{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. DİYARBAKIR BAM   6. HUKUK DAİRESİ                                      Esas-Karar No: 2024/1419 - 2025/104<br>T.C.<br>DİYARBAKIR<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>6. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: 2024/1419 <br>KARAR NO\t: 2025/104<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A <br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ  K A R A R I<br><br><br>İNCELENEN KARARIN\t:<br>MAHKEMESİ\t:\tDİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>DAVANIN KONUSU\t:\tMuarazanın Giderilmesi - Tazminat<br><br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t:\t16/01/2025<br><br>Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:  <br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili; müvekkilinin ..... tarihinde .... mevkiinde bulunan .... nolu parselin (....) kısmı üzerinde 6446 sayılı Kanun hükümleri uyarınca lisansız elektrik üretimi yapmak amacıyla Güneş Enerjisi Santrali (GES) kurmak amacıyla davalı şirkete başvurduğunu, davalı şirketin ..... sayılı yazısı ile “...GES başvurunuz Elektrik Piyasası Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin 8 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında belirtilen kriterlere göre sıralamaya konulmuş, teknik değerlendirmeye alınmıştır. Teknik değerlendirme sonunda Lisanssız Elektrik Üretimi Tebliği 6 ıncı maddesinin 1 fıkrası..., Elektrik Piyasası Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin 8/2..., aynı yönetmeliğin 6/5... gereğince ve TEİAŞ web sitesinde .... tarihinde yayımlanan kapasite tahsis tablosuna göre ilgili trafo merkezinde yeterli kapasite bulunmadığından dosyanız reddedilmiştir.” denildiğini, bu ret yazısının resmi olarak müvekkiline tebliğ edilmediğini, başvurucular arasında ayrımcılık yapıldığı ve müvekkilinin projesinin Trafo Merkezi kapasitesi gerekçe gösterilerek reddinden sonra, başka başvurucuların projelerine onay verildiğini, bu durumda başvuru yapılan Trafo Merkezinde kapasite var iken müvekkilinin projesinin reddi ile aynı Trafo Merkezinde kapasiteyi başkasına tahsis edilmesi durumunda haklılığın ortaya çıkacağını, davalının sözleşme kurmaktan kaçınmasının müvekkilinin elde edeceği kazanç kaybına da sebebiyet verdiğini beyan ederek; davalı tarafın, kamu yararı ve hukuka aykırı olarak kapasite olmasına rağmen müvekkili ile sözleşme kurmasından imtina etmesinin tespitiyle, sözleşme kurulması yönünde karar verilmesine, davalı tarafın haksız ve mevzuata aykırı şekilde sözleşme kurulmamasında dolayı talebin reddi tarihinden itibaren maruz kalınan maddi zarar miktarının tespitiyle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili; zamanaşımı ve sözleşme yapma borcu sorumluluğu yönünden itirazları bulunduğunu, davacı tarafından müvekkili şirkete .... tarihinde lisanssız elektrik üretimine yönelik başvurular yapıldığını, başvuru tarihi üzerinden yaklaşık dört yıl geçtiğinden söz konusu davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, dava konusu olayın olsa olsa haksız fiil kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, haksız fiillerde zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı TBK'nun 72. maddesi uyarınca zamanaşımının 2 yıl olduğunu, İsviçre Federal Mahkemesinin de culpa in contrahendo sorumluluğunun haksız fiillere ilişkin zamanaşımı süresine tabi olduğu yönünde kararlar verdiğini, müvekkili şirketin 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa dayanılarak hazırlanan Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği ve bu yönetmelikteki hükümlere göre düzenlenen perakende satış sözleşmesine göre elektrik dağıtım faaliyetini yürüttüğünü, davacı tarafından müvekkili şirket aleyhine ikame edilen davanın usul ve yasaya aykırı hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, açılan davanın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:<br>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; somut olayda ''sözleşme öncesi'' sorumluluk şartlarının oluşmadığı, işbu somut olaya sözleşmeye uygulanan zamanaşımı süresinin değil ancak haksız fiile uygulanan zamanaşımı sürelerinin uygulanabileceği, davacının davalı nezdinde yapılan başvurunun reddi hususunun ancak haksız fiil sorumluluğu olarak değerlendirilebileceği, davalının zamanaşımı itirazı da bu kapsamda ele alınacak olup haksız fiillerde zamanaşımı 6098 sayılı TBK'nun 72. maddesi hükmünde “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar'' şeklinde düzenleme yer aldığı, davacının davalı kuruma 26/04/2016 tarihli başvurusu üzerine 22/07/2016 tarihli yazıyla davalı tarafça başvuru reddedilmiş ise de, bu yazının davacıya bildirildiğine dair bir delilin olmadığı, davacı tarafa davalı tarafından cevap verilmediğinin kabulü gerektiği, zamanaşımı süresinin bu haliyle de idare hukukunda öngörülen sürelere kıyasen zımni ret süresiyle başlayacağı, davanın 18/11/2021 tarihinde açıldığı göz önünde bulundurulduğunda makul sürenin her halükarda geçmiş olduğuna kanaat getirildiği, dolayısıyla da 2 yıllık zamanaşımı geçtikten sonra işbu davanın açılmış olduğu, sonuç itibari ile de haksız fiil sorumluluğu kapsamında değerlendirilen bu uyuşmazlığın zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gerekçesiyle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. <br>Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br><br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinin değerlendirmesinin isabetsiz olduğunu, olayın sözleşme serbestisi kurallarıyla değerlendirilemeyeceğini, davalı şirketin işbu olayda serbestisi ve keyfiyeti bulunmadığını, davalı şirketin bütün koşulları taşıyan GES şirketleri ile sözleşme imzalamak zorunda olduğunu, müvekkiline 22/07/2016 tarihli ret cevabının tebliğ edilmediğini, Yönetmeliğin 8/2. maddesi gereğince, başvurunun reddinin yapılması halinde, başvurunun iade edilmesi gerektiğini, böyle bir iade olmadığını, mahkemenin bu konuda bir araştırma yapmadığını, davalı kurumun üzerine düşeni yaparak komisyon kararı ve red kararını müvekkiline tebliğ etmediğini, bu durumda 10 yıllık zamanaşımının geçerli olduğunu, kamuya ait bir yetkinin özel şirketlere devrinin anayasa ve hukuka aykırı olduğunu beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.<br>Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın isabetli bir karar olduğunu ve davacının istinaf dilekçesinde dile getirdiği hususların tamamına cevap dilekçesinde yer verildiğini beyan ederek istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:<br>  6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br><br>Dava, davacının lisanssız elektrik üretimine ilişkin yönetmelik gereğince kurmak istediği güneş enerjisi santrali başvurusu talebinin davalı kurum tarafından haksız reddedildiği iddiasıyla  davacının ret sebebiyle oluştuğu ileri sürülen muarazanın giderilmesi ve zararının tazmini istemine ilişkindir.<br><br>Uyuşmazlık, davacının güneş enerji santrali kurmak amacıyla davalıya yapmış olduğu başvurunun davalı tarafından reddedilmesinin hukuka uygun olup olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki nitelendirmesinin ne olduğu ve bunun doğal sonucu olarak olaya uygulanması gereken zamanaşımı süresinin ne kadar olduğu ile davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır.<br>Davacı tarafça açılan davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığına karar verilebilmesi için öncelikli olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi zorunluluk arz etmektedir. <br>Taraflara yüklenecek olan borçların kaynaklarından maksat, bir borcun meydana gelmesine, doğmasına sebep olan vakıalardır. Borçların kaynakları çeşitli açılardan gruplandırılabilir. Borç kaynakları, borcun doğumunda iradenin rolüne göre iki ana gruba ayrılır. Borç ilişkisinin iradeye bağlı olduğu haller ve borç ilişkisinin doğumunun iradeye bağlı olmadığı hallerdir.<br>Borcun iradeye dayanması halinde, doğan borç ya bu iradenin arzu ettiği sonucun meydana gelmesi şeklinde olur ki, buna hukuki muameleden doğan borçlar denir. Tek taraflı hukuki muamelelerden doğan borçlar varsa da bu açıdan en önemli borç kaynağı akitlerdir. Diğer bir halde borç, iradenin kusurlu olması dolayısıyla başkasına ika edilen zararı tazmin borcu doğurması şeklinde olur ki buna da haksız fiilden doğan borçlar denir ve bu borcu doğuran kaynak haksız fiildir.<br>Borcun doğumunun iradeye dayanmaması halinde borç, ya bir şahsın malvarlığının diğer bir şahsın malvarlığı aleyhine haklı bir sebep olmaksızın zenginleşmesi yüzünden doğar ve bu sebepsiz zenginleşmenin bertaraf edilmesi gayesini güder ki buna sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar ve bunun kaynağına da sebepsiz zenginleşme denir. Yahut borç doğrudan doğruya kanunun yüklediği bir mükellefiyet şeklinde tezahür eder. Aile hukukunda nafaka borcu böyledir. Bu borçlara ise kanundan doğan borçlar denmekte ve kaynağı da kanun olarak gösterilmektedir.<br>Hukuki muamele, hukukun muameleyi yapanın arzusuna uygun hukuki sonuç bağladığı irade beyanıdır. Hukuki muamele ile arzu edilen sonuç bir borcun doğumu ise, borç doğuran bir muamele veya daha kısa bir ifade ile borçlanma muamelesi söz konusu olur.<br>Sorumluluk hukukunda haksız fiil denilen genel davranış kurallarına aykırılık ile önceden mevcut bir borca aykırılık farklı rejimlere tabidir. Alacaklı için çok kere, borca aykırılık hükümlerine başvurabilmek haksız fiil hükümlerinden daha avantajlıdır. İşte özellikle Alman doktrininden ve uygulamasından kaynaklanan ve bazısı İsviçre ve Türk doktrininde ve uygulamasında da taraftar bulan bir dizi teori, özel ve yakın bazı ilişkiler dolayısıyla birbirlerine zarar verenleri, ortada geçerli bir sözleşme bulunmamasına rağmen, haksız fiil hükümleri yerine, sanki bir sözleşme varmış gibi borca aykırılık hükümlerine tabi tutmaktadır. Bu teorilerden dolayı, sözleşmeden dolayı sorumluluk ile sözleşme dışı sorumluluk arasındaki sınır eski kesinliğini ve belirliliğini kaybetmiştir.<br>Hemen hemen tümü dürüstlük kuralına dayandırılan bu teorilerden birisi \"culpa in contrahendo\" sorumluluğudur. Culpa in contrahendo, sözleşme görüşmeleri sırasındaki kusurlu davranışı ifade eder. Bundan doğan zararların tazmini talebinin haksız fiil hükümlerine mi borca aykırılık hükümlerine mi tabi olacağı tartışmalıdır.<br>Culpa in contrahendo sorumluluğun kaynakları yönünden spesifik olaylar değerlendirildiğinde; olaya \"sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk\" kurallarıyla bakılması gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Gerçekte de; sözleşme bir süreçtir. Bir anda kurulup meydana gelen hukuki bir işlem değildir. Sözleşme kurulmadan önce taraflar sözleşmenin muhtevası, şartları, içerdiği hak ve yükümlülükler üzerinde görüşmeler yaparlar; bu görüşmeler kısa veya uzun sürebilir. Görüşmelerin başlamasıyla görüşmeciler arasında hukuki bir ilişki kurulur. Bu ilişki sözleşme benzeri bir güven ilişkisidir. Güven ilişkisi 4721 sayılı TMK m. 2/1’de düzenlenmiş bulunan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre, görüşmeler esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması gerekir. Görüşmeciler bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar. O halde, sözleşme görüşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlığın; haksız fiil kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur (Yargıtay HGK'nun 13/02/2013 tarih ve 2012/13-1220 E., 2013/239 K. sayılı; 01/12/2010 tarih ve 2010/13-593 E., 2010/623 K. sayılı kararı).<br>Somut olaya bakıldığında, elektrik dağıtım ve tedarik hizmetinin kamu hukukundan kaynaklı kamu hizmeti olma özelliği vardır. Kamu kuruluşları tarafından sözleşme ile yetkilendirilen özel hukuk tüzel kişilerinin sundukları hizmetin tekel olma özelliği dikkate alındığında hizmet talep eden kişilerle sözleşme yapma zorunluluklarının olduğu kabul edilmelidir. Bu husus sözleşme özgürlüğünün istisnasını oluşturmaktadır. Davalı şirket özel hukuk tüzel kişisi olsa da yaptığı işin kamu hizmeti olduğu, kamu hizmeti kapsamına giren tüzel kişilerin sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmadığı, sözleşme tarafını ya ihale yolu ile ya da şartları taşıyan başvurucularla sözleşme imzalamak şeklinde belirlediği, hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile ya da şartları taşıyan başvurucu ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in  contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir.  Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip olmaları durumunda sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur.<br>Yukarıda belirtildiği üzere, borç doğurucu sorumluluk kaynakları yönünden somut olay değerlendirildiğinde; olaya \"sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk\" kurallarıyla bakılması gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk, yalnızca sözleşmenin geçerliliğine güvenden doğan zarardan (olumsuz zarardan) sorumluluğu değil, 4721 sayılı TMK m. 2/I'deki dürüstlük kurallarına dayanan “güven ilkesi”nden kaynaklanan karşı tarafın kişi ve mal varlığına zarar vermemek yolundaki davranış yükümüne aykırılıktan doğan sorumluluğu da kapsar.<br>Elektrik Piyasasında Lisansız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin 10/2. maddesinde; \"ilgili şebeke işletmecisi tarafından, ilgili diğer mevzuattan kaynaklanan yükümlülükler hariç olmak üzere Kurul kararıyla belirlenen bilgi ve belgeler dışındaki belgelerin eksikliği gerekçesiyle başvurular reddedilemez\" hükmünün bulunduğu, bu hükümden davalı kurumun sözleşme yapıp yapmamakta serbest olmadığının anlaşıldığı, eğer şartları varsa yani evrak yönünden ve teknik yönden yapılan inceleme sonucunda kanun ve yönetmeliğe göre gerekli hususların tamamlanması durumunda davalı şirketin başvurucu ile sözleşme imzalamak zorunda olduğu sabittir. O halde buradan yola çıkarak, sözleşme öncesi bir durumun somut olayda mevcut olduğunun kabulü gerekmektedir. Sözleşme öncesi güvene, yani \"culpa in contrahendo\" ilkesine dayalı sorumluluğun ihlali de aynen akitten doğan bir yükümlülüğün ihlali niteliğindedir. O nedenle davalı şirketin davacının başvurusunu reddetmesinden dolayı sorumluluk, 6098 sayılı TBK'nun m. 146 hükmündeki genel zamanaşımı olan 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu nedenle dava tarihi itibarıyla 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından davanın esasına girilerek inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna karar verilmesi gerekirken, somut olayda haksız fiil olduğu ve haksız fiil zamanaşımının dava tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.<br>Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353(1)-a-6 maddesi gereğince kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında yargılama yapılarak bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine ilişkin  aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br><br>H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-) Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜNE, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a-6 hükmü uyarınca KALDIRILMASINA,<br>2-) Gerekçede belirtilen eksikliklerin giderilmesi amacıyla davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>3-) 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince, davacı taraftan peşin olarak alınan istinaf karar ve ilâm harcının istinaf eden tarafa istem hâlinde İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,<br>4-) İstinaf kanun yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince hükümle birlikte DEĞERLENDİRİLMESİNE,<br>5-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, <br>6-) Dairemiz kararının 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359/4 hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>7-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) maddesi uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,<br>dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-a ve 362(1)-g hükümleri gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.<br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2dae6d8f59e6f228","SID":"af0e710e8358d3ee"}}