{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/924 <br>KARAR NO: 2025/63<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 08/03/2022<br>NUMARASI: 2021/173 Esas  2022/248 Karar <br>DAVA: Alacak <br>Davanın reddine ilişkin kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı; davalının tasfiyesinden kaynaklanan ... no'lu katılım hesabında bulunan devlet güvencesindeki 2.000-USD ve 2.556,45-Euro alacağının 10/02/2001 tarihinden itibaren ödenmediğini, yakın zamanda ödeneceğine ilişkin bir emare de bulunmadığını, alacağın tahsili için eldeki davayı açmaktan başka çare kalmadığını belirterek alacağın güncel tarihinin tespit edilerek ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili; davacı tarafın dava dilekçesinde pek çok talepte bulunduğunu ve dava dilekçesinin anlaşılır olmaktan uzak olduğunu, davacının taleplerinin farklı farklı davaların konularını oluşturduğunu, davacı tarafın dilekçe içeriğinde ... ile  ... A.Ş'yi karıştırdığını, ortaklık yapısı, inşaat stoğu vb. konulara ilişkin verilen bilgilerin müvekkil firma ile bir ilgisinin olmadığını, dava konusu alacağa itiraz ettiklerini, davacının müvekkili şirket nezdindeki hesabı kar ve zarara katılım akdine dayanmakta olup, davacının dava tarihi itibariyle müvekkil şirketten henüz kesinleşmiş, muaccel ve likit bir alacağı bulunmadığını, kar ve zarara katılma hesabına müsteniden açılmış benzer alacak davalarında, muhtelif mahkemelerden davanın reddi yönünde kararlar verildiğini ve bu kararların Yargıtay'ın ilgili hukuk daireleri tarafından onandığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; davalı finans kurumunun faaliyet izninin BDDK'nun 10.02.2001  tarihli ve 171  sayılı kararı ile kaldırıldığı ve tasfiye sürecine girdiği, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 20-6/d maddesinde faaliyet izni kaldırılan özel finans kurumunun yönetim ve denetiminin yasada belirtilen tasfiye kuruluna intikal etmesi sebebiyle davacının kar ve zarara katılma hesap cüzdanlarına dayalı olarak alacağını tasfiye işlemleri tamamlanmadan isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı; duruşmada söz hakkı verilmediğini, kendisinde bulunan işitme kaybının dikkate alınmadığını, tutanakların kopyalama yöntemi ile oluşturulduğunu, davalıdan olan alacağının davalının da kabulünde olduğunu, uyuşmazlığın 10/02/2001 tarihinden beri beklenen tasfiye sürecinden kaynaklandığını, tasfiye sürecinin belirsiz olmasının davalı tarafından kötüye kullanıldığını, mahkemenin kararıyla maddi ve manevi zarara uğratıldığını, mülkiyet hakkının gasp edildiğini, hiç bir duruşmaya katılmayan, yasal süreç içerisinde savunma yapmayan davalı lehine 5.250-TL vekalet ücretine hükmedildiğini, müvekkilinin bu şekilde cezalandırıldığını, kararın hukukun temel ilkelerine ve vicdani kanaate göre verilmediğini, duruşmalara farklı hakimlerin çıktığını, yargılamanın adil ve hakkaniyetli yapılmadığını, bilirkişi incelemesi talebinin usule aykırı olarak reddedildiğini, hiç bir duruşmaya katılmayan davalı vekili için vekalet ücretine hükmedilmemesinin doğru olmadığını, mahkemenin gerekçesinin mevzuata uygun olmadığını, davalının ödeme gücü olmasına rağmen borcunu ödemediğini, mahkemeyi ve davayı dikkate almadığını, tasfiye süreci ve kanun boşluğundan yararlandığını, müvekkilinin alacağının miktarı ile ilgili bir inceleme de yapılmadığını, gerekçeli kararda yazım yanlışları bulunduğunu, arabulucu ücreti dahil vekalet ücretinin kendisine yüklenmesinin hakkaniyetsiz olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Davacı, tasfiye halinde davalı şirkette olan hesapları nedeniyle alacaklı olduğunu, şirketin tasfiyesine karar verildiğini, üzerinden uzunca bir süre geçmesine rağmen davalı şirketin tasfiyesinin sonuçlandırılmadığını, kötüniyetli olarak tasfiyenin arkasına sığınıldığını belirterek alacağının ödetilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Anonim şirketlerin, tasfiye işlemleri ile ilgili hükümler 536.vd (6762 sayılı TTK 441 vd) maddelerinde düzenlenmiş olup anılan maddelerde tasfiye ile ilgili işlemleri yürütme görevi tasfiye memurlarına verilmiştir. Anılan maddelerde tasfiye işlemlerine yönelik olarak mahkemenin müdahalesine ilişkin yasal düzenleme yapılmamıştır. Sadece 546/2 maddesinde tasfiye memurlarının sorumluluğu düzenlenmiş olup, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği hususlar tasfiye memurlarının sorumluluğunu gerektiren eylemler olup, tasfiye memurları davada hasım gösterilmemiştir. Tasfiye işlemlerini yürütme görevinin tasfiye memurlarına ait olduğundan, tasfiye işlemlerinin yürütülmesine ilişkin olarak mahkemenin müdahalesi yasal olarak mümkün değildir. Diğer taraftan; davalı şirketin tasfiye halinde olduğu, tasfiyenin sonuçlanmaması nedeniyle kar-zarar durumunun ve alacağın miktarının tespit edilememesi nedeniyle bu aşamada alacak talebinde bulunulamayacağı anlaşılmakla, mahkemece erken açılan davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir (Aynı yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22/04/2015 tarih 2015/1298-5691 sayılı; 24/04/2013 tarih, 2012/9237 E. 2013/8115 K. Sayılı; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 16/04/2013 tarihli  2013/1533-6940 sayılı içtihadı). Kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine karşı vekalet ücretine hükmedilebilmesi için davalıyı temsil eden avukatın duruşmalara katılması zorunluluğu bulunmamaktadır. HMK'nın 326. maddesi gereğince avukatlık ücretinin ve 6325 S.lı HUAK'nun 18/A-14 maddesi gereğince arabuluculuk masrafının davada aleyhine hüküm verilen davacıdan alınması doğru olup, davacının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde değildir. Açıklanan nedenlerle; mahkemece erken açılan davanın reddine dair verilen kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacının yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacının istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 534,7‬0-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 16/01/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2d4f6a8a8a044ce6","SID":"ce2435fe402a3698"}}