{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2024/1085 Esas  - 2024/1602 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1085 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1602<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>ÜYE\t\t: ...\t    ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: KONYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/07/2018<br>NUMARASI\t\t: 2017/689 Esas 2018/559 Karar<br>DAVACI <br>VEKİLİ\t<br>DAVALI \t<br><br>DAVA\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak (İstirdat)<br>DAVA TARİHİ\t: 26/09/2017<br>KARAR TARİHİ\t: 27/12/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 27/12/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması sonucunda Dairemizin 22/02/2021 tarih ve 2020/1420 Esas 2021/250 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 20/12/2021  tarih ve 2021/2952 Esas  2021/7260 Karar onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 2021/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yatırılan paraların istenildiği her an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa   53.148,79 Euro yatırdığını, ancak talep etmesine rağmen yatırdığı parayı geri alamadığını ileri sürerek, haksız fiil hükümleri gereğince paranın yatırıldığı tarihden itibaren işleyecek en yüksek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.      <br>CEVAP\t\t      <br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davanın  süresinde açılmadığını, davacıların iddialarının yerinde olmadığını savunarak davanın usul ve esastan reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafın, davalı taraftan bir hak ve alacağının kalmadığı anlaşıldığından davacı tarafın davasının reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin  kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalılara karşı Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/689 esas sayılı dosyası ile açmış oldukları alacak davasında, dava dilekçesi ve ekinde sunmuş oldukları deliller ile müvekkilinin davalılardan 53.148,79Euro (222.162,00TL) alacağını talep ettiklerini, ilk derece mahkemesine sunulan dava dilekçelerinde açıkça müvekkili alacağını Alman Markı ve sonrasında dönüştüğü Avrupa para birimi olan Euro olarak Türk Lirası üzerinden hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin zararına olduğunu, taleple bağlılık ilkesini ihlal ettiğinden ortadan kaldırılması gerektiğini, dava dilekçelerinde Türk Lirası olarak belirtilen rakamın dava açılışında harca esas değerin belirlenmesi için yazıldığı açık olmasına karşın sayın ilk derece mahkemesince bu şekilde hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin, davalılardan tahsil etmiş olduğu alacak miktarlarını düştükten sonra kalan miktar olan 53.148,79 Euro’nun kendisine iadesini istediğini, açılan davada alacak miktarı olarak 53.148,79 Euro talepli olarak dava açıldığını, ilk derece mahkemesinin davalı şirket tarafından dosyaya ibraz edilen belgelere dayanarak  müvekkili alacağından düşüm yapmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki davalı tarafından dosyaya ibraz edilen söz konusu belge içeriğinde müvekkilinin herhangi bir ödemeyi kabulüne yönelik beyanı da bulunmadığını, davalı tarafından sunulan belgelerin dava ile bir ilgisi olmadığını, ayrıca bir ödeme belgesi niteliği taşımadığının gayet açık olduğundan taraflarınca kabulü kesinlikle mümkün olmadığı gibi ilk derece mahkemesinin bu belgeyi ödeme belgesi kabul etmesi ve bu şekilde hüküm kurmasının kesinlikle mümkün olmadığının açık olduğunu, kaldı ki davalı yanca dosyaya sunulan belge ne asıl ne de aslı gibi onaylı bir örnek olmadığını,  taraflarınca aslı bulunan belgenin üzerinde oynama yapılan bir fotokopi niteliğinde olduğunu, davalı tarafından dosyaya sunulan devir evrakı olduğu iddia edilen Baco şirketine ait belgenin daha önce dosyadaki beyanlarında da belirttikleri üzere gerçek bir devir evrakı olmadığını, SPK raporlarında işleyiş tarzı ayrıntılarıyla ortaya konduğu gibi ... İnc. adlı şirketin davalı tarafından kurulmuş paravan bir şirket olduğunu, taleplerinde söz konusu miktar düşüldükten sonra ortaya çıkan miktar üzerinden olduğunu, bu miktar üzerinden dava açıldığını, dolayısı ile bahse konu evrakın da dava ile bir ilgisi bulunmadığının açık  olduğunu,  ilk derece mahkemesinin de bu belgeyi kabul etmesinin kesinlikle mümkün olmamasına karşın, hükmüne mesnet yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının alacak miktarı yönünden kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; <br>\tDavacı vekili 20/04/2018 tarihli beyan dilekçesi ve 11/07/2018 tarihli duruşmadaki beyanlarında; davalı tarafça dosyaya sunulan 6 adet belgenin tamamındaki imzaların yargılamanın uzamaması ve usul ekonomisi gereğince imzaları benimsedikleri ve kabul ettiklerini beyan etmiştir. <br>\tKonya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/199 esas sayılı sayılı dosyasının incelenmesinde; davacısının ..., davalısının ... Holding A.Ş. ve ... olup, davacı tarafça Frankfurt Yerel Mahkemesinde ... Holding A.Ş aleyhine 23 O 431/08 sayılı dosyasından açılan dava sonucu 10.225,84 Euro'nun 28/04/2009 tarihinden itibaren %5 faizi ile birlikte ödenmesine ilişkin kararlarına yönelik tenfiz talebinde bulunulduğu, mahkemece davanın 27/03/2012 tarihinde açılan davanın kabulü ile  Frankfurt Yerel Mahkemesinin 11/09/2009 tarih ve 2-23 O 439/08 sayılı kararı ile tenfizine karar verildiği, davalı şirketin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05/10/2012 tarih ve 2012/7413 esas 2012/15322 karar sayılı ilamı ile onandığı, davacı tarafın karar düzeltme isteminin ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/03/2013 tarihli kararıyla reddedilerek kesinleştiği, <br>\tKonya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/294 esas 2015/41 karar  sayılı sayılı dosyasının incelenmesinde; davacısının ..., davalısının ...  Sanayi Ticaret ve Yatırım A.Ş. olup, davacı tarafça Frankfurt Yerel Mahkemesinde ... Holding A.Ş aleyhine 2-21 O 439/08 sayılı dosyasından açılan dava sonucu verilen kararın tenfizinin talep edildiği, mahkemece tebligatların diplomatik yolla yapılması gerekirken yabancı mahkeme ilamının diplomatik yolla tebliğ edilmediğinden kesinleşmeyen mahkeme ilamı ile ilgili açılan davanın 05/02/2015 tarihinde reddine karar verildiği, davacı tarafın temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/09/2015 tarih ve 2015/5371 esas 2015/9317 karar sayılı ilamı ile onandığı, davacı tarafın karar düzeltme isteminin ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/02/2016 tarihli kararıyla kesinleştiği görülmüştür.<br>\tİlk derece mahkemesi kararının istinafı üzerine Dairemizce 06/11/2019 tarih ve 2018/1669 Esas 2019/1338 Karar sayılı karar ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, söz konusu kararın davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine;<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 27/10/2020 tarih ve 2020/81 Esas 2020/4567 Karar sayılı bozma ilamında; \"Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından   doğrudan  veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve  anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına..\" gerekçesiyle bozularak dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. <br>\tBozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Dairemizce 22/02/2021 tarih ve 2020/1420 Esas 2021/250 Karar sayılı karar ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3332 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. <br>\tKarara karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20/12/2021 tarih ve 2021/2952 Esas 2022/7260 Karar  sayılı kararı ile onanarak 20/12/2022 tarihinde kesinleşmiştir. <br>\tKararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 2021/17182 başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosyanın yeniden incelenmesi sonucu yapılan değerlendirmede; <br>\tDavanın geldiği aşama ve uzun yargılama süreci ile tarafların tüm delillerinin dosyada olduğu, istinaf istimine ilişkin yargılamada sadece bozma gereğince zorunlu olarak duruşma açıldığı, istinaf incelemesinin duruşma gereksinimi duyulmadan gerçekleştirildiği gözetilerek 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2.maddesi kapsamında dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olduğundan duruşması açılmamıştır. Taraflara yargılamaya yeniden başlandığı tebliğ edilmiştir. \t<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2016 tarih ve 2015/15025 Esas 2016/7632 Karar sayılı emsal kararında özetle, \"Davacı vekili müvekkilinin davalıya ... Bankası A.Ş.'ye ait 20/01/1998 tarihli dekont ile 115.000,00 DM ödeme yaptığı, bu meblağın 8.000,00 TL'sinin iadesi için 11/02/2011 tarihinde Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtığı davada 115.000,00 DM'nin müvekkili tarafından davalı ...'e ödendiği, bu bedel karşılığında müvekkiline hisse verilmediği gibi paranın da iade edilmeyip davalı sebepsiz zenginleştiğinden iadesine karar verildiği, anılan kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 06/11/2013 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/117 Esas sayılı dosyasında tespit edilen bakiye alacak 108.000,00 DM'nin faiziyle birlikte tahsilini istediği, Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/117 Esas, 2012/45 Karar sayılı ilamının 21/05/2014 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme tarihinden itibaren bir yıllık sebepsiz zenginleşme süresi dolmadığından davalının zamanaşımı itirazının reddi gerektiği gerekçesiyle davalı tarafın zamanaşımı definin reddine karar verilmiş ise de 818 sayılı BK'nın 66. maddesine göre iade alacaklısının geri alma hakkının varlığını öğrenmesinden itibaren 1 yıl ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl sonra nedensiz zenginleşmeden doğan iade isteminin zamanaşımına uğrayacağı, somut uyuşmazlıkta ise davacı tarafın ilk davayı açtığı tarihte şimdi dava konusu ettiği alacağı ve sebepsiz zenginleşeni bildiği ve haberdar olduğu, yasada öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle gerçekleştiği, keza hakkın doğduğu tarih itibariyle de 10 yıllık zamanaşımı sürenin dolduğu nazara alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalı vekilinin zamanaşımı definin reddi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği\", denilmiştir.<br>Somut olayımızda, davacı ..., Frankfurt Yerel Mahkemesinde ... Holding A.Ş aleyhine 23 O 431/08 sayılı dosyası üzerinden alacak davası açtığı, yapılan yargılama sonunda  10.225,84 Euro'nun 28/04/2009 tarihinden itibaren %5 faizi ile birlikte ödenmesine ilişkin karar verildiği, davacı tarafın yabancı mahkeme kararının tenfizi için Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/199 esas sayılı dosyası üzerinden dava açtığı, mahkemece davanın 27/03/2012 tarihinde açılan davanın kabulü ile  Frankfurt Yerel Mahkemesinin 11/09/2009 tarih ve 2-23 O 439/08 sayılı kararı ile tenfizine karar verildiği,  temyiz ve karar düzeltme talebi üzerine bu ilamın Yargıtay denetiminden geçerek 25/03/2013 tarihinde kesinleştiği, yine davacı ...,  Frankfurt Yerel Mahkemesinde ...  Sanayi Ticaret ve Yatırım A.Ş. aleyhine  2-21 O 439/08 sayılı dosyası üzerinden 53.148,79 Euro üzerinden alacak davası açtığı, yapılan yargılama sonunda açılan davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın Konya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/294 esas 2015/41 karar sayılı dosyasından tenfizinin talep edildiği, mahkemece tebligatların diplomatik yolla yapılması gerekirken yabancı mahkeme ilamının diplomatik yolla tebliğ edilmediğinden kesinleşmeyen mahkeme ilamı ile ilgili açılan davanın 05/02/2015 tarihinde reddine karar verildiği, temyiz ve karar düzeltme talebi üzerine bu ilamın Yargıtay denetiminden geçerek 11/02/2016 tarihinde kesinleştiği, daha sonra davacı tarafın davalı ... Holding A.Ş. (eski ünvanı olan ... Holding A.Ş.) aleyhine aynı nedenlerle 26/09/2017 tarihinde işbu davayı açtığı anlaşılmıştır.<br>Hal böyle olunca, davacı yanın Federal Almanya Cumhuriyeti Frankfurt Yerel Mahkemesinde 2008 yılında  23 O 431/08 numaralı dosyasında ilk davayı açtığı tarihte zararı ve tazminat yükümlüsü olan davalı şirketi öğrenmiştir. 818 sayılı BK'nın 60. maddesine göre zarar gören tarafın (davacının) zararı ve faili (davalı şirketi) öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık (6098 sayılı TBK'nın 72. maddesi göre ise 2 yıllık) haksız fiil zaman aşımı süresinin dolduğu, olayda sebepsiz zenginleşme halinin mevcut olduğu düşünülse bile 818 sayılı BK'nın 66.maddesine göre iade alacaklısının (davacının) geri alma hakkının varlığını öğrenmesinden itibaren 1 yıllık (6098 sayılı TBK'nın 82. maddesine göre ise 2 yıllık) zamanaşımı süresinin dolduğu nazara alınarak açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. <br>Tüm bu nedenlerle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, <br>\t2-Alınması gerekli 427,60 TL harcın davacı tarafından yatırılan 3.793,98 TL peşin harçtan mahsubu ile artan  3.366,38‬ TL harcın talep halinde davacıya iadesine,<br>\t3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, <br>\t4-Davalı tarafından ilk derece mahkemesi yargılamasında yapılan gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t5-İstinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen   35.715,99  TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, <br>\tC)1-Davacının peşin yatırdığı  35,90 TL nispi karar harcının talep halinde davalıya iadesine,<br>\t2-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, <br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/12/2024<br><br><br>Başkan- ...             Üye - ...                 Üye - ...                      Zabıt Katibi -...<br>...              ...                ...       ...<br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8e2ab904b2d118bd","SID":"5cad08953a882583"}}