{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2024/1755 <br>KARAR NO\t\t: 2024/2275<br>KARAR TARİHİ\t: 17/12/2024<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 27/09/2024<br>NUMARASI\t\t: 2024/221 Esas 2024/745 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Tanıma Ve Tenfiz<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 17/12/2024<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 17/12/2024<br><br>Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Almanya'da faaliyet gösteren bir banka olduğunu, davalının bankadan kendisine ait işyeri için ticari işletme kredisi kullandığını, bu kredinin ödenmediğini, davalının kredinin kullanımını sağlamak amacı ile nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğini, bu haksız fiile dayalı olarak bankanın alacağının oluştuğunu, davacı tarafından davalıya karşı Würzburg Asliye Hukuk Mahkemesi'nin  İN 618/07 sayılı dosyası ile haksız fiilden doğan alacak davasının açıldığını, bilahare müvekkilince davalı hakkında Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesi İflas Mahkemesi'nin 1 IN 618/07 sayılı dosyası ile iflas davası açıldığını, yapılan yargılama sonucunda ...'ın iflasına hükmedildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkili tarafından iflas masasına kredi sözleşmesinden ve kasten işlenen haksız fiilden dolayı 2.341.915,47-EURO alacak bildirildiğini, ancak iflas memuru tarafından icra edilebilir alacak miktarı olan 1.345.759,87-EURO olarak tespit edildiğini, geri kalan talebin müvekkili tarafından çekilmek zorunda kalındığını, sonuç olarak müvekkilinin 1.345.759,87-EURO alacağı olduğuna hükmedildiğini bu alacağın kesinleştiğini, ancak icra dairesine başvurulmadan önce tenfiz davasının açılmasının gerektiğini, taraflarınca Würzburg Sulh hukuk Mahkemesinin 1 IN 618/07 sayılı dosyası ile hükmedilen iflas kararı ile kesinleşen 1.345.759,87-EURO alacaklarının tahsili için icra müdürlüğüne başvurması gerekeceğinden, Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesi İflas Mahkemesi'nin 1 IN 618/07 sayılı dosyasının 01.01.2008 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının yabancı şirket olması sebebi ile MÖHUK kapsamında teminattan muaf olmaması nedeni ile teminat göstermesine karar verilmesini talep ettiklerini, davacı tarafça aynı konuda daha evvel açılan dava nedeni ile İzmir 2. ATM'nin 2020/377 Esas 2020/733 Karar sayılı 25.11.2020 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, kesin hüküm nedeni ile dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının tenfiz isteme hak ve yetkisinin bulunmadığını, zira kayıt kabul davası sonucunda verilen hükmün iflas idaresi dışında müflise karşı ileri sürülemeyeceğini, tenfiz isteminin nispi harca tabi olduğunu, davacıya harç tamamlattırılması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>MAHKEMECE: \"...,Davalı tarafından ileri sürülen dava şartları öncelikle değerlendirilmiştir. Davalı taraf, İzmir 2. ATM'nin kesin hükmünden bahisle davanın reddi gerektiğini savunmuş ise de, İzmir 2. ATM'nin kararına konu tenfiz talebinin davacının kayıt kabul talebine ilişkin olduğu, bu davanın konusunun iflas kararının tenfizine ilişkin olduğu, bu yöndeki itirazın yerinde olmadığı, davacının Alman Devleti tabiyetinde olduğu, ülkemizde karşılıklılık bulunduğu ve bu nedenle teminat yatırılması gerekmediği, davalının adresinin yargı çevremiz içinde olduğu, kesin yetki yönündeki itirazların yerinde olmadığı, davanın maktu harca tabi olduğu, maktu harç tutarının da yatırılmış olduğu kanaatine varılmıştır.<br>Davacının aktif husumet ehliyetine sahip olup olmadığı yönündeki itirazlar da aşağıda gerekçeli olarak değerlendirilmiştir. <br>Davamız; Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (iflas mahkemesi) 1 IN 618/07 sayılı 01.01.2008 tarihli kararının tenfizine ilişkindir.<br>Söz konusu karar ile ...'ın mal varlığına dair iflas davası açıldığına ve iflas yöneticisi olarak Av. Dr. ...'in atandığına, iflas başvurusunun onaylandığına ilişkindir. <br>Davacı alacaklılardan birisi olup, iflas yöneticisi değildir. Davacıya alacaklılar kurulu tarafından bu davayı açması ve talebe dayanak alacağı tahsil etme konusunda yetki verilip verilmediğinin tespiti bakımından; iflas temsilcisince yetki verilip verilmediği sorulmuş, davacı vekili tarafından kendisine yetki verildiğine dair iflas temsilcisinin verdiği belgeyi mahkememize sunmuştur. Davacı tarafından sunulan iflas yöneticisi Av. Dr. ... tarafından verilen belgede, \"... (...), Würzburg Bölge Mahkemesi İflas Mahkemesi'nin 01.01.2008 tarih ve 1 IN 318/07 sayılı kararı ile iflas etmiş ilan edilmiştir. İflas idaremizde ...' un iflas eden ...' a karşı 1.345.759,87 Euro tutarında alacağı bulunmaktadır. Bu alacağın takip ve tahsil edilebilmesi için; 1)Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesi - İflas Mahkemesi'nin - 01.01.2008 tarih ve 1 IN 318/07 sayılı kararının icrası ve, 2) İflas eden ...' a karşı alacağını tahsil etmek için tüm yasal yollara başvurmak için, ... yetkili tayin edilmiştir. Bu kapsamda Avukat ..., ... tarafından alacağı tahsil etmek ve ... adına iflas idaremize iletmek üzere yetkilendirilmiştir.\" şeklinde anlatımda bulunduğu anlaşılmıştır. Esasen Alman Mahkemelerince verilen iflas kararının tenfizinin iflas idaresi (iflas yöneticisi) tarafından bizzat veya yetki verilen avukat tarafından istenmesi mümkündür. Alacaklılar kurulu dışında iflas yöneticisinin tüm alacaklılar adına iflas idaresine ait bu yetkiyi alacaklılardan birinin alacağını tahsil edebilmesi için o alacaklıya devredilmesi mümkün değildir. Bu husus İcra İflas Kanunumuzda düzenlenmiş olup, kamu düzenine ilişkindir. <br>Toplanan tüm deliller karşısında, davacının müflis davalının alacaklılarından olduğu, davalı hakkında Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (iflas mahkemesi) 1 IN 618/07 sayılı 01.01.2008 tarihli kararı ile iflasına karar verildiği, davacı alacaklının kendi alacağını tahsil edebilmek bakımından, iflas kararının Türkiye'de uygulanabilmesi için tenfizini talep ettiği, ancak iflasın külli tasfiye sağladığı, yani tüm alacaklıların alacağı dikkate alınarak, borçlunun mal varlığından tahsilat sağlamaya yönelik olduğu, tüm alacaklıların alacağının iflas masasını oluşturduğu, iflas masası adına temsil yetkisinin iflas idaresine ve tenfizi istenen kararda belirtildiği üzere iflas yöneticisine ait olduğu, iflasına karar verilen kişiden her bir alacaklının alacağını tahsil bakımından ferden hukuki işlem yürütemeyeceği, bu nedenle iflas kararının tenfizini istemeye masayı temsile yetkili iflas idaresinin ve ilgisine göre iflas yöneticisinin yetkili olduğu, iflas idaresinin veya yöneticisinin bu yetkiyi alacaklılardan birinin alacağını tahsil için o alacaklıya devredemeyeceği, aksinin kabulünün benzer durumda bir kısım alacaklıların alacağına kavuşamaması sonucunu doğuracağı, bunun iflas hükümlerine ve iflasın amacına uygun olmadığı, sonuç olarak davacının iflas kararının tenfizi konusunda alacaklı sıfatı ile mahkememize başvurma hakkına ve ehliyetine sahip olmadığı kanaatine varılmakla, davacının aktif husumet ehliyetine sahip olmadığından, iş bu tenfiz davasının husumet nedeni ile reddine karar verilmiş, mahkememiz 22.09.2023 tarih 2023/365 esas 2023/617 karar sayılı kararının istinaf edilmesi üzerine İzmir BAM 17.HD.nin  14.03.2024 tarih 2024/210 esas 2024/619 karar sayılı kararı ile ''....Davacının müflis davalının alacaklılarından olduğu, davalı hakkında Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesinin (iflas mahkemesi) iflasına karar verildiği, davacı alacaklının kendi alacağını tahsil edebilmek bakımından, iflas kararının Türkiye'de uygulanabilmesi için tenfizi talebiyle dava açılmış olup, davalı taraf davanın reddini savunmuştur.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle  reddine karar verilmiştir. 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun ''Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması'' ve ''Tenfiz kararı'' başlıklı 50/(1). maddesine göre ''Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.'' ''Tenfiz istemi'' başlıklı 52/(1). maddesine göre, ''Kararın tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır'' hükmü yer almaktadır. ''Tenfiz şartları'' başlıklı 54. maddeye göre de ''(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması. b) İlamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması'' hükmü yer almaktadır.  Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 14/02/2014 tarihli 2013/8371 esas 2014/1048 karar sayılı emsal ilamında; \"...İcra ve İflas Kanunu'nun 43 üncü maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde, özel yasalara göre iflasa tâbi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir; bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. İstemci tacir olmayıp, hakkında Almanya'da verilen iflas kararının tanınması talebinin reddine karar verilmek gerekirken, hatalı değerlendirme ve yürürlükte bulunmayan bir Yasa'dan bahisle tanıma ve tenfiz kararı verilmesi doğru olmamıştır...\" denilerek, gerçek kişi yönünden yabancı mahkeme tarafından verilen iflas kararının tanınması için, kişinin TTK hükümlerine göre tacir olması yada özel kanunlara göre iflasa tabi olmasının kamu düzenine ilişkin olduğuna işaret edilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 08/04/2021 tarihli 2021/692 esas 2021/1521 karar sayılı ilamı da aynı yöndedir. Somut olayda davacıya verilen yetki;  1)Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesi - İflas Mahkemesi'nin - 01.01.2008 tarih ve 1 IN 318/07 sayılı kararının icrası ve, 2) İflas eden ...' a karşı alacağını tahsil etmek için tüm yasal yollara başvurmak için, ... yetkili tayin edilmiştir. Bu kapsamda Avukat ..., ... tarafından alacağı tahsil etmek ve ... adına iflas idaremize iletmek üzere yetkilendirilmiştir.\" şeklinde olup,  kararın tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan davacıya \"alacağın tahsilinden sonra iflas idaresine iletmek \" şeklindeki yetki verilmesi karşısında davacının husumet ehliyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda işin esasına girilerek davalının tacir olup olmadığı tespit edilip, tenfizin diğer koşulları incelenenek sonucuna göre karar verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Sonuç olarak yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın  353/a-4-6 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine kesin olarak karar verilmiştir.<br><br>''  karar verilerek mahkememiz kararı kaldırılmış olmakla mahkememizce yeniden istenen hususlar araştırılarak işin esasına girilmiştir.<br>27.11.2007 tarih ve 5718 sayılı  Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun madde 50 ve devamı maddeleri hükümleri ile Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi konusunu düzenlemiş olup; Tenfiz şartlarını düzenleyen 54. Madde ile,\"(1) Yetkili Mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir. A) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, B) İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmiş olması şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilşkisi olmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, C) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, Ç) O yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması sayılmıştır.<br>Yapılan yazışmalardan davalının İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı işyeri adresinin bulunduğu, Vergi Dairesi yazı cevabına göre ise işletme esasına göre defter tuttuğu anlaşılmıştır.  Almanya ülkesinin taraf olduğu Lahey sözleşmesi gereği ülkemiz ile her iki ülke arasında adli yardım, tanıma ve tenfiz işlemleri bakımından  karşılıklılık esasının bulunduğu anlaşılmakta olup tenfiz istemi incelendiğinde tenfiz isteminin ülkemiz kanunlarına göre kabul edilmesi için en önemli şartın ülkemiz mevcut yasaları bakımından kamu düzenine aykırılık bulunmaması ve icra edilebilirliği bulunmasıdır. Tenfizi istenen yani bir başka deyişle Türkiye sınırları içinde icra edilebilirliğine ilişkin hüküm istenen söz konusu kararın incelenmesinde WÜZBURG Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen İFLAS hükmüne ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İflasa ilişkin temel kanun hükümlerinin 2004 saylı İcra ve İflas Kanunu hükümleri olup, ilgili hükümlerin icrası ve yürütülmesi kamu düzenine ilişkin olup Türkiye ülkesi sınırları içerisinde gerek Alman Hukukuna göre gerekse Alman İflas idaresi tarafından davalı malvarlığının iflas yolu ile tasfiyesi mümkün bulunmayıp ancak ve ancak İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre oluşturulacak iflas idaresi aracılığıyla mümkündür. Bunun için de Türk Hukukuna göre ve Türk Mahkemeleri tarafından yerel kanunlara göre verilecek bir iflas hükmünün bulunması gereklidir. Davacı tarafça tenfizine karar verilmesi istenen Wüzburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflasa dair hükmünün iş bu nedenle Türkiye sınırları içerisinde yerel iflas idaresi tarafından icrası mümkün bulunmadığından yabancı ülke iflas idaresinin de Türkiye sınırları içerisinde iflas tasfiyesi yapması temel yasalarımıza göre mümkün bulunmadığından bu hali ile ilamın temel yasalarımıza göre kamu düzenimize aykırılık bulunduğundan anılan yabancı mahkeme ilamının tenfizi istemin reddine karar vermek gerekmiştir,\" gerekçesi ile; \"MÖHUK 54. Madde gereği Tenfiz koşullarını taşımayan WÜZBURG Sulh Hukuk Mahkemesi, İflas Mahkemesi'nin  1 IN 618/07 no'lu iflas dosyası ile ilgili 01.01.2008 tarihli kararının tenfizi isteminin REDDİNE,\" şeklinde karar verilmiştir.<br>Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  yerel mahkemenin huzurdaki davalarını aktif husumet yokluğundan reddettiğini, red kararının taraflarınca istinaf edilmesine müteakip, İzmir 17. Bölge Adliye Mahkemesinin 2024/210 E. Ve 2024/619 sayılı kararıyla, yerel mahkeme kararı kaldırılarak '' Bu durumda işin esasına girilerek davalının tacir olup olmadığı tespit edilip, tenfizin diğer koşulları incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği yönünde karar kurulduğunu, yerel mahkemece kaldırma kararı doğrultusunda, davalının tacir olup olmadığı hususunda kamu kurum ve kuruluşlarına müzekkereler yazıldığını, yazılan müzekkereler doğrultusunda davalının tacir olduğu hususunun açıkça anlaşıldığını, lakin yerel mahkemenin, davalının tacir olduğunun kabulü ile birlikte '' Türkiye ülkesi sınırları içerisinde gerek Alman Hukukuna göre gerekse Alman İflas idaresi tarafından davalı malvarlığının iflas yolu ile tasfiyesi mümkün bulunmayıp ancak ve ancak İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre oluşturulacak iflas idaresi aracılığıyla mümkündür. Bunun için de Türk Hukukuna göre ve Türk Mahkemeleri tarafından yerel kanunlara göre verilecek bir iflas hükmünün bulunması gereklidir. Davacı tarafça tenfizine karar verilmesi istenen Wüzburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflasa dair hükmünün iş bu nedenle Türkiye sınırları içerisinde yerel iflas idaresi tarafından icrası mümkün bulunmadığından yabancı ülke iflas idaresinin de Türkiye sınırları içerisinde iflas tasfiyesi yapması temel yasalarımıza göre mümkün bulunmadığından bu hali ile ilamın temel yasalarımıza göre kamu düzenimize aykırılık bulunduğundan anılan yabancı mahkeme ilamının tenfizi istemin reddine karar vermek gerekmiştir. '' gerekçesiyle davayı   reddettiğini, mahkemece de takdir olunacağı üzere; Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanununun 54. Maddesi \"(1) Yetkili Mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir. A) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, B) İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmiş olması şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilşkisi olmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, C) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, Ç) O yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması '' hükmüne havi olduğunu, huzurdaki dava ile, tenfizini talep etmiş oldukları Würzburg Sulh Hukuk Mahkemesi İflas Mahkemesi'nin 1 IN 618/07 sayılı dosyasının 01.01.2008 tarihli kararı kanunun açık hükmü ışığında tenfizi mümkün kararlardan olduğunu, belirterek  yerel mahkeme kararının kaldırılarak, tenfiz taleplerinin   kabulüne karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava,  iflasa dair yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir.<br>İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.<br>Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.(5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, m. 50).<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/11-800 esas,  2023/607 karar sayılı emsal ilamında ;<br>\"1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle tenfizle ilgili kısa bir açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Zira yabancı mahkeme kararlarının tanınmasının düzenlendiği 5718 sayılı Kanun'un       58 inci maddesinde yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlı olduğu,  ancak tanımada 54 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin uygulanmayacağı belirtilmiştir. <br>2. 5718 sayılı Kanun'un  50 inci maddesinin birinci fıkrasında yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için gerekli olan ön şartlar; “yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre yabancı mahkeme kararlarının tenfizinin mümkün olabilmesi için tenfizi talep edilen kararın yabancı bir mahkemeden verilmiş karar olması, kararın hukuk davalarına ilişkin olması ve yabancı mahkeme kararının verildiği ülke kanunlarına göre kesinleşmiş olması gerekmektedir.<br>3. Yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi görevli ve yetkili mahkemeye verilecek bir dilekçe ile olur  (5718 sayılı Kanun m. 52). Bu dilekçeye; yabancı mahkeme ilâmının ve bu ilâmın kesinleştiğine ilişkin belgenin, o ülke makamlarınca usulen onanmış aslının veya onaylı sureti ile bu belgelerin onanmış tercümelerinin eklenmesi zorunludur (5718 sayılı Kanun, m. 53).<br>4. Yabancı mahkeme kararlarının tenfiz edilebilmesi için aranan ön şartların yanında ayrıca 5718 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinde, tenfiz kararı verilebilmesi için gerekli olan asli şartlar düzenlenmiş olup, anılan madde aynen;<br>“Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir:<br>a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması.<br>b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması.<br>c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması.<br>ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması”  hükmünü haizdir.<br>5. Buna göre yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için birinci şart “karşılıklılık” ilkesidir. Bu ilke yabancı mahkeme kararının tanınmasında aranmamaktadır. Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfiz edilebilmesi için kararın verildiği devletle Türkiye arasında ya ilamların tenfizine dair bir anlaşma (akdi karşılıklılık) veya o devlette Türk mahkeme kararlarının tenfizine imkân veren kanun hükmünün (hukuki karşılıklılık) ya da fiili uygulamanın (fiili karşılıklılık) bulunması gerekir. Yabancı mahkeme kararının verildiği devletin federal yapıda olması hâlinde 5718 sayılı Kanun'un 54/a maddesi anlamında karşılıklılığın federal devlet ile değil, kararı veren mahkemenin bulunduğu federe devlet ile Türkiye arasında aranması gerekir.<br>6. 5718 sayılı Kanun'un 54/b maddesi gereğince yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlardan ikincisi, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmamasıdır. Anılan maddede yer alan “ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde” ibaresi yabancı mahkemenin yetkisinin, milletlerarası usul hukukunun genel kabul gören yetki kurallarının dışında, kabul edilmesi mümkün olmayan bir şekilde oluşmuş olmasını ifade etmektedir. Bu durumda yabancı mahkemenin yetkisi “aşkın yetki” olarak karşımıza çıkmaktadır. Tenfiz mahkemesi yabancı mahkemenin yetkisinin Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girip girmediğini resen incelerken, yabancı mahkemenin yetkisinin aşkın yetki hâli olup olmadığının incelenmesi ise davalının bu konuda itiraz etmiş olmasına bağlıdır.<br>7. Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan üçüncü şart ise 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesi gereğince, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmamasıdır. Kamu düzeni kavramı, yabancı hukukun uygulanmasına engel olan bir kural olarak 5718 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinde ele alındığı gibi, yabancı mahkeme hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde de tanıma ve tenfiz engeli olarak 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesinde düzenlenmiştir. Bu durumda kamu düzeni, yabancı hukukun uygulanmasını engellediği gibi aynı sebeplerden yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri önünde tanıma ve tenfizini de engellemektedir. <br>8.  Bilindiği gibi kamu düzeni kavramı zamana ve yere göre değişen, içeriği ve sınırları kesin olarak çizilemeyen bir kavramdır. Kamu düzenini bir toplumun siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki açıdan temel yapısını ve temel menfaatlerini ilgilendiren kurallar teşkil etmektedir. Devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkeler, kamu düzenini ilgilendiren kurallar olup, genel olarak, kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güden emredici kanun hükümlerine aykırılık, ahlâka ve temel hak ve özgürlüklere aykırılık, kamu düzeninin müdahalesini gerektiren hususlardır. Bu esaslara göre Türk hukukunun temel ilkelerine, Türk adap ve ahlâk anlayışı ile Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere aykırılık kamu düzenine aykırılık teşkil edecektir. <br>9. Kamu düzeni kavramı takdiri bir kavram olup sınırlarını kesin çizgilerle belirlemek mümkün değildir. Bu nedenle kamu düzeni benzer yönler olmakla birlikte, her ülkenin kendine özgü tarihsel, sosyal, ekonomik ve diğer koşulların oluşturduğu özel durumlar dikkate alınarak belirlenir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1973 tarihli ve 1973/609 Esas, 1973/959 Karar sayılı kararı). Başka bir deyişle bir durumun kamu düzeni ile ilgisi ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenir; bu gerçekler durumun vazgeçilmezliğini, toplumsal yararını ve hukuk düzeninin korunmasına yönelik amacını ortaya koyuyorsa söz konusu durumun kamu düzeni ile ilgisi kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.12.1990 tarihli ve 1990/3-527 Esas, 1990/627 Karar sayılı kararı).<br>10. Yargıtay  İçtihatları  Birleştirme  Hukuk  Genel Kurulunun  10.02.2012 tarihli  ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; kamu düzeni kavramının müdahale alanı, son derece geniş ve yoruma müsaittir. Türk kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Zira iç hukuktaki kamu düzeni kavramı ile milletlerarası özel hukuk alanındaki kamu düzeni kavramı birbirinden farklıdır. İç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk Kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına,  Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. <br>11. Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında kararın içeriğinin kamu düzenine aykırı olup olmadığı değil, kararın Türkiye’de icra edilmesinin ve kararın icrasının sonuçlarının Türk kamu düzenine “açıkça” aykırı olup olmadığı incelenmelidir. Zira 5718 sayılı Kanun'da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, kararın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi hâlin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürecektir.<br>12.  Tanıma ve tenfiz talebine konu yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının tespiti, esas itibariyle hâkimin takdirine bırakılmıştır. Ancak hâkim, takdir yetkisini kullanırken milletlerarası özel hukukun varlık sebebini ve bu hukukun genel prensiplerini dikkate almak durumundadır. Bu hususta 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesinde kamu düzenine “açıkça” aykırılıktan bahsedilerek yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizinde kamu düzenine aykırılık hususunda hâkimlerin takdir yetkisi daraltılmaya çalışılmıştır. Bu itibarla tenfiz hâkimi, sırf Türk hukukundakinden farklı maddi ve usul kuralları uygulanarak verildiği için yabancı bir kararı kamu düzenine aykırı sayıp tenfizini ret edemez. Yabancı bir kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için, kararda yer alan hüküm fıkrasının Anayasa'nın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine (vazgeçilmez prensiplerine), Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlâk telakkilerine aykırı olması gerekir (Cemal Şanlı, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, 2013, s. 486).<br>13. Tenfiz kararının verilebilmesi için aranan son şart, savunma hakkının ihlâl edilmiş olmamasıdır. MÖHUK’nın 54/ç maddesi gereğince, kendisine karşı tenfiz istenen kişi, mahkemeye o yer kanunlarına göre usulüne uygun olarak çağrılmamış yani davet edilmemiş veya uygun çağrı yapılmadığı ya da yapıldığı hâlde temsil edilmemiş veyahut da o yer kanunlarına aykırı olarak kararın gıyabında veya yokluğunda verilmiş olması hâllerinde ilgilinin tenfize karşı Türk mahkemesinde itiraz etmesi üzerine yabancı mahkeme kararının tenfizi mümkün olmayacaktır.  Görüldüğü üzere MÖHUK’nın 54/ç maddesi bütün savunma haklarını içine alacak bir genişliğe sahip olmadığı için savunma hakkını ihlâl eden diğer durumlar MÖHUK’nın 54/c maddesindeki kamu düzenine aykırılık nedeni ile tenfiz engeli olabilecektir (Aysel Çelikel/ B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, 2016, s. 706).<br>14. Görüldüğü üzere yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için aranan şartlar 5718 sayılı Kanun'da sınırlı bir şekilde sayılmış; hâkimin tenfiz kararını verirken, yabancı karara uygulanan hukukun doğru seçildiğinin, doğru uygulandığının, delillerin doğru takdir edildiğinin kısaca kararın esas yönünden doğruluğunun incelenmesini öngören “revision” sistemi Türk Hukuku’nda kabul edilmemiştir. Başka bir deyişle tenfiz davasına bakan Türk mahkemesi, yabancı mahkeme kararının doğru olup olmadığını denetleyemez veya uyuşmazlığın esası hakkında karar veremez. Yabancı mahkemenin maddi vakıaları doğru uygulayıp uygulamadığı, yabancı mahkemenin uyguladığı usul kurallarının veya maddi hukuk kurallarının Türk Hukuku ile uyumlu olup olmadığı tenfiz davası kapsamı dışında kalmaktadır. \" şeklinde gerekçeye yer verilmiştir.<br>6102 sayılı TTK'nın 12. maddesinde; \"(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.<br>\" hükmüne yer verilmiştir.<br>İİK'nın 43/1. maddesi\" - (Değişik madde: 18/02/1965 - 538/21 md.)    İflas yolu ile takip, ancak Ticaret Kanunu gereğince tacir sayılan veya tacirler hakkındaki hükümlere tabi bulunanlar ile özel kanunlarına göre tacir olmadıkları halde iflasa tabi bulundukları bildirilen hakiki veya hükmi şahıslar hakkında yapılır. Şu kadar ki, alacaklı bu kimseler hakkında haciz yolu ile de takipte bulunabilir.\" şeklindedir.<br>Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 14/02/2014 tarihli 2013/8371 esas 2014/1048 karar sayılı emsal ilamında; \"...İcra ve İflas Kanunu'nun 43 üncü maddesine göre ancak Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir sayılan ya da tacirler hakkındaki hükümlere tâbi olanlar ile tacir olmadıkları halde, özel yasalara göre iflasa tâbi tutulan kimselerin iflasına karar verilebilir; bu husus Türk kamu düzeni ile ilgilidir. İstemci tacir olmayıp, hakkında Almanya'da verilen iflas kararının tanınması talebinin reddine karar verilmek gerekirken, hatalı değerlendirme ve yürürlükte bulunmayan bir Yasa'dan bahisle tanıma ve tenfiz kararı verilmesi doğru olmamıştır...\" denilerek, gerçek kişi yönünden yabancı mahkeme tarafından verilen iflas kararının tanınması için, kişinin TTK hükümlerine göre tacir olması yada özel kanunlara göre iflasa tabi olmasının kamu düzenine ilişkin olduğuna işaret edilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 08/04/2021 tarihli 2021/692 esas 2021/1521 karar sayılı ilamı da aynı yöndedir.<br>Somut olayda; davalının İİK'nın 43. Maddesi kapsamında iflasa tabi şahıslardan olduğu, yabancı bir mahkeme kararının kamu düzenine açıkça aykırı sayılabilmesi için kararda yer alan hüküm kısmının Anayasa’nın veya hukuk sisteminin temel ilkelerine, Türk toplumunun genel örf-adet ve ahlak telakkilerine, toplumun ekonomik yapısını temelinden sarsacak olan değerlendirmeye, temel insan haklarına, adalet anlayışına aykırı olması gerektiği, yabancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususların, kısmen veya tamamen Türk hukukunda emredici nitelikteki kurallarla düzenlenmiş olmasının kamu düzeni müdahalesi için bir sebep teşkil etmeyeceği,  yabancı mahkeme kararında yer alan hükmün icra edilmesi ile ortaya çıkacak sonucun hukukun genel prensiplerine, toplumun genel örf adet ve ahlak telakkilerine aykırı düşmedikçe ve Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı bulunmadıkça yabancı kararın kamu düzenine aykırılığından söz edilemeyeceği, davaya konu yabancı mahkeme kararının tenfizinin kamu düzenine aykırı olmaması karşısında davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.<br>HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gerek duyulmadığı takdirde düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verileceği öngörülmüştür. Tüm bu tespitler doğrultusunda davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun  kabulü ile mahkemece verilen kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak yeniden esas hakkında aşağıda belirtilen şekilde karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM   : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>A-6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE,<br>1-Davacı tarafça yatırılan 427,60 TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine ödenmesine,<br>2-Davacı tarafça yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yolu başvuru harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>3-Davacı tarafından yapılan 40,00 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf eden yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,<br>B-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/09/2024 Tarih, 2024/221 Esas ve 2024/745  Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 6100  Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla;<br>KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE:<br>1-Davanın KABULÜ ile; WÜZBURG Sulh Hukuk Mahkemesi, İflas Mahkemesi'nin  1 IN 618/07 no'lu iflas dosyası ile ilgili 01.01.2008 tarihli kararının tenfizine,<br>2-Alınması gereken 427,60 TL harçtan başlangıçta alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 247,70 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>3-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL peşin harç ve 179,90 TL başvuru harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,<br>4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>5-Davacı tarafından yapılan 924,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>6-Yatırılan gider avansının varsa kullanılmayan kısmının, 6100 Sayılı Kanunun 333. Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>7-Kararın re'sen taraflara tebliğine,  <br>Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda;  HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.. 17/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"24064ed0bbc2cc8d","SID":"04cb70f6307c45dd"}}