{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>KAYSERİ<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br> 6. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2024/2556 <br>KARAR NO: 2025/71<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/10/2024<br>ESAS NO: 2023/1026<br>KARAR NO: 2024/951<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/01/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 14/01/2025<br>Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/10/2024 tarih ve  2023/1026  Esas -  2024/951 sayılı kararı davacı vekili tarafından istinaf incelemesi için Dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkili şirket ile davalılar ...  Tic. ve Hizm. A.Ş. ve yetkili acentesi ... Ticaret A.Ş. ile davaya konu Mercedes ... model, ... motor numaralı aracın satışı konusunda anlaşma sağladığını, akabinde anlaşmaya istinaden ...  Tic. ve Hizm. A.Ş. tarafından sipariş onay formu düzenlendiğini ve anılan form müvekkili şirkete mail yolu ile iletildiğini, davalılar tarafından hazırlanıp müvekkiline gönderilen sipariş onay formu ile de sabit olduğu üzere sözleşme tarihinde aracın değeri ilave donanımları ile birlikte toplam 3.638.316,00 TL olduğunu, ancak ortada hiçbir gerekçe yok iken davalılar tarafından müvekkiline gönderilen mail ile \"... siparişiniz iptal olmuştur. İptal Nedeni: Diğer\" gerekçesi ile siparişin iptal edildiği ve aracın teslim edilmeyeceği bildirildiğini, müvekkili şirketin zararı söz konusu olduğunu, zira, davaya konu aracın sözleşme tarihindeki değeri ile bugünkü değeri arasında büyük bir fark bulunduğunu, şayet davalılarca sözleşme edimi gereği gibi ifa edilmiş olsa idi müvekkili şirket araca sözleşmede yazan bedel üzerinden sahip olacağını, davalıların sözleşmeyi hiçbir gerekçe göstermeden ve hiçbir haklı nedeni bulunmadan feshetmesi ise müvekkilini maddi olarak zarara uğrattığını, davaya konu aracın güncel değeri 3.638.316,00 TL'nin oldukça üzerinde olduğunu, şayet davalılar üzerine düşen aracı teslim etme borcunu yerine getirmiş olsalardı müvekkili şirket davaya konu aracı 3.638.316,00 TL'ye satın almış olacağını, ancak davalılar edimlerini haksız olarak yerine getirmedikleri için müvekkili şirket davaya konu araca aynı bedeli ödeyerek ulaşamadığını, bu husus da müvekkilinin davalılar tarafından zarara uğratıldığını, bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi \"Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.\" hükmünü amirdir. Kanun hükmüne göre davalılar aracı teslim etme borcunu hiç yerine getirmediklerini, ve de hiçbir haklı neden olmadan sözleşmeden döndüklerinden dolayı da kendilerinin kusurlu olduğunu, TBK m.112 gereği müvekkilin zararının davalılarca giderilmesi gerektiğini, davalılarca hazırlanan sipariş onay formu ile müvekkilinin 200.000,00 TL kapora yatırması karşılığında davaya konu aracın rezerve edileceğinin bildirildiğini, müvekkilinin üzerine düşen ilk edimi yerine getirdiğini ve kapora bedelini yatırdığını, akabinde davalılarca müvekkili şirkete mail yolu ile kaporanın yatırıldığı teyit edildiğini ve davaya konu aracın rezerve edileceğinin bildirildiğini, tüm bunlara rağmen ortada hiçbir geçerli ve haklı bir neden olmadan davalılarca bir mail ile siparişin iptal edildiğinin müvekkili şirkete iletildiğini, davalıların bu hareketi açıkça hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, dava HMK m. 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığını, davaya konu aracın değeri sürekli olarak değişmekte ve sözleşmede araç için ekstra donanımlar öngörülmüş olup, bu ekstra donanımların fiyatları da sürekli olarak değiştiğini, arabuluculuğa başvuru yapıldığını, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü ile belirsiz alacak davası olarak şimdilik 10.000,00 TL maddi zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen arabuluculuk tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte alınarak müvekkile ödenmesine,<br> yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı  ... Ticaret A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, davacının sunduğu ödeme dekontundan ve sipariş iptaline dair belgelerden de görüleceği üzere uyuşmazlık konusunun muhatabının müvekkilinin olmadığını, davacının müvekkiline ödeme yapmadığını, müvekkili ile davacı arasında kurulmuş bir  araç alım-satım sözleşmesi de bulunmadığını hatta diğer davalı ile davacı arasında da kurulmuş bir satış akdi bulunmadığını, davacının kapora olarak ödeme yaptığı kişi de kendisine bu kaporayı sipariş onay formu hükümlerine göre iade eden kişi de, siparişi iptal eden kişi de  diğer davalı olduğunu, bu nedenle müvekkiline maddi tazminat iddiası ile husumet yöneltilmesinin hiç bir hukuki dayanağı bulunmadığını, ayrıca teslim etme borcundan söz edilmesi için taraflar arasında bu yönde  bir sözleşme kurulmuş olması gerektiğini,  oysa böyle bir sözleşmenin olmadığını, davacının sadece kapora bedelini ödediğini  araç ile ilgili bedelin tamamını ödemediğini,  ancak davacı sanki tüm araç bedelini ödemiş gibi hak iddiasında bulunduğunu, kapora ödenmiş olsa , hatta satış akdi kurulmuş olsa ve sipariş iptal edilmemiş olsaydı dahi sipariş formunda yer alan fiyatın mercedes benz açısından bağlayıcı olmayacağı açıkça ortada iken davacının sipariş formundaki fiyat üzerinden zarar iddiasında bulunmasının mümkün olmayacağını, davacı bu hükümleri bilerek ve kabul ederek siparişini verdiğini, kaporasını ödemiş hatta olası iade durumunda iadenin hangi banka hesabına yapılmasını istediğine dair hesap bilgilerini de sipariş sırasında bildirildiğini, davanın reddini,  yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı   ...  Tic. ve Hizm. A.Ş.   vekili cevap dilekçesinde özetle; İşbu davaya konu iddia ve taleplerin, HMK. md. 200. uyarınca senetle ispat zorunluluğu kapsamında olduğunu, buna göre, her ne kadar dava dilekçesi ile tanık bildirilmişse de, senetle ispat zorunluluğu kapsamındaki davaya konu iddia ve talepler bakımından tanık dinletilmesine muvafakatlarının olmadığını,  davacının dinlenen tanığının beyan ve iddialarının işbu dava bakımından değerlendirme dışı tutulmasını talep ettiklerini, taraflar arasında kurulmuş bir sözleşme bulunmadığını, tarafların tacir olmaları nedeniyle TTK. m. 23/1 hükmü yollaması uyarınca, TBK. md. 1 hükmünde bir sözleşme kurulabilmesi için icap ve kabulün bulunması gerektiğini, dava konusu olayda, davacı tarafından verilen sipariş ile bir icap söz konusu olup, davalı müvekkili tarafından işbu icaba yönelik bir kabul beyanı bulunmadığını, hatta tam tersi olacak şekilde, davalı müvekkili tarafından icabın kabul edilemeyeceği davacıya bildirildiğini, davalı müvekkili iç işleyişinde bayi kanalında satışı yapılan bir aracın sehven internet üzerinden satışa sunulduğunun tespit edilerek ilgili siparişin kabul edilemeyeceği, ancak, iyiniyetli olarak davalı müvekkili tarafından bir başka araç teklif edildiğini (icapta bulunulmuş) davacı tarafından da işbu icap kabul görmediğini, buna göre, davacı tarafından yapılan icap davalı müvekkili tarafından, davalı müvekkil tarafından yapılan icap ise davacı tarafından kabul görmediği için taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığını,  davacı iddialarının aksine taraflar arasında sözleşme ilişkisi kurulmadığı, davacının buna dayanarak bir zarar iddiasında bulunamayacağını beyan ettiğini, davanın öncelikle bu nedenle reddini talep ettiklerini, yetki itirazında bulunduklarını, davacının yapmış olduğu ödemeler kendisine iade edilmiş olmasına karşın, maddi tazminat talebinin haksız olduğunu, dava konusu aracın satışıyla ilgili olarak davacı toplam 200.000-TL ödediğini,  işbu tutar da davacıya iade edildiğini,  bu hususla ilgili olarak davacının aksi bir iddiası da bulunmadığını,  taraflar arasında henüz sözleşme ilişkisi kurulmadan önce sipariş yani icap aşamasındayken davacı talebi davalı müvekkili tarafından iptal edilmek zorunda kalındığını,  sipariş onay formunda yer alan açık maddeler uyarınca iptal edilen sipariş neticesinde davacı tarafından yapılan ödemelerin kendisine iade edildiğini,  davacının herhangi bir mağduriyeti ya da zararı bulunmadığını, davalı müvekkili iç işleyişinde bayi kanalında satışı yapılan bir aracın sehven internet üzerinden satışa sunulduğunun tespit edilmesi nedeniyle iptal edilmek zorunda kalınan dava konusu siparişe yönelik olarak, davacıya aynı özelliklerde yeni bir araç teklifinde bulunulduğunu,  davacı tarafından bu teklif kabul edilmediğini, bunun yanında, işbu davanın açılmasına kadar geçen süreç içerisinde de yeni araç alımında yardımcı olunduğunu  ve netice itibariyle davacı tarafından yeni bir araç alımı gerçekleştirildiğini, davacının iptal edilen siparişine konu araç ... olmasına karşın, daha sonradan davalı müvekkilinden bu defada önceki siparişinden daha üst segment olan ... model araç satın aldığını, iptal edilen siparişe konu araç ile davacının sonradan satın aldığı araç birbirlerine emsal teşkil etmemekte olup, kesinlikle aynı segmentte bulunmadığını zira, iptal edilen siparişe konu araç bedeli 3.638.316-TL iken, davacının satın aldığı aracın bedeli 6.134.800-TL  olduğunu, buna göre, davacının uğramış olduğu herhangi bir zarar söz konusu olmadığını, iptal edilmek zorunda kalınan siparişe yönelik olarak emsal bir araç satın alınmadığını, farazi bir beyan üzerinden zarar hesabı yapılmasının mümkün olmadığını, davacının farazi bir iddia ile, o araç o zaman öyleydi şu zaman böyleydi demek suretiyle, olmayan bir zararın varlığını ortaya koymaya çalışıldığını,  davacının herhangi bir zararının söz konusu olmadığını, davacı almadığı ya da alamadığı bir araç yerine başka bir aracı daha fazla bir miktara satın alarak zarara uğramadığını, davacının zarar iddiasının karşılığı / gerçekliği bulunmadığından davanın reddini talep ettiklerini, taraflar arasındaki anlaşma ve belgeler uyarınca davacının davalı müvekkilinden zarar talebinde bulunmasının mümkün olmayacağını, taraflar arasında düzenlenen hususlarla, davacı tarafından verilen siparişin herhangi bir nedenle iptal edilmesi halinde, davacı tarafından herhangi bir zarar iddiasında bulunması hukuken mümkün  olmadığını, yine sipariş onay formu ile düzenlendiği üzere, kaparo verilmesi asla sipariş edilen aracın fiyatının sabitlenmesi anlamına gelmediğini, aracın faturası düzenlenene kadar oluşabilecek her türlü fiyat değişiklikleri satış bedeline yansıtılacağını,  sırf bu husus dahi, davacının herhangi bir zarara uğramadığını ortaya koyduğunu,  davacı taleplerinin hukuken korunabilir olmadığı ve esasında herhangi bir zararının olmadığı sabit olduğundan davanın reddini talep ettiklerini, mahkemenin yetkisizliği nedeniyle İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğundan yetki yönünden reddini, davanın usulden reddini, davanın esastan reddini,   yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; \"....Bilindiği üzere sözleşme; iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette irade açıklamasıyla meydana gelmekte olup, bir tarafın bir şeyi teklif etmesi (icap veya öneri) ve karşı tarafın onu kabul etmesi (kabul) ile sözleşme kurulur. İcap, tek taraflı ve karşı tarafa varınca sonuç doğurabilecek ve sözleşmenin objektif-subjektif yönden bütün esaslı unsurlarını ihtiva etmesi gereken bir irade açıklamasıdır. <br>İcap o kadar tam ve mükemmel olmalıdır ki, karşı taraf hiç bir tereddüde düşmeksizin kabul iradesini açıklayabilsin. Ayrıca icabın, icapçının bir sözleşme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette\" yansıtması gerekir.<br> Başka bir deyişle, icapçı yaptığı icapla bağlanmak istediğini belli etmeli, yani son sözünü söylemiş olmalıdır. Eğer icapta böyle bir nitelik bulunmuyorsa, bu irade açıklaması icap değil, bir icaba davettir. İcaba davette, bir kimsenin, başkalarının kendisine teklifte bulunmasını sağlayıcı ve sözleşme için görüşmelerin başlamasını amaçlayan beyanda bulunması sözkonusudur. Bunun için, ya icapta bulunması gereken hususlardan bazıları eksik bırakılır ya da teklifle kesin olarak bağlı kalmama niyeti vurgulanır. <br>Somut olayda, Sipariş onay formununun ''Hüküm ve Koşullar'' başlıklı kısmın 7. Maddesinde \".... Bu sipariş onay formunun imzalanması ve kapora ödenmesi durumunda araç müşteriye rezerve edilecektir.\" , 8. Maddesinde \" ....kapora bedelinin ödenmiş olması herhangi bir şekilde fiyat garantisi sağlamaz. Aracın kesin satış tarihinde fiyatlandırma tarihindeki fiyat nihai fiyat olarak kabul edilecektir.... \", yine 10. Maddesinde \" .... Tarafından yapılabilecek olası siparişin iptallerinde kapora bedeli ... Tic. Ve Hizm. A.Ş.'nin 11. Madde kapsamındaki hakları saklı kalmak üzere , herhangi bir komisyon ya da kesinti olmadan müşterinin ödemeye yaptığı karta veya müşterinin ibraz ettiği ve müşteriye ait olan bir ıban numarasına en geç 14 (ondört) gün içerisinde iade edilir. Bu durumunda aracın müşteriye satılmamasından ve doğacak zararlardan  ... Tic. Ve Hizm. A.Ş.'nin sorumlu olmayacaktır....\" 16. Maddesinde \" ...  ... Tic. Ve Hizm. A.Ş.'nin araç satış sürecinin devam etmeme hakkı saklıdır...\" hükümlerinin yer aldığı sipariş onay formunda kesin bir satış taahhütü olmadığı davalılar tarafından yapılan işlemin  icapla bağlanmak istediğini belli etmediğinden icap niteliğinde olmadığı sadece bir icaba davet mahiyetinde olduğu ve taraflar arasında araç satım sözleşmesi kurulmadığından ...\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; \"...Dava dilekçemizde özellikle belirttiğimiz üzere müvekkil şirket ile davalılar ...  Tic. ve Hizm. A.Ş. ve yetkili acentesi ... Ticaret A.Ş. ile davaya konu Mercedes ... model, ... motor numaralı aracın satışı konusunda anlaşma sağlamışlardır. Akabinde anlaşmaya istinaden ...  Tic. ve Hizm. A.Ş. tarafından sipariş onay formu düzenlenmiş ve anılan form müvekkil şirkete mail yolu ile iletilmiştir. Dava dilekçemiz ekinde sunmuş olduğumuz sipariş onay formuna göre de müvekkil tarafından 200.000,00 TL kaparo yatırılmış ve davaya konu araç davalılar tarafından müvekkile rezerve edilmiştir. Davaya konu aracın kaparo bedelinin ödendiğini gösterir banka ödeme dekontu ve davalılar tarafından müvekkile aracın rezerve edildiğini belirten mailin ekran görüntüsü tarafımızca dava dilekçemiz ekinde sunulmuştur.<br>Ancak ortada hiçbir haklı ve geçerli bir sebep yok iken davalılar tarafından müvekkile gönderilen mail ile \"... siparişiniz iptal olmuştur. İptal Nedeni: Diğer\" gerekçesi ile siparişin iptal edildiği ve aracın teslim edilmeyeceği bildirilmiştir. Hal böyle olunca müvekkil şirketin zararı söz konusu olmaktadır. Her ne kadar yerel mahkemece gerekçeli kararda sözleşmenin kurulmadığından bahisle davamızın reddine karar verilmiş olsa da bu durum hukuk kurallarına açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Zira, bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 8/2. maddesi \"Fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır.\" hükmünü amirdir. Somut olayda da davaya konu aracın fiyatının gösterilerek acentede sergilendiği, aracın fiyat listesinin davalı ...'nin internet sitesinden kolaylıkla ulaşılabildiği birlikte değerlendirildiğinde bu durum TBK'nın 8/2. maddesi uyarınca öneri olarak kabul edilmelidir. Aksi durum kanunun emredici hükmüne aykırılık teşkil edecektir. Davaya konu aracın sergilenmesi ve fiyat listesinin internet sitesinden dahi kolaylıkla ulaşılabilmesi icap yani öneri, müvekkil şirketin davaya konu aracı alma niyetini davalılara iletmesi ise kabul olarak nitelendirilmelidir. Hatta dava dilekçemiz ekinde sunmuş olduğumuz belgeler ile sabit olduğu üzere davalılarca icap-kabul aşaması tamamlanıp sözleşme TBK'ya göre kurulduktan sonra kaparo ödenmesi yapılması için müvekkil şirkete talepte bulunulmuş, sözleşmede belirtilen tutar müvekkil şirket tarafından kaparo olarak davalı şirket hesabına gönderilmiş, akabinde ise davaya konu aracın müvekkil şirkete rezerve edildiği davalı şirketin kurumsal mail hesabından müvekkil şirkete mail yolu ile bildirilmiştir. Hatta önemle bahsetmek isteriz ki dava dilekçemiz ekindeki belgeler ile de sabit olduğu üzere müvekkil tarafından davaya konu araç ile ilgili ek donanımlar sipariş edilmiş ve bu ek donanımlar da davalılar tarafından kabul edilmiş, sözleşmeye konu aracın motor numarası dahi belirlenmiştir. Tüm bu anlatımlarımız ışığında taraflar arasında bir sözleşmenin kurulmadığını kabul etmek hem hukuka hem mantığa hem de hakkaniyete açıkça aykırılık teşkil etmektedir. <br>Bugün dahi davalı şirketten bir araç satın alınmak istendiğinde aynı prosedürler yerine getirilmekte, alıcı tarafından kaparo ödendikten sonra araç alıcı adına rezerve edilmekte ve son aşamada ise araç alıcıya teslim edilmektedir. Somut olayda sadece aracın müvekkile teslim edilmesi aşaması kalmışken sözleşmenin kurulmadığını kabul etmek mümkün değildir.<br>Bir an için bu durumun tam tersi düşünüldüğünde, taraflarca bir araç için anlaşıldıktan, müşteri tarafından kaparo ödendikten ve de satıcı tarafından aracın rezerve edildiği bilgisi verildikten sonra müşteri aracı almaktan vazgeçtiğini, sözleşmenin kurulmadığından bahisle de ödediği kaparonun kendisine iade edilmesini talep ettiği durumda bu sefer davalılar sözleşmenin kurulduğunu, kaparonun iade edilemeyeceği savunması yapacaktır. Ki bu savunma da haklı bir savunma olacaktır. Ancak somut olayda ise yerel mahkeme tarafından satıcının aracı satmaktan vazgeçmesini haklı görmüş, sözleşmenin kurulmadığından bahisle davamızın reddine karar vermiştir. Yerel mahkemenin kararını kabul etmiyoruz.<br>Yerel mahkeme gerekçeli kararında \" sipariş onay formunda kesin bir satış taahhütü olmadığı\" hükmüne yer vermiştir. Davalılar tarafından ilgili evrakın sipariş onay formu olarak nitelendirilmesi bile taraflar arasında sözleşmenin kurulduğunun en açık göstergesidir.<br>Ayrıca her ne kadar huzurdaki dava nispi ticari dava niteliğinde olduğundan Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülmüş olsa da somut olayda müvekkil tüketici konumundadır. Hal böyle olunca da somut olayda 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un uygulanması, müvekkilin tüketici, davalıların ise satıcı veya sağlayıcı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. <br>Bilindiği üzere 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un \"Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar\" başlıklı 5. maddesi \"(1) Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır. <br>(2) Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. <br>(3) Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez.\" şeklindedir. Kanunun amir hükmüne göre yerel mahkeme tarafından gerekçeli kararda dayanak olarak gösterilen sipariş onay formunun belirli maddeleri kesin olarak hükümsüzdür. Zira kanun lafzından açıkça anlaşıldığı üzere gerekçeli karara dayanak olan sipariş onay formu maddeleri haksız şart niteliğindedir. Hal böyle olunca da kanun gereği kesin hükümsüz olan bu maddelerin gerekçeli karara dayanak olarak gösterilmesi hukuken mümkün değildir. Yerel mahkeme kararının bu haliyle da kaldırılması gerekmektedir.<br>Kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için sözleşmenin kurulmadığı kabul edilecek dahi olsa hukukun temel ilkelerinden olan \"Culpa in contrahendo\" ilkesi gereği de müvekkilin zararının olduğu kabul edilmelidir. Zira, bilindiği üzere \"Culpa in contrahendo\" sözleşme öncesi sorumluluk anlamına gelip hukukun temel ve evrensel kurallarındandır. \"Culpa in contrahendo sorumululuğu\" öğretide \"En genel tanımı ile culpa in contrahendo sorumluluğu sözleşme görüşmeleri sırasındaki kusurlu davranışı ifade eder.\" (Oğuzman/Öz s. 37). \"Başka bir anlatımla culpa in contrahendo sorumluluğu; “Sözleşme görüşmelerinde taraflardan birinin diğerine dürüstlük kuralına aykırı davranma sonucu verdiği zararlarla ilgili sorumluluktur.\" (Yalman, s. 38). şeklinde tanımlanmış olup, somut olayda da bu sorumluluk türünün uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Yukarıda belirttiğimiz üzere kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydı ile bir an için sözleşmenin kurulmadığı kabul edilecek dahi olsa \"Culpa in contrahendo sorumluluğu\"  gereği müvekkilin uğramış olduğu zararın tazmin edilmesi gerekmektedir. Zira müvekkil davalıların kurumsal firmalar olması nedeniyle güven duygusu ile davaya konu otomobili satın almak istemiş, taraflar arasında gerekli görüşmeler yapılmış, hatta araca ek donanımlar hususunda mutabık kalınmış, aracın motor numarası dahi belirlenmiş, müvekkil tarafından kaparo gönderilmiş ve son olarak da davalılara ait kurumsal mail hesabından davaya konu aracın müvekkile rezerve edildiği belirtilmiştir. Ancak dosya kapsamı ile de sabit olduğu üzere siparişin hiçbir haklı ve geçerli bir gerekçe olmadan iptal edildiği müvekkil şirkete iletilmiştir. Davalıların bu davranışı müvekkilin güven duygusunu zedelemiş, davalılarca dürüstlük kuralına aykırı olarak davranılmıştır. \"Culpa in contrahendo sorumluluğu\" gereğince müvekkilin zararı söz konusu olmuştur. Davada hukuki nitelendirmeyi hakimin yapması gerektiği dikkate alındığında, bir an için taraflar arasında bir sözleşmenin kurulmadığı kabul edilecek dahi olsa (kabul anlamına gelmemek kaydı ile) mahkemece sözleşme öncesi sorumluluk ve dürüstlük kuralı gereği davamızın kabulüne karar verilmesi gerekmekte idi. Ancak yerel mahkeme hatalı ve kabul edilemez gerekçe ile davamızın reddine karar vermiştir. Kabul etmiyoruz, itiraz ediyoruz.<br>Yukarıca açıklanan ve sayın Başkanlığınızca re'sen göz önünde bulundurulacak diğer nedenlerle, yerel mahkeme tarafından verilen kararı usule, yasaya ve hakkaniyete aykırılık teşkil etmesi nedeniyle kaldırılarak davamızın kabulüne karar verilmesini...\" Tehir-i icra talepli istinaf başvurusunun kabulüne, Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/1026 E., 2024/951 K. sayılı dosyasından verilen 17/10/2024 tarihli kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne, 269.889,00 TL maddi zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen arabuluculuk tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin  davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>Davalı ... Tic. ve Hiz. A.Ş. vekili istinafa cevap dilekçesinde: İstinafa cevap dilekçesinde arz edilen ve resen gözetilecek sebeplerle, davanın reddine, usulden reddine, esastan reddine, istinaf talebinin reddine, yargılama masrafları, vekâlet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına,karar verilmesini  talep etmiştir. <br>Davalı ... SAN VE TİC A.Ş. vekili istinafa cevap dilekçesinde: İstinafa cevap dilekçesinde arz edilen ve resen gözetilecek sebeplerle istinaf talebinin reddine, vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin davacıya tahmiline karar verilmesini  talep etmiştir. <br> HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: <br>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>Dava, motorlu araç satımı sözleşmesinin yapıldığı iddiasına dayalı olarak, davacının dayanmış olduğu adi yazılı belgede belirtilen ve özellikleri açıklanan ve sipariş olunan araca ilişkin sözleşmenin davalı tarafça haksız feshine dayalı olarak açılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacının talebi araç satışına ilişkin sözleşme öncesi sorumluluktan kaynaklı maddi tazminat talebidir. <br>Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, araç satışına ilişkin taraflar arasında satım sözleşmesinin kurulu olup olmadığı, bu çerçevede davalının aracı davacıya teslim etme yükümlülüğünün doğup doğmadığı, davacının zararının oluşup oluşmadığı noktasındadır. <br>Davacının talebi sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in contrahendo) ilkesinden kaynaklanmaktadır. Sözleşme öncesi sorumluluğa ilişkin olarak gerek Türk Borçlar kanunumuzda gerekse mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nda genel bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak bazı özel düzenlemeler bu sorumluluğun kabul edildiğini göstermektedir. Borçlar Kanunumuzun 26/1. 31 f. II, 36/II, 39 f.1, 452 f.1 maddeleri sözleşme öncesi sorumluluğa ilişkin özel hükümlerdir. Nitekim doktrinde bu konuda muhtelif görüşler ileri sürülmekle birlikte ağırlıklı görüş, bu sorumluluğun niteliği itibariyle sözleşmesel bir sorumluluk olduğu kabul edilmektedir. Sözleşme öncesi sorumluluk, akdin kurulmasından önceki safhada yani, akdin müzakereleri esnasında taraflardan birinin diğer tarafa dürüstlük kuralına dayalı olarak kurulan akit benzeri güven ilişkisine aykırı davranışı dolayısıyla verdiği zarardan sorumluluktur. Sorumluluğun gerçekleşmesi için üzerinde görüşmeler yapılan akdin kurulması şart değildir. Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulanmasında ise, bu sorumluğun kaynağının sözleşmesel olduğu ya da sözleşme öncesi görüşmelerden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, yalnızca sözleşmenin geçerliliğine güvenden doğan zarardan (olumsuz zarardan) sorumluluğu değil, TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına dayanan “güven ilkesi”nden kaynaklanan karşı tarafın kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolundaki davranış yükümüne aykırılıktan doğan sorumluluğu da kapsar.<br> Taraflarca imzalanan sipariş onay formunun bilgi amaçlı olduğu, bu belgenin sözleşme niteliğinde olmayıp ileride yapılacak sözleşmeye esas olmak üzere en fazla sözleşme vaadi niteliğinde olduğu, belgenin düzenlenme amacı gözetildiğinde bu belge ile davacının talebine uygun şekilde aracın ithalinin sağlanması ve bu aşamadan sonra tespit edilecek fiyatlara göre gerekli satım akdinin yapılmasının amaçlandığı, dayanılan belgenin davalıyı bağlayan bir belge ve içerik taşımadığı gibi, bu noktada davalı aleyhine yorumlamayı gerektirecek bir durumun da bulunmadığı, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/15120 Esas 2015/12758 Karar) sipariş onay formunun 7,10,16. maddelerinde davalının sipariş iptal hakkından bahsedildiği ve bu durumda, olası sipariş iptalinde doğacak zarardan sorumlu olmayacağının belirtildiği görülmekle davanın reddi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur.<br>  Yukarıda belirtilen gerekçelerle ve HMK'nın 355. Maddesi gereğince  istinaf başvurusu sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda davacı tarafın söz konusu istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden ilk derece mahkemesinin istinafa konu edilen nihai kararının HMK'nın 353/1-b.1.maddesi gereğince usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu değerlendirilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>1-KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin istinafa konu edilen 17/10/2024 tarih ve 2023/1026 E. - 2024/951  sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,  <br> 2-Alınması gerekli olan 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcından istinaf eden davacı tarafından peşin yatırılmış 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davacıdan alınarak Hazineye Gelir kaydına,<br>3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının kendi üzerinde bırakılmasına, <br>4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>5-HMK. 302/5 maddesi gereğince iş bu ilamın kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirilmlerin, HMK. 359/4 maddesi gereğince iş bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,\t<br>Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-a bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi.   09/01/2025\t<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"814ac2e86e4abc68","SID":"4cfbfaea73af3525"}}