{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2022/1411 - 2025/116<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2022/1411 <br>KARAR NO\t: 2025/116<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                       \t   K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 01/03/2022<br>NUMARASI\t\t: 2020/19 E.  -  2022/56 K.<br><br>DAVACI<br>VEKİLİ<br><br>DAVALI\t: <br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01/03/2022 tarih ve 2020/19 E. - 2022/56 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, davalı şirkete ait 2012/78473 sayılı “...”, 2012/78478 sayılı “...”, 2012/78480 sayılı “...” ve 2014/70149 sayılı “...” markaları ile müvekkili şirketin 2018/95907 sayılı “...” markasının görsel ve işitsel yönden benzer bulunma ve tüketici kesimi tarafından karıştırılma ihtimali olmadığını, somut uyuşmazlık açısından SMK’nın 6/1. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmede esas alınacak ortalama tüketici kitlesinin dikkatli ve seçici olduğundan markalar arasında iltibas ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, davalı şirketin marka müracaatları esnasında dahi markalar sicilinde bulunan “...” + “ibare” şeklindeki markalaşmanın Yargıtay tarafından zayıf marka kabul edildiğini ve bu şekilde markalaşan marka sahiplerinin önceki markalarının davalı şirket markalarının tesciline engel görülmediğini, söz konusu “...” kavramının Arapça çeşit, tür anlamına geldiğini, Farsça ise yeni anlamına geldiğini, bu ibarenin Türkçede hem Arapça hem de Farsça anlamıyla asırlardır kullanıldığını ve “...” ibaresinin her zaman kelimenin başında kullanıldığını, davalı şirketin itirazına dayanak markaları hiç veya ciddi anlamda kullanmadığını ileri sürerek  2019-M-9531 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı ... vekili, taraf markalarının bütün olarak bıraktıkları izlenim göz önüne alındığında göze çarpan ve ortalama tüketicinin hafızasında kalan kısmın “...” sözcüğü olduğunu, taraf markalarının mal/hizmet listesi incelendiğinde ise her ikisinin eşya listesinde de aynı/aynı tür hizmetlerin yer aldığını tespit edildiğini, Markalar Dairesince başvuru konusu markanın mal/hizmet listesinden aynı/benzer hizmetler çıkarılarak iltibas tehlikesinin haklı olarak önlendiğini, ortalama tüketicilerin taraf markalarının çıkarılan hizmetlerinin aynı firmaya ait hizmetler olduğu sanmalarının kaçınılmaz olduğunu, dava dilekçesinde yer alan kararların farklı marka örnekleri ve kapsadıkları farklı mal/hizmetlere göre verilmiş kararlar olduğu ve bu davaya emsal teşkil edemeyeceğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Davalı şirket vekili, davacı tarafın başvuru yapmış olduğu “...” ibareli markası ile müvekkili şirketin 35/ 36 ve 37. sınıflarda tescilli 2012/78473 sayılı “...”, 2012/78478 sayılı “...”, 2012/78480 sayılı “...” ve 2014/70149 sayılı “...” markalarının benzer olduğunu, müvekkili şirketin tescilli markaları ile davacı tarafın tescil başvurusunda bulunduğu marka arasında SMK 6/1 uyarınca ortalama tüketici nezdinde benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının markasının incelenmesinde, dava konusu “...” ibareli markanın “...” ibaresi ile “...” ibaresinin birleşmesiyle oluşturulmuş tek bir kelime olup, davalının markalarının incelenmesinde, davalıya ait “...” ibareli markanın ise “...” ibaresi ile “...” ibaresinin birleşmesiyle oluşturulduğunu, davalıya ait bir diğer marka olan “...'' ibareli markanın ise “...” ibaresi ile “...” ibaresinin birleşmesiyle meydana geldiğini, davalıya ait bir diğer marka olan “...'' ibareli markanın ise “...” ibaresi ile “...” ibaresinin birleşmesiyle oluşturulduğunu, davalıya ait itiraza gerekçe olarak gösterilen son marka olan ''...” ibareli markada ise “...” ibaresi ile “...” ibaresinin kullanıldığı, markanın bu iki ibarenin birleştirilmesi suretiyle oluşturulduğu, davalı adına tescilli ..., ..., ..., ... esas ibareli markalar ile davalının \"...\" ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, taraf markaları arasında iltibas bulunduğu, YİDK kararının iptali koşullarının oluşmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, yerel mahkeme kararının aksine, müvekkili şirkete ait 2018/95907 sayılı “...” markası ile davalı şirkete ait 2012/78473 sayılı “...”, 2012/78478 sayılı “...”, 2012/78480 sayılı “...” ve 2014/70149 sayılı “...” markaları benzer olmayıp markalar arasında iltibas ihtimali bulunmadığını, müvekkili şirkete ait markada yer alan şekil ve renk unsurlarının ayırt edicilik kattığını, “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğunu, markalarda yer alan kelimelerin bütün itibariyle değerlendirildiğinde tamamen farklı olduğu göz önünde bulundurulduğunda tesis edilen kararın hukuka aykırı olduğunun açıkça görüldüğünü, farklı renkleri, yazı stili ve markada yer alan şekil unsuru ile müvekkili şirket markasının anılan marka ile karıştırılmayacağını, markalarda yer alan “...” ibaresinin zayıf bir kelime olduğu hususunun değerlendirilmediğini, markalarda yer alan “...” ibaresinin ayırt ediciliği düşük, günlük dilde kullanımı yoğun olan bir kelime olduğunu, SMK’nın 6/1. maddesi kapsamında yapılacak değerlendirmede esas alınacak ortalama tüketici kitlesi dikkatli ve seçici olduğundan, markalar arası iltibas ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, müvekkili şirketin tescil talep ettiği sınıfların tüketicilerinin dikkatli ve seçici olacakları, uzun bir araştırma yaptıktan sonra karar verecekleri hizmetler olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.   <br><br>GEREKÇE\t:  Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesi anlamında tescili istenen marka ile tescilli markalar arasında “karıştırılma ihtimaline yol açacak ölçüde benzerlikten” bahsedilmek için üç ayrı ihtimalin varlığının söz  konusu olması gerektiği, buna göre; markalar arasında ayniyet, ürünler arasında benzerlik bulunması, markaların benzer, ürünlerin aynı olması, markaların benzer ve ürünler arasında da benzerlik bulunması şeklinde üç ayrı ihtimalin varlığının söz konusu olduğu, ayrıca 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesi anlamında markaların karıştırılmasından söz edebilmek için, hedef tüketici kitlesi nezdinde, tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerektiği, karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacağı, karıştırma ihtimalinin tespitinde, marka olarak kullanılan ibare ve şekillerin birbirlerine benzerlikleri, bütüncül bir bakış açısıyla görsel, kavramsal ve sesçil açıdan değerlendirilmesi gerektiği, önemli olanın bütüncül bir yaklaşım sonucu oluşan genel intiba olduğu, somut olayda,  davacının marka başvurusu kapsamından çıkarılan hizmetler yönünden SMK'nın 6/1. maddesinde sayılan emtiaların aynı/aynı tür olması şartının sağlandığı, davacının markasının “...” kelime kompozisyonundan oluştuğu, “...” ibaresinin markanın asli unsuru olduğu, davalının markalarının “...”, “...”, “...” vb. gibi ... esas unsurlu ibarelerden oluştuğu, bu markaların da asli unsurunu “...” ibaresinin oluşturduğu, davalı adına tescilli \"...\" esas ibareli markalar ile davacının \"...\" ibareli markası arasında esaslı unsurların aynı olması nedeni ile biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davacının markasını gördüğünde bunun davalının mesnet markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olduğu, SMK’nın 6/1. maddesi hükmü anlamında ortalama tüketiciler tarafından karıştırılma ihtimali ve/veya tehlikesi olduğu, ... kelimesinin herkes tarafından kullanılan zayıf bir ibare olarak nitelendirilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/01/2025<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2ec14bd6d5668906","SID":"ee225209a5b891fe"}}