ve konusuyla aynı olan Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin  2020/587 Esas 2021/252 Karar  sayılı dosyasının eldeki dava yönünden kesin hüküm ve kesin delil teşkil edip etmediğinin öncelikle incelenmesi gereklidir. <br>\t6100 sayılı HMK'nun 303/1 maddesi uyarınca \"bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir\" hükmünü içermekte olup, kesin hüküm HMK'nun 114/1-i maddesi gereğince olumsuz dava şartlarındandır.<br>\tBu nedenledir ki kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de, davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir.<br>\tHemen belirtilmelidir ki kesin hüküm, şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler (Örneğin HUMK. m. 427; HMK. m. 361). Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir. Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir. <br>\tMaddi anlamda kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hakimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir. 6100 sayılı HMK’nun 303/1.maddesi de, “Bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde benzer bir tanımı içermektedir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/21-30 E. 2003/57 K.; 23.02.2005 gün ve 2005/21-66 E. 2005/93 K.; 03.03.2010 gün ve 2010/11-75 E. 2010/121 K.; 08.12.2010 gün ve 2010/1-602 E. 2010/643 K.; 02.11.2011 gün ve 2011/2-561 E. 2011/668 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır. Mahkemeler, aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan bir kesin hüküm ile bağlıdırlar; aynı davayı bir daha (yeniden) inceleyemezler ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Baki Kuru, a.ge., C. V, s. 5051- 5053).<br>\tYukarıdaki açıklamalar ışığında kesin hükmün varlığı için her iki davanın taraflarının, dava sebebinin ve ilk davadaki hüküm fıkrası ile diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi kesin hükümle bağlılık kural olarak hüküm fıkrasına münhasır olup gerekçeye sirayet etmediği yerleşik Yargıtay içtihatları ile de kabul edilmiştir. <br>\tEldeki davada; davacı yanca dosyamızda ileri sürülen iddialar ile ve dosyamız davalısına karşı dava konusu toplam 400.000,00 TL tutarındaki çek bedelinin 4.000,00 TL'lik kısmının tahsili istemiyle Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı dosyasında kısmi dava açılmış, eldeki davada ise kısmi davada talep edilmeyen 396.000,00 TL'lik kısmın tahsili istemiyle  ek dava açılmıştır. <br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.10.1997 tarih ve 3788 E., 6483 K; 23.11.2000 tarih ve 7946 E., 9237 K; 15.02.2001 tarih ve 2000/10078 E., 2001/1244 K; Dairemizin 27.03.2014 tarih ve 2013/7673 E., 2014/2353 K. sayılı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2014/5145 Esas 2015/2360 Karar sayılı emsal ilamlarında da açıklandığı üzere, hukuki ilişkinin varlığı, husumet gibi bazı hususlar bakımından kısmi davada verilen hüküm sonradan açılan  ek dava için  kesin hüküm oluşturulabilirse de, kısmi davada zararın bir kısmı dava edildiği için tüm zarar tutarı değil, sadece dava edilen zarar tutarı  kesinleşir. Yani, daha önce açılan davaya göre ek davada verilen karar yalnızca talep edilen ve hüküm altına alınan miktar bakımından kesin hüküm teşkil eder. Dolayısıyla davacının fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğu miktar bakımından kesin hüküm söz konusu değildir. <br>\tAncak, kısmi davada mahkeme itirazları dikkate alıp gerçek zararı saptamış,Yargıtay, hükmün temyizi üzerine kısmi davada alınan raporu irdelemiş ve benimsemiş ise, bu durumda kısmi davadaki raporun ek davada tarafları ve hakimi bağlayacağı benimsenebilir. (YHGK'nın 23.02.2000 tarih ve 1195-135 sayılı ilamı).<br>\tSomut olayda, her ne kadar davacı yanca Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı dosyasında ve eldeki davada ileri sürülen iddialar ile davanın tarafları aynı ise de,  Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı ilk davanın  hüküm fıkrası ile eldeki davaya ait talep sonucunun aynı olmadığı ve  Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı dosyasında verilen kararın miktar itibariyle kesin olarak verilmesi nedeniyle kararın esasına yönelik kanun yolu incelemesinin yapılmadığı, ilk davada hükme esas alınan bilirkişi raporunun işbu ek dava konusu talep miktarı bakımından yeterli olup olmadığı, tarafların iddia ve savunmaları ile itirazlarını karşılayıp karşılamadığı, hakkın tamamının 400.000,00 TL olup olmadığı, diğer anlatımla davacının işbu ek dava konusu bakiye alacağını hak edip etmediği hususları  kanun yolu incelemesinden geçmeden kesinleştiğinden dosyamız açısından kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden ilk derece mahkemesince davacı vekilinin bu yöne ilişkin itirazlarının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2014/5145 Esas 2015/2360 Karar sayılı emsal içtihatı). <br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 23.09.2020 tarih ve 2017/2-2297  Esas  2020/672  Karar sayılı ilamında; \"....24.İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m.187/1). Kanunda açık şekilde bir ayrım yapılmamasına rağmen, hukukumuzda deliller; kesin ve takdiri delil ayrımı esas alınarak incelenmektedir. Kesin delil terimi takdiri delil teriminin karşıtıdır. Takdiri deliller; tanık (HMK m. 240-265), bilirkişi (HMK m. 266-287), keşif (HMK m. 288-292), senet dışında ki belgeler (HMK m. 199) ve kanunda düzenlenmemiş (HMK m. 192) deliller olup; bu deliller, koşullarını ve hükümlerini kanunun tayin etmediği, hâkimi bağlamayan, hâkimin üzerinde serbestçe takdir hakkını kullanabildiği delillerdir. <br>\t25. Kesin delil kavramı ise; şartlarını, hükümlerini ve sonuçlarını kanunun belirlediği ve bu şartların mevcut olması hâlinde hâkimin bağlı olduğu ve takdir yetkisine sahip olmadığı delillerdir. Kesin delile  HMK'nın gerekçesinde yazdığı şekilde kanuni delil de denmektedir. İddia edilen vakıanın ispatı için kanunda kesin delil öngörülmüşse, hâkim başka delil inceleyemeyeceği gibi iddia edilen vakıa kesin delille ispatlandığı takdirde hâkim o vakıanın doğruluğunu kabul etmek ve uygun karar vermek zorundadır.<br>\t26. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İlamların ve remi senetlerin ispat gücü\"  başlıklı 204/1 maddesinin \"İlamlar ile düzenleme şeklinde ki noter senetleri, sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar\" hükmüyle, mahkeme ilamlarının sahte olduğu ispat olununcaya kadar kesin delil oluşturacağı açıkça kabul edilmiştir.<br>\t27.  Kesin deliller; ikrar  (HMK m. 188), senet (HMK m. 200 vd), yemin (HMK m. 225 vd) ve kesin hüküm (HMK m. 303 ve 204/1) olmak üzere dört tane olduğu hususu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.12.2014 tarihli ve 2014/17-1656 E., 2014/1099 K. sayılı kararında yaptığı tartışmada \"....Bu bağlamda kesin delil ise, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar, senet, yemin ve kesin hükümdür,...\" şeklindeki gerekçeyle kabul edilmiştir.  <br>\t28. Ermenek Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 21.12.2010 tarihli ve 2010/1126 E. ve 2010/993 K. sayılı kararının incelenmesinde; kadın eş tarafından 23.08.2010 tarihinde erkek eş aleyhine TMK'nın 197. maddesine dayalı bağımsız tedbir nafakası davasının açılmış, yapılan yargılama sonucunda \"...davacının, davalı ve ailesi tarafından darbedilmesi sonucu evden ayrılarak babasının evinde yaşamaya başladığı, herhangi bir gelirinin bulunmadığı, ailesinin yardımı ile geçimini sağladığı,...\" şeklindeki gerekçe ile kadının ayrı yaşamada haklı olduğunun kabulü ile dava kısmen kabul edilmiş, tarafların temyizi üzerine hüküm, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 28.03.2011 tarihli, 2011/2910 E. ve 2011/4964 K. sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmış ve tarafların karar düzeltme isteminde bulunmaması üzerine 06.05.2011 tarihinde kesinleşmiştir. <br>\t29. Böylelikle; Ermenek Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2010/1126 E. ve 2010/993 K. sayılı kararı ile eldeki dosyada, davacı-karşı davalı olarak yer alan erkeğin, davalı-karşı davacı olarak yer alan kadına \"fiziksel şiddet uyguladığı\" tespit edilmiş olup, hüküm Yargıtayın onama ilamı ile kesinleşmiştir.  <br>\t30.  Kesin hüküm adli gerçeği ifade eder. Kesin hükümle amaçlanan ise; aynı kişiler arasında, aynı dava konusu uyuşmazlık hakkında mahkemelerin sınırsız şekilde meşgul edilmesini engellemektir. Bu şekilde hem kişiler, hem de devlet için hukuki güvenlik sağlamaktır. HMK'nın 303. maddesine göre kesin hüküm hakkında; \"1- Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. 2- Bir hüküm, davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil eder,...\" şeklindeki düzenlemeyle, şekli anlamda kesinlik (yani o hükme karşı artık başvurulabilecek bir olağan kanun yolunun kalmaması ya da baştan beri hiç olmaması), maddi anlamda kesinliğin ön şartı olarak kabul edilmiştir. Maddenin devamında ise; bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesini, her iki davanın da taraflarının, dava sebeplerinin ve son olarak  dava konularının aynı olması şeklinde belirlenen üç şarta bağlamıştır. Kesin hüküm, öncelikle hükmü veren mahkeme de dahil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Bir hüküm maddi anlamda kesinleştikten ve hangi tarafın ne yönde haklı olduğu tespiti yapıldıktan sonra artık tüm mahkemeler, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak, aynı dava konusu hakkında verilmiş bulunan kesin hüküm ile bağlıdırlar. Bunun sonucunda; aynı dava yeniden incelenemeyeceği (kesin hüküm itirazı) gibi, aynı konuya ilişkin yeni dava, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdır (kesin delil).  Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 24.12.2014 tarihli ve 2014/17-1656 E., 2014/1099 K. ve 04.12.2013 tarihli ve 2013/20-300 E., 2013/1629 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir.<br>\t31. Kesin hükmün kesin delil teşkil etmesi ise; yine başka bir olayda Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.06.2010 tarihli ve 2010/19-287 E., 2010/305 K. sayılı kararında tartışılmış ve anılan kararda \"...Taraf ve maddi sebep birliği olan ilk davadaki, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı yönündeki tespit kısmı, sonraki davada kesin delil oluşturur. Bu tespit, maddi olay bakımından kesinleşmiş olur. Bu hususun bir daha incelenmesi  HUMK.nun 237.madde hükmü karşısında olanaklı değildir (Aynı yönde Prof Dr. Baki Kuru age. c. V, s. 5067 vd; YHGK 19.06.2002 gün ve 2002/2-484 E., 2002/544 K. sayılı ilamı). Hal böyle olunca, aynı taraflar arasında 160.000 YTL bedelli genel kredi sözleşmesinin geçerli olmadığı konusunda kesin hüküm oluştuğunun kabulü gerekir. Artık kesinleşen kararın içerisine girilerek; aynı hususlar yeni açılan bir davada yeniden tartışma konusu yapılamaz....\" şeklinde gerekçeyle, bir davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci bir davada birinci davada kesin hükme bağlanmış olan talep (HMK m.303/2) hakkında, kesin delil teşkil edeceği açıklanmıştır. Kararın içeriğinde atıf yapılan kararla da \"...aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukuki ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu birinci davadakinden farklı olsa bile, birinci davada verilmiş olan kesin hüküm iki davanın da temelini oluşturan aynı hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında ikinci davada kesin delil teşkil,...\" edeceği açıklanmıştır. <br>\t32. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; kadın eş tarafından, karşılıklı boşanma davalarından önce erkek eş aleyhine bağımsız tedbir nafakası davasında fiziksel şiddet vakıası kanıtlanarak ayrı yaşamada haklı olduğu sonucuna varılmış ve hüküm kesinleşmiştir. Tarafların bu dava tarihinden sonra bir araya gelmedikleri ve ortak hayatın yeniden kurulmadığı, sonrasında tarafların karşılıklı boşanma davası açtıkları, kadın eşin aynen bağımsız tedbir nafakası davasında olduğu gibi eldeki dava dosyasında da fiziksel şiddet vakıasına dayandığı, boşanma ile bağımsız tedbir nafakası dava konularının birbirinden farklı olmasına rağmen, her iki davanın temelinin de taraflar arasındaki evlilik birliğine dayalı hukuki ilişkiden kaynaklandığı, yukarıda da açıkça vurgulandığı üzere, aynı taraflar arasında, aynı hukuki ilişkinin temelini oluşturan sebebe dayalı olarak açılan ve sonuçlanan \"kesin hüküm nedeniyle oluşan kesin delilin\" tarafları ve hâkimi bağladığı, artık kesin delil ile kanıtlanan olayların hukuksal açıdan doğru olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, hâkimin kesin delilleri takdir yetkisinin bulunmadığı, bu şekilde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorunda olduğu, kadın tarafından kanıtlanan fiziksel şiddet olgusunun ise kadının kişilik hakları arasında yer alan bedensel bütünlüğünü zedeleyici nitelikte olup, kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gözetilmeksizin yerel mahkemece fiziksel şiddet iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.  <br>\t33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce,  mahkemece verilen direnme kararının onanması gerektiği, direnme gerekçesinin isabetli olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda belirtilen nedenlerle benimsenmemiştir.<br>\t34. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. \" olduğundan direnme kararı bozulmuştur. \t<br>\tYukarıda açıklandığı üzere,  Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/80 Esas 2019/298 Karar sayılı dosyasında verilen kararın miktar itibariyle kesin olarak verilmesi nedeniyle kararın esasına yönelik kanun yolu incelemesinin yapılmadığı, ilk davada hükme esas alınan bilirkişi raporunun işbu ek dava konusu talep miktarı bakımından yeterli olup olmadığı, tarafların iddia ve savunmaları ile itirazlarını karşılayıp karşılamadığı, hakkın tamamının 400.000,00 TL olup olmadığı, diğer anlatımla davacının işbu ek dava konusu bakiye alacağını hak edip etmediği hususları ile mahkemenin tüm alacağa yönelik olarak örtülü kazanç sağlandığına ilişkin gerekçesinin kanun yolu incelemesinden geçmeden kesinleştiğinden dosyamız açısından kesin delil olarak da kabul edilemeyecektir. <br>\tHalka açık dava dışı ... AŞ'nin gerçek kişi hâkim ortağı, yönetim kurulu başkanı ve tek yetkili yöneticisi olan davalı ... imzasıyla 12.03.2014- 14.04.2014 tarihleri arasında dava dışı lehdar ... lehine toplam 400.000,00 TL bedelli 4 adet çek keşide edilmesi, çeklerin hamillerince vade tarihleri olan Temmuz- Eylül- Ekim/2014 aylarında Şirketin hesabının bulunduğu ...'ya ibraz edilerek tahsil edilmek istenmesi, Şirket hesabında para mevcut olmadığından bankaca çeklerin karşılıksız muamelesine tabi tutularak çeklerin asgari sorumluluk tutarları olan 4.800,00 TL'nin hamillere ödenmesi şeklinde gerçekleşen dava konusu olayda örtülü kazanç aktarımının söz konusu olup olmadığının incelenmesine gelince; <br>\tSermaye Piyasası Kanunu'na tabi halka açık şirketler açısından ilişkili taraflara doğnu yapılan örtülü kazanç aktarımları özellikli bir konuyu oluşturmaktadır. Halka açık olmayan şirketlerde bir vergi hukuku  sorunu olan örtülü kazanç aktarımı eylem ve işlemleri, konu halka açık ortaklıklara gelince sermaye piyasası hukukunda daha ayrıntılı düzenlenmiş; halka açık şirketlerin muhtelif yol ve yöntemlerle örtülü kazanç aktarımı yapmaları yasaklanmış, idari yaptırımlar öngörülmüş, aktarılan örtülü kazanç meblağının halka açık şirkete kanuni faizi ile birlikte iadesi zorunluluğu getirilmiş ve örtülü kazanç aktarımı eylem ve işlemleri “suç' olarak tanımlanmıştır. Zira, halka açık ortaklığın mal varlığının korunması için halka açık şirketin ve bağlı ortaklıklarının mal varlıklarının, kazançtarının, karlarının, kaynaklarının değişik iş ve işlemler şeklindeki örtülü kazanç aktarımı eylemleriyle şirketin dışına çıkarılarak ilişkili kişileri teşkil eden hâkim ortaklar ve yöneticiler ile bunların kontrolü altındaki diğer şirketlere ve kuruluşlara doğru aktarılabilmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.<br>\t6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun \"Örtülü kazanç aktarımı yasağı” başlıklı 21'inci maddesinde,\"(1) Halka açık ortaklıkların ; yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel veya şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunmak suretiyle karlarını veya malvarlıklarını azaltarak veya karlarının veya malvarlıklarının artmasını engelleyerek kazanç aktarımında bulunmaları yasaktır.  <br>\t(4) Kazanç aktarımının Kurulca tespiti halinde halka açık ortaklıklar, .. Kurulca belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya karı azaltılan ortaklığa ... iadesini talep eder. Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar Kurulca belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır. Örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlali ile ilgili 94'üncü ve 110 uncu müddeler ile ilgili mevzuatta öngörülen hukuki, cezai ve idari yaptırımlar saklıdır.”  hükmü düzenlenmiştir.<br>\tBuna göre, sermaye piyasasında örtülü kazanç aktarımı işlemlerinden bahsedebilmek için halka açık ortaklıklar üzerinde gücü ve kontrolü elinde bulunduran kişi veya grubun yaptıkları ve/veya yaptırdıkları özel yönetimsel uygulamalarla - yöntemlerle- işlemlerle-  eylemlerle- fiillerle halka açık ortaklığın karım veya malvarlığını azaltması veya artmasını engellemesi gerekir, yani neticenin gerçekleşmiş olması lazımdır. Bu halde,  Sermaye Piyasası Kanununda düzenlenen sermaye piyasasında örtülü kazanç aktarımı - malvarlığı aktarımı yasağının ihlali için aranan şartlar şunlardır:<br>\tI- Kazanç / malvarlığı aktaranın halka açık ortaklık ya da onun iştirak veya bağlı ortaklığı olması gerekmektedir. Burada önemli olanın, yapılan dolanlı veya seri dolanlı işlemler sonucunda, halka açık ortaklığın nihai olarak maddi zarara uğratılmasıdır / uğramasıdır. <br>\tII- Kazanç aktarımı yapılan kişinin halka açık ortaklık ya da onun iştiraki veya bağlı ortaklığı ile doğrudan veya dolaylı olarak sermaye, yönetim veya denetim bakımından ilişkili olması (ilişkili taraf olması) gerekmektedir. Başka bir ifadeyle örtülü işlemin diğer tarafının, halka açık ortaklık aleyhine kazanç elde eden ve ilişkili tarafı teşkil eden gerçek ya da tüzel kişiler olması gerekir.<br>\tIII- İlişkili kişiler- şirketler- kuruluşlar arasındaki kazanç aktarımının örtülü işlemler (örtülü kazanç aktarımı yöntemleri - tipleri - türleri - uygulamaları - eylemleri) aracılığıyla gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. İşlemin her iki tarafının da nihai olarak aynı kişilerin veya grubun kontrolünde veya hakimiyetinde olması nedeniyle sadece grup şirketleri ile yapılan emsalinden farklı fiyat uygulanması halinde değil, emsal durumlarda yani normal şartlarda yapılmayacak olan bir işlemin sırf aradaki ilişkili taraf ilişkisinin varlığından ötürü yapılması halinde dahi  bu durumda emsale uygun fiyat belirlense de  örtülü bir işlem vardır, zira arada ilişkili taraf ilişkisi olmasa işlem hiç yapılmayacak, dolayısıyla halka açık şirket nakit ya da mal varlığı kaybına uğramayacaktır.<br>\tIV- Yapılan örtülü işlem sonucunda, halka açık ortaklığın karlarının veya malvarlıklarının azalması / azaltılması veya artmasının engellenmiş olması gerekmektedir<br>\tÖrtülü kazanç aktarımı, çoğunlukla emsalinden farklı koşullar taşıyan hukuki işlemlerle gerçekleştirilmektedir. Hukuki işlemin görünürde ticari bir amacı bulunmakla birlikte nihai amacın, halka açık ortaklığın malvarlığının ilişkili tarafa aktarılması olduğu görülmektedir. Hukuki işlemin konusuna göre örtülü kazanç aktarımı, nakıt aktarımı ve varlık aktarımı şeklinde yapılmaktadır. Nakit aktarımında, ortaklığın nakit varlığının (parasal varlığının) bir kısmı, iç işlemler yoluyla ilişkili taraflara aktarılmaktadır. Varlık aktarımında ise ortaklığın taşınır veya taşınmaz varlıkları, piyasa değerinin altındaki düşük bir fiyattan veya bedelsiz olarak ilişkili tarafı teşkil eden kişi ve kuruluşlara satılmaktadır.<br>\tDiğer taraftan, 6362 sayılı  Sermaye Piyasası Kanunu'nun 21/4.üncü maddesi, kazanç aktarımının SPK'ce tespiti halinde halka açık ortaklığın aktarılan kazancı kanuni faizi ile birlikte geri istemesini, hâkim ortağın aktarılan tutar ile kanuni faizini iade ile yükümlü olmasını; iadenin yapılmaması halinde SPK'nın  Sermaye Piyasası Kanunu'nun 94'üncü maddesine dayanarak iade davası açmaya yetkili olduğunu hükme bağlamıştır.<br>\tDosya kapsamından, davalı ...'in, kurulduğu 15.05.2013 tarihinden itibaren ... Tarım Hayvancılık İç ve Dış Ticaret A.Ş. (... Tarım AŞ)'nin tek ortağı ve Yöneticisi olduğu; ... Tarım AŞ'nin 2014/ Ocak ayında ... AŞ'nin hakim ortaklarına ait payları devralmak suretiyle ... AŞ'nin kontrolünü ele geçirdiği; ... Tarım AŞ'nin sahibi olan ...'in de ... AŞ'nin yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlendiği; ... AŞ'nin gerçek kişi hakim ortağı konumuna gelen davalı ...'in 27.01.2014-14.04.2014 tarihleri arasında şirketin yönetim kurulu başkanı ve münferit imzasıyla şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili yöneticisi olduğu anlaşılmaktadır. <br>\tDavalının, dava dışı ... AŞ adına dava dışı ... lehine 30/06/2014, 30/07/2014, 30/08/2014 ve 30/09/2014 tarihli her biri 100.000,00 TL'şer bedelli olmak üzeretoplam 400.000,00 TL miktarında çek düzenlediği, B-7943152 no.lu çekin 17.07.2014 tarihinde Bankaya ibraz edildiği, çekin karşılıksız muamelesine tabi tutulduğu, Bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar 1.120,00 TL'nin çek hamiline ödendiği; B-7943153 no.lu çekin 31.07.2014 tarihinde Bankaya ibraz edildiği, çekin karşılıksız muamelesine tabi tutulduğu, Bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar 1.120,00 TL'nin çek hamiline ödendiği; B-7943154 no.lu çekin 03.09.2014 tarihinde Bankaya ibraz edildiği, çekin karşılıksız muamelesine tabi tutulduğu, Bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar 1.120,00 TL'nin çek hamiline ödendiği;  B-7943155 no.lu çekin 01.10.2014 tarihinde bankaya ibraz edildiği, çekin karşılıksız muamelesine tabi tutulduğu, bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutar 1.120,00 TL'nin çek hamiline ödendiği, böylelikle karşılığı ... AŞ hesabında bulunmaması nedeniyle karşılıksız çıkan çekleri bankaya ibraz edenlere banka bünyesinden yükümlülük gereği toplam 4.480,00 TL (- 1.120,00 TL x 4 Çek) ödeme yapıldığı, dosyada bankaca ödenen yükümlülük tutarı toplamı 4.480,00 TL'nin bilahare çek borçlusu ... AŞ'den tahsil edilip edilmediğine dair bir  iddia ve delilin bulunmadığı anlaşılmaktadır. <br>\tHal böyle olunca, davalı tarafından ileri tarihli keşide edilen çeklerin çek hamilleri tarafından Temmuz, Eylül, Ekim/2014 aylarında ...'ya ibraz ederek çek bedellerini şirketin banka nezdindeki hesabından tahsil edilmek istendiği, ancak  şirketin banka nezdindeki hesabında nakit para mevcut olmadığından bankaca çeklerin  karşılıksız işlemine tabi tutulduğu, sonuçta çeklerin karşılıksız çıkması sebebiyle çek hamillerine çek bedelleri ödenmediğinden şirketin parasal varlığından çek hamillerine doğru bir nakit aktarımının gerçekleşmediği, dolayısıyla şirket bünyesinden dava konusu 4 adet çeklerin toplamı olan 400.000,00 TL tutarında nakit aktarımının fiilen yapılmadığı ve dava dışı  ... AŞ'nin 400.000,00 TL tutarında sermaye veya malvarlığı kaybına uğramadığı, çeklerin hamilleri tarafından çeklerin karşılıksız çıkmasından sonra  bedellerinin icra marifetiyle tahsil etmek amacıyla çekleri keşide eden halka açık ... AŞ aleyhine içra takibi başlattıklarına veya başkaca hukuki yollara başvurduklarına dair  SPK raporunda herhangi bir tespit yer almadığı gibi bu yöne ilişkin dosyada iddia ve delil ileri sürülmediği, nitekim davacı  mahkemeye sunduğu SPK vekilinin 26.04.2021 tarih ve E.5467 sayılı beyan dilekçesinde, “... çeklerin bir defa keşide edilmesi, .. bu kıymetli evrakın, şirket aleyhine hüküm doğurmasına yetmektedir. Dolayısıyla, şirket bir defa çek keşide ettikten sonra, bu çek artık şirket aleyhine bir borç olup, şirket bunu ifa etmekle yükümlü hale gelmektedir. Burada söz konusu çeklerin ne amaçla verildiğinin bir önemi bulunmadığı gibi, şirketçe keşide edilen çeklerin ciro edildikten sonra başka kimlere ciro edildiğinin, takıbe konulup konulmadığının, tahsil edilip edilmediğinin veya imha edilip edilmediğinin tespiti ve takibi oldukça güçtür.\" denilmek suretiyle çek bedellerinin şirketten tahsil edildiğini ispatlayıcı yazılı bir delil ibraz edilmediği, böylelikle dava konusu çek bedellerinin dava tarihi itibariyle şirket tarafından hamillerine ödendiği ve örtülü kazanç aktarımı bulunduğunun kabulü için gerekli unsur olan şirketin maddi zarara uğraması koşulunun dava tarihi itibariyle gerçekleşmediği anlaşılmakla ilk derece mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2- 684 sayılı KHK ile değişik SPK’nun 94/2 hükmü uyarınca davacı taraf harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,  davacıdan fazla alınan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 80,70 TL istinaf karar harcının davacıya iadesine, <br>\t3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/12/2024<br><br><br>Başkan- ...             Üye - ...                            Üye - ...                 Zabıt Katibi -...<br>...              ...       ...                 ...<br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cd0bddb764f1a083","SID":"bffd1c127cc712e2"}}