{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2022/828 <br>KARAR NO\t\t: 2024/2118<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 16/02/2022<br>NUMARASI\t\t: 2020/532 Esas - 2022/143 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat<br>KARAR TARİHİ \t: 12/12/2024  <br>KARAR YAZIM TARİHİ \t: 12/12/2024  <br>                    <br>\tTaraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 16/02/2022 gün ve  2020/532 Esas - 2022/143 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için  üye ...tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br>\tDAVA :Davacı vekili, 13.12.2018 tarihinde davacıya ait ... plakalı araç ile ... plakalı aracın maddi hasarlı trafik kazasına karıştıklarını, davalı ... şirketinin davacıya ait aracı kasko sigorta poliçesi ile sigortalaması nedeniyle davacıya ait araçta meydana gelen hasardan poliçe limiti ile sorumlu olduğunu, İzmir 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/220 D.İş sayılı dosyası ile delil tespiti talebi üzerine düzenlenen tespit bilirkişi raporunda davacıya ait araçta 22.332,00 TL tutarında hasar olduğunun belirtildiğini, hasar bedelinin davalı ... şirketince ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik hasar bedeline mahsuben 14.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, delil tespiti giderinin yargılama gideri olarak tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP : Davalı vekili, davacı tarafça hasar ihbarında bulunulmadığını, kaza anına ilişkin fotoğraf sunulmadığını, delil tespitinin müvekkili şirketin yokluğunda yapıldığından tespit giderlerinden sorumluluğunun bulunmadığını, hasarın tespiti ve kazanın oluşumu ile ilgili sigortalı tarafından araç üzerinde inceleme yaptırılmadığını, aracın ağır hasarlı olduğunun görüldüğünü, kasko poliçesinde anlaşmalı özel serviste onarılma şartı olup muafiyetinin söz konusu olacağını, kaza ile hasarın örtüşüp örtüşmediği konusunda şüpheli bir durum oluştuğunu, bu nedenle keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.<br>KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı sigortalının gerçek kişi olup, dava konusu aracın bir ticari işletme adına kayıtlı olmadığı, davacı sigortalının tacir olmayıp ticari işletmesinin de bulunmadığı, dosyada aracın mesleki ve ticari amaçlı kullanıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgenin olmadığı, aracın ruhsat bilgilerine göre kullanım amacının hususi nitelikte kamyonet olup ticari işlerde kullanılmadığının açık olduğu, ruhsat kaydında aracın cinsinin kamyonet olarak belirtilmesinin davaya ticari dava niteliği kazandırmayacağı ve davacının tüketici olmadığının kabulünü gerektirmeyeceği,  davacının tüketici olup taraflar arasındaki kasko sözleşmesinin bir tüketici işlemi olduğundan tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görev dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>DAİREMİZİN 22/09/2020 TARİH VE 2020/1074 E. - 2020/776 K. SAYILI KALDIRMA KARARI ÖZETİ : Dava konusu maddi tazminat talebine dayanak yapılan kasko sigorta poliçesinde sigortalının  davacı, sigorta ettirenin dava dışı ... A.Ş olduğu, bu nedenle 3.kişi yararına kasko sigorta sözleşmesi yapıldiğı, davacı, yararına yapılan kasko sigorta sözleşmesine dayanarak  davalı kasko sigortacısından araç hasar bedeli talep edildiği, taraflar arasında 6502 sayılı Kanun kapsamında bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından dava sigorta akitleri arasında bir dava olmadığı, 6102 sayılı TTK'nın 4/1-a maddesinde de tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı açıkça düzenlendiği, davalı ile arasında sözleşme ilişkisi bulunmayan davacının talebinin dayanağının kendi yararına yapılan kasko sigorta poliçesi ve TTK'da düzenlenen sigorta hukukundan kaynaklanması nedeniyle dava TTK'nın 4. maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olup aynı Yasa'nın 5. maddesi gereği uyuşmazlığı çözmekle görevli mahkemekin asliye ticaret mahkemeleri olduğu, belirtilerek; kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>KALDIRMA KARARINDAN SONRA İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; kazanın meydana gelmesinde sürücüsü tam ve asli kusurlu olan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı  olduğu ve kazanın sigorta poliçesi teminat süresi içerisinde meydana geldiği, bu nedenle davalı ... şirketinin sigortalı aracın sürücüsünün kusuruyla neden olduğu hasar bedelinden sorumlu olduğu, davacı tarafın kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı ve davacının kullandığı araçta kaza nedeniyle 22.232,00-TL tutarında hasar meydana geldiği, dosya kapsamına göre davalı tarafın davacıya hasar bedeli nedeniyle herhangi bir ödeme yapmadığı, davacı vekilince dava dilekçesinde temerrüt tarihinin dava tarihi olan 08/03/2019 olarak kabul edilmesi talep edildiği, belirtilerek; davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>Karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, mahkeme kararında  taleple bağlılık ilkesi gereğince yasal faiz uygulanması gerektiği ve temerrüt tarihinin dava tarihi olması gerektiğinden  bahsetmişse de  hüküm kısmında dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesi yönünde karar verildiğini, kasko sigorta poliçesindeki de mevcut olan ve dava dilekçesi ile de  muafiyet ve klozlara yönelik davacı tarafından herhangi bir itiraz olmadığı değerlendirildiğinde poliçe de mevcut muafiyetlerin gerçek hasar bedelinden düşülmesi gerektiğini, sigortalı doğru ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini, anlaşmalı Kaza Tutanağına göre aracın kaza ile birlikte sürüklenerek bariyerlere çarptığı belirtilmiş ise de yapılan araştırmada bariyerlerde herhangi bir hasarın mevcut olmadığını, sigorta ettieninin rizikoyu kasten doğru ihbarda bulunmadığını, gerçeğe aykırı şekilde ihbarda bulunduğunu, bilirkişi raporlarında bu durum hiç değerlendirilmediğini, sigortalının rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmemesi veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminatı içinde kalmış gibi ihbar edildiğinin somut delillerle ispatlanması halinde ispat külfetinin yer değiştirerek davacı sigortalıya geçeceğini, eksik inceleme yapıldığını, talep edilmesine rağmen PTS kayıtlarının getirilmediğini, tespit giderlerinin davalıya yüklenemeyeceğini, davalı sigortalıya araç üzerinde inceleme imkanı tanınmadığını,  davacının iyiniyet kurallarına aykırı davarandığını, poliçede dain mürtehin kaydı bulunduğunu, belirterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir.<br>GEREKÇE : Dava, trafik kazası nedeni ile davacının aracında oluşan zararın kasko sigorta poliçesi kapsamında tazmini istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle  sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br>2.\tHüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada HMK'nın 294/4. maddesi hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, HMK'nın 297. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun biçimde gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa karar yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin, artık bu kararını değiştirmesine de yasal olanak yoktur. Bir başka ifade ile  tefhim edilen hüküm sonucu yanlış da olsa, gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucuna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz veya istinaf kanun yoluna başvurulması ve bu nedenle kararın Yargıtay tarafından bozulması veya istinaf tarafından  kaldırılması halinde düzeltilebilir. Nitekim l0.4.l992 tarihli 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik olmasının bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararı ile bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği belirtilmiştir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzenine ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.<br>3. Eldeki dava dosyasında, tefhim edilen kısa kararda \" davacının davasının kabulü ile davacının talebi ile bağlı kalınarak 14.000,00-TL hasar bedeli tazminatının dava tarihinden  itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, \"  karar verilmiş olmasına rağmen tavzih şerhi ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası \"davacının davasının kabulü ile, davacının talebi ile bağlı kalınarak 22.232,00 TL hasar bedeli tazminatının dava tarihinden  itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,  \" şeklinde düzeltilerek, karar bu şekilde tebliğe çıkarılmıştır. Ancak, 6100 sayılı HMK'nın 305. maddesi gereğince hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yüklenen borçların tavzih yoluyla sınırlandırılamayacağı, genişletilemeyeceği ve değiştirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bir başka anlatımla tavzih ile taraflara tanınan hakları ve yüklenen borçlar değiştirir mahiyette hükümün değiştirlemesi, genişletilemesi ve sınırlandırılması mümkün değildir. Keza, her iki hükmün sonuçları da birbirinden farklıdır. Davanın kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olmasına, taraflar arasındaki ilişkinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen sigorta sözleşmesinden kaynaklanmasına ve bu tür sözleşmelerin anılan Kanunun 3. ve 4. maddelerindeki hükümler uyarınca, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, mutlak ticari işler kapsamında bulunmasına göre talep gibi avans faizi yürütülmesi yerinde ise de karar gerekçesinde yasal faiz talep edilebileceğine işaret edilmiştir. Bu şekilde, İDM tarafından kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur.<br>4. İstinaf incelemesi yapılabilmesi için delillerin değerlendirildiğini gösterir biçimde usulüne uygun gerekçeli kararın bulunması zorunludur. Mahkemece, dosyada toplanan deliller tartışılıp değerlendirilerek, tefhim edilen hüküm sonucuna nasıl ulaşıldığının, gerekçede açıklanmalıdır. Kararda hiç ya da yeterli gerekçeye yer verilmemesi, gerekçeli karar ile tefhim edilen kısa kararın çelişkili olması yada gerekçenin kendi içinde çelişir olması halinde istinaf incelemesi yapılabilecek usulüne uygun bir karar bulunmadığı için delillerin hiç değerlendirilmemiş olduğunun kabulü gerekir. Denetime elverişli usulün aradığı niteliklere haiz bir kararın bulunması istinaf incelemesinin yapılabilmesinin ön şartı olup, bu nitelikte olmayan bir kararla ilgili olarak istinaf denetim ve yargılaması yapılarak bir hüküm verilemesi de mümkün değildir.<br>5. Kabule göre de; hukuk sistemimizde emredici hükümlere aykırı olmamak koşuluyla irade hürriyeti ve akit serbestisi ilkesi sınırları içinde tarafların diledikleri gibi sözleşme yapabilmeleri mümkündür. Elbette taraflarca kabul edilen özel şartla, poliçe genel şartlarının ve kanunun emredici hükümlerinin bertaraf edilmesi mümkün değildir. Davaya konu edilen sigorta poliçesi incelendiğinde; hasar bedeline anlaşmalı servis ağı dışındaki servislerde onarım yaptırılması durumunda % 25, sigortacının onayı olmaksızın marka yetkili servislerde onarım yaptırılması durumunda ise % 30 muafiyet uygulanacağı, sigortalının ikamet ettiği veya kazanın meydana geldiği ilde sigortacının anlaşmalı servisinin bulunmaması halinde ise söz konusu muafiyet kaydının uygulanmayacğı kararlaştırılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen kasko poliçesindeki özel şart TTK’nın 1452. maddesinde sayılan emredici Kanun hükümlerine aykırı olmadığı gibi 1486. maddede yer alan koruyucu hükümlere de uygun bulunmaktadır. Ayrıca TTK’nın 1423/2. maddesi gereği poliçede yer alan kloza on dört gün içinde itiraz etme hakkı olan davacının bu kayda herhangi bir itirazı da olmamıştır. Bu durumda taraflar arasında poliçede kararlaştırılan muafiyet kaydının geçerli olduğu yönünde bir kuşku bulunmamaktadır. Davacı tarafça dava dilekçesinde poliçenin ya da poliçede bulunan muafiyet kaydının geçersiz olduğu yönünde bir iddiada da bulunulmamış, aksine geçerli sözleşme ilişkisi içerisinde gerçek zarar bedelinin karşılanmadığı iddia edilerek talepte bulunulmuştur. Bu durumda, aracın onarımın anlaşmalı servis ağı içerinde bulunan servislerde yapılıp yapılmadığı, aracın onarımının hiç yapılmaması halinde ise sigortalının ikamet ettiği veya kazanın meydana geldiği ilde sigortacının anlaşmalı servisinin bulunup bulunmadığı usulünce araştırılıp tespit edilerek, kasko sigorta poliçesinde yer alan söz konusu tenzili muafiyet kaydının somut olayda uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmemiş olmasında da hukuki isabet görülmemiştir. ( Yargıtay HGK'nun 16.03.2022 tarih ve  2020/(17)4-38 E. -  2022/335 K. Yargıtay 4. HD'nin 27.02.2023 tarih ve 2022/14819 E. - 2023/2523 K.)<br>Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve  değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M :Yukarıda açıklanan nedenenlerle;<br>1-Davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,<br>2-İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16/02/2022 gün ve 2020/532 Esas 2022/143 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-Kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,<br>5-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 12.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"21b2c3c7bffc4eb0","SID":"e990893c3b570e6f"}}