{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>46. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2025/8 <br>KARAR NO:2025/43<br>KARAR TARİHİ:16/01/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E   A D L İ Y E   M A H K E M E S İ    K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:12/11/2024<br>NUMARASI:2024/91 Esas - 2024/1114 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Alacak (Ticari Nitelikteki Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu. <br>G E R E Ğ İ   D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Dava; tacir olan taraflar arasındaki taşınmaz komisyonculuk sözleşmesine dayalı olarak doğduğu iddia olunan komisyon alacağı ile davacı yanca davalı yana sağlandığı iddia olunan hizmet bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Davalı vekili; davacı tarafla yapılan bir sözleşme bulunmadığını, bu sebeple komisyon alacağının bulunmadığını, ortada bir danışmanlık faaliyetinin bulunmadığını, davalının 6.000 m2 yeri 500.000,00-TL kiraladığını iddia etmişse de müvekkilinin kira sözleşmesi incelendiğinde müvekkilinin kiraladığı yere 632.000,00-TL'ye kiralandığını, davacının davalı şirkete danışmanlık verdiği iddiasının asılsız olduğunu, davacının davalı şirketten ücret talep edebilmesi için bir iş yapmış olması gerektiğini, davacının kötü niyetli olarak davalı şirketten kazanç sağlamaya çalıştığını belirterek davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince; \"...Somut olayda,  her ne kadar taraflar ticari şirket olup tüzel kişilikleri bulunuyor ise de dava konusunun ticari işletmeleriyle ilgili olmadığı ve bu anlamda ticari iş tanımıa uymadığı bu doğrultuda  davanın nispi ticari dava da olmadığı yine simsarlık ilişkisinden kaynaklı davanın mutlak ticari dava olarak da nitelendirilemeyeceği taraflar arasındaki simsarlık işinin ticari nitelikte olması da iş bu davayı ticari dava haline getirmeyeceğinden ve görevli mahkemenin  kira alacağına dayalı talep konusu bakımından Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşıldığından...\" gerekçesi ile;\"Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2. maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden  REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,Görevli Mahkemenin Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi OLDUĞUNA...\" şeklinde hüküm tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu uyuşmazlığın, taraflar arasındaki taşınmaz komisyonculuk sözleşmesine dayalı olarak  komisyon alacağı ve davalı şirkete davacı tarafça sağlanan hizmet karşılığında doğan alacağın tahsili istemine yönelik olduğu, müvekkili şirketinin gayrimenkul danışmanlığı hizmeti verdiği, davacı şirketin Mersis ve... kayıtları, Ticaret İl Müdürlüğü Yetki Belgesi, Mesleki Yeterlilik Belgesinin de dava dilekçesi ekinde yer aldığını,  dava konusu uyuşmazlığın da davalının ticari işletmesiyle ilgili bulunduğunu, her iki tarafın tacir olduğu, dava konusu uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklandığının izahtan vareste olduğunu, dolayısıyla Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak yargılamaya devam olunmasını talep etmiştir.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe;Tacir olan taraflar arasındaki taşınmaz komisyonculuk sözleşmesine dayalı olarak doğduğu iddia olunan komisyon alacağı ile davacı yanca davalı yana sağlandığı iddia olunan hizmet bedelinin tahsili istemine ilişkin eldeki davada, ilk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davacı yanca, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakemeleri Kanununun  341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Dava; tacir olan taraflar arasındaki taşınmaz komisyonculuk sözleşmesine dayalı olarak doğduğu iddia olunan komisyon alacağı ile davacı yanca davalı yana sağlandığı iddia olunan hizmet bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucu; \"...Somut olayda,  her ne kadar taraflar ticari şirket olup tüzel kişilikleri bulunuyor ise de dava konusunun ticari işletmeleriyle ilgili olmadığı ve bu anlamda ticari iş tanımıa uymadığı bu doğrultuda  davanın nispi ticari dava da olmadığı yine simsarlık ilişkisinden kaynaklı davanın mutlak ticari dava olarak da nitelendirilemeyeceği taraflar arasındaki simsarlık işinin ticari nitelikte olması da iş bu davayı ticari dava haline getirmeyeceğinden ve görevli mahkemenin  kira alacağına dayalı talep konusu bakımından Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşıldığından mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir...\" şeklindeki gerekçe ile görevsizlik kararı verildiği ve verilen karara ilişkin olarak da davacı yanca İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınmalıdır.Ticari davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Bir davanın ticarî dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabi olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticarî dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir (Bknz. Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 27 Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticarî işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticarî İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticarî davalar ise; yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 2020/(13)3-254 Esas-2022/29 Karar sayılı kararı).6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2 nci maddesi ile değişik TTK’nın 5 nci maddesinin 1 nci Fıkrasında; \"Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir\" hükmüne yer verilmiştir.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dava incelendiğinde; davanın, tacir olan taraflar arasındaki taşınmaz komisyonculuk sözleşmesine dayalı olarak doğduğu iddia olunan komisyon alacağı ile davacı yanca davalı yana sağlandığı iddia olunan hizmet bedelinin tahsili istemine ilişkin olduğu, davanın taraflarının tacir sıfatını haiz ticaret şirketleri olduğu ve işin de ticari işletmeleri ile ilgili olduğu, her ne kadar simsarlık sözleşmesi TBK'nunda düzenlendiğinden mutlak ticari dava sözkonusu olmasa da; davanın tüm tarafları tacir sıfatına haiz bulunduğundan nispi ticari davanın sözkonusu olduğu, ayrıca taraflar arasında ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında bahsedildiği şekilde kiracı-kiraya veren ilişkisi bulunmadığı, bu haliyle de; davaya bakmaya Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu anlaşılmakla; ilk derece mahkemesi tarafından somut olaya uygun olmayan bir gerekçe ile göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.Bu itibarla da; davacının İstinaf isteminin kabulüne, yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-1-a.3 maddesi gereği kararın kaldırılmasına, dosyanın esas hakkında karar vermek üzere  mahkemesine iadesine karar vermek gerektiği görüş ve kanaatine oy birliği ile varılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, inceleme konusu kararın görev yönünden usul ve yasaya uygun olmadığından HMK m. 353/1-a-3 uyarınca Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/11/2024 tarihli ve 2024/91 Esas - 2024/1114 Karar Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,2.Dosyanın esas hakkında karar vermek üzere  mahkemesine iadesine,3.Harçlar Yasası uyarınca yatırılan 427,60-TL  harcın talep halinde ilk derece mahkemesince  davacıya iadesine, 4.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca  ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda,16/01/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f206440267605842","SID":"6c1400bf229a7e03"}}