{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1490 <br>KARAR NO:2024/1902<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:18/06/2019<br>NUMARASI:2016/462 Esas - 2019/580 Karar<br>DAVA:Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:25/12/2024<br>Dairemizce verilen kararın Yargıtay 11. H.D tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;\t<br>DAVA:Davacı vekili; davalı ...  ile 20/01/2011 tarihinde ön protokol, 15/03/2011 tarihli Bayilik Sözleşmesi ile davalıya 5 yıllık bayilik hakkı verildiğini, davalının 20/01/2011 tarihli taahhütname gereğince sözleşme süresince içerisinde 1200 m3 beyaz ürün (benzin ve mazot), 1 ton madeni yağı davacı şirketten satın almayı taahhüt ettiğini, bu taahhüdün yerine getirilmemesi durumunda her bir yılda eksik alınan ürün bedelinin son cari fiyatı üzerinden hesaplanacak tutarın %5'inin şirkete cezai şart olarak ödeneceğini, ödenmemesi halinde teminatlardan tahsil edileceğinin taahhüt edildiğini, davalı ...’in de protokol, sözleşme ve taahhütnameyi imzalayarak bayiinin müteselsil kefili olduğunu, davalı tarafın taahhütlerini yerine getirmemesinden dolayı şirketin zarara uğradığını beyanla 15/03/2011 tarihinden 15/03/2016 tarihine kadar olan dönem için şimdilik 25.000-TL'lik kısmın taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ve satış taahhütnamesine bağlı olarak aylık %5 akdi faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.<br>CEVAP- KARŞI DAVA:Davalılar vekili cevap, davalı şirket karşı dava dilekçesinde; davacı tarafça keşide edilen Kadıköy ... Noterliğinin 11/03/2015 tarih ve ... yevmiye kayıtlı ihtarnamesinde belirtilen 538.848,47- TL cezai şart alacağının dava sırasında 25.000-TL olarak talep edilmesinin iyi niyetle bağdaşmadığını, 15/03/2011 tarihinde başlayan akaryakıt bayilik ilişkisinin 15/03/2016 tarihinde müvekkili şirketin başka bir dağıtım şirketi ile çalışacağı gerekçesiyle feshedildiğini, davacının sözleşme süresi içinde cezai şart alacağı için herhangi bir talepte bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından 10/03/2016 tarihinde gönderilen fesihnamenin davacı şirkete tebliğinden sonra cezai şart talebinde bulunduğunu, cezai şart talebinin sözleşmenin sona ermesine dört gün gibi bir süre kala gerçekleşmesinin davacının kötü niyeti gösterdiğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre dönemsel ifa içeren sözleşmelerde cezai şartın kararlaştırılması halinde dönem sonunda çekincesiz ifaya devam edilmesinin cezai şarttan vazgeçildiği sonucunu doğurduğu, 11/03/2016 tarihinde şirket yetkilisi ...'in oğlu vasıtasıyla motorin almak için davacı şirkete sipariş verdiğini, siparişin onaylanması için kredi kartı ile ödeme yapılması gerektiğini söylemesi üzerine şirkete ait kredi kartı ile öncelikle 20.000-TL ödeme yapıldığını, siparişin onaylanması için 500- TL daha ödeme yapıldığını, müvekkili şirket tarafından ürün almak için davacı şirkete 21.500-TL ödeme yapılmasına rağmen davacı şirketin ürün vermediği, müvekkilinin davacı şirketten 21.500- TL alacağı bulunduğunu, iadesi için İzmir ... Noterliği'nin 18/03/2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesini gönderildiğini beyanla asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile 21.500-TL'nin 18/03/2016 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davacı şirketten tahsilini talep etmiştir. <br>KARŞI DAVAYA CEVAP:Karşı davalı vekili karşı davaya cevap dilekçesinde; sözleşmenin bitimine yakın ihtarname gönderilmesinin kötü niyet olarak addedilmesinin hukuki dayanağı olmadığını, taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi ve taahhütname ile kararlaştırılan cezai şartın ifaya eklenen bir cezai şart olmayıp niteliği itibariyle cezai şart olduğunu, davalı/ karşı davacının 11/03/2016 tarihinde şirket hesaplarına bir ödeme yaptığı, bayi tarafından yapılan her ödemenin bir ürün bedeli faturası karşılığı olmak zorunda olduğunun iddia edilemeyeceğini, davalı tarafın müvekkili şirkete bayilik sözleşmesi ve mal alım taahhütnamesinden kaynaklanan muaccel hale gelmiş cezai şart ve kar mahrumiyeti borçları bulunduğunu, müvekkili hesaplarına yatırılan 21.500-TL'nin davalı/ karşı davacının cezai şart borcuna mahsup edildiği ve 08/04/2016 tarihli ... seri nolu faturanın keşide edildiğini beyanla asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesini talepmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; davacı ile davalı bayi arasında düzenlenen asgari alım taahhüdüne göre bayilik sözleşmesi gereğince (cezai şart) istenilebilmesi için taahhüdün ihlal edildiği dönemden sonra ihtirazi kayıt konulması ve bundan sonra mal verilmeye devam edilmesi gerektiği, 15/03/2011 tarihli bayilik sözleşmesine istinaden ilk sözleşme periyotu 15/03/2012 tarihinde tamamlanmasına rağmen, her hangi bir ihtirazi kayıt konulmadan veya ihtar çekilmeden davalı şirkete ürün verilmeye devam edildiği, her ne kadar davacı tarafça 21/06/2012 tarihinde davalı tarafa Kadıköy ... Noterliği'nin ... yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilmiş ise de bu ihtarnamenin ilk periyotun tamamlandığı 15/03/2012 tarihinden yaklaşık üç ay sonra olması ve arada geçen süre içerisinde davalı şirkete ürün verilmeye devam edilmesi nedeniyle bu ihtarın usulüne uygun olmadığı, sözleşme süresince  başkaca usulüne uygun bir ihtar bulunmadığı gibi faturalara konulmuş herhangi bir ihtirazı kayıt olmadığı, 5 yıllık bayilik sözleşmesinin son periyotunun 15/03/2015 - 2016 tarihleri arasında olduğu, Kadıköy ... Noterliği'nin 11/03/2016 tarih ve .. yevmiye nolu ihtarın henüz son periyot dolmadan çekildiği ve 15/03/2011- 2012- 2013- 2014- 2015 dönemlerine ilişkin toplam 538.848,47-TL cezai şart talep edildiği, 15/03/2016 tarihi itibariyle sözleşmenin sona ermesi ile davalıya ürün verilmediği, bu nedenle son döneme ilişkin cezai şart alacağının talep edilebileceği, alınan bilirkişi raporuna göre, son döneme ilişkin cezai şart alacağının 74.560,20-TL olarak hesaplandığı, bilirkişi tarafından hazırlanan 25/03/2019 tarihli bilirkişi raporunda cezai şartın davalı şirketin ekonomik yönden mahvına neden olacağı tespit edildiğinden cezai şart alacağından takdiren %20 oranında indirim yapıldığı ve netice olarak davacının 59.648,16-TL cezai şart alacağının bulunduğu, bu miktardan cezai şart alacağına mahsup edilen 21.500-TL davalı ödemesi tenzil edildiğinde davacının bakiye 38.148,16-TL cezai şart alacağı bulunduğu, ancak taleple bağlı kalınarak, 25.000- TL cezai şart alacağının tahsiline karar verildiği, karşı davada talep edilen 21.500-TL'nin davacı tarafından cezai şart alacağına mahsup edilmesi nedeniyle davalının alacağı bulunmadığı ve bu nedenle karşı davanın yerinde olmadığı, ayrıca her ne kadar davalı ... 'in taahhütname ile şirketin borçlarına müteselsil kefil olduğu ileri sürülmüş ise de, taahhütnamede kefalet limiti  gösterilmediğinden davalı ... 'in  sorumluluğu bulunmadığı gerekçesi ile; asıl davanın davalı ... yönünden reddine, davalı şirket yönünden kabulüne; karşı davanın reddine karar verilmiştir.   <br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı/ karşı davalı vekili; asıl dava yönünden davalı ...’in taahhütname ile müteselsil kefil olduğu dikkate alınarak iş bu davalı yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, davalı tarafından ödenen 21.500-TL'nin davalı alacağı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bedelin cezai şart ödemesi olarak yapıldığı ve mahsup edildiği, mükerrer mahsup yapılamayacağı, 2011- 2015 yıllarına ilişkin de cezai şart alacaklarını, isteyebileceklerinin tespiti gerektiği, kararın gerekçesinde müvekkil şirketin 2011-2015 arası dönem yönünden cezai şart alacağını talep etme hakkının olmadığı son dönem yönünden cezai şarttan %20 oranında indirim yaptığına ilişkin tespit ve değerlendirmenin hatalı olduğunu, kararın davalı ... yönünden reddi kararının ortadan kaldırılması suretiyle davanın kabulüne, davalı  şirket yönünden davanın kabulü  kararında yer alan  gerekçenin ileride açacakları davalar yönünden kesin hüküm teşkil etmemesi açısından düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı/ karşı davacı vekili; müvekkili şirketten 11.03.2016 tarihinde tahsil edilen 21.500-TL mal bedeline ilişkin bir tahsilat olduğunu, bu ödemenin davacının iddia ettiği 18.04.2016 tarihli cezai şart faturasına mahsup edilmesinin mümkün bulunmadığını, 21.500-TL'nin davacı şirketten istirdadı ile müvekkili şirkete iade edilmesi gerektiğini, cezai şart hesaplamasının hatalı olduğunu tenkis edilen %20’lik oranın, somut ve objektif bir kriter belirlenmeksizin uygulandığını belirterek, asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.\t<br>GEREKÇE VE SÜREÇ:Dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde 2019/2225 Esas - 2022/593 Karar sayılı 21/04/2022 tarihli karar ile \"Asıl dava; sözleşme süresi olan 15.03.2011- 15.03.2016 tarihleri aralığında davalı şirket tarafından taahhüt edilen ürünün eksik alımı nedenine dayalı 25.000-TL (kısmi dava) cezai şart alacağının davalılardan  müteselsilen tahsili istemine ilişkindir.Karşı Dava; karşı davacı şirketin ürün alımı bedeli olarak ödendiği ancak ürünlerin teslim edilmediği iddiası ile, 11.03.2016 tarihinde ödenen 21.500-TL'nin 18.03.2016 tarihinden işleyecek ticari faizi ile karşı davalıdan istirdadı istemine ilişkindir.Taraflar arasında 20/01/2011 tarihli ön protokol, 20/01/2011 tarihli taahhütname ve 15/03/2011 tarihli 5 yıl süreli bayilik sözleşmesi ve davalı ... ile kefalet sözleşmesi imzalanmıştır.Bayilik ve kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 484. maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması ve kefilin sorumlu olduğu kefalet limiti olarak, belirli bir miktarın gösterilmesi gereklidir. Müteselsil kefil, asıl borçlunun borcundan (asıl borçlunun temerrütü dahil) kefalet limiti ve kendi temerrütlerinin hukuki sonuçları ile sorumludur.Somut davada, kefalet sözleşmesi yazılı olarak düzenlenmiş olup, kefalet limitinin gösterilmediği anlaşılmakla, kefalet sözleşmesi geçerli değildir. Bu durumda davacı vekilinin kefaletin geçerli olduğuna ve davalı ...'in kefil olarak sorumlu olduğuna yönelik istinaf nedeni yerinde değildir.Eldeki davada, sözleşme süre sonu itibarı ile kendiliğinden sona ermiştir. 818 Sayılı BK m.158'de (6098 Sayılı TBK m. 179) “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar öğretide ortaya atılan kavramlara göre seçimlik ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu ve ifayı engelleyen ceza koşuludur (dönme cezası). Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nun 179/II. (eski BK. md. 158/II) maddesindeki ifaya ekli ceza koşulu (cezai şart) niteliğinde olduğundan burada bu tür ceza koşulu üzerinde durulması gerekmektedir. TBK 179/II maddesine göre; ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir.Buna göre iki halde alacaklı, ceza koşulunu isteyemez. Eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamaz. Diğer yandan alacaklı, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemez. Yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle  bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi (sağlayıcı) firmanın, hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için bir şekil şartı getirilmemiştir. Tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bu şekilde bir çekince (ihtirazi kayıt) konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi (sağlayıcı) firma, mal vermeye (ifaya) devam  etse  bile  önceki  yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebilir. Sonraki yıllarda da aynı kural geçerlidir. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemez. Çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği ise kuşkusuzdur. TBK’nun 179/II. maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilirler.Örneğin, sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti ödeneceğini kararlaştırabilirler. Ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK'nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 esas 2013/171 karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceğinin kabulü gerekir (Yargıtay 19.HD'nin 17/12/2013 tarihli 2013/14654 esas, 2013/19950 karar sayılı emsal kararı). 20.01.2011 tarihli taahhütname ile bayilik sözleşmesi gereğince, davalı bayinin  yılda 1.200 metre küp (1.200.000- litre) beyaz ürün (benzin ve mazot) alacağı,  alım taahhüdüne uymaması halinde davacıya her bir yılda eksik alınan ürün bedelinin son cari fiyatı üzerinden hesaplanacak tutarının %5'ini  cezai şart  olarak  talep edebilecektir.Somut olayda taraflar arasında düzenlenen sözleşme 15.03.2011 tarihli olup aynı zamanda sözleşme düzenlendikten sonraki ilk mal alımı da aynı tarihli olmakla, bu durumda 5 yıllık alım taahhüdüne uyulmaması halinde cezai şart tutarlarının hesap edileceği dönemler 1)15.03.2011-2012; 2)15.03.2012-2013; 3)15.03.2013-2014; 4)15.03.2014-2015; 5)15.03.2015- 15.03.2016 şeklinde kabul edilmelidir. Bilirkişi incelemesi sonucunda davalı bayinin her beş dönemde de alım taahhüdüne uymadığı tespit edilmiştir. Öte yandan, davacının davalıya eksik alıma rağmen, ilk yılın sonunda ilk dönem/ yıl sonrasından sonra gelen dönemde ürün vermeye devam ettiği, sonraki yılın ilk periyotunun (15.03.2012) tamamlanmasından yaklaşık 3 ay sonrasında 21.06.2012 tarihinde ihtarname keşide ettiği ve davalıyı 2011 yılına ait eksik akaryakıt alımı nedeniyle cezai şart konusunda ihtar ettiği; 2., 3., 4, dönemlerde/ yıllarda hiç ihtar etmeyip çekincesiz ürün vermeye devam ettiği, son döneme ilişkin ise 11.03.2016 tarihinde ihtar ettiği tespit edilmiştir.  Davacı her ne kadar ilk dönem/ yılın bitiminden yaklaşık altı ay sonrasında davalı şirketi ihtar etmişse de, 3 ay 6 gün süre boyunca  çekince koymaksızın mal satıp teslim ettiği ve mal vermeye devam ettiği anlaşılmakta olup bu durumda “bayiye mal vermeden önce çekincenin bildirilmesi” koşulunu yerine getirmemiştir. İkinci, üçüncü ve dördüncü dönemlere ilişkin ihtar/ çekince bulunmadan ürün verilmeye devam edildiği tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak da ilk dört döneme dair çekince bulunmamakla eksik alım nedeni ile cezai şart alacağının doğmadığının kabulü gerekir. Davacı vekilinin aksi yöndeki  istinaf sebebi yerinde değildir.  Ancak davacının davalı şirkete son dönem/ yıla dair 15.03.2015- 15.03.2016 tarihleri arasında 745.602 litre eksik alım nedeni ile çekinceli 74.560,20-TL cezai şart isteminin bulunduğu, davacının talebinin bu kısım için yerinde olduğu değerlendirilmiştir. Kar kaybına ilişkin yapılan hesaplama, sözleşmenin geçerli olduğu dönemde taraflarca baz alınan ve yapılan ödemeler değerine göre belirlenmiştir. Davalı şirketin cezai şart hesabının hatalı olduğuna yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Mahkemece taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan cezai şart miktarının davalının mahvına sebep olacak derecede yüksek olup olmadığı hususunda davalının ekonomik durumunu ayrıntılı olarak değerlendiren bir bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, yerleşik uygulamaya göre takdir ile somut olayın özelliği de dikkate alınarak istenebilecek toplam cezai şart miktarı üzerinden %20 oranında indirim yapılması gerektiği gerekçede belirtilmiştir.Ancak, davacı tarafça kısmi dava açılmış olup, davacının talebi 25.000-TL'dir.Davacı davalı şirketin yaptığı 21.500-TL ödeme için de  mal vermediği gibi iade etmemiştir.Cezai şart faturası tanzim ederek bu ödemeyi cezai şart alacağından mahsup etmiştir. Buna göre davacı 21.500-TL cezai şart alacağını tahsil etmiş durumdadır. Bu durum da davacının cezai şart talebinde tenkis değerlendirmesi yapılırken tahsil ettiği bu bedel göz önünde bulundurulmalıdır. İlk derece mahkemesince; son yıla ait cezai şart tutarı 74.560,20-TL olarak hesaplanarak bu miktar üzerinden tenkise gitmiş ise de henüz talep olunmayan cezai şart dışında bir miktar üzerinden tenkis yapılması doğru olmamıştır.Tenkis yapılırken; somut talep dikkate alınmalıdır. Somut olayda; 21.500+ 25.000= 46.500-TL cezai şartın fahiş olup olmadığı değerlendirilmelidir. Tenkisin henüz talep olunmayan, talep edilip edilmeyeceği de belirsiz olan tutar üzerinden tenkis yapılması doğru görülmemiştir. Ancak tahsil olunan ve kısmi dava da talep olunan toplam 46.500-TL tutar da miktar olarak fahiş, tenkisi gerektiren bir miktar olarak  görülmemiştir.Mahsup, takastan farklı bir hukuki işlem olup uygulamada takas uygulamalarında mahsuptan bahsedilmektedir.Mahsup ise, bir alacağın (veya borcun) tutarının belirlenmesine yönelik bir matematik işlemidir. Mahsup edilen miktarlar karşılıklı birer alacak değildir.Sonuç olarak takas borçluluğu sona erdiren bir yoldur ve takasta karşılıklı alacak vardır; mahsup ise, bir alacağın (veya borcun) tutarının belirlenmesine yönelik bir matematik işlemidir ve mahsupta karşılıklı alacak yoktur. Takasla mahsubun arasındaki bir başka farklılık ise uygulandıkları zamanda ortaya çıkmaktadır. Takas ödeme aşamasında (tahsil) yapılırken, mahsup borcun hesaplanması (tarh) aşamasında yapılmaktadır. Eldeki davada; davalı- karşı davacı 21.500-TL'nin ürün alımı için ödendiğini, ürün almadığını bu nedenle istirdadı gerektiğini ileri sürmüş; davacı ise, davalının bu ödemesini cezai şart ödemesi olduğunu belirtmiş yani mahsuptan bahsetmiştir. Cezai şart; tazminat kabilinden olması nedeniyle ödenip ödenmeyeceği hususunda  bir hakim kararı gerektirir. Salt mahsup hakkı bulunması davacının cezai şarta hak kazandığını göstermez. Bu sebeple davacının tahsil olunan bu miktara hak kazanıp kazanmadığı yönünden inceleme yapılmalıdır.Gerektiğinde mahsup edilen bu tutarın yargılama sonunda iadesine hüküm verilmesi de kural olarak mümkündür. Davacının 74.560,20-TL cezai şart tazminatı talep edebileceği belirlendiğinden ve tahsil olunan 21.500-TL'nin fahiş sayılamayacak bir tutar olduğu gözetildiğinde davalı tarafından ödenen bedelin cezai şart tutarından mahsup edilebileceği yönünde ki ilk derece mahkemesinin kabulü yerinde görülmüştür. Davalı vekilinin mükerrer mahsup yapıldığına ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. Karşı davanın mahsup nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.Açıklanan nedenlerle, davacının 15/03/2015- 15/03/2016 dönemi için 74.560,20-TL cezai şart alacağı hesaplandığı, önceki 4 yıllık döneme ilişkin cezai şart talep hakkı bulunmadığı, davalının mal bedeli ödemesi 21.500-TL'nin cezai şart alacağından mahsup edilebileceği, kısmi dava da talep olunan 25.000-TL ile birlikte toplam 46.500-TL cezai şartın iktisadi yıkıma yol açacak bir tutar olarak değerlendirilemeyeceği, dava açılmayan miktar için tenkisin değerlendirilmesi yerinde görülmemiş verilen hükümde sonuç itibariyle bir hata bulunmamakta ise de gerekçe değiştirildiğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulüne kararın gerekçesi bakımından kaldırılmasına yeniden karar verilmesine asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine\" karar verilmiştir.Kararın taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine; Yargıtay 11. HD.'nin 2022/3763 Esas, 2024/2416 Karar sayılı 25.03.2024 tarihli kararı ile \"Asıl dava, taraflar arasındaki akaryakıt bayilik sözleşmesi ve protokol hükümleri uyarınca davalı şirket tarafından taahhüt edilen ürünün eksik alımı nedenine dayalı cezai şart alacağının  tahsili istemine ilişkin olup, karşı dava ise, karşı davacı şirketin ürün alımı bedeli olarak ödediği ancak ürünlerin teslim edilmediği iddiasına dayalı 21.500-TL'nin iadesi istemine ilişkindir. Asıl davada harca esas değerin 25.000-TL olarak gösterildiği, bu miktarın ıslah edilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacının cezai şart alacağının bu miktar üzerinden değerlendirilmesi gerekirken karşı davanın konusunu oluşturan tutarın da asıl davada davacının isteyebileceği son bir yıllık cezai şart alacağının içinde değerlendirilmesi doğru değildir. Zira, karşı dava asıl davadan müstakil bir davadır. Kaldı ki asıl davada talep edilen tutar ıslah edilmediği halde karşı dava konusunun, asıl davada ıslah edilmemiş tutardan mahsup edilerek her iki davada karışık hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesine aykırı şekilde talep aşılarak karar verilmesi doğru olmadığı gibi karşı davanın konusunu oluşturan tutarın mahsup edilmesine rağmen karşı davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.\" denilerek kararımız bozulmuştur.<br>DİRENME GEREKÇESİ:\"Her eda davasında olduğu gibi kısmi davanın da bir tespit bölümü vardır ve kısmi davaya ilişkin mahkeme kararı taraflar arasında ki hukuki ilişkiyi de tespit eder.\" (Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü  6.baskı cilt.2:s;1557) Asıl dava kısmi dava olup, ıslah edilmemiştir. Talep edilen 25.000-TL bakımından kısmi davada -hukuki ilişkinin tespiti- gerektiğinden incelenmesi yasal zorunluluktur. Davacının ne miktar cezai şart isteyebileceği tespit edilmeden kısmi davada karar verilemez. Toplam alacak belirlenerek bu miktardan yapılan bir tahsilat var ise mahsup edilmesi, akabinde de; açılan davada taleple bağlı kalınarak karar verilecektir. İlk derece mahkemesi bu kurallara uyarak toplam alacağı belirlemiş harcı ödenmeyen ve elde ki davanın konusu olmayan  tahsilatı düşmüş (mahsup etmiş), kalan cezai şart alacağını belirlemiştir. Harcı ödenmedi denilerek davacının yaptığı tahsilat için dava açması veya mahkemece dikkate alınmaması usulen mümkün değildir. Davada çözümü gereken hukuki sorun; davacının iddiası gibi süresi dolarak kendiliğinden sona eren sözleşme süresince tahakkuk eden tüm cezai şartın tahakkuk edip etmediği; karşı davalının karşı davasında talep ettiği harcını yatırdığı 21.500-TL'nin cezai şarttan mahsup edilip edilemeyeceği noktasındadır. Asıl davada kısmi davanın harcı yatırılmış, karşı davanın da harcı yatırılmıştır. Dairemiz kararında toplamda cezai şart miktarının belirlenmesi ile yetinilmesi gerektiği, henüz açılmayan açılıp açılmayacağı da belli olmayan davacının mahsup ettiği (davadan evvel tahsil ettiği) cezai şart ile asıl davada kısmi olarak talep ettiği tutarın tenkis gerektirmeyeceği kabul edilerek; bu aşamada tenkis yapılmasının hukuki sakıncaları gözetilerek ileride açılacak davada değerlendirilmesi gerektiğinden tenkis değerlendirilmesi yapılmaması gerektiğine işaret edilmiştir. Zira; gelecekte bilinmeyen bir zamanda cezai şart borçlusunun ekonomik durumunun ne olduğu bilinemez. Bu kapsamda geleceği bu günden tayin etme anlamına gelen gerekçenin  bu kısmı düzeltilmiştir.Bozma ilamında; \"Asıl davada talep edilen tutar ıslah edilmediği halde karşı dava konusunun asıl davada ıslah edilmemiş tutardan mahsup edilerek her iki davada karışık hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Mahkemece, HMK'nin 26. maddesine aykırı şekilde talep aşılarak karar verilmesi doğru olmadığı gibi karşı dava konusu tutarın mahsup edilmesine rağmen karşı davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.\" Karşı  davada talep olunan miktar karşı davacı tarafından karşı davalıya ödenen bedel olup iadesi talep olunmuştur. Karşı dava bağımsız bir davadır. Ancak; asıl davada talep olunan 25.000-TL den ödenen ve karşı davanın konusu olan 21.500-TL mahsup edilmemiştir. Davacı; kısmi davasında daha fazla cezai şart alacağı bulunduğu gerekçesiyle kararı istinaf ve temyiz etmiştir. Davalı- karşı davacı ise mal bedeli olarak ödediği bedelin cezai şart alacağına mahsup edilmesine karşı çıkmaktadır. İlk derece mahkemesi ve Dairemizce; davalı karşı davacının ödemesinin davacının cezai şart alacağına mahsup edilebileceği noktasında aynı gerekçe yazılmış, bu nedenle karşı davanın reddine karar verilmiştir.Karşı davanın da harcı yatırılmış bütün olarak asıl davada hesaplanan -dava konusu edilmeyen toplam cezai şarttan- düşülmüştür. Bozma ilamında sözü edilen hatalı uygulamalar bozmaya konu kararda mevcut değildir.Harcı yatırılmayan bir dava görülüp istinaf incelemesi yapılmamıştır. Elde ki dava dışında yapılan davacının fatura düzenleyerek yaptığı mahsup daha doğru deyişle peşin tahsilat eldeki davanın kısmi dava olması nedeniyle değerlendirilmiştir. Eğer mahsup işlemi yerinde soncuna varılsaydı; harcı yatırılan karşı dava kapsamında ödenen bedel karşı davacıya iade edilmesi gerekirdi.Açıklanan nedenlerle; bozma gerekçeleri yerinde ve hukuki bulunmadığından bozma kararına uyulmamış; direnme kararı verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:Taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/462 Esas - 2019/580 Karar sayılı 18/06/2019 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;\"1-Asıl davanın davalı ... yönünden reddine, davalı .... Şti. yönünden kabulüne, davacının cezai şart alacağı olan 25.000-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek aylık %5 faizi ile birlikte davalı ... Şti.'den alınarak davacıya verilmesine,2- Karşı davanın reddine,\"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;\"Asıl davada; alınması gereken 1.707,75-TL karar harcından peşin yatırılan 426,94-TL harcın mahsubu ile kalan 1.280,81-TL'nin davalı ...Şti.'den alınarak Hazineye gelir kaydına,Davacı tarafından yatırılan toplam 456,14-TL peşin harcın davalı ... Şti.'den alınarak davacı/karşı davalıya ödenmesine,Davacı tarafından yapılan (davalı ... bakımından yapılan giderler ayrı tutularak hesaplanan) posta ve tebligat gideri 305,90-TL, bilirkişi ücreti 700-TL, talimat masrafları 2.099-TL olmak üzere toplam 3.104,90-TL yargı giderinin davalı  ...Şti.'den alınarak davacıya verilmesine, davalı ...yönünden yapılan yargı giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,Davacı vekili lehine takdir olunan 3.000-TL vekalet ücretinin davalı ... Şti.'den alınarak davacıya verilmesine, Davalı ... vekili için takdir olunan 3.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine, Karşı davada; alınması gereken 80,70-TL karar harcının yatırılan 367-TL peşin harçtan (2/6/2016 tarihli makbuz ile) mahsubu ile fazla olan 286,30-TL harcın karar kesinleştiğinde ilk derece  mahkemesince davacı ... Şti.'ne iadesine,Davalı vekili için takdir olunan 2.725-TL vekalet ücretinin davacı ...Ltd. Şti.'den alınarak davalıya verilmesine, Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine\"Yatırılan (Davacı 44,40-TL, davalı 426,94‬-TL) peşin istinaf karar harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran taraflara iadesine,Davacı/ karşı davalı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan 180,30-TL yargı giderinin davalı/ karşı davacı ...Şti.'den alınarak davacı/ karşı davalıya verilmesine,Duruşmalı yapılan inceleme neticesinde davalılar/ karşı davacılar vekilinin yokluğunda, davacı/ karşı davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde HMK'nin 361/1 maddesi gereği Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1e4f8b80216cc7e9","SID":"74b50f93369a7a2a"}}