{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. DİYARBAKIR BAM   6. HUKUK DAİRESİ                                      <br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2025/153 <br>KARAR NO\t: 2025/143<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN\t:<br>MAHKEMESİ\t:\tDİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVANIN KONUSU\t:\tMenfi Tespit<br><br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t:\t23/01/2025<br><br>Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince geçici hukukî koruma talebinin reddine dair verilen ara kararının istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:  <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; taraflar arasında yüklü miktarda hırdavat malzemesi alımı için anlaşma yapıldığını, bunun karşılığında müvekkili tarafından davalıya çek verildiğini, davalının edimini peşinen gerçekleştirecek olmasına rağmen anlaşılan ürünlerden yalnızca çok düşük bir miktarı gönderdiğini, müvekkilinin defalarca kendisinin çek verdiğini, ürünlerin tamamının ivedilikle gönderilmesini talep etmesine rağmen davalının ürünlerin tamamını göndermediğini, esasen müvekkili tarafından şimdiye kadar ödenen toplam 572.000,00 TL'nin karşılığının dahi gönderilmediğini, vadesi gelmeyen çeklerin toplamının 1.550.000,00 TL olduğunu, müvekkilinin ödediği çeklerin karşılığı olan malları dahi almadığını beyan ederek taraflar arasındaki satış sözleşmesine istinaden davalı tarafından gönderilmesi gereken ürünlerin gönderilmemesi nedeniyle sözleşmenin feshi, müvekkilinin daha fazla mağdur olmaması amacıyla ....Bank'a ait .... seri numaralı ..... vade tarihli çek ile aynı bankaya ait ... seri numaralı... vade tarihli çekler ile Ziraat Bankasına ait .... seri numaralı ....vade tarihli  çek ile aynı bankaya ait ... seri numaralı .... vade tarihli çeklerin bedelsiz kaldığının tespiti ile müvekkiline iadesine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesince .....tarihli ara kararı ile özetle; dava konusu edilen çeklerin satış sözleşmesi karşılığında verildiği hususunun yargılamayı gerektirdiği, bu aşamada çeklere ödeme yasağı konulması noktasında çek fotokopilerinin sunulmasının yaklaşık ispata yeterli olmadığı, çeklerin sebepten mücerret olması ve tedavül kabiliyeti göz önünde bulundurulduğunda davacı yanın ödeme yasağı konulması yönündeki tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.<br>Ara kararına karşı, davacı (ihtiyatî tedbir isteyen) vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı (ihtiyatî tedbir isteyen) vekili; çek bedellerinin ödenmesi halinde telafisi imkansız zararlar doğacağını, zira davalının maddi ödeme güçlüğü içerisinde olduğunu, sahte fatura gibi suçlamalarla Maliye ile ilgili de sıkıntıları olduğunu, davalının çekleri yargılama sürecinde tahsil etmesi halinde işbu dava sonunda haklı çıkılsa bile çek bedellerinin davalıdan iade alınmasının mümkün olmayacağını, davalının hem mal teslim etmeyerek müvekkilini zarara uğrattığını, hem de çek bedellerini tahsil ederek müvekkilinde telafisi imksansız zararlara neden olacağını, teminat ile davalının çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle doğabilecek zararları koruma altına alınarak tedbir kararı verilebilecekken, ihtiyati tedbir kararı verilmeyerek müvekkilinin daha büyük zarara uğratıldığını, çeklerin sebepten mücerret olmasının tedbir talebinin reddine gerekçe olamayacağını, zira bu kabulle çekin bedelsiz olması nedeniyle iade davası açılmasının önünün kesilmekte olduğunu, bu davalarda Yargıtay'ın da ihtiyati tedbir kararı verilmesini çoğu zaman haklı gördüğünü beyan ederek ara kararın kaldırılarak müvekkili lehine bedelsiz kaldığını iddia ettikleri çeklerin ödemesinin teminat karşılığında tedbiren durdurulmasına karar verilmesi talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:<br>  6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (\"İİK\") m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden önce açılan menfî tespit istemine ilişkindir.<br>Dosya kapsamının incelenmesinden; davacı tarafça.... ....Şubesine ait, keşidecis.. Ltd. Şti. olan, ... seri numaralı ...vade tarihli, ...TL bedelli ve ...seri numaralı ...vade tarihli, ...bedelli çekler ile ... Bankasına ait, keşidecisi ... Ltd. Şti. olan, ... seri numaralı ... vade tarihli, ...TL bedelli ve ... seri numaralı ... vade tarihli çek, ....TL bedelli çekler nedeniyle bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası açıldığı anlaşılmaktadır.<br>6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:<br>(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. <br>(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. <br>(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. <br>Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davacının çekten dolayı borçlu olmadığının tespitini talep ettiği, 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a hükmünde “TTK'da öngörülen” hususlardan kaynaklanan hukuk davalarının mutlak ticari davalar arasında sayıldığı, kambiyo senetlerinin 6102 sayılı TTK'nın 670 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, bu nedenle, TTK'da düzenlenmiş olan kambiyo senedinden kaynaklanan hukuk davalarının mutlak ticari dava olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Nitekim, dava görevli mahkemede açılmıştır.<br>Öte yandan; 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; \"(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.\" düzenlemesi getirilmiştir. <br>Ticarî davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu getiren 6102 sayılı TTK m. 5/A(1) hükmü, 28/03/2023 tarih ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir.<br>01/09/2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile değişik 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünün son hâli \"Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.\" şeklinde olup, eldeki davanın 17/12/2024 tarihinde açılmış olması nedeniyle olayda uygulanması gereken hüküm budur.<br>Bunlardan ayrı olarak, dava açılmadan önce talep edilen ve değişik iş dosyası üzerinden karara bağlanan ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz talepleri hakkında, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz. Başka bir anlatımla, zorunlu arabuluculuk kapsamında olan bir uyuşmazlık söz konusu olsa dahi arabulucuya başvurulmadan doğrudan değişik iş dosyası üzerinden geçici hukukî koruma talep edilebilir.<br>Ancak, dava ile birlikte talep edilen ve esas dosyası üzerinden karara bağlanan ihtiyatî tedbir veya ihtiyatî haciz talepleri ise, dava şartı olan arabuluculuk bakımından asıl davaya tâbidir. Zira geçici hukukî korumanın davanın görülmesi şartına tabi olması nedeniyle, asıl davanın görülmesine engel dava şartı yokluğu bulunması (davadan önce zorunlu arabuluculuk koşulunun yerine getirilmemesi) halinde, dava ile birlikte talep edilen geçici hukukî koruma talepleri de dava şartı yokluğundan etkilenecektir. Zira dava içindeki geçici hukukî koruma talepleri davanın akıbetine bağlı olduğundan, bunlar da davanın görülmesi şartına tabidir. Zorunlu arabuluculuğa tabi bir davada, arabulucuya başvurmadan tedbir talepli olarak dava açılmış ise, mahkeme davayı usulden reddetmeli ve aynı gerekçeyle tedbir talebi de reddedilmelidir. Çünkü dava içindeki geçici hukukî koruma talepleri de davanın akıbetine bağlı ve davanın görülmesi şartına tabi olduğundan, Mahkemenin talepleri bölerek esas davayı reddetmesi ve tedbir talebi konusunda esastan bir karar vermesi mümkün değildir. Bu nedenle, esas hakkındaki dava için zorunlu olan arabuluculuk dava şartından, bu dava içerisinde istenilen geçici hukukî himaye talepleri de etkilenecektir.<br>Dava dilekçesi ekindeki Diyarbakır Arabuluculuk Bürosunun .... büro dosya, .... arabuluculuk numaralı son tutanağın incelenmesinden, davacı tarafından . tarihinde arabulucuya başvurulduğu, arabuluculu tarafından, \"taraflardan ... vekili Av. ...'nın 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 17/c bendi (\"Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi.\") gereği, ivedi bir şekilde dava açmamız gerektiğinden müzakerelerden çekiliyoruz'' beyanı üzerine 6235 sayılı hukuk uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun  17/c bendine göre  müzakere görüşmelerine son verilmiştir.\" gerekçesi ile tutanak düzenlendiği ve tutanakta sadece arabulucunun e-imzasının bulunduğu anlaşılmaktadır.<br>6325 sayılı HUAK'ın \"İradi olma ve eşitlik\" başlıklı m. 3(1) hükmü aynen; \"Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. (Ek cümle:6/12/2018-7155/22 md.) Şu kadar ki dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmü saklıdır.\" şeklinde; yine Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin \"İradi olma ve eşitlik\" başlıklı m. 5(1) hükmü de aynen; \"Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda tamamen serbest olup, öncelikle uyuşmazlığı arabuluculuk yoluyla sonuçlandırma konusunda anlaşırlar. Taraflar, bu sürecin içine zorla dâhil edilemeyecekleri gibi her aşamada uyuşmazlığı arabuluculuk yoluyla çözmekten de vazgeçebilirler. Ancak dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin özel hükümler saklıdır.\" şeklindedir.<br>6325 sayılı HUAK m. 17(1)-c hükmünde \"taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi\" halinde arabuluculuk faaliyetinin sona ereceği düzenlenmiş ise de, bu durumun ihtiyari arabuluculuk bakımından geçerli olduğu, zira 6325 sayılı HUAK m. 3(1) ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m. m. 5(1) hükmünde açıkça dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin 18/A maddesi hükmünün ihtiyarilik ilkesinin istisnası olarak kabul edildiği, dava şartı arabuluculuğa ilişkin hükümlerin 6325 sayılı HUAK m. 18/A hükmünde düzenlenmesi nedeniyle m. 17(1)-c hükmünün dava şartı (zorunlu) arabuluculuk bakımından uygulanma imkânının bulunmadığı, dava şartı (zorunlu) arabuluculuk bakımından tarafların arabuluculuk faaliyetinden çekilme haklarının bulunmadığı değerlendirilmiştir. 6325 sayılı HUAK m. 18/A(10) hükmünde arabulucunun taraflara ulaşılamaması veya taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması ya da tarafların anlaşması yahut tarafların anlaşamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirip ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirmesi gerektiği düzenlenmiş olup, davacı tarafın arabuluculuk faaliyetinden vazgeçtiğinden bahisle tutulan tutanağın dava şartını yerine getirdiğinin kabulü mümkün görülmemiştir. Bu durumda, davaya dayanak olan arabuluculuk tutanağının 6325 sayılı HUAK m. 18/A hükmündeki koşulları taşıdığı söylenemez.<br>Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan değerlendirmede; 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünde yapılan değişiklik ile uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amacıyla maddeye açıklık getirildiği, davanın 2004 sayılı İİK'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit talebine ilişkin olduğu ve 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a kapsamında mutlak ticarî dava olduğu, dava tarihi itibarıyla uygulanması gereken kanun hükmünde menfi tespit davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edildiği, esas hakkındaki dava için zorunlu olan arabuluculuk dava şartından, bu dava içerisinde istenilen geçici hukukî himaye talepleri de etkileneceğinden, İlk Derece Mahkemesince dava şartı olan arabuluculuk yönünden herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmadan, bu konuda bir karar verilmeden, tedbir taleplerinin esasının incelenmesi usûl ve yasaya aykırı olmuştur. O halde, İlk Derece Mahkemesince öncelikle dava şartı yönünden, diğer bir deyişle, davacı tarafça yapılan arabuluculuk başvurusu üzerine düzenlenen tutanağa göre ihtiyatî tedbir talebi bakımından dava şartının sağlanıp sağlanmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekmektedir.<br>Yukarıda belirtilen sebeplerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-4-6 ve m. 355 hükümleri uyarınca esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen gözetilen sebeplerle kabulü ile davacının geçici hukukî koruma talebinin yukarıda açıklanan gerekçeler çerçevesinde yeniden incelenmesi için İlk Derece Mahkemesinin ara kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren yerel mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)\tDavacı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin kamu düzeni ilkesi yönünden re'sen KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan ara kararının 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-4-6 ve 355. maddeleri uyarınca esası incelenmeksizin KALDIRILMASINA,<br>2-)\tGerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>   3-)\tKararın kaldırılma nedenine göre davacı vekilinin istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine YER OLMADIĞINA,<br>4-)\t492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, peşin alınan 427,60 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davacıya İADESİNE,<br>5-)\tİstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,<br>6-)\t6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-f-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.23/01/2025<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e05bd0173b76d127","SID":"ad67519d17281c75"}}