{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1054 Esas<br>KARAR NO:2024/2060 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:22/03/2022<br>NUMARASI:2020/388 Esas-2022/224 Karar<br>DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:19/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Davacı şirketin, davalının ...com sitesinden beyaz renk ... markalı ... model ... plakalı ve 136.360 km olduğu bilgisi paylaşılan aracı ihale yoluyla satın aldığını, 03.03.2020 tarihinde araç satış sözleşmesi akdedildiğini ve noterde devir gerçekleştirildiğini, aracın 136.360 km olduğu bilgisi ve diğer tüm bilgileri gözetilerek ihalede uzlaşım sağlandığını, araç toplam satış bedelinin 233.127 TL olduğunu, satış sonraki plakasının ... olduğunu, Davalının bilinen, tanınan ve güvenilen bir şirket olduğunu, ....com isimli internet sitesinden yapılan satışlarda aracın tüm bilgilerinin ve ekspertiz raporunun ilanda paylaşıldığını, aracı inceleme imkanı bulunmadığını, ilan bilgilerine ve davalı şirkete güvenerek dava konusu aracın 03.03.2020 tarihinde satın alındığını, Davacının pandemi sebebiyle bir süre aracı kullanma şansı olmadığını, aracı kullanmaya başladığında aracın genel durumunun ihale de belirtilen km ile uyumsuz olduğundan şüphelendiğini ve bu yönde tamirci ve ustalar ile görüştüğünü, ardından ... ekspertiz raporuna istinaden teyit amaçlı olarak ...'nin mobil uygulamasından yapılan sorgulamada 18/12/2015 tarihinde 241.227 km, 14/05/2020 tarihinde ise 136.665 km ile muayeneye girdiğini öğrendiğini, hileli olarak araç km paneli bilgisinin değiştirildiğinden ciddi olarak şüphelenmeye başladığını,Davalı Şirkete şikayet ve bildirimde bulunduğunu, davalının yönlendirildiği ... isimli şirkete aracı götürdüğünü, yazılı olarak bir bilgi verilmediğini, davacının harici tespitlerine göre aracın orjinal km'si 500.000 km civarında olduğunu, Davalı Şirketin, çok cüzi ve kabul edilemeyecek rakamlar ile anlaşmayı istediğini, hatta bedel iadesi ile aracı geri almayı önerdiklerini, ancak ülkemizde araç fiyatlarının çok fazla yükseldiğini, ödediği bedel ile 500.000 km'de bir araç alınması bile mümkün olmadığından teklifi kabul etmediğini, Dava konusu aracın 136.360 km 'de olması ile 500.000 km'de olması arasında ciddi bir fiyat farkı olduğunu, 136.360 km' de olduğunda emsali olmayan 'kupon araç' niteliği ile ciddi bir alıcı kitlesine hitap ettiğini, ancak aracın 500.000 km'de olması halinde aracın çok düşük bir bedele satılmakta ve hatta alıcı bulmakta zorlanıldığıır, aracın 136.360 km'de olması ile 500.000 km'de olması  halindeki fiyat farkının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ettiklerini, gerçek kaybın bu olduğunu, Beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak ve belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin 10.000TL'nin satış tarihi olan 03.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte Davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının üyelik sözleşmesini imzaladığını ve ihaleye katılarak dava konusu araca en yüksek teklifi vererek aracı satın almaya hak kazandığını,....com'da satışa sunulan tüm araçların ekspertiz raporları ... Şti. tarafından alanında uzman kişiler vasıtasıyla tüm şeffaflığıyla alıcı müşterilerin incelemesine açık hale getirildiğini, eksik ve yanlış verilen bir bilgi bulunmadığını, araçların fiili durumlarıyla satışa çıkarıldığını,Dava konusu aracın ekspertiz incelemesinin mevcut fiili haliyle yaptırılıp davacının incelemesine açık hale getirildiği hususu taraflar arasında imzalanan Üyelik Sözleşmesi'nin 6.6.1. Maddesinde ifade edildiğini, İmzalanan sözleşme hükümleri uyarınca davacının gizli ayıp olduğunu iddia ettiği problemlerin aracın davacıya devir işlemleri ve tesliminin sağlanmasından itibaren 7 gün veya 500 km (hangisi önce dolarsa) yazılı olarak bildirme yükümlülüğüne uygun davranılmadığını, Aracın 25.02.2020 tarihli, ...-... numaralı ekspertiz raporunda kilometre sayacının \"136.360\" şeklinde okunduğunu, 29.02.2020'de ihaleye dahil edildiği ve 03.03.2020'de satıcı müşteri ...’ dan davalı şirkete devri gerçekleştirildiğini, yine aynı gün davacıya satıldığını, Tarafların tacir olduğu göz önüne alındığında TTKda yer alan ihbar ve bildirim usullerine uygun davranılmadığını,  Somut olguların delillerle açıklanamadığını, yalnızca hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak ayıplı olduğu iddia edilen araca ilişkin yapılan masrafların talep edildiğini, beyan ederek, davanın ...'a ihbarına, davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi kararında;\" Dava hukuk niteliği itibari ile tacirler arası satım sözleşmesi kapsamında satım sözleşmesine konu aracın kilometresinde oynanılmış olduğundan ve bu sebeple ayıplı olduğundan bahisle uğranılan zararların tazmini için açılan maddi tazminat davasıdır.TBK’nın 207. maddesine göre satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme;  alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmelerdir. Mevzuatımızda tanımlanmamakla birlikte ticari satış sözleşmesi de, tacir bir kimsenin mesleği icabı tekrar satıp kazanç elde etmek veya işletmesinde üretim amacı ile başka bir tacirden satın aldığı mallar üzerine kurulan sözleşmelerdir.  Bu tanımdan yola çıkarak, adi satış sözleşmesinden farklı olarak, ticari satış sözleşmesinin kurulabilmesi için, iki tarafın da tacir olması ve satış sözleşmesine konu metanın da ticari işletmeleri ile ilgili bulunması gerekmektedir. Dava konusu olaya bakıldığında, ... markalı ... model ... plakalı aracın davalı tarafından davacıya satıldığı, satım sözleşmesi tarafların tacir oldukları ve sözleşme konusu malların ticari işletmeleri ile ilgili oldukları görülmektedir. Satış sözleşmesinden kaynaklanan ayıba karşı tekeffül hükümleri Borçlar Kanunumuzda düzenlenmiş olup; ayrıca ticari satış sözleşmelerinin muayene ihbar yükümlülükleri için Ticaret Kanunumuzda özel düzenlemeler getirilmiştir.Bu düzenlemelere göre alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden doğan haklarını kullanabilmesi için, satıcı tarafından ayıplı bir malın teslim edilmiş olması, alıcının tarafından da muayene ve ihbar yükümlülüklerine riayet edilmesi gerekmektedir. Borçlar Kanunumuzda, satış sözleşmesinden kaynaklanan ayıp, kullanım bakımından değerini ve beklenen faydaları önemli ölçüde azaltan veya satıcı tarafından bildirilen nitelikleri taşımayan mallardaki, maddi, hukuki, ya da ekonomik ayıplar olarak tanımlanmıştır. Bu sebeple bir malın ayıplı olabilmesi için, vaat edilen özellikleri taşımaması ya da herhangi bir vaat bulunmasa dahi kendisinden beklenen vasıflara haiz olmaması gerekmektedir.Ticaret Kanunumuza göre, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde,  açıkça belli değilse sekiz gün içinde incelemesi ve satıcıya ihbar etmesi gerekmektedir.Ticaret Kanunumuzun getirdiği bu hüküm aslında açık ayıplar içindir. Sonradan ortaya çıkan gizli ayıplar için ise yine Borçlar Kanunumuzun 223. Maddesi tatbik edilmekte ve teslimden itibaren iki yıl içerisinde ortaya çıkan ayıpların hemen satıcıya bildirilmesi gerekmektedir.Mevzuatımız açısından ihbarın  geçerliliği de belli  bir  şekil şartına tabi değildir, fakat ayıp ihbarının satıcıya ulaştığının tespit edilememesi durumunda, ticari satımlardan kaynaklanan ayıp ihbarlarının TTK m. 18/III hükmünde öngörülen yollardan biriyle yapılması geçerlilik olmasa bile ispat şekli olarak kabul edilmiştir.Dava konusu olaya bakıldığında da, aracın kilometresinin düşürülmesinin gizli ayıp mahiyetinde  olduğu ve süresi içerisinde davalı satıcıya ihbar edildiği anlaşılmaktadır.Ayıbın tespiti halinde alıcının seçimlik hakları bulunmakta olup; bu seçimlik haklar kapsamında alıcı,  satılan  malı  kendisinde  tutmak  niyetindeyse,  ayıp  nedeniyle malın değerinde meydana gelen değer azalmasını satıcıdan talep edebilir. Bu indirim talebine ilişkin olarak uygulamada nispi metod (orantı metodu) tatbik edilmekte olup; satış tarihi itibarıyla ayıpsız olan değerle ayıplı  değer arasındaki  fark oranı  hesaplanarak, tespit edilen  oran  satış  bedeline  uygulanarak yüzde hesabıyla satış bedelinden indirilmesi gereken miktar bulunmaktadır.Yaptırılan bilirkişi incelemesinde, satış tarihi itibarıyla emsal ayıpsız araç değerinin 265.000 TL, ayıplı araç değerinin 200.000 TL olduğu,  nispi metod uygulandığında, iki tutar arasında % 75,47’ lik oran bulunduğu, bu oran 230.200 TL’ lik satış tutarına tatbik edildiğinde, indirime esas değerin 173.735,85 TL olduğu, bu durumda satış bedelinden indirilebilecek tutar 56.464,15 TL olduğu, tespit edildiğinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir....\"gerekçesi ile,'' 1-Davanın kabulü ile; 54.464,15 TL nin davalıdan alınrak davacı taraf verilmesine Alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, '' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;\"Yerel Mahkeme 22.03.2022 tarihli 2020/388  E. - 2022/224 K. Sayılı kararında özetle;\"Dava konusu olaya bakıldığında da, aracın kilometresinin düşürülmesinin gizli ayıp mahiyetinde  olduğu ve süresi içerisinde davalı satıcıya ihbar edildiği anlaşılmaktadır.Ayıbın tespiti halinde alıcının seçimlik hakları bulunmakta olup; bu seçimlik haklar kapsamında alıcı,  satılan  malı  kendisinde  tutmak  niyetindeyse,  ayıp  nedeniyle malın değerinde meydana gelen değer azalmasını satıcıdan talep edebilir.Bu indirim talebine ilişkin olarak uygulamada nispi metod (orantı metodu) tatbik edilmekte olup; satış tarihi itibarıyla ayıpsız olan değerle ayıplı  değer arasındaki  fark oranı  hesaplanarak, tespit edilen  oran  satış  bedeline  uygulanarak yüzde hesabıyla satış bedelinden indirilmesi gereken miktar bulunmaktadır.Yaptırılan bilirkişi incelemesinde, satış tarihi itibarıyla emsal ayıpsız araç değerinin 265.000 TL, ayıplı araç değerinin 200.000 TL olduğu,  nispi metod uygulandığında, iki tutar arasında % 75,47’ lik oran bulunduğu, bu oran 230.200 TL’ lik satış tutarına tatbik edildiğinde, indirime esas değerin 173.735,85 TL olduğu, bu durumda satış bedelinden indirilebilecek tutar 56.464,15 TL olduğu, tespit edildiğinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.\"şeklinde hukuka açıkça aykırı bir değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiştir. <br>AÇIKLAMALAR:Huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değilken yerel mahkemece aksi kanaatle davanın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olup yerel mahkeme kararının kaldırılması ve davanın usulden reddi gerekmektedir.Davacı, eldeki davayı, Müvekkil aleyhine belirsiz alacak davası olarak ikame etmiştir. Ancak söz konusu davanın belirsiz alacak davası olarak açılması usule uygun değildir. Zira 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”)  107. maddesinde “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” hükmünü haiz olup, belirsiz alacak davasının açılabilmesi için birtakım şartlar öngörülmüştür. İlgili hüküm uyarınca, bir davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilebilmesi için, davanın açıldığı tarihte davacının alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenememesi gerekmektedir.Hal böyle iken, davacı yanın taleplerini tam olarak hesaplayabileceği izahtan vareste olup, bu davanın belirsiz alacak davası için gerekli şartları sağlamadığı, davacının taleplerinin hesaplanabilir olduğu açıktır.Nitekim Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 31.12.2012 tarihli 2012/30463 E. 2012/30091 K. sayılı kararında; “Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir.Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 Sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir.Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır ( H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 454 ).”Değer kaybı ve kazanç kaybı tutarı belirlenebilir nitelikte olup; davacı, değer kaybının ve kazanç kaybının tespit edilmesine yönelik olarak hiçbir çaba göstermemiştir. Zira konuyla ilgili Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2014/21090 E. 2014/17659 K. Sayılı kararında;“Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 26. maddesi gereğince \"Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka birşeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.\" Aynı Yasanın 176 ila 182. Maddelerinde ıslah müessesesi düzenlenmiştir. Islahla müddeabihin artırılması için, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep ve dava hakkının saklı tutulması gerekir. DAVAYA KONU TAZMİNAT, TİCARİ ARAÇTA MEYDANA GELEN DEĞER KAYBI VE KAZANÇ KAYBINA İLİŞKİN OLUP, ZARARIN TESPİTİ AŞAĞI YUKARI TAHMİN EDİLEBİLİR NİTELİKTEDİR. BELİRSİZ ALACAK DEĞİLDİR. Kaldı ki fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açılıp kesin ve gerçek zarar uzman bilirkişice tespit edildikten sonra, zamanaşımı süresi içinde ıslahla talep artırılabilir. “(YARGITAY 17. Hukuk Dairesi ESAS:2014/21090 KARAR: 2014/17659) şeklinde ifade edilmek suretiyle değer kaybının ve kazanç kaybının belirsiz alacak olmadığı belirtilmiştir. Zira HMK’nın “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı 107.  maddesinde;“Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”şeklinde ifade edilmiştir. Atıfta bulunduğumuz ilgili Yargıtay kararında da ifade edildiği  üzere davacının faturalandırılan ancak tarafımıza tebliğ edilmeyen masraflarının dilekçe ekinde yer vermesi ve kilometre düşümü yapıldığını iddia ettiği araçta meydana gelen değer kaybı bedelinin Yargıtay uyarınca hesaplanabilir nitelikte olması sebebiyle belirsiz alacak değildir.Dolayısı ile davacının belirsiz alacak davası açmasında hiçbir hukuki yararı yoktur.Netice itibariyle davacının belirsiz alacak davası olarak Müvekkil aleyhine ikame ettiği işbu dava, usule ve yasaya aykırı olduğundan ve dava niteliği itibariyle belirsiz alacak davası olarak devam edilemeyeceğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulan Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın Sayın Dairenizce usulden reddine karar verilmesini talep ederiz.Açık artırma sistemi şeffaf,  profesyonel ve güvenilirdir.Açık artırmaya her üyenin katılması mümkün değildir. Açık artırmaya katılabilmek için tüm katılımcıların kredi kartından belli bir provizyon bedeli (2.000,00-TL) bloke edilir. Ancak bu şekilde teminatlandırılmış alıcı adayları açık artırmaya katılmaya hak kazanır. Başka bir ifade ile, Müvekkil Şirket, açık artırma güvenliğini sağlamak adına, açık artırmaya katılmak isteyen her kullanıcıdan aynı provizyon bedelini talep eder. Bu bedel ile açık artırmanın fiyat manipülasyonlarından korunması hedeflenmektedir. Bu provizyon bedeli ile adil bir satış ortamı oluşturmak amaçlanır.Davacının Müvekkil Şirketin ticari itibarını zedeleyici, bir suçla itham eden ve zor duruma düşürücü asılsız ve mesnetsiz iddialarının aksine, ....com'da satışa sunulan tüm araçların ekspertiz raporları ... Şti. tarafından alanında uzman kişiler vasıtasıyla tüm şeffaflığıyla alıcı müşterilerin incelemesine açık hale getirilmektedir. Ekte yer alan Ekspertiz Raporunda ... plakalı aracın marka model bilgilerine yer verildikten sonra donanım, lastikler, yanal kayma ölçüm değerleri, süspansiyon ölçüm değerleri, fren ölçüm değerlerine yer verilerek sonrasında kaporta aksamı ve araç fotoğraflarına yer verilerek kozmetik parçaların incelemesi yapılmıştır. Araç mevcut fiili haliyle ekspertiz incelemesi yapılmış olup, davacıya Müvekkil Şirket tarafından iddia edildiği gibi eksik ve yanlış verilen bir bilgi bulunmamaktadır. Ekspertiz raporu tüm alıcı müşterilerin incelemesine açık olup araçlar fiili durumlarıyla satışa çıkarılmaktadır. ....com üzerinden günde onlarca araç satışı gerçekleştiren Müvekkilin davacının asılsız, mesnetsiz, suçla itham eden ve ticari itibarını zedeleyici iddialarını içeren işbu davanın ikame edilmesi davacının kötü niyetli olduğunu göstermektedir.Davacının gerçekleştiğini iddia ve talep ettiği zarar kalemleri ile ilgili müvekkil şirkete herhangi bir kusur atfedilemez ve müvekkil şirketin kusursuz sorumluluğuna gidilemez. Davacı işbu dava ile, satın almış olduğu ...  plakalı otomobilin kilometre sayacının Müvekkil Şirket tarafından düşürüldüğünü iddia etmiş ve Müvekkil şirketi töhmet altında bırakmıştır. Yıllardır sektörde faaliyet gösteren, güvenilirliğiyle müşteriler nezdinde ticari itibarı bulunan, kuruluşu ve geçmişi uzun yıllara dayanan Müvekkil Şirket'in gerçeklikten uzak, dayanaksız ve asılsız iddiaların muhatabı olması mümkün değildir. ....com üzerinden satışı yapılan tüm araçların ekspertiz incelemesi yukarıda izah edildiği üzere ... Şti. tarafından yaptırılmış olup, dava konusu aracın ekspertiz incelemesi de mevcut fiili haliyle yaptırılmış ve davacının incelemesine açık hale getirilmiştir. Bu husus taraflar arasında imzalanan Üyelik Sözleşmesi'nin 6.6.1. Maddesinde şu şekilde ifade edilmiştir: \"Araçların ekspertiz bilgileri ve fotoğrafları Site’de yer almakta olup, araç çalışır ve halihazır mevcut durumları ile satışa sunulduğundan Üye’nin araca ilişkin bu bilgiler ile araç ile ilgili resmi kayıtlar dahil her türlü incelemeyi yaparak açık artırmaya veya hemen-al sürecine katıldığı kabul edilmektedir. SATIŞA KONU ARAÇLAR EKSPERTİZ RAPORUNA UYGUN, OLDUĞU GİBİ MEVCUT FİİLİ VE HUKUKİ DURUMLARI İLE SATIŞA ÇIKARILMIŞTIR. Üye, aracın ekspertiz raporunda belirtilen hususlar ile ilgili olarak ....com’a karşı araçta eksiklik, ayıp vs. sebeplerden dolayı herhangi bir itiraz, şikayet, iptal, tazminat ve/veya herhangi bir talepte bulunmayacağını gayri kabili rücu olarak kabul, beyan ve taahhüt eder. Üye, aracın adına tescil edilerek kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 7 gün veya 500 KM (hangisi önce dolarsa) içerisinde aracı kontrol ve muayene etmekle yükümlüdür. Araçta ekspertiz raporunda yer almayan arıza/sorunun bulunması durumunda üye arıza/sorunu, aracın adına tescil edilerek kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 7 gün veya 500 KM (hangisi önce dolarsa) içerisinde, ....com’a ulaşacak şekilde yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür.\"Ayrıca; imzalanan sözleşme hükümleri uyarınca davacının gizli ayıp olduğunu iddia ettiği problemlerin  aracın davacıya devir işlemleri ve tesliminin sağlanmasından itibaren 7 gün veya 500 km (hangisi önce dolarsa) yazılı olarak bildirme yükümlülüğüne uygun davranılmamıştır. Davacının iddialarının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla sözleşme hükümleri uyarınca arızanın ve sorunun Müvekkile aracın tesliminden itibaren 7 gün içerisinde tarafların tacir olması sebebiyle noter kanalıyla bildirilmesi gerekirdi. Davacı bildirim yükümlülüğüne de aykırı davranmış olup, olayda Müvekkil Şirkete izafe edilecek bir kusur bulunmamaktadır. Öte yandan; Aracın 25.02.2020 tarihli, ... numaralı ekspertiz raporunda kilometre sayacı \"...\" şeklinde okunmuştur. Araç, daha sonra 29.02.2020'de ihaleye dahil edilmiş ve 03.03.2020'de satıcı müşteri ...’ dan  Müvekkil Şirket'e devri gerçekleştirilmiştir. Yine aynı gün alıcı müşterimiz Davacı Şirket'e  satılmıştır.Tarafların tacir olduğu göz önüne alındığında türk ticaret kanunu'nda yer alan ihbar ve bildirim usullerine uygun davranılmadığı izahtan varestedir.Davacının tacir olmasının sonucu olarak işbu davada görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, uygulanacak hükümler de Türk Ticaret Kanunu hükümleri olacaktır. Hiçbir şekilde davacının iddialarının kabulü anlamına gelmemek kaydıyla, davacı, satın aldığı araçta meydana gelen problemlerin ve dava konusu yapılan diğer hususların tacir olan müvekkile bildirimini kanunda öngörülen usullerle yapmamıştır. Türk Ticaret Kanunu'nun \"Tacir Olmanın Hükümleri\" başlıklı 18. Maddesinin 3. Fıkrasında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:\"TACİRLER ARASINDA, DİĞER TARAFI TEMERRÜDE DÜŞÜRMEYE, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.\" Davacının taleplerini Müvekkil Şirket'e kanunda yer alan bildirim usullerine uygun yapmamasından dolayı, temerrüt olgusu gerçekleşmemiştir.Tarafların tacir olduğu dikkate alındığında muaccel olmayan bir borcun dava konusu yapılması ve talep edilmesi hukuka aykırıdır. Aracın amortisman bedeli, araçta oluşan değer kaybı ve davacının elde ettiği menfaatlerin hesaplanarak davacı tarafından iadesi yahut ilgili bedelin mahsubu gerekirken bu hususun gözardı edildiği yerel mahkeme kararının kaldırılması gerekmektedir.Davanın kabulü anlamına gelmemesi kaydıyla; araçtaki amortisman bedelinin, değer kaybının ve elde edilen menfaatlerin hesaplanarak davacı  tarafından iade edilmesi gerekirdi. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla davanın kabulü halinde davacı tarafından iadesine  karar verilmesi gerekmekteydi. Yerel mahkeme dosyasında bu yönde bir tespit yapılmadığından ve karar verilmediğinden yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılması gerekir.<br>SONUÇ OLARAK;Yıllardır sektörde faaliyet gösteren müvekkilin davacının asılsız ve dayanaksız iddialarının muhatabı olması mümkün değildir. dava konusu araç 03.03.2020 tarihinde ...'dan satın alınmış olup aynı gün davacıya devri sağlanmıştır. müvekkil şirketin herhangi bir kusuru yahut sorumluluğu bulunmamaktadır. İzah olunan tüm bu nedenlerle işbu istinaf başvurusunu yapma zorunluluğumuz hasıl olmuştur. \"demiştir. İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; taraflar arasında akdedilen araç satış sözleşmesi kapsamında davalı tarafından davacıya satılarak teslim edilen dava konusu aracın km'sinin oynanması ve bu sebeple ayıplı olduğu iddiası ile bedelde indirim yapılarak tespit edilen bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, ....com sitesinde ihale yoluyla davalıdan dava konusu aracın satın alındığını, aracın satın alındığı dönemde pandemi sebebiyle dışarı çıkma yasağı bulunduğu ve aracı kullanamadığını, aracı kullanmaya başladıktan sonra aracın genel durumu ile km'sinin uyumlu olmadığından şüphelendiğini ve aracı ...'nin mobil uygulamasından sorgulandığında aracın muayeneye girdiği tarihlerde km sinin daha yüksek olduğunu gördüğü ve davalı şirket ile iletişime geçtiğini, davalı şirketin davacıyı kendi servislerine yönlendirdiğini ve aracın km sinin incelendiği, ancak sonucun kendileri ile paylaşılmadığını, davalı tarafından cüzi rakamlar ile anlaşma sağlamaya çalıştığı, bedel iadesi ve aracın geri iadesi talebinde bulundukları, ancak ülkedeki ekonomik durum nedeniyle davacının bu bedele yeni bir araç alamayacağından kabul edilmediğini, bu sebeple mevcut km'ndeki satış bedeli ile tespit edilecek gerçek km'sindeki satış bedeli arasındaki bedelin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının iddia ettiği zarar kalemlerinin davalıya atfedilemeyeceğini ve kusursuz sorumluluğuna gidilemeyeceğini, dava konusu aracın açık arttırma usulüne göre tüm bilgiler verilmek ve ekspertiz raporu paylaşılmak suretiyle satıldığı ve davacıya yanlış bilgi verilmediğini, davacının sözleşme ve mevzuat gereğince süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını, ayıp ihbarının usulüne uygun olarak yapılmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, bu gerekçeler ile ve aracın amortisman bedeli, araçta oluşan değer kaybı ve davacının elde ettiği menfaatlerin hesaplanarak davacı tarafından iadesi yahut ilgili bedelin mahsubu gerekirken bu hususun gözardı edildiği gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.6100 Sayılı HMK'nın 107/1 maddesine göre; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açılabileceğinin hüküm altına alındığı, iş bu dava da dava konusu aracın mevcut km'ndeki satış bedeli ile tespit edilecek gerçek km'sindeki satış bedeli arasındaki bedelin talep edildiği, söz konusu bedelin tespitinin ancak yargılama ve bilirkişi incelemesi ile belirlenebileceği ve dava açıldığı tarihte davacının bu miktarı tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği anlaşıldığından davanın belirsiz alacak davası olarak açılması usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. 6102 Sayılı TTK'nın 18/3 maddesine göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılacağının hüküm altına alınmıştır. Söz konusu maddede ayıp ihbarının öngörülen şekillerde yapılacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Buna durumda dava değerine göre ayıp ihbarında bulunulduğu hususu yazılı ve kesin deliller ile ispat edilebilecek olup, davacı tarafından yazışmalar ile ispat edildiğinden, davalı vekilinin ayıp ihbarının TTK'nın 18/3 maddesinde belirtilen şekillerde yapılmadığına ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Somut uyuşmazlıkta; Mahkemece dava konusu araç üzerinde ve dosya kapsamında bulunan belgeler üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda, dava konusu aracın ihale satış ilanında gözüken ekspertiz raporunda km sinin 136.360 olarak gözükmesine rağmen satış tarihinde gerçekte km sinin 390.000-400.000 km olduğunun tespit edildiği, nitekim davacı ile davalı arasında dava tarihinde önce yapılan yazışmalarda da davalı tarafından aracın km sinin düşürülmüş olduğunun ve aracın iade alınmasını kabul ettiklerinin görüldüğü, bu durumda aracın km'sinin düşürülmüş olduğunun ve ayıplı olduğunun sabit ve ihtilafsız olduğu anlaşılmıştır.Davalı vekili, taraflar arasında akdedilen Üyelik Sözleşmesi'nin 6.6.1. Maddesinde yer alan \"Araçların ekspertiz bilgileri ve fotoğrafları Site’de yer almakta olup, araç çalışır ve halihazır mevcut durumları ile satışa sunulduğundan Üye’nin araca ilişkin bu bilgiler ile araç ile ilgili resmi kayıtlar dahil her türlü incelemeyi yaparak açık artırmaya veya hemen-al sürecine katıldığı kabul edilmektedir. satışa konu araçlar ekspertiz raporuna uygun, olduğu gibi mevcut fiili ve hukuki durumları ile satışa çıkarılmıştır. üye, aracın ekspertiz raporunda belirtilen hususlar ile ilgili olarak ....com’a karşı araçta eksiklik, ayıp vs. sebeplerden dolayı herhangi bir itiraz, şikayet, iptal, tazminat ve/veya herhangi bir talepte bulunmayacağını gayri kabili rücu olarak kabul, beyan ve taahhüt eder.\"  hüküm uyarınca davalıya kusur atfedilemeyeceğini ve davalının kusursuz sorumluluğuna gidilemeyeceğini iddia etmiş ise de, davacı tarafından ilana verilen araç km bilgisinin ve ekspertiz raporunda belirtilen km bilgisinin gerçek km bilgisi ile uyuşmadığı gerekçesi ile aracın ayıplı olduğu ve satışa konu aracın ekspertiz raporuna uygun olmadığı iddiası ile iş bu dava açılmış olup, aracın gerçek km'sinin ekspertiz raporu ve ilanda belirtilen km ile uyuşmadığı da tespit edildiğinden satış sözleşmesinin tarafı olan davalının söz konusu madde hükmü uyarınca sorumluluktan kurtulması mümkün olmayıp, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Yine davalı vekili tarafından aynı madde de yer alan;\"  Üye, aracın adına tescil edilerek kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 7 gün veya 500 KM (hangisi önce dolarsa) içerisinde aracı kontrol ve muayene etmekle yükümlüdür. Araçta ekspertiz raporunda yer almayan arıza/sorunun bulunması durumunda üye arıza/sorunu, aracın adına tescil edilerek kendisine teslim edildiği tarihten itibaren 7 gün veya 500 KM (hangisi önce dolarsa) içerisinde, ....com’a ulaşacak şekilde yazılı olarak bildirmekle yükümlüdür.\" hükmü uyarınca süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı iddia edilmiştir.  TTK'nın 23/1-c maddesine göre, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanacağının, TBK'nın 223/2 maddesine göre Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağının hüküm altına alınmıştır. Yine TBK'nın 225. maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.Dava konusu araçta tespit edilen ayıbın gizli ayıp olduğu aşikar olup, dava konusu araç 03/03/2020 tarihinde ekspertiz raporuna güvenilerek satın alınmış, pandemi dönemi olması ve aracın kullanılamaması sebebiyle araçtaki ayıp aracın kullanılmaya başladığı dönemde tespit edilmiş ve 08/06/2020 tarihinde mesaj yolu ile davalı tarafa bildirilmiştir. Davalı tarafından davacı kendi servislerine yönlendirilmiş ve aracın km'sinin değiştirildiği kabul edilerek aracın geri alınabileceği kabul edilmiştir. Ayrıca TBK'nın 225 maddesi hükmü uyarınca bu işi meslek edinen davalının bilmesi gereken bu ayıp sebebiyle ağır kusurlu olduğu aşikar olup, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı savunmasının dinlenmesi mümkün olmayıp, davalı tarafından ayıbın kabul edildiği de dikkate alındığında ayıp ihbarının süresinde yapılmadığına ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Bunun yanında dava konusu araçtaki indirime konu bedel istikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarına göre nispi metoda göre hesaplanmış olup, davalı vekili tarafından bilirkişi kök ve ek raporundaki bu hesaplamaya ilişkin açıkça herhangi bir itiraz yapılmamış ve rapor bu yönüyle davacı lehine kazanılmış hak oluşturmuş olup, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalıdan alınması gereken 3.720,44-TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 975,00 -TL harcın mahsubu ile bakiye 2.745,44-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12//2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e623bc041ca5acd7","SID":"561334483baf6988"}}