{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2024/1090 Esas  - 2024/1567 Karar<br><br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1090 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1567<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>ÜYE\t\t: ...\t    ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 28/03/2018<br>NUMARASI\t\t: 2017/263 Esas- 2018/227 Karar<br>DAVACI \t<br>VEKİLİ\t<br>DAVALI \t<br><br>DAVA\t: Alacak <br>DAVA TARİHİ\t: 30/03/2017<br>KARAR TARİHİ\t: 24/12/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 24/12/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak (istirdat) istemine  ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 21/12/2020 tarih ve 2020/521 Esas 2020/1387 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 20/12/2021 tarih ve   2021/2499  Esas  2021/7258 Karar onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 2021/17182   başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere  Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla  dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalı şirket temsilcisi tarafından ulaşılmış ve parasının tamamını istediği her an geri çekebileceği, karşılığında yüksek oranda faiz verileceği ifade edilerek DM bazında tahsilat yapıldığını, müvekkilinin parasını çekmek istediğinde defalarca şirketlere telefon etmiş ve geri ödeme yapılmadığını, müvekkilinden kanunlara aykırı şekilde tahsil edilen paranın söz verildiği gibi geri ödenmesi amacıyla dava açma zorunluluğu doğduğunu, davalıların malvarlığı üzerine alacak miktarı kadar tedbir konulmasını, davalılar tarafından müvekkiline SPK, TTK, Bankacılık Kanunu ve diğer kanunların ilgili hükümleri doğrultusunda geçerli bir hisse senedi devri yapılmayacağının tespiti, müvekkilinin davalı şirketlerde hukuka uygun surette kurulmuş bir ortaklığının bulunmadığının tespiti ile  dava tarihinde 43.459,81 Euro (170.579,75 TL) olan alacağın tahsil tarihindeki döviz kuru ve faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>                        CEVAP<br>\tDavalı ...Ş. (Eski Ünvanı: ... Holding A.Ş.) vekili sunduğu 26/05/2015 havale tarihli cevap dilekçesiyle; davacı ile davalı şirketler arasında ayrı ayrı bir alacak-borç ilişkisinin ve ortaklık ilişkisinin bulunduğunu, bu durum davalı şirket defterlerinin incelenmesi soncunda açığa çıkacağını, davacının davalı şirketlere ödünç ya da borç para vermediği ve dava dışı üçüncü şahıslardan edindiği şirketlere ait hisse senetleri ile davalı şirketlere ait pay defeterinde, ayrı ayrı ortaklık kaydı bulunduğu ve bu nedenle de TTK 329-405 maddesi gereğince hisse senedi bedelini talep edemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece; davalı tarafın hak düşürücü süre ve zaman aşımı def'inin yerinde olmadığı, davadan önce temerrütün gerçekleşmediği, davalı şirketin SPK'ya kendisinin sunduğu CD'ler içeriğine göre davacıdan toplam 28.115,00 Euro tahsil edildiği, bu miktardan 04/07/2016 tarihli 615 Euro miktarlı davacıya yapılan ödemenin mahsubu ile davacı alacağının 27.500,00 Euro olduğu, 27.500,00 Euro'nun dava tarihindeki TL karşılığının 107.833,00 TL olduğu, davadan önce temerrütün oluşmadığı,  davalı tarafça sunulan 21/03/2000 tarihli 14.085,00 DM miktarlı Baco belgesindeki miktar ile kar payı ödemelerinin davacı alacağından düşülmesinin mümkün  olmadığı,  gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile 107.833,00 TL'nin temerrüt tarihi olarak kabul edilen 30/03/2017 dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine  karar verilmiştir.  <br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın tam kabulünün gerektiğini,  açılan davanın yabancı para cinsinden olmasına rağmen mahkemece davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden TL cinsinden hükmedilmesinin hatalı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>\tDavalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece delillerin taktirinde hataya düşüldüğünü, somut delillere dayanmadan zamanaşımı itirazının reddedildiğini, mahkemece verilen kabul kararının sebepsiz zenginleşmeye neden olduğunu, müvekkilinin tüm delilleri toplanmadan hüküm kurulduğunu, davacının ödeme ve hile iddiasını ispat ettiğine yönelik mahkeme kabulünün dosya içeriğine ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerinin hatalı değerlendirildiğini, zamanaşımı definin dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu gerekçesiyle reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının kendisine yöneltilen yemini eda etmekten kaçındığını, mahkemece hile iddiasına üstünlük tanındığı halde davacının taleplerinin hak düşürücü süre yönünden reddedilmemesinin isabetsiz olduğunu, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığına yönelik mahkeme kabulünün yerinde olmadığını, yemin delilini kullanma haklarının engellendiğini, isticvap istemlerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini, davacının var ise yedinde bulunduğu iddia edilen hisse senetlerinin davalı şirkete iadesine karar verilmediğini, ıslah ile artırılan miktara ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren hükmedilmesinin hatalı olduğunu, dosyaya sunulan 21/03/2000 tarihli 14.085 DM bedelli ... Inc belgesinin ödeme olarak kabul edilmemesinin de 1996 ve 1997 yıllarında davacıya yapılan 3.616,00 Euro ve 5.960,00 Euro'luk kar payı ödemelerinin hükmedilen alacaktan düşülmemesinin hatalı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava;  geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve davalıya verildiği iddia edilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir. \t<br>\tİlk derece mahkemesi kararının istinafı üzerine Dairemizce 02/10/2019 tarih ve 2018/1467 Esas 2019/1149 Karar sayılı karar ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davasının kısmen kabulüne, davacının davalı ...Ş.'nin şirket ortağı olmadığının tespitine, 28.890 Euro'nun  21/03/2000 tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın  4/a maddesi gereğince Devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine  karar verilmiş, söz konusu kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine;<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/02/2020 gün 2019/5160 esas 2020/1809 Karar sayılı bozma ilamında;\t\"Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından   doğrudan  veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve  anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına..\" gerekçesiyle bozularak dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.<br>\tBozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Dairemizin 21/12/2020 tarihli ve 2020/521 E., 2020/1387 K. sayılı kararıyla 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında  3332 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. <br>\tKararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20/12/2021 gün 2021/2499 esas 2021/7258  ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. <br>\tKararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 2021/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosyanın yeniden incelenmesi sonucu yapılan değerlendirmede; <br>\tDavanın geldiği aşama ve uzun yargılama süreci ile tarafların tüm delillerinin dosyada olduğu, istinaf istimine ilişkin yargılamada sadece bozma gereğince zorunlu olarak duruşma açıldığı, istinaf incelemesinin duruşma gereksinimi duyulmadan gerçekleştirildiği gözetilerek 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2.maddesi kapsamında dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olduğundan duruşması açılmamıştır. Taraflara yargılamaya yeniden başlandığı tebliğ edilmiştir. \t\t\t<br>\tDavacı  yan eldeki davada, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine belge karşılığında davalılara para verdiğini, kısa bir süre sonra parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, ... Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, davacının şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirketin  zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 43.459,81 Euro (170.569,754 TL) alacağın tahsili tarihindeki döviz kuru ve faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı şirket vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. <br>\tTaraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıdan \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para tahsil edilip edilmediği, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığı, davacının davalı şirketlerin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullanıp kullanmadığı, şirket ortağı değil ise davacının zarar miktarı, zararın davalılardan talep edilip edilemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tTürkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 28.05.2010 tarih 7573 sayılı nüshasının 209. Sayfasının incelenmesinde; davalı ... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. nin ünvanının ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştirildiği ve yine Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 17/07/2012 tarih ve 8113 sayılı nüshasının 105-110. sayfalarına göre de yeni ünvanı ile davalı ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. nin ... Holding A.Ş. nin bünyesine girerek ... Holding A.Ş. ne devredilmesi suretiyle birleştirildiği anlaşılmıştır. <br>\tYine davacı, davalı ile arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığını iddia etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/4603 Esas, 2016/6789 karar sayılı ilamında 2015/15419 Esas 2016/4922 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere;<br>\t... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan hisse senetleri geçersiz olup hiçbir değer taşımayacağından ortaklığa dayanak alınamayacağı gibi nominal değer atfedilerek düşüm yapılmamıştır.<br>\tDavalı şirket vekilinin istinaf sebepleri arasında göstermiş olduğu zaman aşımı ve hak düşürücü süre yönünden iddialarının incelenmesinde; \t<br>\tYargıtay Hukuk Genel  Kurulu'nun  01/04/2021 gün ve  2018/(22)9-1116  esas ve 2021/396 karar sayılı kararında \".... 91. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).<br>\t92. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.<br>\t93. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usuli kazanılmış hak değer taşımayacaktır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t94. Bunun gibi bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkında bir değeri kalmayacaktır. HGK'nın 12.03.1997 tarihli ve 1997/7-975 E., 1997/196 K. ile 06.11.1996 tarihli ve 1996/17-561 E., 1997/744 K. sayılı kararlarında bu hususa vurgu yapılmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t\t\t95. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. ile 30.01.2013 tarihli ve 2012/1-683 E.,2013/165 K. sayılı kararları).<br>              \t\t\t\t\t\t\t\t96. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu husus 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı YİBK'da \"...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,...\" şeklinde ifade edilmiştir. <br>\t\t97. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile de usuli kazanılmış hak doğmaz.<br>\t106.  V. Hukuki güvenlik:<br>             \t\t\t\t\t\t\t107. Diğer yandan Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, \"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri bulunmaktadır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t108. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında ise “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır.. \t<br>             \t\t\t\t\t\t\t109. Nitekim Anayasa Mahkemesinin (AYM) 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve 2013/1752 başvuru numaralı kararında \"... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…” şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t110. Anayasa Mahkemesi bu kararında ve başkaca bir çok kararında “hukuki güvenlik ilkesinin” hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre hukuk devletinde hukuk güvenliğini sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut kanunlara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.<br>\t111. Başka bir anlatımla hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere bu ilke ile bağlı olduğu da açıktır.<br>\t112. Hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünü olduğundan, devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir. <br>              \t\t\t\t\t\t\t113. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ile yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır.<br>\t114. Nitekim Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında \"...Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir…” şeklinde belirlilik ilkesinden ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t115. Anayasa Mahkemesi, “hukuki güvenlik ilkesinin öngörülebilirliği” sağlayan işleviyle hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hem devlet hem de toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”, “kurumsal” ve “işlevsel” güvenceleri birlikte sağlayacağını kabul etmektedir. <br>             \t\t\t\t\t\t\t116. Yine Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında “…Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır...\" hususlarına vurgu yapılmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t117. Aynı kararda \"...Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır...\" ifadelerine yer verilmiştir.<br>\tGerekçesi hukuki güvenlik ilkesinin önemini açıklamaktadır.  <br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi somut dosya ile benzer uyuşmazlıklarda uzun süredir davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile kararlar vermiştir.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05/04/2018 tarih ve 2016/9030 esas ve 2018/2444  karar sayılı ilamında \"...Ayrıca mahkemenin zamanaşımı konusundaki kabulü Dairemizin emsal (15.05.2017 Tarih 2016/8035 E. 2017/2870 K. sayılı kararı) içtihatlarına da “.... davalı taraf davada bir yandan davacının davalı Şirket'in ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmasının, bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı...” aykırıdır. Bu itibarla davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. \" gerekçesiyle ilk derece mahkeme kararını bozmuştur. <br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07/05/2018 tarih ve 2017/1180 esas ve 2018/3234 karar sayılı ilamında da zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı bağdaşmayacağı gerekçesini genişleterek  \" ... 2-Ayrıca, mahkemece, davalı yöneticileri hakkında dolandırıcılık veya başka bir haksız fiil sorumluluğundan dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı, davalının eylemi haksız fiil olarak değerlendirilse dahi davacının davalı şirkete ortak edildiği tarihin haksız fiil tarihi olacağı ve davalının zamanaşımı def’inde bulunduğu ve zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle de davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece, ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalının sorumlu olup olmayacağının saptanması, davalının hukuki durumunun ve davalı vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gereklidir.<br>\tBu noktada üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Her ne kadar bir borçlunun, borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk Hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.<br>\tBilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacıdan \"Hisse Devir ve Kabul Sözleşmesi\" başlıklı belgeler karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacının ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalının bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde de bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir.<br>\tBurada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nun 235. ve HMK'nun 187/2. maddesi uyarınca herkesçe bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalının faizin haram olduğu kavramından hareketle yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği yönünde taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da işbu davada bu nedenle davalı şirkete para verildiği iddiasında olduğundan, davacı tarafın davalı tarafından oyalandığının da kabulü gerekir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının davalı şirketin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen  ve  yurt  dışında  yatırdığı  parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır. Bu itibarla, mahkemece, anılan hususlar gözden kaçırılarak, davalının zamanaşımı definde bulundukları ve zamanaşımı sürelerinin geçtiği gerekçesiyle de davanın reddine  karar  verilmesi doğru olmamış,\" gerekçesiyle bozma kararı vermiştir.<br>\tAynı nitelikteki Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2012/11248 esas 2013/14690 karar sayılı ilamında, 2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı ilamında, 2016/119  esas, 2016/5924 karar sayılı ilamında 2014/4717 esas, 2014/7735 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere;<br>\t\"Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. <br>\tBilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacılardan \"Ortaklık Durum Belgesi\" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paraların geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır.\" olarak belirtilmiştir.<br>\tYukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi somut dosya ile benzer uyuşmazlıklarda uzun süredir davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile esasa ilişkin kararları inceleyip bozma ve onama kararları vermiştir.<br>\tHemen belirtmek gerekir ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin zaman içinde esasa ilişkin araştırma yönünden 7'yi bulan bozma kararları verdiği dosyalar da mevcuttur.\t<br>\tAnayasa Mahkemesi'nin 2018/36174 bireysel başvuru ve 15/02/2023 tarihli   sayılı kararında \"...58. Yukarıda değinildiği üzere bir hukuk sisteminde çeşitli sebeplerle yargı içtihatlarında farklılıkların oluşabilmesi doğaldır. Esas itibarıyla hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama yetkisine sahip olan derece mahkemelerinin içtihat değişikliğine gitmiş olması da -bunu yeterince gerekçelendirdikleri sürece- tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilemez. Ancak bu yargısal içtihat farklılıklarının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerini zedelememesi için en önemli görev yüksek mahkemelere düşmektedir. Yüksek mahkemeler, yargı sistemine olan güveni sağlamak amacıyla aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikteki mekanizmaları çalıştırarak söz konusu içtihat farklılıklarını ortadan kaldırmalıdır. Yargılamanın hakkaniyeti bağlamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundan söz edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecek içtihat farklılığının giderilmesidir(Nuran Erdoğan, § 53).\" gerekçesi ile hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından değerlendirme yaparak ilkeleri ortaya koymuştur.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığına dair istikrarlı kararlarının davacılar üzerinde oluşturduğu  hukuki güven göz önüne alınmalı ve korunmalıdır. Yüksek Mahkemenin içtihatları geliştirmesi ve değiştirmesi yaşayan hukukta kaçınılmaz bir süreç olmakla birlikte anılan süreç hukuk güvenliği ilkesi ile uyumlu olmalıdır.<br>\tOff-Shore hesaplarına ilişkin Yargıtay İBK kararı hakkın kötüye kullanılmasına ilişkin değerlendirme içermediğinden Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zaman aşımının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu yönündeki istikrarlı içtihatları gözetilmiştir. \t<br>\tSomut olayda, davalı şirketin davacının şirketin ortağı bulunduğunu belirtmesine rağmen davacının yatırmış olduğu paranın istendiği an kendisine geri ödeneceğini inandırıp, davacı üzerinde güven telkin ettiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı da gözetildiğinde davalının  davada zaman aşımı süresinin dolduğu yönündeki itirazının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gibi yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin önceki tüm uygulamalarında da davalı yanın zaman aşımı savunması TMK'nun 2.maddesi kapsamında reddedilerek istikrar haline getirdiği içtihatlardan aksine gerekçe yazarak dönemeyeceği  gözetildiğinde davacının  açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi işbu alacak davası da yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince davalı yanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazının reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15/05/2017 tarih ve 2016/8035 Esas 2017/2870 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15/11/2018 tarihli ve 2016/13808 Esas 2018/7111 Karar sayılı ilamı, 21/02/2019 tarih ve 2017/2446 Esas ve 2019/1414 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 14/12/2017 tarih 2016/6553 esas 2017/7297 karar sayılı, aynı Dairenin 02/10/2014 tarih 2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı istikrar kazanmış emsal içtihatları).<br>\tBundan başka, davacı yan kandırıldığını ileri sürmekte, davalı ise davacının şirket ortağı olduğunu ileri sürüp, TTK hükümlerine göre hak talep edemeyeceğini savunmakla birlikte zamanaşımı savunması da yapmaktadırlar. Çelişkili davranış yasağının tipik örneğini oluşturan anılan savunma kendi içerisinde tutarlılık içermediğinden kötüniyetli olarak davacının hak talebinin ortak sıfatı ile perdelenmesi gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.<br>\tDavada öncelikli olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sonuçlandırılması gerekir ki zamanaşımı savunması üzerinde durulabilsin. Diğer bir anlatımla davacının davalı şirketin ortağı olmadığına dair bir hukuki saptama yapıldıktan sonra davacıdan tahsil edilen para hakkında hüküm verilebilsin. Davacı davalının savunmasındaki gibi ortak ise zaten TTK hükümlerine tabi olacaktır.\t<br>\tDavalı şirket vekilinin davanın reddi gerektiği, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği yönündeki istinaf sebeplerinin incelenmesinde ise; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/09/2017 tarih 2016/5199 esas 2017/4830 karar sayılı ilamında ... \"Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, bu toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta Esenboğa Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde Mehmet Uzun'a ait  çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para  ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, Mehmet Uzun'un imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmiş olması karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır.\" şeklinde olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında belirtildiği ve Dairemizinde kabulünde olduğu üzere davalı Şirketlerin birleşmesi ve kayda alınmasına yönelik olarak Sermaye Piyasası Kuruluna verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazılarda ortak olunan şirketlere yönelik hisse, bu şirketlere bildirilen adres ve kimlik listesi, ortakların almış oldukları hisseleri kimden aldıkları, ortaklara yapılan tediyeler ile ortaklardan yapılan tahsilat dağılımına yönelik listeler sunulduğu, davalı şirketlerce ilk derece mahkemesince kendilerine verilen kesin süre içerisinde hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup, vs. yöntemler ile yapılan araştırmalar sonucu tespit edildiğinin tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediği iddia edilmiş ise de  bu yönde dosyaya davalı şirketlerce herhangi bir yazılı bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan bir kısım belgenin ise fotokopi olup aslının dosyaya ibraz edilmediği gibi CD 4'de ... Holdings S.A. tarafından Ramburse edilen ... İnşaat Tarım A.Ş. senetlerinin kimden alındığına yönelik listede de  davacıların isimlerinin bulunmadığı, 14/09/2000 tarihli Sermaye Piyasası Kurulu denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemler ile yurt dışından para toplandığı ve toplanan paraların davalılar tarafından kayda alınmış olduğu, bu hale göre davalı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde birlikte hareket ederek para toplamak amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal işlenmiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para toplayıp, para tahsil edilen ortakların düşük nominal bedeller ile şeklen ortak gibi gösterildiği, paranın istenilmesi durumunda ise paranın ortaklara iade edilmediği, davacının, davalının sunduğu listeler ve CD'lerde şeklen yer alması yeterli olmayıp, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullandığı, şirket sermayesinde hissesinin temsil edildiğinin davalı yanca ispatlanamamış olması karşısında taraflar arasında gerçek bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, böylelikle davalının haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları, davalı şirketlerce Sermaye Piyasası Kuruluna yazılan 30 ve 31 sayılı yazılar  ve ekindeki listeler ile CD'ler incelenmek suretiyle davacılardan herhangi bir tahsilat yapılıp yapılmadığı, tahsilat yapılmış ise davacılara herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek hisse senetlerinin nominal bedeli de düşülmeden iadesi gerekeceği, ilk derece mahkemesince  aldırılan bilirkişi raporda belirtildiği üzere davacının SPK'nın 31/03/2014 tarihli yazısı ekinde yer alan CD'lerden  toplam aşağıda belirtilen tabloda yer alan şekilde tahsilatlar, tediye, ... İnc başlıklı belge ve kâr payı ödemeleri yapıldığı; <br><br> Tahsilatlar <br>Tediyeler <br> ... İnc<br> Kâr Payı  <br>28.115 Euro<br>  7.200 Euro  <br> 14.085 DM <br> 3.616  DM <br>    <br>  <br>   <br>  5.960 Euro<br><br>Yukarıda tabloda açıklandığı üzere, davacının SPK CD'lerine göre davalı tarafa toplam 28.115 Euro ödeme yaptığı görülmekte ise de, davacı tarafça dava dilekçesi ekinde sunulan 21/03/2000 tarihli ortaklık  durum belgesinde sonuç itibariyle davalıdan 42.665 Euro alacaklı olduğu yazılı olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/05/2019 tarihli 2017/4860 esas 2019/3977 karar sayılı ilamının içeriği de gözetildiğinde davacı tarafından sunulan 21/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde belirtilen 42.665 Euro'nun davacı alacağı olduğunu kabul etmek gerekmiştir. Bununla birlikte ... İnc. başlıklı 21/03/2000 tarihli 14.085 DM miktarlı  180 adet hissenin devrine ilişkin belge nedeniyle davacı alacağından en azından SPK CD'lerinde yer alan toplam 7.200 Euro'nun düşülmesi gerekmektedir. Davalı tarafça 21/03/2000 tarihli 14.085 DM ... İnc başlıklı belge gereğince ödenen bedelin mahsubu talep edilmiş, ilk derece mahkemesince, Lüksemburg merkezli şirketten temin edilen kredilerin kredi niteliği taşımadığı, ... İnşaat Tarım A.Ş.'nin sermaye olarak konulması planlanan tutarlar olduğu şüphesini uyandırdığı yönündeki tespitler karşılığında davalının Lüksemburg merkezli firmaya ait belgeye dayalı olarak ödemede bulunduğu savunmasının nazara alınmayacağından mahsup işlemi yapılamayacağı gerekçesiyle, mahsup işlemi yapılmamış ise de, davalı vekilince cevap dilekçesi ekinde ödeme belgesi olarak sunulan ... İnc başlıklı belge ve  kar payına ilişkin belgeler hakkında herhangi bir beyanda bulunulmamış olup,  davalı şirketin dayandığı ... İnc başlıklı belgelerdeki 14.085 DM'nin 1,95583 paritesine göre Euro karşılıklarının 7.200 Euro'ya tekabül ettiği, davalı tarafça SPK'ya bildirilen CD-3 5.liste Ek-2.b'de davacıya 21/03/2000 tarihinde 7.200 Euro ödeme yapıldığının yer aldığı gözetildiğinde,  davalı şirketçe ödeme belgesi olarak sunulan ... İnc başlıklı 21/03/2000 tarihinde 7.200 Euro ödeminin davacı alacağından mahsubu gereklidir. Yine  davalı tarafça davacıya 1996 yılında 3.616 DM, 1997 yılında 5.960 DM kar payı ödendiğine ilişkin belgelere ilişkin olarak da CD'lerde kayıtlar bulunduğundan, 1997 yılında davacıya yapıldığı anlaşılan ve 1997 tarihli belgede yazılı olan 11.660 DM'nin  1,95583 paritesine göre Euro karşılıklarının 7.200 Euro'ya tekabül ettiği anlaşılmakla davalı şirketçe ödeme belgesi olarak sunulan ... İnc başlıklı 21/03/2000 tarihinde 14.085  DM karşılığı 7.200 Euro ile 1997 yılında 11.660 DM karşılığı 5.960 Euro kar payı ödemesinin davacı alacağından mahsubu gereklidir. Ancak, her ne kadar SPK CD'lerinde 1996 yılında davacıya 3.616 DM ödeme kar payı ödemesi yapıldığı görünmekte ise de, davalı yanca dosyaya ibraz edilen 1996 yılına ait kar payı belgesinde davacıya herhangi bir kar payı ödemesi yapılmadığı yerine hisse senedi verildiği anlaşılmakla 1996 yılına ait kar payı ödemesi düşülmemesi mümkün görülmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece davacı tarafından sunulan ortaklık durum belgesinde yazılı 42.665 Euro'dan davacıya 04/07/2006 tarihli tediye makbuzu ile ödenen 615 Euro, ... İnc başlıklı 21/03/2000 tarihli 7.200 Euro ve 1997 yılı kar payı ödemesine ilişkin 5.960 Euro miktarlı ödemelerin mahsubu gerektiğinden davanın 28.890 Euro üzerinden kabulüne karar vermek gerekmiştir. \t<br>Davalı ...Ş. vekilinin davacının ödeme ve hile iddiasını ispat edemediği, müvekkili tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerine yanlış anlam verildiğine yönelik  savunmalarının ise yukarıda izah edildiği üzere reddi gerekmiştir. <br>Davacı yanca sunulan 21/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesinde davacının sonuç itibariyle 42.665 Euro alacaklı olduğu yazılı olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/05/2019 tarihli 2017/4860 esas 2019/3977 karar sayılı ilamı gözetildiğinde ortaklık durum belgesinde miktarın davacı alacağı olarak kabulü gerekmiştir. <br>\tEmsal nitelikteki Yargıtay ilamları ve dosya kapsamından, davalı şirketin yüksek kar vaadi ve istenildiği an paraların iadesinin sağlanacağı vaadi ile gerçek kişilerden yüklü miktarlarda para topladığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi  bulunmadığından davalı haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumludur. <br>Kural olarak haksız fiilden kaynaklanan davacı alacağının haksız fiil tarihi olan ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizli ile birlikte hüküm altına alınması gerekmektedir. Somut olayda ise, davacı tarafça davalı şirketle aralarında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve  43.459,81 Euro'nun ödeme tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın  4/A maddesi gereğince Devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte tahsili talep edilmiş olmakla açılan davanın kısmen kabulü ile 28.890 Euro'nun  tahsil tarihi olan 21/03/2000 tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın  4/A maddesi gereğince Devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tDavalı vekilinin ilk derece mahkemesince yemin delilini ve isticvap kullanma hakkının engellendiği iddia edilmiş ise; <br>\tHMK'nun 225. ve devamı maddelerinde yeminin HMK'nun 169. ve devamı maddelerinde ise isticvabın düzenlendiği, bu düzenlemeler dikkate alındığında ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kuruluna yapmış oldukları bildirim sonucu Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'ler yine dosya içerisinde bulunan davalı tarafça dosyaya sunulan  Ortaklar Pay Defteri ile Hisse Senedi Ortaklık Durum Belgesinin incelenmesi sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı şirketler pay defteri tutarak pay defterinde isim geçen tüm şirket ortaklarını  Sermaye Piyasası Kuruluna  bildirdiği, Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'lerin mali müşavir bilirkişi tarafından inceleme sonucu; davacının davalı şirketlere ödemeler yaptığı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin benzer dava dosyalarındaki emsal içtihatlara göre Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriklerine göre davacıdan tahsilat yapılmış ise yapılan tahsilatların davacıya iadesi gerektiğinin tespit edildiği bu hale göre  davacının davalarını Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriği, pay defteri, ortaklık durum belgesi ile ispatlandığından davanın temelini oluşturan vakıaların SPK'nın 2000 tarihli raporu ile davalı şirketlerce SPK'ya yazılan yazı ve CD içeriklerine göre belirlenmiş olmakla davacının bu aşamada isticvap edilmesine de gerek bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin iddiaları da bu itibarla yerinde değildir.  \t\t<br>Öte yandan dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile geçerli bir ortaklık ilişkisinin  bulunmadığının  tespiti ve 43.459,81 Euro (170.569,754 TL) alacağın tahsili  talep edilmiş, mahkemecede taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiş olduğundan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları da dikkate alındığında davacının elinde olduğu iddia edilen hisse senetlerinin hukuki geçerliliğinin bulunmadığından davalı şirket vekilinin hisse senetlerinin iadesine ilişkin  talebi yerinde görülmemiştir  (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/05/2016 tarih ve 2015/15419 esas 2016/4922 karar sayılı içtihatı).<br>\tTüm bu nedenlerle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\t1-1-Davacının davasının KISMEN KABULÜ  ile,<br>\t2-Davacının davalı ...Ş.'nin şirket ortağı OLMADIĞININ TESPİTİNE,<br>\t3- 28.890 Euro'nun  30/03/2017 tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın  4/a maddesi gereğince Devlet bankalarının Euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t4-Davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine,<br>\t5-Alınması gerekli 7.777,86 TL nispi karar ve ilam harcından peşin alınan 2.914,00 TL harcın mahsubu ile 4.863,86 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>\t6-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 2.945,40 TL başvuru ve karar harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t7-Davacı tarafından bu  dava nedeniyle yapılan 2.400,00 TL bilirkişi ücreti ile 305,80 TL keşif, posta ve tebliğ gideri olmak üzere toplam 2.705,80 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesaplanan 1.798,69 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, <br>\t8-Davalı tarafça yapılmış yargılama gideri bulunmadığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına, <br>\t9-Kabul edilen bölüm yönünden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan  30.000,00 TL nisbi vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>\t10-Reddedilen bölüm yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücreti Tarifesi gereğince hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,<br>\t11-Artan gider avansının HMK.m.333 gereği davacı tarafa iadesine, <br><br>\tC)1-Davalı ...Ş. tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 1.844,52 TL harcın talep halinde Davalı ...Ş.'ne iadesine, <br>\t2-Davacı tarafından istinaf karar harcı olarak alınan 35,90 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, <br>\t3-Davalı ...Ş. tarafından istinaf aşamasında yapılan 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile dosyanın istinafa gönderim giderinin 20,67 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 118,77 TL'nin davacıdan alınarak davalı ...Ş.'ne verilmesine, <br>\t4-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/12/2024<br><br><br>Başkan- ...             Üye - ...                 Üye - ...                      Zabıt Katibi -...<br>...              ...                ...       ...<br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6c63cdce974ae8c9","SID":"41004f3c741049a0"}}