{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/972 <br>KARAR NO\t\t: 2025/3<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 24/03/2017 (Dava) - 03/03/2022 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2017/329 Esas - 2022/173 Karar<br>DAVA\t\t: Portföy Tazminatı (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 15/01/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ   : 15/01/2025<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/329 Esas-2022/173 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketlerin bayisi olduğunu, davalı şirketlerden mal aldığını ve ödemelerini de çek vasıtası ile gerçekleştirdiğini, müvekkili şirketin borçlarına karşılık olarak davalı şirketlere Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz 2016 vade tarihli çeklerin keşide edildiğini, ancak bu çeklerin vade tarihleri gelmeden, davalı şirketler tarafından müvekkili şirketin davalı şirketlere garanti ettiği teminat mektuplarının bozdurularak paraya çevrildiğini, çeklerin ödeme tarihleri gelmeden teminat mektuplarının paraya çevrilmesi nedeniyle davalı şirketler tarafından TTK'nın 121.maddesi hükmüne aykırı davranılarak müvekkili şirketin mağdur edildiğini, davalı şirketlere ihtarname keşide edilerek zararlarının tazmini ihtar edilmiş ise de bayilik ilişkisinin sonlandırılmasından kaynaklanan zararlarına ilişkin olarak davalı şirketler tarafından bugüne kadar ödeme yapılmadığını, TTK'nın 121/4.maddesinde; \"Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır\" denildiğini, TTK'nın 122/1.maddesinde de; \"Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir\" denildiğini, davalı tarafça haklı bir sebep olmadan ve de fesih öneline uyulmadan bayilik ilişkisinin sona erdirildiğini, sona eren bu ilişki nedeniyle müvekkili şirketin zararının söz konusu olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 122.maddesi gereğince ticari defterler üzerinden müvekkili şirketin uğramış olduğu zararların bilirkişilerce tespit edilmesinin ardından zararlarının tazmini için işbu davayı açma zorunluluğunun hasıl olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik (davalı ... San. AŞ bakımından) 80.000,00 TL'nin işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın, müvekkillerinden ... San. A.Ş'nin bayisi olduğunu iddia ettiğini, dolayısıyla diğer davalı/müvekkilleri olan ... San. A.Ş ve ... San. A.Ş 'ye husumet yöneltilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalılar ... San. A.Ş ve ... San. A.Ş yönünden zamanaşımı definde de bulunduklarını, davacı tarafın, davalı 3 şirkete karşı tazminat talebinde bulunduğunu, ancak dava dilekçesinde talep ettiği 100.000,00 TL tazminatın ne kadarının hangi davalı şirketten talep edildiği konusunda bir açıklık bulunmadığını, bu durumun HMK'ya aykırı olduğunu, davacının, müvekkillerinden hiçbirinin acentesi olmadığını, hiçbirinin nam ve hesabına işlem yapmadığını, kaldı ki davacının da müvekkillerinin bayisi olduğunu iddia ettiğini, sadece ... A.Ş'nin bayiliğine ilişkin belge sunduğunu, dolayısıyla davacı ile müvekkili hiçbir şirket arasında acentelik ilişkisi bulunmadığının açık olduğunu, müvekkili ile davacı arasındaki ticari ilişkinin sonlanmadığını, kendilerine çektikleri 16/05/2016 tarihli ihtarnamede ticari ilişkiyi sonlandırdıklarına dair herhangi bir ifade bulunmadığını, yine, davacının kendilerine açmış olduğu İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/1049 Esas sayılı dosyasında da taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandığına ilişkin herhangi bir iddia ya da beyan bulunmadığını, halihazırda müvekkili firmadan mal almamalarının kendi ticari tasarrufları olduğunu, davacının, müvekkillerinden aldığı malları kendi adına sattığını, 2016 yılında, davacının mali tablosunun bozulması ve ticari riskinin artması nedeniyle, müvekkiline vermiş olduğu teminatların, alacaklarına karşılık olarak nakde çevrildiğini, bunun gerçekleştirileceğinin de, nakde çevirme işlemi olmadan taraflar arasında kararlaştırıldığını, davacının ticari riskinin çok fazla olduğunun davacının 27/04/2016 tarihinde açmış olduğu İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/587 Esas sayılı iflas erteleme davası ile doğrulandığını, sunulan sözleşmenin acentelik sözleşmesi olmadığını ve 7.maddesinde; \"31/12/1999 tarihinde hiçbir ihtar ve hükme hacet kalmaksızın kendiliğinden infisah eder....Yazılı mutabakat hasıl olması kaydı ile anlaşma 1 yıl süre ile uzatılabilir” denildiğini, sözleşmenin 15.maddesinde müvekkili ... A.Ş’nin ticari defter ve kayıtlarının yegane delil olarak kabul edileceğinin yazılı olduğunu, dolayısıyla, işbu sözleşmenin aleyhlerine delil olarak kabul edilmesi halinde, lehe olan işbu maddelerinin dikkate alınması, davacı tarafın sunduğu belge ve kayıtların hiçbirinin delil olarak değerlendirilmemesi gerektiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>Mahkemece, \"....Davacının dava dilekçesinde taleplerini her bir davalı açısından ayrıştırmadığı anlaşıldığından davacı vekiline taleplerini her bir davalı açısından ayrıştırması için süre verilmiş olup, davacı vekilinin 23/03/2020 tarihli beyan dilekçesi ile her bir davalı açısından taleplerini somutlaştırdığı ve dava miktarını belirlediği, davacının beyan ve dava dilekçesi ile dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davacı dava dilekçesi ile üç davalıya davasını yöneltmiş olup üç davalı hakkında da portföy tazminatı ile birlikte teminat mektuplarının erken nakde çevrilmesi sebebiyle uğramış olduğu zararın tazminini talep etmiş ise de, taraflar arasında var olduğu bildirilen bayilik sözleşmesinin davalılardan sadece ... San. A.Ş arasında yapılmış olması diğer davalılar ile yazılı bir bayilik sözleşmesinin bulunmamış olması ile birlikte dosya kapsamı ve usul ekonomisi de gözetilerek her bir davalı açısından mahkemenin 2017/329 E. sayılı dosyası ile açılan davaların tefrikine karar verildiği, tefrik kararı sonrasında işbu dosya yönünden uyuşmazlığın; davacı ile davalı arasındaki bayilik sözleşmesinden dolayı davacının davalıdan portföy (denkleştirme) tazminatı talep edebilip edemeyeceği noktasında toplandığı, ...davacı tarafın ihtarata rağmen tek satıcı olduğunu iddia ettiği bölge ve idari birimlere ilişkin bir beyanda bulunmadığı, ....dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelere göre davacının Ege Bölgesinde davalının tek satıcısı olduğunu (2000 yılından davanın açıldığı 2017 yılına kadar olan dönemde) ispat edemediği, aksine dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelere göre davalının Ege Bölgesinde yer alan bir çok firmaya direkt satış yaptığı, davacının da münhasır satış yetkisi olmaksızın davalının ürünlerini satan bayilerden/satıcılardan birisi olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı, davacının tek satıcılık sözleşmesinden kaynaklı olarak portföy tazminatı talebini TTK madde 121 kıyasen uygulanması  yolu talep ettiği görülmüş ise de taraflar arasında akdedilmiş bulunan bayilik sözleşmesinin sözleşme hükmü gereğince 31/12/1999 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, fakat sonrasında davacının davalı ürünlerini satmaya devam ettiği, devam eden bu ticari ilişki döneminde taraflar arasında geçerli ve belirli bir bölgeyi açıkça belirten, davacıya tek satıcılık hakkı tanıyan bir sözleşmenin bulunmadığının anlaşıldığı, davacının, davalının ürünlerini satan bir çok satıcıdan bir tanesi olup taraflar arasında 2000 yılından sonraki döneme ilişkin yazılı bir sözleşme de bulunmadığı, taraflar arasındaki 1999 yılına ilişkin tanzim edilen sözleşmenin geçerli olduğu biran için kabul edilse dahi 1999 yılı için düzenlenen sözleşmede belirli bir bölge belirtilmemiş olması ve 2000 yılından sonra  tarafların uygulaması ile de Ege Bölgesinde davacının tek satıcı olmadığının anlaşıldığı,  portföy tazminatının ancak tek satıcıya tanınan bir hak olduğu, tek satıcılık sözleşmesinin ise yazılı olarak ortaya konulmak zorunda olduğu, dosya kapsamına göre davacının 2000 yılından sonraki dönem için davalının tek satıcısı olduğunu ispat edemediği, TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme (portföy) tazminatı talep edebilmek için davacıya sözleşmede tekel hakkı verilmiş olmasının şart olduğu, taraflar arasında 2000 yılından sonraki dönemi kapsayan geçerli yazılı bir sözleşme bulunmadığı, davacının davalı ürünlerini satan satıcılardan bir tanesi olduğu dolayısı ile tekel hakkına sahip tek satıcı olmadığı kanaatine varıldığı, davacının Ege Bölgesinde iddia ettiği gibi davalının ürünlerini satan tek satıcı olduğunu yazılı delille veya sair belgelerle ispat edemediği, tek satıcılık sözleşmesinin ancak yazılı olarak ispat edilmek zorunda olduğu, portföy tazminatının ancak tek satıcıya tanınan bir hak olduğu, davacı, davalının tek satıcısı olduğunu ispat edemediğinden DAVANIN REDDİNE (Yargıtay 11. H.D. 2020/2991 E. 2021/4968 K., Sakarya BAM 7. H.D. 2020/1639 E. 2021/1220 K., İstanbul BAM 44. HD. 2020/486 E. 2021/610 K., İstanbul BAM 43. H.D. 2020/603 E. 2021/764 K. sayılı ilamları)...\" şeklinde karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili tarafından, \"...Müvekkili şirketin davalı şirket ile aralarındaki bayilik sözleşmesi gereğince beton mamulü olarak sadece davalının ürünlerini sattığını, başka firmaya ait beton satışı kesinlikle yapılmadığını, müvekkilinin yetkili satıcı olduğuna dair belgenin dosyada bulunduğunu, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi tek satıcılık olarak belirlenmiş olup, Ege Bölgesi’ne ait satışların yalnızca müvekkili şirket tarafından yapıldığını, markanın tanıtımı ve piyasada yaygınlığının sağlanması için çeşitli broşürler, takvimler ve çeşitli reklamasyon ürünleri yaptırıldığını ve dağıtıldığını, müvekkili şirket tarafından bulunabilen bir kısım basılı evrakın dosyaya sunulduğunu, yasal mevzuat uyarınca bayilik ilişkisinin varlığı için yazılı bir sözleşme yapılmasının zaruri olmadığını, kaldı ki grup şirketlerin hakim şirketi olan ... Sanayii A.Ş ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmenin dosyada bulunduğunu, davalı şirketler arasındaki fiili ve hukuki birlikteliğin https://www...com/internet sitesinde açıkça belirtildiğini, grup şirketlerin birbiri ile doğrudan bağlantılı, birbirinin ortağı ve hissedarı konumunda olduklarını, müvekkili şirketin, davalılar lehine teminat mektupları verdiğini, davalı şirketlere bayilik ettiğini, ticari faaliyette bulunduğunu, incelenen defter ve kayıtlarda da bu durumun sabit olduğunu, bilirkişinin davalı şirketlerin müvekkilinin vadesi gelmemiş borçlarını teminat mektubunu paraya çevirmek sureti ile vadesinden önce tahsil ettiğini açıkça tespit ettiğini, bu durumun ise eylemli olarak davalı şirketin sözleşmeyi feshettiğinin açıkça göstergesi olduğunu, müvekkilinin vadesinden evvel tahsil edilen borçlardan kaynaklanan zararının, borcun tahsil edildiği tarih ile vade tarihi arasındaki ticari faizi olduğunun aşikar olduğunu, buna ek olarak davalı şirketlerin teminat mektuplarını paraya çevirerek müvekkilinin bankalar ve piyasadaki itibarını zedelediğinin ve güvenilirliğini ortadan kaldırdığının kabulü gerektiğini, denkleştirme tazminatı bakımından; denkleştirme isteminin belirlenmesinde ilk aşamanın işletmenin kazanç ve acentenin kayıp tutarının belirlenmesi olduğunu, net karın hesabında sadece acentenin kazandırdığı ya da ticari ilişkilerini geliştirdiği müşteri çevresi nedeniyle elde ettiği kazancın esas alınması gerektiğini...\" beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, bayilik sözleşmesine dayalı portföy (denkleştirme) tazminatı istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacı tarafından başta üç davalı şirkete (grup şirketler) dava yöneltilmiş ise de, mahkemece tefrik kararları verildiği ve eldeki davanın davalısının yalnızca davalı ... San. A.Ş olup, dava konusunun ise portföy tazminatından ibaret olduğu, davacı vekilinin sunduğu 23.03.2020 tarihli açıklama dilekçesi ile anılan davalıdan talep ettiği portföy tazminatı miktarını fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 80.000,00 TL olarak açıkladığı anlaşılmaktadır.<br>Somut uyuşmazlık incelendiğinde; taraflar arasındaki sözleşmenin 6102 sayılı Kanun'un 122. maddesindeki düzenlemeler çerçevesinde kaldığı hususunda, diğer bir ifadeyle sözleşmenin acentelik, tek satıcılık ve benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme niteliğinde olduğu hususunda ispat külfeti davacıdadır. Tek satıcılık sözleşmesinin; yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının, ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşme olmasına göre, somut durumda taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmadığı gibi, ortada davacıya tekel hakkı veren bir sözleşme de olmadığı, denkleştirme tazminatının ise (portföy tazminatı) 6102 sayılı Kanun'un 122. maddesinde acentelik sözleşmelerinden kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlendiği, aynı maddenin beşinci fıkrasında hükmün hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacağının düzenlendiği, ancak taraflar arasındaki sözleşmenin yasanın aradığı, acentelik sözleşmesi, tek satıcılık sözleşmesi ya da benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşmelerden olmadığı, dosyaya sunulan 1999 tarihli sözleşmede davacının hangi bölgelerde tek satıcı olduğuna ilişkin herhangi bir yer ve coğrafi alan ismi bulunmadığı, bu kısımların boş bırakıldığı, kaldı ki davacı, dava dilekçesinde  ve cevaba cevap dilekçesinde de tek satıcı olduğunu iddia etmeyip bayi olduğunu ileri sürmekte olup, sadece bayilik ilişkisi bulunduğunu, sözleşmenin davalı tarafça haklı sebep olmaksızın feshedildiğini ve bu nedenle zarara uğradığını beyan ettiği, sonradan iddiasını genişletemeyeceği, davalı tarafından, davacıya verilen belgede sadece \"yetkili satıcı\" olduğu yazılı olup, tek satıcı olduğuna ilişkin herhangi bir ibarenin geçmediği, 1999 tarihli sözleşmeye dayalı taraflar arasındaki uygulamanın da davacının tek satıcı olacağı şekilde yürütülmediği, bunun aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı, ayrıca davalının sunduğu bilgi ve belgelere göre Ege Bölgesine davalı tarafından da doğrudan satışlar yapılmaya devam edildiği, taraflar arasındaki ilişkinin, bayilik ve yetkili satıcılık ilişkisi çerçevesinde işlediği, tek satıcı niteliği iddia ve ispat edilmeyen bayilik sözleşmesi nedeniyle de denkleştirme tazminatı talep edilemeyeceği anlaşılmakla denkleştirme (portföy) tazminatı isteminin yerine olmadığı görülmekle, davacı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir (Bu yönde bknz. Yargıtay 11. HD 2023/2397 E.-2024/6436 K,   2023/3644 E.-2024/6027 K).<br>Davalı tarafça yasal süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesi içeriğinde zamanaşımı def'i de ileri sürülmüş olup, mahkemece bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de, yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik görülmemesine göre, bu husus esasa etkili görülmemiş, burada eleştirilmekle yetinilmiştir. <br>Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:<br>1-Davacı vekilinin İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/329 Esas - 2022/173 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,7‬0 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,<br>4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avanstan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,<br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>6-Kararın Dairemizce taraflara tebliğine,<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.  15/01/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"704625b8e30acdd3","SID":"18fb448eac6b7afe"}}