{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1399 <br>KARAR NO:2024/2091<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİH:21/04/2022<br>NUMARASI:2021/400 Esas -2022/292 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:26/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla, dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkillerinin oto araç kiralama işinin de  kapsamında bulunduğu bir limited şirket olduğunu, davalı ise sıfır araç satımı yapan bir ... bayisi olduğunu, taraflar arasında 15.10.2020 Tarihinde  sıfır bir ... marka aracın alımı ve buna istinaden müvekkilimin 30.000 (otuz bin) TL kapora yatırması üzerine anlaşıldığını, bunun üzerine müvekkili kararlaştırılan tarih olan 15.10.2020 tarihinde 30.000 TL'lik kapora bedelini davalının ...bank hesabına yatırdığını. ancak kapora yatırılmış olmasına rağmen araç davalı tarafından kararlaştırılan tarihte teslim edilmediği gibi iş bu davaya konu icra takibinin başlatıldığı tarihte de teslim edilmediğini, müvekkilince alınmak istenilen araç özel sipariş bir araç olmayıp davalının getireceğini taahhüt ettiği araçlardan biridir. ... numarası dahi belli olmadığını, müvekkilince araç kaporası 15.10.2020 tarihinde ödenmiş ve 8 Nisan 2021 tarihine kadar yani 6 ay beklenmiş ancak halen daha araç getirtilmediği ve aracın getirileceği tarihin halen daha belirsiz olduğu bildirdiğini, İş bu durum neticesinde alımdan vazgeçilerek davalıdan, yatırılan kaporanın İadesi istenmiş ancak davalı kaporayı iade etmeyi reddettiğini, bu sebeple taraflarınca davalı hakkında İstanbul Anadolu ... İcra dairesi ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış ancak davalı iş bu takibe zamanında itiraz ettiği için takip durdurduğunu, ancak arabuluculuk 1. Görüşmesinden sonra 14.06.2021 tarihinde davalı müvekkilimin hesabına 15.000.00TL iade etmiş ve aynı tarihte (14.06.2021) ... fatura numaralı ve 15.000TL ( On beş bin TL ) bedelli e-faturayı müvekkilime sistem üzerinden elektronik ortamda gönderdiğini,  müvekkilince de Kartal ...Noterliğinin 17.06.2021 tarih ... Yev numaralı ihtarnamesi ile bahse konu fatura kabul edilmeyerek yasal süresinde iade edilmiştir.  haklı davalarının kabulü alacaklarının tespitine ( davalı tarafından 14.06.2021 tarihinde iade edilen 15.000.00 TL de göz önüne alınarak ), davalı borçlunun haksız itirazının iptaline, takibin devamına ve itirazında haksız olan davalı borçlunun %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf üzerinde bırakılmasını  talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  Davacı şirket ve müvekkili şirket arasında ...-... marka,  ... tip, 5 kapılı, 1332 cm3 hacimli,  üst sınıf, lüks ve son teknoloji bir otomobilin satışı konusunda anlaşıldığını, davacı tarafından satış sözleşmesine istinaden bağlanma parası olarak 30.000-TL müvekkil şirkete  ödendiğini, davacıyla yapılan satış sözleşmesine istinaden, iptal konusu araç davacının talebi üzerine ürettirilmiş,  ithal edilmiş, yurda getirilmiş, ithalatçı ...-... Türkiye tarafından müvekkil şirkete fatura edildiğini, davacının talebi ile üretimine başlanan aracın üretimi ve sonrasında ithalatı, tamamlanmış ancak araç ülkeye de giriş yapıp teslime hazır hale geldikten sonra davacı tarafça alımdan vazgeçilmiş, tek taraflı olarak sözleşmeden dönüldüğünü, davacı yanın satıştan dönmesi  nedeniyle müvekkil şirketin zarara uğradığını ve zararın hali hazırda artmaya devam etmekte olduğunu,  şirketin davacı yanın vermiş olduğu bağlanma parasından yaptığı kesinti hukuka uygun olduğunu, bağlanma parasının uğranılan zararlara karşılık mahsup edilmesi gerektiğini tek taraflı ve haklı nedene dayanmaksızın gerçekleştirilen sipariş iptalinin davacının culpa ın contrahendo sorumluluğunu da doğurmakta olduğunu  beyan ederek, haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi  21/04/2022 Tarih ve 2021/400 Esas - 2022/292 Karar sayılı  kararında;\"...Uyuşmazlık davacı tarafça yatırılan bu meblağdan davacının sözleşmeden dönmesi nedeniyle davalının uğradığını iddia ettiği zarar mikatarını mahsup edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında satım sözleşmesi kurulmuş olup satıma konu araç davacıya teslim edilmeden davacının sözleşmeden döndüğü sabittir.Davalı taraf TBK'nun 236. maddesi uyarınca \"borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür\" hükmü gereğince 15.000,00 TL kesinti yapılmasının yasaya uygun olduğunu ileri sürmektedir.  Bu noktada üzerinde durulması gereken husus alıcı tacirin satılanı teslim almak hususunda temerrüde düşüp düşmediğidir. Alacaklı temerrüdünde satıcı tarafından gerçekleştirilen ifanın tamamlanmasında meydana gelen bir gecikme olmakta, buna sebep ise alacaklı olmaktadır.  Alacaklı bir şekilde borçlunun teslim borcunu ifa etmesini engelleyici davranışlar içinde bulunmaktadır. Satılan sözleşmede belirtilen ifa zamanında ifa edilmelidir. Eğer sözleşmede bu yönde bir kararlaştırma yoksa yada kanunda böyle bir vade bulunmuyorsa kural olarak teslim borcunun doğduğu anda ifa edilmesi TBK'nun 232/ 2 ve 90. Maddesi gereğidir. Bu da makul bir zaman içinde teslim borcunun yerine getirilmesi anlamına gelmektedir.Makul zaman satıcının dürüstlük kuralına göre ihtiyaç duyduğu zaman göz önünde tutularak belirlenmesidir. Somut dava dosyasında dava dilekçesinde davacı taraf  satım konusu aracın 6 aya yakın bir süre davalı tarafça temin edilememiş olduğunu iddia etmekte olup davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde müvekkili şirket için müşteriye verilebilecek tek teslim tarihinin tahmini bir teslim tarihi olduğunu, müvekkili şirket tarafından aracın teslim alınması davacı taraftan istendiğinde davacı tarafça sözleşmeden cayıldığını beyan etmiş olup ,21/10/2021 tarihli beyan dilekçesinde müvekkili şirketin satıcısı konumunda olduğu ,aracın üreticisi yada aracın ithalatçısı olmadığını, gecikme iddiasının ithalatçı firmadan sorulmasını talep ettiği görülmektedir.Somut olayda teslimin hangi tarihte yapılacağına dair taraflar arasında herhangi bir belirleme yapılmamış olup bu durumda teslim borcunun makul bir zaman içerisinde satıcı tarafından yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Davalı satıcı taraf makul bir zaman içerinde alıcı tarafa aracın teslim alınmasına yönelik öneride bulunduğunu yazılı bir belge ile ispatlayamamaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere alacaklı temerrüdünde satıcı tarafından gerçekleştirilmesi gereken teslim borcunda bir gecikme olmalı , buna sebep ise alacaklı olmalıdır. Bu nedenle davalı tarafın aracın teslimi ile ilgili gecikme yaşanıp yaşanmadığı hususunun ithalatçı firmadan sorulması hususu Mahkememizce kabul görmemiştir. Dosya kapsamındaki delillere göre satıma konu aracın teslim borcunun gecikmesi hususunda alacaklıya atfen dahi olsa yüklenebilecek ispatlanan herhangi bir kusuru bulunmadığından alacaklının sözleşmeden dönmesinin haklı sebebe dayandığı kanaatine Mahkememizce varılmakla  davalı satıcının zarar kalemlerinin karşılanmasına yönelik talebi haklı görülmemiştir.Samsun Bölge Adliye Mahkemesinin 2022/371 Esas, 2022/381 karar sayılı ilamında \"....cevap dilekçesinde aracın daha düşük bir fiyatla 3. kişiye satıldığına dair iddia bulunmayıp, davalı tarafça TBK 236 maddesi uyarınca  sözleşmenin kurulamaması nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararla ilgili açılmış bir karşı dava veya usulüne uygun  takas mahsup defi bulunmaması ile gerekçe içeriğine göre istinaf başvurusunun esastan reddine \" şeklinde karar verildiği görülmektedir.Somut olayımızda da benzer şekilde davalı vekili tarafından sunulan  cevap dilekçesinde ve diğer beyan dilekçelerinde  aracın daha düşük bir fiyatla 3. kişiye satıldığına dair iddia bulunmamaktadır.Ayrıca davalı tarafça TBK 236 maddesi uyarınca  sözleşmenin kurulamaması nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararla ilgili açılmış bir karşı dava veya usulüne uygun  takas mahsup defi bulunmamaktadır.Açıklanan tüm bu nedenlerle davalı yanın davacı yanca sözleşmenin başlangıcında ödenen 30.000,00 TL tutarındaki kaporadan iddia ettiği zararlarına mahsuben  15.000,00 TL kesinti yapması haklı görülmeyerek  açılan davanın kabulüne karar verilmiş, ... sayılı icra takip dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile  takibin 15.000,00 TL üzerinden devamına karar vermek gerekmiştir.Takibe konu alacak miktarı likit ve belirli olduğundan, davacı yararına 2004 Sayılı İİK un 67 inci maddesi uyarınca icra inkar tazminatı koşulları gerçekleştiği anlaşılmakla  asıl alacak olan 15.000,00 TL'nin % 20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur....\"gerekçesi ile,'' 1-Açılan davanın KABULÜ ile; ... sayılı icra takip dosyasına davalı tarafından yapılan İTİRAZIN İPTALİ ile, takibin 15.000,00 TL üzerinden devamına'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemede görülmüş olan ticari satımdan kaynaklanan itirazın iptali konulu davada yapılan yargılama sonucunda davanın kabulü ile takibin devamına ve müvekkili şirketin icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verildiğini,Yerel mahkemece  tahkikat yapılmamış hiç bir husus araştırılmamış, delilleri dahi toplanmamış, ispat yükü davacıda olmasına rağmen haksız biçimde müvekkili şirket ispat külfeti altına sokulup, zarar iddiasının incelenmesi uzmanlık gerektiren bir konu olması  hasebiyle bilirkişi incelemesi yapılması gerekmesine rağmen hakim tarafından yanılgılı şekilde zararı hiç incelenmemiş; dava ve cevap dilekçelerinden kopuk şekilde yargılamada mezkur iddia, delil ve savunmalardan bağımsız şekilde gerekçe kurulmuş ve neticesinde de hatalı karara vücut verildiğini, yanılgılı hukuki gerekçeyle haksız ve mesnetsiz davanın kabulü hukuka aykırı olup, kararın ortadan kaldırılması gerektiğini,Şöyle ki: Davacı ve müvekkili şirket arasında ...- .... marka,  ... tip, 5 kapılı, 1332 cm3 hacimli,  üst sınıf, lüks ve son teknoloji bir otomobilin satışı konusunda anlaşıldığını,Davacı tarafından satış sözleşmesine istinaden peşinat olarak 30.000-TL müvekkili şirkete  ödendiğini, Davacıyla yapılan satış sözleşmesine istinaden, iptal konusu araç davacının talebi üzerine ürettirilip  ithal edildiğini ve ithalatçı ...-... Türkiye tarafından müvekkili şirkete fatura edildiğini,Davacının talebi ile üretimine başlanan aracın üretimi ve sonrasında ithalatı, tamamlanmış ancak araç ülkeye de giriş yaptıktan sonra davacı tarafça alımdan vazgeçildiğini, tek taraflı ve haksız olarak sözleşmeden dönüldüğünü,Davacı tarafından haksız şekilde sözleşmeden dönüldüğünden müvekkili şirketin cevap dilekçesinde ve aşağıda detaylıca izah edildiği üzere zararı doğduğunu, müvekkili şirketin zarara uğramış olmasına rağmen müvekkil şirket zararlarını da gözeterek davacının peşinatının 15.000,00 TL tutarını iade ettiğini ancak davacı tarafından haksız şekilde irad kaydedilen 15.000,00 TL talepli icra takibi başlatıldığını, akabinde itiraz üzerine huzurdaki itirazın iptali davasının açıldığını,Burada özellikle açıklanması gereken bir husus bulunduğunu, bahse konu satış işlemi, galeriden hazır araç alımı şeklinde olmadığını, müvekkili şirketin, ...-... yetkili bayi ve servis noktaları ile müşterilerine hizmet veren, sektöründe öncü, kurumsal bir  firma olduğunu, ... marka, üst sınıf, lüks segment ve müşterinin istekleri ve talepleri doğrultusunda sipariş alınıp ürettirilen bir aracın satışı olduğunu, müvekkili şirketin ve bu şekilde sıfır araç satışı gerçekleştiren tüm bayiilerde; net bir teslim tarihi bildirilmesi mümkün olmadığını, müşterinin istediği özelliklerde ürettirilen ve ithal edilen aracın, üretim ve ithalatı bir süreye ihtiyaç duymadığını ve bu süre de kesin ve net değil, ancak tahmini olduğunu,Müvekkil şirketin davacı tarafından verilen peşinata duyulan güvenle ithalat işlemlerine giriştiğini, şayet davacı müvekkili şirkete peşinat ile başvurmasaydı bu araç müvekkil şirket tarafından sipariş edilmeyeyeceğini, bu noktada zaten otomobil satım işi ile uğraşan davacı da bu hususu çok iyi bilmekte olup müvekkili şirket tarafından yapılan kesintide son derece hukuka uygun olduğunu,<br>Yerel mahkemece; Hiç bir tahkikat yapılmaksızın ve zarar iddiası araştırılmaksızın delilleri toplanmaksızın davanın kabulüne karar verildiğini,Dava konusu satış işlemi sipariş usulü olmasına ve tacir olan davacıya peşinen net bir teslim tarihi  bildirilmiş ve davacının bu hususu dava dilekçesinde ikrar etmesine rağmen aracın teslim edilemediği şeklinde haksız gerekçe ile hüküm kurulduğunu, Haklı sebeple sözleşmeden döndüğünü ispat yükü davacı taraf üzerinde olmasına rağmen müvekkili şirkete haksız biçimde gerekçeli kararda ispat külfeti yüklendiğini,Dosya kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmesine rağmen bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, bir çok zarar kalemleri mevcut olmasına rağmen mahkemece zarar kalemlerinin irdelenmediğini, oysa zararlarının tespiti uzmanlık ve hesaplama gerektiren ayrıca ticari defterlerin de incelenmesini gerektiren bir konu olup zarar tespiti ancak bilirkişi marifetiyle yapılabilecek olmasına rağmen bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını,Yerel mahkemece dava konusu makul sürede teslim edilemediği şeklindeki gerekçesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu,Davacının sipariş tarihinden aracın teslime hazır hale geldiği tarihe kadarki tüm süreçte davacıya sürekli bilgi verildiğini ve davacının bu duruma hiç itirazı olmadığını, Nitekim bu şartlar en başından davacı tarafından  kabul edilmediğini, bu noktadan sonra davacı ... dahi bu durumdan yakınmazken ilk derece mahkemesince iddiaların dışına çıkılarak inceleme yapılması hukuka aykırı olduğunu,Davacı tarafından sipariş verilen araç MEKSİKA üretimli ve ALMANYA menşeli ithal bir ürün olmasından dolayı ve sipariş tarihinde stokta olmamasından dolayı sipariş  çerçevesinde aracın temin edilmesi için işlemlere başlandığını, aracın en yakın teslim tarihi ülkeye gelecek sevkiyatlar kontrol edildikten sonra aracın müşteriye en kısa süre içerisinde   teslimine çalışıldığını, burada kesin net bir tarih değil, tahmini teslim tarihinden bahsedilebileceğini, nitekim taraflar arasındaki tüm sözleşme ve faturalar da bu yönde olduğunu, yine COVID-19 salgınının ... Benz tüm fabrikalarında üretimi durdurması, tekrardan üretime başlamaları, salgın tehlikesinin devam etmesinden dolayı üretim kapasitesinde azalmaya gitme mecburiyeti gibi konular huzurdaki davanın konusu olmamakla birlikte; siparişi verilen aracın teslim tarihi bahse konu durumlar öngörülerek müşteriye  tahmini olarak bildirildiğini, müvekkil şirketin dava konusu aracı makul sürede teslime hazır hale getirdiğini, İlk derece mahkemesince aracın makul sürede teslim edilemediğine hükmedilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, zira otomobil piyasası uzmanlık gerektiren bir sektör olup mahkemece sektöre yönelik araştırma yapılmaksızın ve covid gibi fiili durumlar tespit edilmeksizin aracın makul sürede teslime hazır hale getirilemediğine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, bu konuda taraflarınca ithalatçıya müzekkere yazılması talep( talebimiz geç teslim değil, ithalatn sürecinin sorulması )  edilmiş olup mahkemece talebinin dahi dikkate alınmadığını, delilleri arasında bildirdiği müzekkere talebini dikkate almayarak delilleri toplamayan yerel mahkeme bir de müvekkili şirketin delil sunamadığını ifade ettiğini,Yerel mahkemece davacının haklı sebeple sözleşmeden döndüğüne karar verilmiş ise de davacı hiçbir haklı sebebin varlığını ispat edemediğini, kaldı ki bir an için davacının haklı sebebinin var olduğu düşünülse dahi karşı tarafı zarara uğratan davacının bu zarara katlanması gerektiğini, Yerel mahkemece ispat hukukuna açıkça aykırı bir biçimde müvekkili şirketin davacının haksız olarak sözleşmeyi fesih ettiğini ispat edemediği şeklinde hüküm kurulduğunu, oysa müvekkili şirketin böyle bir ispat yükümlülüğü olmadığı için taraflarınca bu vakıanın ispatına hiç girişilmediğini, haklı sebeple sözleşmeyi sona erdirdiğini iddia eden davacının bu iddiasını ispatla mükellef olduğunu,Dava dilekçesinde, davacı tarafından sözleşmeden cayıldığı açıkça ikrar edildiğini, davacı yan teslimatın geciktiği gerekçesiyle  satış sözleşmesinden döndüğünü iddia ettiğini, ancak yukarıda açıklandığı üzere, sipariş usulü ve ithal araç satışlarında net bir teslim tarihi söz konusu olmadığını, zira araç ürettirilmekte, ithalat ve gümrük işlemleri tamamlanmakta, yurda giriş yaptıktan sonra teslim gündeme geldiğini, bu noktada kesin ve net bir teslim tarihinden değil, ancak tahmini teslim tarihinden söz edilebileceğini, Sıfır ve ithal araç satan hiç bir bayi kesin bir tarih veremediğini, nitekim davacı yana da bu bilgilendirme yapıldığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, sektörün doğasında kesin tarih olmaması nedeniyle  sıfır araç satın almak için bayiinin kapısına gelen davacının zaten bu hususu bilmesi gerektiğini,  TBK MADDE 236 hükmü gereği davacının müvekkil şirketin uğramış olduğu zararlara katlanması gerekeceğini, mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılarak müvekkil şirketin zararlarının tespitinin yapılması gerektiğini, Huzurda görülmekte olan dava da; davacı yan araç alımı için müvekkil şirkete peşinat vermiş olduğunu, ancak daha sonra araç alımından caydığını bu sebeple kapora parasının iadesi gerektiğini iddia ettiğini, bu iddialara karşılık, davacının satış sözleşmesinden dönerek müvekkili şirketi zarara uğrattığı, müvekkil şirketin bu zarar dolayısıyla tazminat hakkı doğduğu ve uğranılan zararın bir kısmının, davacı yan tarafından verilmiş kaparo parasından mahsup edildiği şeklinde savunma kurulduğunu,Sözleşmenin kurulması sırasında bir tarafa geçen para, karşı tarafın edimini ifa etmemesi durumunda da teminat fonksiyonu da üstlendiğini, TBK Madde 236; \"Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmü uyarınca borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının zararlarını gidermekle yükümlüdür.  Dolayısıyla alıcı tarafından sözleşmeden dönülmesi durumunda, şayet satıcının bir zararı var ise satıcının tazminat hakkı doğacağı açıktır. Peki bu durumda satıcıdan, alıcıdan alacaklı olmasına rağmen, alıcıdan aldığı paranın zararını mahsup etmeden iade etmesi nasıl beklenebilir ki ? Böyle bir karar usul ekonomisine aykırı olduğu gibi  hukuka olan güveni zedeleyecek ve satıcının tahsil kabiliyetini de ortadan kaldıracağını, zira tüm bu ihtimaller dahilinde doktrin ve yüksek yargı aynı görüşü benimseyerek, bağlanma parası iade edilmeden önce zararın mahsup edilmesi gerektiği açıkça ifade edildiğini,Yerel mahkemece zarar iddiasının irdelenmediğini, müvekkil şirkete karşı aynı konuda açılan dava istanbul 12. tüketici mahkemesi tarafından yine benzer şekilde bilirkişi incelemesi yapılmaksızın kabul edildiğini, anılan karar İSTANBUL BAM 3. HUKUK DAİRESİ tarafından bozularak bilirkişi incelemesi yaptırılması için dosya ilk derece mahkemesine geri gönderildiğini,İSTANBUL BAM 3. HUKUK DAİRESİ 2021/1836 E. 2022/9643 K. 31.03.2022 T.  \"Eldeki olayda, davacı davalıdan özel sipariş ile araç siparişinde bulunmuş, bilahare sözleşmeden caymıştır. Davalı tarafça sunulan belgelerden aracın bilahare dava dışı kişiye satıldığı anlaşılmaktadır.  TBK'nın 236. maddesi gereğince borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararını gidermekle yükümlüdür. Davalı satıcı da aldığı bağlanma parasını uğradığı zarara mahsup ettiğini belirterek savunma yapmıştır. Mahkemece davalının TBK'nun 236. maddesine göre uğradığı zararlarla ilgili delillerini toplayıp davalının zararlarının davacının ödediği bağlanma parasından mahsup ederek geriye bir miktar kalırsa bu miktarın davacıya iadesine ilişkin hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kabulüyle kararın kaldırılarak,  trafik sicilinde kayıtlı olmayan araç satışlarının 2918 Sayılı Yasanın 20/2-d maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği gözetilerek taşınır satışı hükümleri gereğince davalının, davacının sözleşmeden dönmesi nedeniyle uğradığı zarar olup olmadığının davalı delilleri toplanarak gerektiğinde sektör bilirkişisinin de aralarında bulunduğu bilirkişilerden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmek üzere mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir.\"Bağlanma parasının iadesi konusundaki emsal kararda görüldüğü üzere zarar iddiasının varlığı halinde bilirkişi incelemesi yaptırılması elzem olup, yüksek mahkemece dosya bilirkişi incelemesi yaptırılması için ilk derece mahkemesine iade edilmiştir. Zararımızın tespiti için kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine iadesi gerekmektedir. Burada ayrı bir parantez açmak gerekir ki ilk derece mahkemesince zararın tahsili için karşı dava açılmadığı şeklinde gerekçe de açıkça hukuka aykırıdır. zira yukarıdaki bam kararından anlaşılacağı üzere müvekkil şirketin zararını tahsil için karşı dava açması gerekmemektedir. ayrıca yine cevap dilekçemiz ile birlikte davanın her aşamasında müvekkil şirketin kesintiyi zarara istinaden yaptığı bildirilmiş olup; mahkemece aranan takas mahsup definin  daha nasıl dile getirilmesi gerektiği anlaşılamamaktadır. kaldı ki; takas mahsup defi için süre sınırı bulunmamakta olup, iş bu istinaf dilekçesi ile dahi dile getirilebilirdi...Yine, tek taraflı ve haklı nedene dayanmaksızın gerçekleştirilen sipariş iptali davacının culpa ın contrahendo sorumluluğunu da doğurduğunu,Davacı ile müvekkili şirket arasında karşılıklı icap ve kabul gerçekleşmiş, ancak müvekkili şirketin sözleşme gereği üstlendiği edim olan araç teslimini ifa etmek istediğinde davacı haksız olarak üstlendiği edim olan para borcunu ifa etmemiş ve sözleşmeyi sona erdirdiğini, müvekkili şirketten sipariş verilerek yurt dışında talepleri doğrultusunda ürettirilerek ithal araç getirilmesi iradesi davacı tarafından ortaya konulduğunu, Müvekkil şirkete bu minvalde ödenen bedel  ile haklı bir güven tesis edilmiş, haklı güven bağlamında da ithal edilecek araç için gerekli süreçler başlatıldığını, Davacı, tek taraflı beyanıyla bu sözleşmeden vazgeçtiğinden kusurlu olduğu da ortada olduğunu, Müvekkil şirketin zararı da yukarıda taraflarınca ayrıntılarıyla açıklandığını, Hal böyle iken kusurlu davranışlarıyla müvekkil şirketi zarara uğratan davacının ödemiş olduğu peşinattan yapılan kesintinin hukuka uygun olduğunu,İleri sürerek, İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, taraflar arasındaki  araç satışı nedeniyle ödenen kaparonun iadesi talepli başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut olayda; taraflar arasında yapılan sözlü sözleşme ile ...- ... marka,  ... tip, 5 kapılı, 1332 cm3 hacimli,  üst sınıf bir otomobilin satışı konusunda anlaşıldığı, davacı tarafça 07.08.2020 tarihinde \" Sıfır Araç Kapora Bedeli\" açıklamalı olarak davalının TR.... IBAN numaralı hesabına 30.000 TL ödeme yapıldığı,  taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmadığından teslim tarihi taraflarca ispat edilemese de aracın davacıya teslim edilmediği hususunun her iki  tarafın da kabulünde olduğu,  davalı tarafın 14.06.2021 tarihinde \"Araç alımından vazgeçme nedeniyle uğranılan zararara ilişkin kesinti\" açıklamalı olarak davacıya 15.000 TL iade ettiği, bu iade tarihinin icra takibinden sonra iş bu dava açılmadan önce yapıldığı,14/06/2021 tarihinde davalı tarafından araç alımından vazgeçilmesi nedeniyle uğranılan zarar açıklaması ile 15.000 TL bedelli davacı adına fatura düzenlediği, davacının Kartal ... Noterliğinden gönderdiği 17/06/2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bahse konu faturanın kabul edilmeyerek iade edildiği, iş bu dava dilekçesinde de belirtilen 15.000 TL'nin dava konusu edildiği, bu miktar üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi talep edilmiştir.Somut olayda, davacı tarafça özel sipariş ile araç siparişinde bulunmuş, bilahare sözleşmeden dönmüştür.Davalı taraf, cevap dilekçesinde delillerini bildirip ek olarak delillerini ibraz ettiğini belirtip uyap sisteminden cevap dilekçesi ekinde delillerini gönderdiği, buna göre davalı vekilinin delilleri toplanmadan karar verildiğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Taraflar arasındaki satış sözleşmesi kapsamında, davacı tarafından davalıya gönderilen paranın TBK’nın 177. maddesinde düzenlenen bağlanma parası olduğu anlaşılmaktadır.TBK’nın 177/1. maddesi uyarınca, sözleşme yapılırken alıcının verdiği para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır ve aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.Davalı satıcı, bağlanma parasını iade etmeme nedenini satış kaybı nedeniyle zarar olarak belirtilmiştir. TBK’nın 236. maddesinde düzenlenen zararın hesaplanma yöntemleri, alıcının ödemede temerrüde düşmesi hâlinde satıcının isteyebileceği zararın hesaplanmasına yönelik olup, somut olayda alıcının sözleşmeden döndüğü dikkate alındığında, davalı satıcının satış kaybına ilişkin zarar iddiası, TBK’nın 236. maddesinde düzenlenen zarar türü kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi davalı satıcı, satış kaybı nedeniyle zararı bulunduğu yönündeki iddiasını da ispatlayamamıştır.Hâl böyle olunca, sözleşmenin feshi nedeniyle davacının ödediği bağlanma parasının iade edilmesi gerektiği yönündeki ilk derece mahkemesince verilen davanın kabulü kararı yerindedir.İlk derece mahkemesine sunulan deliller ışığında, mahkemece davanın kabulüne  yönelik verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, mahkemenin kabul ve gerekçesine göre, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf  sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince   ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.024,65 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 256,16‬ TL harcın mahsubu ile bakiye 768,49‬ TL harcın davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda  26/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"4beae3b4f8ed6ece","SID":"f0b250cb1653ad44"}}