{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>46. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1763 <br>KARAR NO:2025/67<br>KARAR TARİHİ:16/01/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E   A D L İ Y E   M A H K E M E S İ    K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:25/02/2022<br>NUMARASI:2017/146 Esas - 2022/187 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu. <br>G E R E Ğ İ   D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Dava; davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan,... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davalı vekili, davalının, ablasının oğlu... aracılığı ile tanıdığı davacı ...'den, 2014 yılının Ekim ayında bir daire satın aldığını, taraflar arasında imzalanan 01.10.2014 tarihli  \"satış sözleşmesi”  ile apartman dairesinin 160.000,00 TL bedelle satın alındığını, bu dairenin 105.000,00 TL'lik bedelinin peşin olarak davalı tarafından davacıya ödendiğini, kalan 55.000,00 TL'lik kısmın da 1 ay sonra verileceği konusunda anlaşıldığını, müvekkilinin, satın almış olduğu bu daireyi kar elde etmek amacı ile ... adlı kişiye satmak istediğini, 15/10/2014 tarihli, müvekkili ve alıcı ... arasında imzalanan satış sözleşmesi ile söz konusu dairenin 172.000,00 TL bedelle ...'e satıldığını, müvekkilinin söz konusu dairenin tapu kaydını kendi adına tescil ettirmeden direkt olarak ... adına tescil ettirmesindeki amacın iki kere tapu harç ve masrafı ortaya çıkmasını engellemek olduğunu, müvekkilinin ...'e bu daireyi satmadan önce davacı ile konuştuğunu ve bu dairenin tapu kaydı müvekkilinin de katılımıyla davacı tarafından ... adına tescil edildiğini, ...'den alacağını alan müvekkilinin davacıya olan bakiye 55.000,00 TL'lik borcunu ödediğini ve bu dairenin satışı ile alakalı konunun kapandığını, ancak; davacı tarafın dava konusu bononun; yukarıda geçen 01.10.2014 tarihli, müvekkili ... ile kendisi arasındaki satış sözleşmesinden kaynaklandığını iddia ederek adeta bir senaryo oluşturduğunu, söz konusu bonunun ... tarafından imzalanıp müvekkili ...'ya verilmesinin sebebinin yukarıda geçen satış sözleşmesi ile uzaktan yakından bir ilgisi bulunmadığını, 2015 yılının Mart ayında davacı ile dava dışı...'ın müvekkilini telefonla arayarak görüşmek istediklerini söylediklerini, bunun üzerine müvekkilinin yeğeni...'ın ... isimli iş yerinde davacı ile bir araya geldiğini, davacının ... Mahallesinde bir apartman yaptırdığını ve bu apartmandaki dairelerden birini müvekkiline satmak istediğini söylediğini, müvekkilinin şimdilik bir daireye ihtiyacı olmadığını söylemesi üzerine davacının inşaatın tamamlanması için bir miktar paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek müvekkilinden borç para istediğini, davacının müvekkiline ...'e satmış olduğu daireden elde ettiği parayı borç olarak kendisine verip veremeyeceğini sorduğunu, davacı ile ticari ilişkilerinin devamını isteyen ve davacıya güvenen müvekkilinin davacıya 140.000,00-TL borç verdiğini ve ödediği paranın karşılığında davacıdan dava konusu bonoyu aldığını, aynı anda müvekkili ile davacının teklif edilen dairenin satışı için harici bir satış sözleşmesi de imzaladıklarını, daire tamamlandıktan sonra müvekkilinin daireyi beğenmesi durumunda verilmiş olan paranın bu dairenin bedeline mahsup edileceğini, beğenilmemesi durumunda müvekkili tarafından ödenen 140.000,00-TL 'nin iade edileceğini, davacının bu sözleşmeden bahsetmediğini, zira davacının bu sözleşmeye riayet etmeyip müvekkilini zarara uğratarak... ile işbirliği yaparak müvekkilini dolandırdığını, davacının dava konusu senedin teminat senedi olduğunu yazılı belge ile kanıtlaması gerektiğini belirterek davanın reddini reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince; \"...Davanın kambiyo senetlerinden kaynaklı İİK 72 maddesi kapsamında açılmış menfi tespit davası olduğu, kambiyo senetleri illetten mücerret olduğundan senedin aksini iddia eden tarafın iddiasını ispatla yükümlü olduğu, bonoda ispat yükünün senedin bedelsiz olduğunu iddia edene ait olduğu, takip dayanağı senedin teminat senedi olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği (HGK'nın 06.03.2013 tarih ve 2012/12-768 E., 2013/312 K. sayılı ve yine ...'nın 20.06.2001 tarih ve 2001/12-496 sayılı kararları), senette yazılı nakden kaydı karşısında senedin talilinden ve ispat yükünün talil nedeniyle yer değiştirmesinden de söz etmenin mümkün olmadığı, senetteki imzayı ve senet içeriğini inkar etmeyen davacının aksi yöndeki iddiasını kesin delil ile ispat etmesi gerektiği, somut olayda davacının senedin teminat senedi olduğunu ve bedelsiz kaldığını usulüne uygun delillerle ispat edemediği anlaşılmakla...\" gerekçesi ile;\"Davanın REDDİNE...\" şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın kambiyo senetlerinden kaynaklı İİK. 72 maddesi kapsamında açılmış menfi tespit davası olduğu, senedin icraya konmasını müteakip, dosya ve kararın içeriğinden de anlaşılacağı üzere daireleri teslimle senetler konusuz kaldığından senetlere konu dairenin satımına aracılık eden Komisyoncu...'a ulaşılmaya çalışıldığı ancak ulaşılamadığını, dolayısıyla savcılığa şikayette bulunulduğunu ve icra hukuk mahkemelerine davalar açıldığını, daha sonra icra dosyasına bedelin yatırılmak zorunda kalındığını, davalı beyanlarında da görüleceği gibi kendisinin de yeğeni olan komisyoncu...'a ulaşamadığını, ceza yargılaması sırasında...'ın ikinci dairenin satışını müteakip işten ayrılarak uzaklaştığını kabul ettiğini, ilk alım satımdan sonra...'ın ortadan kaybolduğunu, mahkeme kararında da yer alan ve açılan ceza dava dosyasına gelen; davalının şikayeti üzerine sanık yeğen ...aleyhine “...” davası açıldığını, davacının ikinci alım-satımıdan sonra daire bedelini komisyoncu olan davalının yeğenine teslim ettiğini ancak yeğeninin davalıya ulaştırmadığını, bu aşamada davalının davacı ile defalarca görüştüğünü ve en sonunda yeğeninden şikayetçi olduğunu, davalı ve parayı alan yeğen aralarında anlaşmak suretiyle araya aile büyüklerinin de girmesi ile ara bulmaya çalışarak müvekkiline iade edilmeyen senedin bir şekilde davalıya teslim edildiğini, fakat; davalı ve yeğeni işbirliği içinde görevini yerine getiren, daireleri yapıp teslim eden ve onların talebi ile 3. kişilere tapuda devreden müvekkilinin yerel mahkeme kararıyla zarara uğratıldığını, ayrıca tanık olan bildirilen kişilerin mahkeme tarafından da dinlenilmediğini, deliller arasında sunulan her iki daire ile ilgili daire satış sözleşme tarihleri arasında 15 gün fark bulunmasına rağmen, iade edilen senet ve icraya konulan senedin tanzim tarihleri arasında 1 günlük farkın bulunduğunu, basiretli bir iş adamının bir gün arayla bu kadar yüklü miktarda iki senet tanzim etmesinin mümkün olmadığını, tüm bu sebeplerle; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; Davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin eldeki davada, ilk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davacı yanca, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun  341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya mündericatında yer alan, .. sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; davalı- alacaklı tarafından davacı-borçlu hakkında, 140.000,00-TL bedelli bono dayanak yapılarak; 140.000,00-TL asıl alacak, 420,00-TL komisyon, 19.477,50-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 159.897,50-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davacı- borçlu yanca icra takibine itiraz edilmediğinden takibinin kesinleştiği, akabinde de davacı- borçlu tarafından İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu menfi tespit davasının açıldığı anlaşılmaktadır.Dava; davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan, ... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72 nci maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1 nci maddesi; \"Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir\" hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez.Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s. 16). Başka bir ifadeyle, bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir.Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı). Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı). Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir ifadeyle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (Bknz. İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Bknz. Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’î mutlak def'î niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise; senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır.Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 15.09.2020 Tarih ve 2017/12-269 Esas-2020/591 Karar sayılı kararı). Bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi gereğince, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir. Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi halinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı).Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dava incelendiğinde; davanın, davacı yanın davalı yana, kambiyo senedine dayanarak başlatılan,... sayılı icra takip dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu; Somut davada, dava ve takip konusu alacağın dayanağı olan, 24/03/2015 tanzim, 31/03/2015 vade tarihli ve 140.000,00-TL bedelli senet incelendiğinde; senedin ön ve arka yüzünde teminat senedi olarak verildiğine herhangi bir kayıt bulunmadığı, bu durumda, yani senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise; senedin sözleşme ile bağlantısının kanıtlanması ve bunun için de sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarına açık bir şekilde atıf bulunması gerektiği, bu minvalde; bir sureti dosyada yer alan ve davanın tarafları arasında akdedilip, taraflarca da inkar edilmeyen 01/10/2014 tarihli  sözleşme incelendiğinde sözleşmede; dava ve takip konusu yapılan 24/03/2015 tanzim, 31/03/2015 vade tarihli ve 140.000,00-TL bedelli senede, az yukarıda ayrıntısı verilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, 15.09.2020 Tarih ve 2017/12-269 Esas-2020/591 Karar sayılı kararı kapsamında olacak şekilde herhangi bir atıf yapılmadığı, bu durumda senedin teminat senedi olduğu ve bedelsiz olduğu konusunda ispat külfeti kendisinde olan (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 17.11.2022 Tarih ve 2020/11-698 Esas-2022/1545 Karar sayılı kararı) davacı- borçlu yanca, iş bu iddialarının davanın niteliği ve miktarı gereği ancak yazılı delille ispat edebileceği, ayrıca senedin üzerinde \"nakden\" ibaresinin bulunması ve bu hususun taraflar arasında uyuşmazlık konusu da olmaması ve ayrıca \"nakden\" ibaresinin davalı vekilinin savunması ile örtüşmesi karşısında ortada yazılı delil başlangıcının da bulunmadığı, senetten dolayı borçlu olmadığını ispat yükünün az yukarıda da ifade edildiği gibi, davacı- borçlu tarafa ait olduğu, ayrıca davalının açıklamalarının ve savunmalarının senedin talili niteliğini de taşımadığı ve dolayısıyla da ispat yükünün yer değiştirmediği, davanın kambiyo senetlerine dayalı olması sebebiyle ancak yazılı delillerle ispatı gerektiği ve bu kapsamda da yerel mahkemece davacının tanıklarının dinlenilmemiş olmasının isabetli olduğu (Bknz. Yargıtay 11. H.D.'nin,  24.10.2024 Tarih ve 2023/6089 Esas-2024/7564 Karar sayılı kararı), ayrıca davacı yanca sunulan delillerin senet gücünde yazılı deliller olmadığı, dava dilekçesinde de açıkça yemin deliline dayanılmadığı ve sonuç olarak da; davacının senedin teminat senedi olduğunu ve bedelsizliğini ispatlayamamış olduğu anlaşılmış;Ve yerel mahkemece; \"...İddia, savunma, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler, ...Sayılı takip dosyası, Bakırköy 18.Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/114 esas sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; Davanın kambiyo senetlerinden kaynaklı İİK 72 maddesi kapsamında açılmış menfi tespit davası olduğu, kambiyo senetleri illetten mücerret olduğundan senedin aksini iddia eden tarafın iddiasını ispatla yükümlü olduğu, bonoda ispat yükünün senedin bedelsiz olduğunu iddia edene ait olduğu, takip dayanağı senedin teminat senedi olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerektiği (HGK'nın 06.03.2013 tarih ve 2012/12-768 E., 2013/312 K. sayılı ve yine ...'nın 20.06.2001 tarih ve 2001/12-496 sayılı kararları), senette yazılı nakden kaydı karşısında senedin talilinden ve ispat yükünün talil nedeniyle yer değiştirmesinden de söz etmenin mümkün olmadığı, senetteki imzayı ve senet içeriğini inkar etmeyen davacının aksi yöndeki iddiasını kesin delil ile ispat etmesi gerektiği, somut olayda davacının senedin teminat senedi olduğunu ve bedelsiz kaldığını usulüne uygun delillerle ispat edemediği anlaşılmakla; sübut bulmayan davanın reddine...\" şeklindeki gerekçe ile verilen \"Davanın reddi\" kararının yerinde ve isabetli olduğu görülmüştür.Bu itibarla da; tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından  uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere  dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilerek; davacı yanın istinaf talepleri yerinde görülmemiş, açıklanan nedenlerle de, davacı yanın istinaf başvurusunun HMK. 353/1-b.1. maddesi gereğince, esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,3.Alınması gereken 615,40 TL harçtan yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 534,7‬0 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 16/01/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.    </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"83277507fad3383a","SID":"4f7f3eb55a93b09b"}}