{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2023/1521 <br>KARAR NO\t\t: 2024/1973<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t(...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t\t (...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t\t\t\t\t\t\t\t(...)<br>KATİP\t\t: ...   (...)<br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 27/04/2023<br>NUMARASI\t\t: 2020/582 Esas - 2023/245 Karar<br><br>DAVACI\t\t: ... - ... <br>DAVALI\t\t: ... (T.C. NO:...) - ...<br>VEKİLİ\t\t: Av. ... - ...<br><br>DAVA TÜRÜ\t\t: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ  \t\t: 08/12/2020<br>KARAR TARİHİ\t\t: 27/12/2024<br>KR. YAZIM TARİHİ\t\t: 23/01/2025<br><br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacı şirket aleyhine davalı tarafından Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü 2020/112916 E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, takibe dayanak belgenin 15/11/2018 düzenleme 12/07/2019 vade tarihli 428.000,00 TL bedelli davacı şirketin kaşesi üzerine şirketin eski ortağı ve müdürü ... T.C. Kimlik numaralı ... adlı kişinin imzasıyla düzenlenmiş bir bono olduğunu, davacı şirketin halihazırda tek ortaklı olduğunu, şirketin tek ortağı ve  yetkilisinin ... T.C. Kimlik numaralı ... olduğunu, davacının bu şirketteki hak ve hisselerini 16/11/2018 tarihinde ... T.C. Kimlik numaralı ... adlı kişiden devraldığını, takibe dayanak teşkil eden bononun müvekkilinin şirketteki hisseleri devralmasından bir gün önce ... tarafından bononun lehdarı ... T.C. Kimlik numaralı ...'ya verildiğinin görüldüğünü, ... isimli kişinin, davacı şirketin eski ortağı ve müdürü olduğunu, onun da hissesini 12/11/2018 tarihinde ...' ya devrettiğini, davacı ... şirketinin oto onarım konusunda faaliyet gösterdiğini, davacının şirketteki hisseleri devrederek ortaklıktan ayrılan ... ile bononun lehdarı olan davalı ...' nın yeğeni olan ...'ın takip tarihinden kısa bir süre öncesine kadar davacı şirkette oto onarım ustası olarak çalıştıklarını, davacı şirket hakkında icra takibi başlatılmasından kısa bire süre önce işi bırakıp gittiklerini, davalıya bono düzenleyerek veren şirketin eski ortağı ve müdürü olan ...' nın her ne kadar bonoyu bedeli nakden aldığı şeklinde kayıt düşerek bonoyu davalıya vermiş ise de söz konusu bononun aslında bedelsiz olarak davalıya verildiğini, şirket hisselerinin ...' a devrinden bir gün önce kötüniyetli olarak şirketin karşılıksız olarak borçlandırılmış olduğu kuşkusunun mevcut olduğunu, davacı şirkete ödeme emri tebliğ edildiğinde yapılan inceleme neticesinde bononun şirket  ticari defterinde kaydının olmadığını, bono alacaklısı ile şirket arasında mal ve hizmet alışverişinin bulunmadığını, bononun bugüne kadar protesto dahi edilmediğini, geriye dönük olarak şirket hissedarlarının hisse devrine dair yaptıkları pay devri sözleşmelerinde hisse alım satım karşılığı bedellerini aldıkları yönünde hisse alım satım sözleşmelerinde beyanlarının olduğunu ve bono bedeli kadar taraflar arasında ticari ilişki olduğuna dair şirket kayıt ve defterlerinde hiçbir emarenin bulunmadığının görüleceğini, öte yandan, takip tarihinden öncesine kadar davacı şirketin çalışanı olan  ... ile bononun lehdarı olan davalı ...'nın yeğeni olan ... ile davacı şirketin tek ortağı ve yetkilisi olan ... arasında husumet olduğunu, husumetin kaynağının, ... ve ... Şirket çalışanı olmalarına rağmen, halen şirkette ortak oldukları iddiası olduğunu, adı geçen kişilerin şirketle olan bağlarını koparmak karşılığı olarak davacı şirket yetkilisinden para istediklerini, taraflar arasında bu çerçevede yapılan görüşmelerde adı geçen kişilerin davacıdan 500.000,00 TL ayrılma akçesi talep ettiklerini, davacı, şirket ortağı ...'ın şirkete ortak olurken üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirdiğini ve adı geçen kişilerin çalışmaları karşılığı olan ücretleri de fazlasıyla ödediğini, dolayısıyla, adı geçen kişilerin davacıdan olan işbu taleplerinin kendilerine haksız menfaat temin etme çabasından ibaret olduğunu, bütün  yaşanan olaylar üzerine müvekkili hakkında bu aşamada başlatılan icra takibinin dolandırıcılık suçuna sübut verecek nitelikte bir olay olduğundan dolayı adı geçen şahıslar hakkında ayrıca Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, TTK m.626 hükmü gereğince \"Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler\" dolayısıyla limited şirket müdürü şirketle işlem yapma yasağı altında olduğunu, davacı şirketin eski ortağı ve yetkilisinin bu yükümlülüğünü bertaraf etmek için bono lehdarı ile işbirliği içerisinde kendisine haksız yarar sağlamak ve bir gün sonrasında hissesini devrederek ortaklığından ayrıldığı tarih itibariyle  şirketi zararlandırmak maksadıyla takip konusu bonoyu düzenlemiş olduğunun açık olduğunu, bu durumun 4721 sayılı TMK m.3, 6102 sayılı TTK m.626 ve 647 maddelerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini, diğer yandan, şirket ticari defterlerine kaydolunmayan bu miktarda bir bononun, bugüne kadar protesto edilmeden işleme konulmasının ve şirketteki bütün hisse devirlerine dayanak ticaret sicil memurluğu ve noterde düzenlenen hisse devir sözleşmelerinde ve ayrıca davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında müvekkilinin davalıya borcunun olduğunu ortaya koyan hiçbir delil ve emareye rastlanmaması nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinin gerektiğini beyanla öncelikle teminatsız olarak İİK m.72/3 çerçevesinde takibin durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesine, teminat karşılığı tedbir kararı verilecek ise teminat oranının dava konusu olayın koşulları dikkate alınarak makul oranda belirlenmesine, dava sonunda davacının icra takibine konu edilen 15/11/2018 düzenleme, 12/07/2019 vade tarihli, 428.000,00 TL bedelli bononun nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalının, davacı şirketin eski sahibi ve eski yetkilisi olduğunu, yeğeni olan ... ve yeğeninin tanıdığı olan ...'nın ortak bir şekilde oto tamir bakım vb. konularda bir iş yeri açmak istediklerini, paraları bu işe yetmediğinden bir ortak arayışına girdiklerini, davalının ailesinin baskıları sonucu ortak olduklarını, daha sonra uyuşmazlık çıkması üzerine davalının, hissesini devrederek ortaklıktan çıkma ve doğal olarak parasını alma kararı aldığını, bu aşamada yine davalının annesi ve ablası duruma müdahale olmuş gençlerin davalı şirket nedeniyle alacağı olan parasını verebilecek durumda olmadığını uzun bir vade vermesini istediklerini, ekli olan sözleşme ve bu sözleşmeye uygun şekilde icra takibine konu senet şirket yetkilisi olan hisselerin devredildiği ... tarafından şirket adına düzenlendiğini, davalı şirketin bir gün sonra devredileceğini bilemez fakat devir alan davacı devirleri gayet rahat bir şekilde görebilmekte olduğunu, takip konusu senet defterlere yazılmamış ise de asıl kötü niyetli olan tarafın davacı olduğunu, senetten her üç ortağın doğal olarak da davacının haberinin olduğunu, senedin vadesinin belli<br> olduğunu, davacının ... ve ...'ın ortak olmadığı iddiasının da doğru olmadığını, herkes tarafından ... ve ... isimli kişilerin söz konusu şirketin davacı ile birlikte ortak olduğunun bilinme olduğunu, bu nedenle davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ   :<br>İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; \" ... 1-Davanın REDDİNE, <br>2-Şartlar oluşmadığından davalı lehine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına ... \" karar verilmiştir. <br>Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : <br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; limited şirket pay devri sözleşmesinin şirket tarafından değil, şirket ortağı tarafından yapılabileceği aşikar olup, senedin geçerli olduğu bir an için kabul edilmiş olsa dahi, senedin asıl borçlusunun davacı şirketteki hisselerini devreden ... olduğunun kabulü gerekirken, ilk derece mahkemesince söz konusu 21/06/2021 tarihli bilirkişi raporu dahi dikkate alınmayıp, hukuka aykırı olarak davacı tarafça açılmış bulunan davanın reddine karar verildiğini, nihayetinde hukuk düzeninin kötü niyeti korumayacağı düşüncesinden de hareketle, 6102 sayılı TTK'nın 595.maddesinde belirtilen şekle aykırı olması nedeniyle geçersiz olan hisse devrine ilişkin sözleşme uyarınca verilen senetlerin de geçersiz olacağı ve davacıya iade edilmesi gereğinin açıkça ortada olması ile davalının 15.11.2018 tarihinde, yani davacı şirketin paylarına sahip olmadığı bir tarihte, hisse devrine ilişkin bir sözleşme ile bono karşılığında hisselerini devretmesinin mümkün olmadığının da aşikar olmasıyla birlikte, uyuşmazlık konusu senedin bir an için geçerli olduğu kabul edilse dahi, senedin asıl borçlusunun davacı şirketteki hisselerini devreden ... olduğunun kabul edilmesi gereğinin sabit olması karşısında, işbu hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak verilmiş kararın kaldırılması gerektiğini beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br>Davalı tarafça, istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.<br>   DELİLLER: Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/04/2023 Tarih - 2020/582 Esas - 2023/245 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>DAVA;  menfi tespit istemine ilişkindir.<br><br> İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br>İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. <br>Dosyanın incelemesinde; davalı tarafından, davacı aleyhine Kocaeli 8. İcra Dairesi'nin 2020/112916 E. esas sayılı dosyası ile 15/11/2018 düzenleme 12/07/2019 vade tarihli 428.000,00 TL bedelli davacı şirketin kaşesi üzerine şirketin eski ortağı ve müdürü ... adlı kişinin imzasıyla düzenlenmiş bonoya istinaden kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılmasına üzerine, davacı tarafından eldeki davanın açıldığı ve açılan davada bono nedeniyle borçlu olmadığına karar verilmesinin talep edildiği, davalı tarafından davanın reddinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince açılan davanın reddine karar verildiği, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı TMK m. 6).<br>İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.<br>Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.<br>Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. (YHGK., 14.05.2014 tarih, 2013/19-1155 Esas, 2014/660 Karar; YHGK., 17.04.2015 tarih, 2013/19-1622 Esas, 2015/1238 Karar).<br>İspat yükü bakımından 6100 sayılı HMK’nın 189-(3) maddesinde “Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz” hükmünü içermektedir. <br>Yine Aynı Kanunun 200-(1) maddesinde “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ….. Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ….. Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz” hükmü ile “senetle ispat zorunluluğu, 200. maddenin 2. fıkrasında ise  “senetle ispat gereken hallerde karşı tarafın açık muvafakati ile tanık dinlenebileceği” hususları düzenlenmektedir. 203. maddesinde ise tanık dinlenebilecek haller sayılmıştır. <br>Usul hukukumuzda senede karşı senetle ispat zorunluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, 200. maddedeki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnaları da 203. maddede belirtilmiştir. Bunun yanında yazılı sözleşme ile ya da duruşma tutanağında usulüne uygun olarak belgelendirilmiş ikrar ile anlaşılan açık bir muvafakat bulunduğu takdirde sadece belli tanıklar dinlenebilir. <br>İspat yüküne yönelik bu açıklamaların kambiyo senedi ve bononun hukuki niteliğine ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği göz önüne alınarak bu hususa da kısaca değinilmesinde yarar görülmüştür.  <br>Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir. <br>Bonoda şekil şartları TTK’nın 776. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “... Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden ya da malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konulabilir.<br>Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği gibi, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik \"bedel kaydı\"dır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, soyut bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip, edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. <br>Bonoda kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Ancak, bir defa bir mal alışverişine dayandığı \"malen\" kaydıyla ya da bir alacak borç ilişkisine dayandığı \"nakten\" kaydı ile senede yazılmışsa, artık buna uyulmak gerekir. Bu kayıtların aksinin savunulması senedin ta'lili (nedene, illete bağlanması) anlamına gelir ki, böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Senedi ta'lil eden, savını kanıtlamak yükümlülüğü altına girer. Senette borcun nedeni \"mal\" ya da \"nakit\" olarak belirtilmişse, tarafların yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, lehine olan senet karinesi çürümüş sayılacak, bunun sonucu olarak da, iddiası paralelinde ispat yükünü de üstlenecektir. Buna senedin ta'lili denmektedir. Bu anlamda ta'lil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir.<br>Nihayet, “nakden” ibaresi bulunan bir bonoda paranın verildiği, borçlu tarafından ikrar edilmiştir. Alacaklının parayı verdiğini kanıtlamak yükümlülüğü yoktur. Yazılı ikrarın aksini diğer bir deyişle, paranın verilmediğini borçlu kanıtlamak yükümlülüğündedir. <br>Az yukarı da değinildiği gibi, menfi tespit davasında kural olarak; hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır. Takip kambiyo senedine dayandığı zaman, ispat yükü yer değiştirir ve ispat yükü davacı/borçluda olur. Eldeki dava,  kambiyo senedi olan bonodan kaynaklanmaktadır. <br>Kural olarak, bonolar birer kredi vasıtasıdır. Aksine sözleşme veya âdet bulunmadıkça edimlerin aynı anda ve karşılıklı olarak ifa edilmesine ilişkin genel ilkenin (TBK.'nun 96. madde) bir istisnası olarak, alt hukuki ilişkinin karşı edimini alan borçlu, para borcunu derhal ödemek yerine bir bono düzenleyerek karşı âkide verebilir (Yargıtay HGK.'nun 14/03/2018 tarih, 2017/19-897 E. 2018/464 K.). Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır [HMK.’nun 191-(1), TMK.'nun 6. madde]. Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin tâlili denmektedir. Bu anlamda tâlil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır (Yargıtay HGK.'nun 05/02/2019 tarih,  2017/19-821 E. 2019/58 K.). Senedin çift taraflı tâlil edilmesi de mümkündür. Bu halde ispat yükü yer değişmez ve ispat yükü senet nedeniyle borçlu olmadığını iddia eden borçluda olur.<br>Eldeki davada, senedin düzenleyeni davacı/borçlu, lehtarı ise davalı/alacaklıdır. Dava konusu senette nakden kaydı vardır. Davacı, 15/11/2018 düzenleme 12/07/2019 vade tarihli 428.000,00 TL bedelli olan senedin, davacı şirketin kaşesi üzerine şirketin eski ortağı ve müdürü ... adlı kişinin imzasıyla düzenlenmiş  olduğunu, davacı şirketin halihazırda tek ortaklı olduğunu, şirketin tek ortağı ve  yetkilisinin ... olduğunu, şirketteki hak ve hisselerin 16/11/2018 tarihinde   ... adlı kişiden devraldığını, takibe dayanak teşkil eden bononun şirketteki hisselerin devralmasından bir gün önce ... tarafından, bononun lehdarı ... T.C. Kimlik numaralı ...'ya verildiğini beyan etmiştir.<br>Davalı 22/01/2021 tarihli cevap dilekçesinde, davalı şirketin eski sahibi ve eski yetkilisi olduğunu, yeğeni olan ... ve yeğeninin tanıdığı olan ...'nın ortak bir şekilde oto tamir bakım vb. konularda bir iş yeri açmak istediklerini, paraları bu işe yetmediğinden bir ortak arayışına girdiklerini, davalının ailesinin baskıları sonucu ortak olduklarını, daha sonra uyuşmazlık çıkması üzerine davalının, hissesini devrederek ortaklıktan çıkma ve doğal olarak parasını alma kararı aldığını, bu aşamada yine davalının annesi ve ablası duruma müdahale olmuş gençlerin davalı şirket nedeniyle alacağı olan parasını verebilecek durumda olmadığını uzun bir vade vermesini istediklerini, ekli olan sözleşme ve bu sözleşmeye uygun şekilde icra takibine konu senet şirket yetkilisi olan hisselerin devredildiği ... tarafından şirket adına düzenlendiğini beyan etmiştir.<br>Yine davalı yargılama sırasındaki beyanlarında bononun hisse devri karşılığında 428.000,00-TL alacağına karşılık davacı şirket tarafından düzenlenerek kendisine verildiğini savunmuştur. Davalının bu yöndeki beyanı karşısında senedin davalı tarafından talil edildiği değerlendirilmiştir .<br> Bu bağlamda eldeki olay değerlendirildiğinde; davaya konu senet üzerinde “nakden” kaydının bulunduğu görülmektedir. Davalı taraf şirket hisse devri için  devir edilen hisse bedeline karşılık eldeki senedin alındığını, senedin ödenmemesi üzerine senedi takibe koyduğunu beyan etmiştir. Bu halde davalı taraf senedin hisse devir bedel olarak alındığını savunduğundan, senet üzerinde olan “nakden” kaydını talil etmiş ve ispat yükünü üzerine almıştır. Anılan savunmanın davacı tarafından kabul edilmediği gibi,  davalı anılan iddiasını ispat edemediğinden ve delilleri arasında yemin de bulunmadığından, ilk derece mahkemesince; ispat külfeti üzerinde olan davalının bu külfeti yerine getirememiş olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemiş olması doğru olmamıştır.<br>Öte yandan;<br>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72-(5) maddesi; \"dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz\" hükmünü içermektedir.<br>Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır.<br>Başka bir ifadeyle; İcra İflas Kanunu'nun 72-(5) maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir.<br>Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 17/03/2010 tarihli ve 2010/19-123 E. 2010/154 K., 07/12/2011 tarihli ve 2011/13-576 E. 2011/747 K. ve 20/03/2013 tarihli ve 2012/19-778 E. 2013/250 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.<br>Somut olayda; dosya kapsamı itibari ile davalının takipte kötü niyetli olduğu, kötü niyetle icra takibi yapıldığı kanıtlanamadığından ve kötüniyet tazminatı koşulları oluşmadığından davacının kötü niyet tazminatı talebine ilişkin istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>Gerekçeli karar başlığında; davacı vekillerinin adreslerinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.<br>Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kısmen kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-)Davacının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN KISMEN KABULÜNE; Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/04/2023 Tarih - 2020/582 Esas - 2023/245 Karar Sayılı kararının KALDIRILMASINA, HMK'nın 353-(1)-b)-2) maddesi gereğince YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,<br>a-Davanın KABULÜ ile, davacının, Kocaeli 8. İcra Dairesi'nin 2020/112916 E. esas sayılı icra takibi ve bu takibinin dayanağı olan 15/11/2018 düzenleme 12/07/2019 vade tarihli 428.000,00 TL bedelli bono nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespitine, <br>b-Davacının tazminat talebinin REDDİNE,<br>c-Alınması gerekli 35.551,40-TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 7.309,17-TL harçtan mahsubu ile bakiye 28.242,23-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>ç-Davacının yaptığı toplam 1.317,54-TL yargılama giderinin 7.309,17-TL peşin harç ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>d-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,<br>e-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 82.066,32-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>f-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,<br>2-)İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;<br>a-İstinaf  Kanun Yoluna Başvuru harcının hazineye irad kaydına,<br>b-İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,<br>c-Davacı tarafından yapılan 492,00-TL İstinaf Kanun yolu masrafı ile 121,80 TL posta masrafı olmak üzere toplam 613,80 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>ç-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>d-Davacının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince davacıya iadesine, <br><br>e-Kararın 6100 sayılı HMK'nın'nın 359-(4) maddesi uyarınca temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine,<br>İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren (2) hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/12/2024<br>\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Üye ...<br>¸e-imzalıdır. <br>...<br>Üye ...<br> ¸e-imzalıdır.<br>...<br>Katip ...<br>¸e-imzalıdır. <br><br><br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2cfac6479122a4a7","SID":"6d29b011ba1f1e72"}}