{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi              .<br><br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>.<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...         ...<br>KATİP\t\t: ... \t...<br><br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 20/05/2019<br>NUMARASI\t\t: ....<br>DAVA\t: Alacak <br>DAVA TARİHİ\t: 03/02/2014<br><br>KARAR TARİHİ\t: 21/11/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 20/12/2024<br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı banka ile davalı arasında dava dışı ... A.Ş.'ye kullandırılacak kredi için kredi borçlusu lehine iki dilim halinde her köye bir kobi projesi kapsamında kullandırılan kredinin %80'lik kısmı için kefalet oluşturmak amacı ile sözleşme imzalandığını, asıl borçlunun ihtarnameye rağmen borcunu ödemediğini, asıl borçlu hakkında icra takibi başlatıldığını, kullandırılan kredinin %80'i için teminat veren davalı şirket aleyhine banka riskinin %80'ini oluşturan 533.333,34 TL'lik kısmının davalı tarafından ödenmesinin talep edildiğini, Avrupa Yatırım Fonunun kredinin kefalet şartlarına aykırı olacak şekilde hatalı kullandırıldığı gerekçesi ile ödeme yapmaktan kaçındığını belirterek davalının ihtarname ile talep edilen miktarın %50'sine karşılık gelen 266.666,65 TL'yi ödediğini, kalan kısmı ise sözleşme hükümlerine aykırı olarak ödemediğini belirterek 266.666,65 TL'nin tazmin talep tarihi olan 28/01/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında faiz oranı yönünden taleplerini ıslah ederek avans faizi yerine kredi akdi faiz oranı uygulanması gerektiğini belirterek 266.666,65 TL'nin tazmin talep tarihi olan 28/01/2013 tarihinden itibaren TCMB'nin ticari işlere uyguladığı avans faizi yerine kredi akdi faiz oranı üzerinden hesaplanacak faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. <br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her köye bir kobi projesi kapsamındaki kredinin davacı tarafından iki parça halinde kullandırılması gerekirken, tüm kredinin bir defada ve hatalı olarak kullandırıldığını, bu nedenle kendileri tarafından sağlanan garantinin sonuçsuz kaldığını, asıl kredi sözleşmesi hükümlerine aykırı biçimde kredi kullandırılmış olması nedeni ile kendi garantilerinin de dayanağının ortadan kalktığını bildirerek davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, dava dışı şirkete tahsis edilen kredinin bir defada kullandırılması gerekirken limit aşılmamak koşulu ile iki parça halinde kullandırıldığı, davalının aralarında düzenlenen sözleşmenin 4.2.6 maddesine aykırı biçimde kredinin bir defa yerine iki dilim halinde kullandırıldığını belirterek kefalet sorumluluğunun ortadan kalktığını ileri sürdüğü, davacı tarafından kullandırılan kredinin tek bir parça yerine iki dilim halinde kullandırılması dışında sözleşmenin 4.2.6. maddesinde belirtilen diğer koşullara uyulduğu, taraflar arasındaki sorunun bir defada kullandırılması gereken kredinin iki parça halinde kullandırılması nedeni ile davalının kefalet sorumluluğunun ortadan kalkıp kalkmadığı noktasında toplandığı, taraflar arasında imzalanan aynı sözleşmenin 10.7. maddesinde başka bir hüküm daha yer aldığı, sözleşmenin 10.7. maddesine göre taraflardan biri sözleşmeye aykırı hareket eder veya sözleşme hükümlerini uygulamaz ise, diğer tarafın bir ihtarname çekerek sözleşme hükümlerinin uygulanmasını veya aykırılığın düzeltilmesini isteyebileceği, bir ay içinde uygulama başlamaz veya aykırılık düzeltilmez ise taraflardan herhangi birinin sözleşmeyi fesih etme yetkisine sahip olduğu, davacı her ne kadar taraflar arasındaki sözleşmenin 4.2.6 maddesine aykırı şekilde limiti aşmamak üzere tahsis edilen krediyi bir defada dava dışı şirkete ödemesi gerekirken kredinin iki bölüm halinde kullandırılması nedeni ile bu maddeye aykırı davranmış ise de, davalının sözleşmenin 10.7. maddesindeki hakkını kullanarak sözleşmeyi fesih etmeyerek davacı tarafından gerçekleştirilen 4.2.6. maddedeki aykırılığı benimsediği, sözleşme fesih edilmediği için davalının bu sözleşme ile bağlı olması gerektiği, aynı alacağın tahsili için dava dışı asıl borçlu hakkında başlatılan iki ayrı icra takibi nedeni ile yapılacak tahsilatlar ile birlikte tahsilde tekerrür oluşturmamak koşulu ile kefalet sözleşmesi kapsamında 266.666,65 TL'nin davalıdan tahsili gerektiği, 28/01/2013 tarihinde tebliğ edilen ve 8 iş günü ödeme süresi öngörülen ihtarname ile temerrütün 08/02/2013 tarihinde gerçekleştiği gerekçesiyle 266.666,65 TL'nin 08/02/2013 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlı avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine  karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ıslah talepleri açısından hüküm kurulmadığını, gerekçeli kararı 08/02/2016 tarihli ıslah talepleri doğrultusunda istinaf ettiklerini, davanın ıslah talebi doğrultusunda tümüyle ile 266.666,65 TL'nin tazmin talep tarihi olan 28/01/2013 tarihinden itibaren TCMB’nin ticari işlere uyguladığı avans faizi yerine kredi akdi faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın ıslah talepleri doğrultusunda kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararda dava konusu ihtilafın yanlış açıklandığını, savunmaları ve uzman görüşünün tamamen göz ardı edildiğini, davaya uygun olmayan gerekçelerle haksız ve hukuka aykırı şekilde hüküm kurulduğunu, karar sonucunda müvekkilinin kefil olmadığı bir krediden sorumlu olması gibi anlaşılmaz durumla karşılaşıldığını, mahkemenin gerekçeli kararında savunmalarının tüm kredinin bir defada kullandırılması gerekir iken iki parça halinde kullandırıldığı, bunun sözleşmeye aykırılık oluşturması nedeni ile kefaletlerinin geçersiz hale geldiğini belirtip, ödeme yapmaktan kaçındığı şeklinde özetlendiğini, oysaki dosya kapsamında açıkladığı üzere konunun tam da aksi şekilde davacının krediyi hatalı olarak bir defada kullandırması olduğunu, davacının sözleşme ile kabul ettiğinin aksine hareket ettiğini, kullandırabileceği kredi limitinin üzerinde kredi kullandırdığını, davacının kabul ettiği üzere dava konusu kredinin bir kobi'ye 1.250.000 TL'lik limit içinde kalmak koşuluyla birden fazla 625.000 TL limite kadar kredi tahsis edilebileceğini, her dilim için kredinin kullandırım alanlarının farklı olması ve farklı iki ayrı kredi ile farklı ihtiyaçlar için kredi kullandırılması gerektiğini, davacının ise açıkça sözleşmeye aykırı şekilde 800.000 TL'lik bir kredi kullandırdığını, mahkemece gerekçeli kararda dava dışı şirkete tahsis edilen kredinin bir defada kullandırılması gerekir iken limit aşılmamak koşulu ile iki parça halinde kullandırıldığının tartışmasız olduğunun belirtildiğini, oysa ki tartışmanın tam da tartışmasız denilen bu konudan kaynaklandığını, davacının kredi limitini aştığını, üstelik müvekkiline sözleşmeye uygun kredi tahsis ettiğini (625.000 TL ve 175.000 TL olmak üzere iki kredi) bildirdiğini, bu şekilde onay aldığını, kefalet şartlarına aykırı şekilde 800.000 TL'lik bir kredi kullandırdığını, davacının kredi koşulunu ve bu koşulun amacını bilmesine rağmen kredi limiti üzerinde kredi kullandırdığını, kredi için belirlenen limitler proje kapsamında bir şart olup amacı kobi'lerin uygun şekilde farklı ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik olduğunu, bankanın bu hatası nedeniyle müvekkilinin, projenin finansörü olan Avrupa Yatırım Fonundan garantiyi sağlayamamış olup bankanın hatasına müvekkilinin katlanmasının beklenemeyeceğini, müvekkilinin kendisine düşeni yaptığını, davacıya kefil olmak için şartlarını açıkça bildirdiğini, davacının da bu şartları kabul ettiğini, hatta krediyi sözleşmeye uygun şekilde kullandırdığı şeklinde müvekkiline bildirimde bularak müvekkilini yanıltıp kefalet sağladığını, bu şekildeki bir kefaletin zaten geçersiz olduğunu, bankanın kefalet için onay aldığı bir krediden başka bir kredi kullandırdığının açıkça ortada olduğunu, bu krediye müvekkilinin kefil kabul edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin kefil olmadığı bir krediye ilişkin kefalet sorumluluğu olduğu şeklinde hukuka ve hakkaniyete tamamen aykırı bir sonuca ulaşıldığını, bilirkişi raporlarının kendi içinde dahi çelişkili, hukuki değerlendirmelerden uzak ve davaya ışık tutar nitelikte bulunmadığını, dosyaya ibraz edilen ve uzman görüşünde konu tüm unsurlarıyla ve hukuki gerekçeleriyle irdelenerek sonuca ulaşıldığını, mahkemece yerleşmiş Yargıtay kararlarının aksine uzman görüşü ile raporlar arasında oluşan esaslı mübayenetin giderilmesi için bir rapor alınmadığı gibi gerekçeli kararda uzman görüşü ile ortaya konulan hususların tartışılmadığını, cevaplanmadığını ve hatta uzman görüşüne değinilmediğini, müvekkili tarafından düzenlenen kefalet belgesini kredi kefalet çerçeve sözleşmesi ve 25.06.2010 tarihli uygulama esasları ile birlikte değerlendirmek gerektiğini, nitekim çerçeve sözleşme ve uygulama esaslarının kefalet belgesinin ayrılmaz parçası olduğunu, bu konudaki müteaddit açıklamaların ve taleplerinin mahkemece dikkate alınmadığını, dosya kapsamına uygun olmayan şekilde hüküm kurulduğunu, sözleşme içeriklerinin mahkemece değerlendirilmesi ve hukuki nitelendirmenin mahkemece yapılması gerekirken, bilirkişi raporlarına atıf yapılmakla yetinildiğini, sözleşmenin 10.7. maddesi dayanak gösterilerek ilgili hüküm gereğince sözleşmenin feshedilmemesi, aykırılığın benimsendiği şeklinde yorumlandığını, bu gerekçenin hukuken yerinde olduğunu söyleyebilmenin mümkün olmadığını, kefalet belgelerinin, çerçeve sözleşme ve uygulama esaslarının birbirinin ayrılmaz parçası ve eki olduğu değerlendirildiğinde uyuşmazlığın sadece kefalet belgesi kapsamında değil ve fakat tüm belgeler değerlendirilmek suretiyle incelenmesi gerektiğini, yargılama sırasında da pek çok kez ifade edildiği üzere uygulama esaslarında proje tanımı yapılmış, proje risk paylaşımının %40’ının AYF kontrgarantisi altında olduğunu, proje kaynaklarının yarısının AYF tarafından sağlanacağını, her bir kredi dilimi talebinin 625.000 TL’yi geçmeyeceğinin ifade edildiğini, uygulama esaslarının III/b maddesinde proje kapsamında verilecek kefalet tutarı talep edilen her bir kredi için %80 kefalet oranı ile 500.000 TL ile sınırlı olmak üzere kullandırılacak kredi tutarının 625.000 TL’yi geçmeyeceğini, ancak kullanım yeri ve amacı farklı olacak şekilde her bir kredi tutarının 625.000 TL ile sınırlı olmak üzere kobi başına 1 milyon TL tutarında teminat verilebileceğini, her bir kredinin üst limit olan 625.000 TL’yi geçmeyeceği tekrar belirtildiğini, bu nedenle de madde uyarınca projenin büyüklüğü ve özelliğine göre 625.000 TL’lik kredi limitinin üzerindeki krediye ihtiyaç duyulması halinde bir kobi başına toplam 1.250.000 TL limit içinde kalmak üzere her bir kredi dilimi için azami 625.000 TL ile sınırlı olmak üzere farklı ihtiyaçlara göre ayrıştırılarak kefalet talebinde bulunulması gerektiğini, davacının kredi/kefalet şartlarını bilmemesi/sonuçlarını öngörememesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının dava dilekçesinde bu koşullara uygun suretle kredi kullandırmamış olduğunu da kabul ederek, açıkça hukuka aykırı olacak şekilde şarta aykırı kredi kullandırımını kendi operasyonel işlemi olarak açıklamaya çalıştığını, kefaletin açıkça her köye bir kobi projesi kapsamında verilmiş şartlı bir kefalet olduğunu, yine her köye bir kobi projesinin kredi ve kefalet hükümleri de anılan hükümlerinin de son derece açık olup davacı bankanın bilgisi ve kabulü dahilinde olduğunu, bu durumun ihtilaf konusu dahi değilken mahkemece sözleşmenin feshi hakkının kullanılmamış olmasının, aykırılığın kabul edildiği şeklinde yorumlandığını, müvekkilinin kullandırdığı krediye zaten kefil olmadığını, hal böyle iken müvekkilinin taraf olmadığı bir ilişkide fesih yapmasının beklenmesini de anlamanın mümkün bulunmadığını, mahkeme kararının açıkça kendi içerisinde de çelişkili bulunduğunu, davacının sözleşmeye aykırı davrandığı kabulüne rağmen davanın kabulüne karar verildiğini, davacı tarafından da iki kredi için iki ayrı form doldurularak müvekkiline gönderildiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından bankaya talebin iki ayrı kredi için ve her köye bir kobi projesi kapsamında uygun bulunduğu bildirilerek ilgili kefalet işlemi için düzenlenen iki ayrı kefalet sözleşmesinde de kefaletlerin her köye bir kobi projesi kapsamında olduğunun açıkça yazılı olduğunu, ayrıca Kredi Garanti Fonu kefalet ve uygulama esasları çerçeve sözleşmesinin de bu kefalet işleminin eki ve ayrılmaz parçası olduğunu, tüm bu açık düzenlemelerin mahkeme kararında yer dahi almadığını, müvekkilinin fesih hakkını kullanmaması, davacının tüm bu sözleşmeye aykırılıklarını bertaraf ettiğini, kefaletin geçerli sayıldığını, her köye bir kobi projesi kapsamında bankanın, kredi ve kefalet limitleri hiçbir tereddüte yer bırakmayacak netlikte belirlendiğini, davacının dava konusu işlemde kredi kullandırımı ise limitin üzerinde olduğunu, asıl borç miktarı anlaşmaya aykırı iken geçerli bir kefaletten söz edilmesinin mümkün olmadığını, bankanın bu süreçlerde hata yaptığını, yapmış olduğu bu hatanın sonucunun ise müvekkilin kefaletinin geçersiz olması olduğunu, davacının kefalet teminatından yoksunluğunun tüm sorumlusu yine kendisi olmasına rağmen, tüm aykırılıkların göz ardı edildiğini, müvekkilin fesih yapmamış olması gerekçe gösterilerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulduğunu, müvekkilinin işbu kredinin müteselsil borçlusu olmadığını, müvekkilinin davacıya karşı kayıtsız şartsız bir borç ikrarında bulunmadığını, müvekkilinin şartlı olarak kefalet taahhüdünde bulunduğunu, kefalet şartları gerçekleşmediğinden doğmuş bir kefalet sorumluluğundan söz edilemeyeceğini, konunun kefalet müessesi içinde kalınarak hukuken irdelenmesi gerekirken, farklı hukuki düzenlemelerin unsurlarının dava konusu işleme uyarlanmasının kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin sözleşmeyi feshetmemesi, davacının tüm sözleşmeye aykırılıklarını bertaraf etmemekte ve sözleşmeye göre talepte bulunulmasını haklı kılmadığını, müvekkilinin geçerli bir kefaleti diğer bir değişle geçerli bir hukuki ilişki zaten yokken bu ilişkinin müvekkili tarafından feshedilmemiş olduğundan bahisle müvekkili bağlayacağı sonucuna varılmasının hukuken mümkün bulunmadığını, müvekkilinin davacı bankanın kredi tahsis, kullandırım süreçlerini kontrol ve varsa bir hata düzelttirme gibi bir yetki ve sorumluluğu bulunmadığını, davacının banka, müvekkilinin ise bir kefalet kuruluşu olduğunu, kefalet işleminin şartlarının belirlendiğini, beklenenin tarafların kendi yetki ve sorumluluk alanları içinde kalarak işlemlerini karşılıklı taahhütlerine uygun suretle sağlamak olduğunu, müvekkilinin davacı üzerinde bir nezaret yetkisi ve görevi bulunmadığını, sözleşmenin başından itibaren kendi alanındaki tüm koşulları yerine getirdiğini, kefalet taahhüdünde son derece açık olarak şartlar belirtilmesine rağmen davacının yanlış işlem yaptığını, kefalet sorumluluğunun hukuken doğmamasına neden olduğunu, müvekkilinin geçerli olmayan bir kefalet sözleşmesini neden fesih etmek zorunda olduğunun anlaşılamadığını, diğer yandan müvekkilinin neye kefil olduğu belli iken banka hatalı bir kredi vermişse müvekkilin bankayı uyarma görevi de bulunmadığını, zaten kredi kullandırılmış olduğu için böyle bir uyarının anlamı da bulunmadığını, kredi  sözleşmesinin davacı banka tarafından müvekkilin bilgisi olmaksızın, müvekkilin kefalet koşullarından tamamen farklı yeni koşullar doğuracak şekilde tanzim edildiğini, kefalet sözleşmesinin yazılı şekil şartına tabi olduğunu, oluşan yeni koşullara göre yeni bir kefalet sözleşmesi tanzim edilmemişken, müvekkilinin sözleşmeye aykırılığı kabullendiğini ve bunun sonucu olarak yeni bir kefalet sözleşmesinin akdedildiği anlamı taşıyan mahkeme gerekçesinin kabulünün hukuki anlamda hatalı bir değerlendirme olduğunu, dosyaya ibraz edilen uzman görüşü ve dosyada mevcut bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, mahkemece bu çelişki giderilmeksizin hüküm kurulduğunu, dosyaya sunulan uzman görüşü ile dosyada mevcut bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmemesinin hukuki dinlenme hakkının ihlali sonucu doğuracağını, müvekkilinin temerrütü söz konusu olmayıp faiz alacağına hükmedilmesinin yerinde bulunmadığını, davacının müvekkil fonu temerrüte düşürdüğünden de söz etmenin mümkün olmadığını, dava dışı kredi borçlusu ve diğer teminat verenlere karşı gönderilen ihtarnamede 792.646,77 TL’nin yani 800.000,00 TL’lik kullandırılan kredinin neredeyse tamamının bir iş günü içerisinde ödenmesi talep edildiğini, 800.000,00 TL için kredi kullanan birinin 792.646,77 TL’yi bir gün içerisinde ödemesi imkansız olduğuna göre, borçluları temerrüde düşürmek için ihtarnamede makul ve yeterli süre verilmediğini, bu şekli ile ihtarnamenin temerrüt ihtarı olmadığını, diğer yandan taraflar arasında akdedilen çerçeve sözleşmenin 10.7. maddesinde sözleşmeye aykırılık durumunda diğer tarafın ihtarname çekerek aykırılığın giderilmesini talep etmesi gerektiğinın açıkça belirtildiğini, bu durumda kabul anlamına gelmemek kaydıyla kefalet hükümlerine aykırı hareket edildiğini iddia eden davacının bu şartı gerçekleştirmeden dava açmış olması karşısında davacının davasının usulden dava şartı noksanlığı taşıdığı gibi, temerrüt tarihinin de tazmin talep tarihi/kısmi ödeme tarihi veya dava tarihi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkiline karşı ihtar zorunluluğunu yerine getirmediğini, davanın bu yönden de dava şartından yoksun olmakla reddi gerekmekte iken buna ilişkin savunmalarının da dikkate alınmadığını, davacının alacak miktarı araştırılmaksızın hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, davacının alacağının devam edip etmediği devam ediyorsa ne kadar kaldığı bilinmeden davacının talebine istinaden müvekkilinin sorumluluğuna karar verilmesine de ayrıca  itiraz edildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava, davacı tarafından dava dışı şirkete kullandırılan ve ödenmediği ileri sürülen kredi alacağının kredi kefalet sözleşmeleri kapsamında davalıdan tahsili istemine ilişkindir. <br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tGenel kredi sözleşmesi, hesap kat ihtarı, Bursa 13. İcra Müdürlüğünün 2013/674 sayılı takip dosyası, kredi kullandırım dekontu, davalı tarafından davacı bankaya yapılan ödemeye ilişkin banka dekontu, davacı banka ihtirazi kaydı, davalı tarafından davacı bankaya gönderilen yazı sureti ve e-mail sureti, kredi geri ödeme kefalet sözleşmeleri, davacı tarafından davalıya gönderilen kefalet talep yazısı, Bursa 13. İcra Müdürlüğünün 2013/675 sayılı icra takip dosyası, kredi kullandırım bildirimi, davalı tarafından davacıya gönderilen kefalet talep cevabi yazısı, kredi kefalet çerçeve sözleşmesi, davalı tarafından davacıya gönderilen yazı suretleri, davalı KGF ile dava dışı Avrupa Yatırım Fonu (AYF) arasında gönderilen e-mail suretleri, kobi teminat kredisi/kredi teminatı penceresi teminat sözleşmesi, davacı tarafından davalıya gönderilen tazmin talep yazıları, yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 22/07/2015 tarihli ön rapor, 01/02/2016 tarihli birinci ek, 27/03/2017 tarihli ikinci ek rapor, diğer bir bankacı bilirkişiden alınan 29/11/2017 tarihli kök, 12/02/2018 tarihli ek rapor, bankacı, hukukçu, bankacı bilirkişi heyetinden alınan 29/11/2018 tarihli rapor, davalı tarafından ödenen kısmın iadesini talebini içerir davacıya gönderilen yazı sureti, davalı vekilince yargılama aşamasında dosyaya ibraz edilen hukukçu tarafından düzenlenen 05/03/2019 tarihli hukuki mütalaa dosya içerisinde yer almaktadır. <br>\tDava dışı AYF ile davalı arasında 27/01/2010 tarihli kobi teminat kredisi/kredi teminatı penceresi teminat sözleşmesi imzalanmıştır.  <br>\tDavalı tarafından davacıya gönderilen 25/06/2010 tarihli yazı ile, her köye bir kobi projesi kapsamında AYF ile görüşmelerin yapıldığı, projenin başvuru kriterleri ve kullandırım esaslarının yeniden düzenlendiği, proje kaynaklarının %50 KGF kefaleti, %50 AYF kontrgarantisi, kobi başına toplam kredi limitinin 1.250.000,00 TL, her bir kredi limitinin 625.000,00 TL (her kredi dilim talebinin 625.000,00 TL'yi geçmeyeceği), kobi başına toplam kefaletin 1.000.000,00 TL, her bir kredi başına kefaletin 500.000,00 TL olduğu, banka kredi ve kefalet limitleri başlıklı III.b maddesinde bu proje kapsamında verilecek kefalet tutarının talep edilen her bir kredi için %80 kefalet oranı ile 500.000,00 TL ile sınırlı olduğu, kullandırılacak kredi tutarının 625.000,00 TL'yi geçmeyeceği, kullanım yeri ve amacı farklı olacak şekilde her bir kredi tutarı 625.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere kobi başına 1.000.000,00 TL tutarında kefalet verilebileceği, grup firmaları için ise toplam kredi limitinin 1.875.000,00 TL ve kefalet limiti ve 1.500.000,00 TL ile sınırlı olacak şekilde her bir kredi için üst limit olan 625.000,00 TL'yi geçmeyeceği, bu nedenle projenin büyüklüğü ve özellliğine göre 625.000,00 TL'lik kredi limitinin üzerindeki krediye ihtiyaç duyulması halinde bir kobi başına toplam 1.250.000,00 TL limit içinde kalmak üzere her bir kredi dilimi azami 625.000,00 TL ile sınırlı olacak şekilde farklı ihtiyaçlara göre ayrıştırılarak kefalet talebinde bulunulması gerektiği, başvuru ve belgelendirme usulleri başlıklı IV.a maddesinde 625.000,00 TL'lik kredi limiti içinde kalmak kaydıyla her bir kredi türü ayrı ayrı gösterilmek suretiyle yazı ekinde bulunan kefalet talep formu eksiksiz olarak doldurulacağı, * işareti bulunan alanlar kesinlikle boş bırakılmayacağı, kredi limitinin 625.000,00 TL üzerinde olması halinde aşan kısım için aynı şekilde ayrı bir kefalet talep formu doldurulacağı belirtildikten sonra yazının son kısmında her köye bir kobi projesinin uygulama esaslarının Kredi Garanti Fonu Kefalet ve Uygulama esasları Çerçeve Sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası sayılacağı belirtilmiştir. <br>\tDavacı ile dava dışı ... ... A.Ş. arasında 04/07/2011 tarihli 1.050.000,00 TL limitli, 09/07/2012 tarihli 1.500.000,00 TL limitli  genel kredi sözleşmeleri imzalanmıştır.<br>\tDavacı tarafından davalıya 27/05/2011 tarihli yazı ekinde kefalet talep formları gönderilerek kefalet verilip verilmeyeceğinin bildirilmesi istenilmiş, yazı ekinde tutarı 625.000,00 TL olan kredi için %80 kefalet miktarının 500.000,00 TL, tutarın 175.000,00 TL olan kredi için %80 kefalet miktarının 140.000,00 TL olduğu açıkça yazılmıştır. <br>\tDavalı tarafından davacıya gönderilen 30/06/2011 tarihli kefalet talep cevabi yazısında, her köye bir kobi projesi ile sağlanan bu finansmanın Avrupa Topluluğunun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garanti kapsamında bulunduğu, kefaletin her köye bir kobi projesi kapsamında tahsis edildiği, 625.000,00 TL krediye 500.000,00 TL, 175.000,00 TL'ye krediye 140.000,00 TL kefaletin onaylandığı bildirilmiştir. <br>\tDavalı ile davacı arasında akdedilen 18/07/2011 tarihli kredi geri ödeme kefalet sözleşmesinde, ... ... A.Ş.'ye kullandırılan/kullandırılacak 175.000,00 TL limitli yurt dışı kaynaklı işletim kredisinin %80 risk oranına tekabül eden 140.000,00 TL kısmına KGF'nin müteselsil kefil olduğu, her köye bir kobi projesiyle sağlanan bu finansmanın Avrupa Topluluğunun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garanti kapsamında bulunduğu belirtilmiş, 18/07/2011 tarihli kredi geri ödeme kefalet sözleşmesinde de, ... ... A.Ş.'ye kullandırılan/kullandırılacak 625.000,00 TL limitli yurt dışı kaynaklı işletim kredisinin %80 risk oranına tekabül eden 500.000,00 TL kısmına KGF'nin müteselsil kefil olduğu, her köye bir kobi projesiyle sağlanan bu finansmanın Avrupa Topluluğunun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garanti kapsamında bulunduğu belirtilmiştir. <br>\tDavacı bankaya davalı tarafından gönderilen 18/07/2011 tarihli yazı ile, kredi geri ödeme kefalet sözleşmesi aslının banka genel müdürlüğüne gönderildiği belirtilerek kredi ödenirken kefalet komisyonu kesilerek hesaplarına yatırılması, kredinin açıldığını bildirilen yazının ödeme planıyla birlikte taraflarına gönderilmesi, 625.000,00 TL krediye 500.000,00 TL, 175.000,00 TL krediye 140.000,00 TL kefaletleri bulunduğu, işbu kefalete istinaden kullandırılacak kredinin tamamının bir defada kullandırılması gerektiği, kısmi kullandırım durumunda kefaletlerinin geçerli olmayacağı bildirilmiştir. <br>\tTaraflar arasında akdedilen kredi kefalet çerçeve sözleşmesinin 4.2.6 maddesinde bankanın krediyi KGF'ye bildirdiği koşullara aykırı kullandırması halinde KGF'nin kefaletten sorumlu olmayacağı, 9.1.5 maddesinde KGF'nin süreden sonra ödeme yapması halinde geciken süre için bankanın krediye uyguladığı akdi faiz oranında hesaplanacak faiz tutarının tazmin edilecek tutara ekleneceği, 10.7 maddesinde de taraflardan birinin sözleşmeye aykırı hareket etmesi veya sözleşme hükümlerini uygulamaması halinde diğer tarafın bir ihtarname çekerek sözleşme hükümlerinin uygulanmasına veya aykırılığın düzeltilmesini isteyeceği, bir ay içinde uygulama başlamaz veya aykırılık düzeltilmez ise taraflardan herhangi birinin sözleşmeyi feshetme yetkisine sahip olduğu hükme bağlanmıştır. <br>\tDavacının dava dışı asıl borçlu şirkete 21/07/2011 tarihinde 800.000,00 TL kredi kullandırdığı kredi kullandırım dekontundan anlaşılmıştır. <br>\tDavacı tarafından davalıya 21/07/2011 tarihli kredi kullandırım bildirimi gönderilerek müşteri ... ... A.Ş. lehine tahsis edilen davalının kefaleti tesis edilmiş 800.000,00 TL tutarlı kredinin 21/07/2011 tarihinde kullandırıldığı bildirilmiştir. <br>\tKredi borcunun ödenmediği gerekçesiyle davacı tarafından kredi hesabı kat edilerek dava dışı asıl borçluya 25/12/2012 tarihli hesap kat ihtarı gönderilerek 792.646,77 TL nakit borcun ödenmesi, 99.000,00 TL gayri nakit borcun depo edilmesi talep edilmiş, ödeme ve depo için asıl borçluya 1 günlük atıfet süresi tanınmıştır. <br>\tBursa 13. İcra Müdürlüğünün 2013/675 sayılı icra takip dosyası ile, davacı banka tarafından dava dışı asıl borçlu ve diğer borçlular aleyhine toplam 962.206,73 TL alacağın tahsili talebiyle 07/02/2013 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip dosyasında 25/10/2013 tarihinde ... .... ... tarafından icra dosyasına 120.976,60 TL ödendiği görülmüştür. <br>\tBursa 13. İcra Müdürlüğünün 2013/674 sayılı takip dosyası ile, davacı banka tarafından dava dışı asıl borçlu ve ipotek borçlusu aleyhine 800.000,00 TL alacağın tahsili talebiyle 07/02/2013 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatılmıştır. Anılan takip dosyasında ipotekli taşınmaz 07/10/2013 tarihinde alacağa mahsuben davacı bankaya 367.000,00 TL bedel ile satılmıştır. İcra müdürlüğünün davacı bankaya yazdığı müzekkereye verilen cevapta davacı bankaca asıl borçlu firmanın ana para borcunun 19/07/2013 tarihi itibarıyla 706.459,17 TL olduğu, faiz, masraf, avukatlık ücretinin dahil olmadığı bildirilmiştir. \t<br>\tDavacı tarafından davalıya gönderilen 28/01/2013 tarihli tazmin talep yazısı ile, kredinin güncel risk bakiyesinin 666.666,67 TL olduğu, riskin %80'ine takabül eden 533.333,33 TL'nin ödenmesi talep edilmiştir. <br>\tDavalı KGF tarafından dava dışı Avrupa Yatırım Fonu'na (AYF) gönderilen 01/03/2013 tarihli e-mail ile, kredi belgesi üst limiti 625.000,00 TL olduğu halde 800.000,00 TL miktarında değer taşıdığı, bu durumun aracılık şartlarının ihlali anlamına gelip gelmediği sorulmuş, dava dışı AYF tarafından davalıya gönderilen 01/03/2013 tarihli cevabi e-mail ile bu durumda sözleşmenin yürürlükteki kurallarına KGF'nin uymadığı, aslında destekleyici belgeler üzerinden krediden krediye ödemenin düzenliliği ve geçerliliğini değerlendirmenin mümkün olmadığı, çünkü belgelerin iki kredinin birikmiş olduğu durumunu gösterdiği, bu durumun Halk Bankasının hatasından kaynaklandığı bildirilmiştir. <br>\tDavacı bankaya davalı tarafından gönderilen 04/03/2013 tarihli e-mail ile, banka tarafından iki ayrı kredi olarak onaylanan ve iki ayrı kredi geri ödeme kefalet sözleşmesi gönderilen AYF kontrgarantisi (KGF kefaletinin %50'si) içeren her köye bir kobi kapsamındaki söz konusu kredilerin bankaca tek kredi olarak kullandırılması sebebiyle AYF yazısından da görüleceği üzere AYF kontrgarantisinden çıktığı, bankayla kuruluşları arasında imzalanmış olan sözleşme hükümlerine göre söz konusu kredideki kefaletlerinin yok hükmünde olmasına karşın genel müdürleri tarafından banka şubesinin mağdur edilmemesini teminen sadece AYF kontrgarantisi dışında kalan kısım (%50) için banka talebinin karşılanmasının uygun bulunduğu belirtilmiştir. <br>\tDavalı tarafından davacı bankaya gönderilen 06/03/2013 tarihli  yazı ile, .... A.Ş.'nin taahhütlerini yerine getirmemesinden dolayı muaccel olan, sorumlu oldukları 266.666,67 TL'nin hesaptan alınması bildirilmiştir. <br>\tDavalı tarafından 06/03/2013 tarihinde davacı bankaya \"... .... A.Ş. 4147 sayılı 06/03/2013 tarihli yazınıza istinaden\" açıklamasıyla 266.666,67 TL ödendiği banka dekontu ile sabittir. <br>\tDavacı banka 06/03/2013 tarihli ihtirazi kayıt yazısı ile davalıya sorumlu olduğu kefalet tutarının 533.333,34 TL olduğu, bu miktarın yarısı olan 266.666,67 TL'lik kalan tutara ilişkin her türlü haklarının saklı kalması koşuluyla kefalet tutarının diğer %50'lik kısmı olan 266.666,67 TL'nin hesaptan alındığı bildirilmiştir.<br>\tYargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 22/07/2015 tarihli ön raporda, eksik belgeler bildirilmiş, raporda belirtilen eksik belgeler dosyaya kazandırıldıktan sonra alınan 01/02/2016 tarihli birinci ek raporda, davacının 675.000.00 TL ve 175.000.00 TL'lik kredileri tek seferde 800.000.00 TL olarak kullandırılmasına davalının davacı bankaya hitaben 18.07.2011 tarihli ...sayılı yazısının 2 nolu dip nottaki ifadenin sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, davacının 625.000,00 TL ve 175.000,00 TL'lik kredilerin tek seferde toplam 800.000,00 TL olarak kullandırdığına dair geri ödeme planını davalı fona gönderdiğinin görüldüğü, davalı fon kredilerin 625.000,00 TL ve 175.000,00 TL olarak ayrıştırılması konusunda davacı bankaya bir uyarıda bulunmadığı, buna göre yapılan işlemde herhangi bir uygunsuzluk olmadığı yönünde davacı bankada oluşturulan güvenin korunması ilkesinin de önem taşıdığı, Kanunun getirdiği güvenin korunmasına dair hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabildiği, sağlanan güvenin, güven sorumluluğu<br>kapsamında hukuken korunması gerektiği, ayrıca her iki kredinin vadesi ve faiz oranlarının da aynı olmasının geri ödeme ve davalı fonca her bir kefalet sorumluluğu yönünden sorumluluğunu arttırıcı bir durumda bulunmadığı, taraflar arasındaki kredi kefalet çerçeve sözleşmesinde davalı fonun davacı bankaya hitaben 25.06.2010 tarihli 9321 sayılı yazısında ve 18.07,2011 tarihli 12707, 12708 sayılı kredi geri ödeme kefalet sözleşmelerinde krediler ayrıştırılmadan kullandırılması halinde verilen kefaletin geçersiz olacağına dair de bir hüküm bulunmadığı, Avrupa Yatırım Fonu yetkisinin iki kredinin birlikte kullandırıldığından ve tek seferde kullandırılacak kredi miktarı 625.000,00 TL'yi geçmemesi gerektiğinden sözleşme koşullarına davacının uymadığına kanaat getireceklerini ve kendilerine düşen sorumluluk miktarını ödemeyeceklerini bildirmesi davacı banka ile davalı fon arasındaki hukuki durumu ilgilendirmediği, davalı fonun kefalet tutarı 640.000,00 TL kapsamında davacı bankanın talep ettiği kefalet miktarı sorumluluğu 533.333,33 TL'nın %50'si olan 266.666,67 TL'yi 06.03.2013<br>tarihinde davacı bankaya ödediği, ancak aralarındaki anlaşma gereği diğer %50 kısmı 266.666,67 TL Avrupa Yatırım Fonundan tahsil edemeyeceği düşüncesiyle davacı bankaya ödemediğinin anlaşıldığı, davalı fonun, davacı bankaya karşı kullandırılan krediler dolayısıyla mücerret bir borç taahhüdünde bulunduğu, Avrupa Yatırım Fonu arasındaki anlaşmayı gerekçe göstererek ödemeden imtina edemeyeceği, davacının bankanın davalı fondan, asıl borçlu ve ipotek borçlusu hakkında Bursa 13. İcra Müdürlüğünün 2013/674 sayılı dosyasından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ile asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında Bursa 13. İcra Müdürlüğünün<br>2013/675 sayılı dosyasından genel haciz yoluyla yapılan takipler nedeniyle tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla dava tarihi itibariyle 266.666,65 TL asıl alacak (kalan kefalet miktarı) ve 33.529,653 TL temerrüt faizi olmak üzere toplam 300.196,28 TL talep hakkına sahip bulunduğu, dava tarihinden itibaren asıl alacak (kalan kefalet miktarı) 266.666,65 TL üzerinden %15 oranını geçmemek kaydıyla %11,75 ve değişen oranlarda avans faizi talep edebileceği yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tİtiraz üzerine alınan 27/03/2017 tarihli ikinci ek raporda, birinci ek rapordaki görüş tekrar edildikten sonra dava tarihinden itibaren asıl alacak (kalan kefalet miktarı) 266.666,65 TL üzerinden %15 temerrüt faizi talep edebileceği tespit edilmiştir. <br>\tDiğer bir bankacı bilirkişiden alınan 29/11/2017 tarihli kök rapor ile itiraz üzerine alınan 12/02/2018 tarihli kök rapordaki görüşü tekrar eden ek raporda, ayrı ayrı tahsis edilmiş ve iki ayrı kefalet sözleşmesine bağlanmış bulunan kredileri tek bir kredi olarak kullandırıp tek bir ödeme planına bağlamak suretiyle davacı bankanın, davacı tarafından gönderilen ödeme planında iki ayrı kredinin proje kapsamında bir firmaya kullandırılabilecek azami limitin üzerinde tek bir kredi şeklinde 800.000 TL olarak kullandırılıp, tek bir ödeme planına bağlandığı hususuna 21.07.2011 tarihinde vakıf olmasına karşın, bu hatalı kullandırım hakkında davacı bankaya müracaatla düzeltme yapılmasını talep etmemek ve garanti sözleşmesine aykırılık teşkil eden bu hususu AYF'ye bildirmemek, bir başka anlatımla AYF kontrgarantisinden yararlanılmaması sonucunu doğurabilecek derecede önem arzeden hatalı kullandırım konusunda bilgi sahibi olunmasına karşın gerekli eylemlerde bulunmamak suretiyle davalı Fon'un uyuşmazlığa konu zararın ortaya çıkmasında eşit oranda kusurlu davrandığı, bu bağlamda tarafların sorumluluk oranlarının %50- %50 olarak dikkate alınmasının hakkaniyete uygun olacağı, mahkemece bu görüşe itibar edilmesi halinde 133.333,33 TL anaparaya, tazmin talebinin davalı tarafa tebliğ tarihini izleyen 7 iş gününü takip eden tarihten itibaren başlamak üzere dava dilekçesindeki talebe göre avans faiz oranı, ıslah talebine göre ise akdi faiz oranı %15 üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte tespit edilecek tutarın davalı tarafça davacı bankaya ödenmesi gerekeceği yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tBankacı, hukukçu, bankacı bilirkişi heyetinden alınan 29/11/2018 tarihli raporda, hukukçu bilirkişinin heyetin görüşüne katılmadığı belirtilerek, her ne kadar davacı bankanın kullandırdığı krediler, Kredi Garanti Fonu ile Avrupa Yatırım Fonu arasında 27.01.2010 tarihinde imzalanan garanti sözleşmesinde belirlenen şartlara uygun kultandırılmamış ise de, davacı banka tarafından dava dışı ... ... A.Ş.'ye her köye bir kobi projesi kapsamında kullandırılan kredinin asıl borçlu şirket tarafından ödenmeyerek muaccel olduğu, davalı .... kredinin ödenmemesinden dolayı kefil sıfatı ile sorumlu olduğu, davalının kefalet sorumluğunu ortadan kaldıracak Kanuni veya sözleşmeye dayalı geçerli bir sebep tespit edilemediği, taraflar arasındaki kefalet sözleşmesinin esas borç ilişkisinden bağımsız ayrı borç doğuran bir sözleşme olduğu, davalının bu sözleşmedeki kefalet limiti ile sorumlu bulunduğu, toplam kefalet limitinden ödenmeyen tutarın 266.666,67 TL olduğu, bu tutarın 03/02/2014 dava tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek avans faiziyle tahsili talebinin yerinde bulunduğu, mahkemece davacının faize ilişkin ıslah talebi uygun görülür ise dava tarihinden ıslah tarihine kadar işleyecek avans, bu tarihten sonra tahsil tarihine kadar işleyecek kredi akdi faizi olan %15 faiz ile tahsili talebinin yerinde olduğu tespit edilmiştir. <br>\tAnılan bilirkişi heyetinde yer alan hukukçu bilirkişi 05/10/2018 tarihli muhalif görüşünde, davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin davalı ile AYF arasındaki sözleşmeden bağımsız olmadığı, davacı ile davalı arasındaki sözleşmeye konu kredilerin davalı ile AYF arasındaki sözleşmede istenilen şartlara uygun şekilde kullandırılması gerektiği, davalının kefaletinin geçerliliğinin AYF'nin aradığı koşulların sağlanmasına bağlı olduğunun  anlaşıldığı, TBK'nun 595. maddesi uyarınca kefilin, asıl borçlunun kendisine karşı üstlendiği yükümlülüklere aykırı davranması halinde asıl borçludan güvence verilmesini ve borç muaccel olmuşsa borçtan kurtarılmasını isteyebileceği, buna göre davacı bankanın projeye aykırı şekilde kredi kullandırması nedeniyle kredi AYF kontrgarantisinden çıktığı için davalı KGF'nin AYF'den talep edebileceği %50'lik kısım olan 266.666,67 TL'yi talep edemez hale geldiği görülmekle davacı bankanın davalı KGF'nin zararına sebep olduğunun anlaşıldığı, KGF yönünden bu zarar tutarının 266.666,67 TL olduğu, ancak bu zararın meydana gelmesinde tek başına davacı bankanın kusurlu olmadığı, davalı KGF'nin de bu hatanın düzeltilmesi konusunda bankayı uyarmadığı, olayda her iki tarafın da eşit kusurlu oldukları düşünüldüğü takdirde davalı KGF'nin bu zararı davacı bankaya karşı ileri sürebileceği, diğer bir deyişle davacı bankanın kefaleten talep edebileceği tutarın sadece yarısını talep edebileceği, diğer yarısına kendi kusuru ile KGF'nin zararına sebep olduğu için katlanması gerekeceğinden davacının davalıdan talep edebileceği tutar 133.333,33 TL asıl alacak tutarı ile sınırlı olabileceği, davacı ile davalı arasında akdedilen 02.01.2009 tarihli kredi kefalet sözleşmesinin 9.1.5. maddesinde yer alan KGF, banka'nın geçerli ve yazılı tazmin talebinin tebliğ tarihinden itibaren taraflar arasında hesap mutabakatı sağlanması koşulu ile 7 iş günü içinde KGF Genel Müdürü'nün onayı ile kredi geri ödeme kefalet mektubunda belirtilen tutarı geçmemek üzere banka ya ödeyeceği,  KGF'nin bu süreden sonra yapacağı ödemelerde, geciken süre için bankanın krediye uyguladığı akdi faiz oranından hesaplanacak faiz tutarı tazmin edilecek tutara ekleneceği hükmü uyarınca davalının temerrütünün davacının tazmin talebinin davalıya tebliğinden itibaren 7. iş gününün bitimi ile gerçekleşeceği, bankanın temerrüt tarihinden itibaren borçluya kullandırdığı krediye uygulanan akdi faiz oranı üzerinden faiz talep edebileceği yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında davalı tarafından davacıya gönderilen 16/08/2017 tarihli yazı ile, kefaletlerinin hükümsüz kalmasına rağmen 06/03/2013 tarihinde AYF garantisi dışında bulunan kefaletleriyle garanti altına alınan 266.666,67 TL'nin bankaya ödendiği, ödenen miktar, temerrüt faizi, masraf toplamı 636.647,27 TL'nin 3 gün içinde ödenerek davadan da feragat edilmesi  istenilmiştir. <br>\tDavalı vekilince yargılama aşamasında dosyaya ibraz edilen hukukçu tarafından düzenlenen 05/03/2019 tarihli hukuki mütalaada, KGF'nin müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmeyi akdettiği, davacıyla davalı KGF ile aralarında akdedilen sözleşmelerden doğan hakları kullanıp kullanamayacağının tespiti için kefalet sözleşmelerinde öngörülen şartların incelenmesi, bu bağlamda dosyaya mübrez belgelerde defaatle yer alan her köye bir kobi projesi hakkında öngörülen uygulama esasları ile kefalet sözleşmeleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesi gerektiği, davacı ... tarafından dosyaya ibraz edilen dava dilekçesinde KGF ile banka arasında imzalanan, 02.01.2009 tarihinde revize edilen kredi kefalet sözleşmesi ve her köye bir kobi projesinin 25/06/2010 tarih ve 9231 sayılı yazı ile bildirlen uygulanan esas kapsamında gerekli olan belgeler ile başvuru yapıldığı ifadelerine yer verildiği, davacının her köye bir kobi projesinden ve bankaya bildirilen uygulama esaslarından haberdar olduğunun görüldüğü, kaldı ki uygulama esaslarına ilişkin 25.06.2010 tarih ve 9321 sayılı yazının VI-f maddesinden de yazıda yer alan kredi kullanım koşullarına davacı bankanın uyması gerektiğinin anlaşıldığı, nitekim madde ile bu yazıda belirtilen uygulama esaslarının çerçeve sözleşmesinin ayrılmaz bir<br>parçası olacağının açıkça ifade edildiği, davalı KGF'den kefalet talep edilirken KGF'ye gönderilmesi gereken kefalet talep formunda ilgili kefaletin hangi proje kapsamında talep edildiğinin açıkça ifade edildiği, kefalet talep edilen projenin adının her köye bir kobi olarak ifade edildiği, dava konusu krediler hakkında kredi geri ödeme kefalet sözleşmesi akdedilmeden önce davalı KGF tarafından davacıya gönderilen 30.06.2011 tarihli çerçeve sözleşmesinin ayrılmaz parçası olan yazıda 625.000 TL değerindeki kredi için verilecek olan 500.000 TL değerindeki kefalet ve 175.000 TL değerindeki kredi için 140.000 TL değerindeki kefalet için her köye bir kobi projesi ile sağlanan ve bu finansman Avrupa Topluluğunun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garanti kapsamındadır ifadelerine yer verildiği, aynı yazının şartlar başlığını taşıyan bölümünün yedinci maddesinde de kefaletin her köye bir kobi projesi kapsamında tahsis edildiğinin ifade edildiği, taraflar arasında akdedilen 625.000 TL ve 175.000 TL'lik krediler için KGF tarafından ... A.Ş. lehine 18.07.2011 tarihli 7605 ve 7606 sayılı 500.000 TL ve 140.000 TL'lik iki ayrı kredi geri ödeme kefalet sözleşmelerinin her ikisinde de her köye bir kobi projesi ile sağlanan bu finansman Avrupa Topluluğu'nun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garanti kapsamındadır ifadelerine yer verilerek her köye bir kobi projesi ve dolayısıyla bu projenin uygulama esaslarının dava konusu kefalet sözleşmelerinin kapsamında olduğunun açık şekilde belirtildiği, davalının davacıya gönderdiği ve çerçeve sözleşmesinin ayrılmaz parçası olan 25.06.2010 tarihli ve 9321 sayılı yazı, davacının kefalet talep formunda açık bir şekilde her köye bir kobi projesi kapsamında başvuru yapıldığını bildirmesi, davacının dava dilekçesinde her köye bir kobi projesi'nin uygulama esaslarında yer alan şartları sağladığını açıkça ifade ederek bu şartlara uymak zorunda olduğunu kabul etmesi, KGF'nin tüm yazışmalarında ve en nihayetinde kefalet sözleşmelerinde verilen teminatın her köye bir kobi projesi kapsamında verildiğinin açık şekilde beyan etmesi karşısında, bu projenin uygulama esaslarının taraflar arasındaki sözleşmenin bir parçası olduğu sonucuna varmak gerektiği, davalının AYF ile arasındaki sözleşme ve şartların davacıya ileri sürülemeyeceği, sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği bunun mümkün olmadığını söylemenin eksik bir değerlendirme olacağı, davacı ile KGF arasındaki çerçeve sözleşme ve her köye bir kobi projesi ile bu projenin uygulama esaslarının taraflar arasındaki kefalet sözleşmesinin de bir parçası haline geldiği, davacının bu hükümlere uymak zorunda olduğu, böylelikle davacı, davalının kefaletini talep ederken, talep ettiği kefalete<br>konu borcun, taraflar arasındaki çerçeve sözleşme ve her köye bir kobi projesi ile bu projenin uygulama esaslarına da uygun olması gerektiği, keza çerçeve sözleşmesinin 11. maddesinde de çerçeve sözleşmesinin kredi kefalet belgesinin ayrılmaz parçası olduğunun açıkça belirtildiği, davacı ile davalı arasında akdedilmiş olan çerçeve sözleşmesi gereğince, her köye bir kobi projesi ile bu projenin uygulama esaslarının davacı ile davalı arasındaki kefalet sözleşmesinin bir parçası olduğu, bu esaslara aykırı hareket edilmesinin kefalet sözleşmesine de aykırılık oluşturacağı, diğer bir ifade ile davacının davalıdan kefalet talep ederken her köye bir kobi projesi şartlarına uymasının onun sözleşmesel bir yükümlülüğü olduğu, bu yükümlülüğe aykırı davranışın davacının sözleşmeye aykırı davranışı olacağı, bunun sonuçlarından da sorumlu olması gerekeceği, her köye bir kobi projesinin uygulama esaslarına ilişkin davacıyı bilgilendirme amacıyla gönderilen 25.06.2010 tarihli ve 9321 sayılı yazının ilk sayfasında proje tanımı başlıklı bölümde her bir kredi limitinin açık bir biçimde tanımlandığı, buna göre her bir kredi limiti 625.000 TL şeklinde belirlenmiş olup, her bir kredı dilimi talebi 625.000 TL'yi geçmeyecektir ifadeleri ile verilebilecek kredinin üst limitinin açık şekilde belirlendiğini, bu bilgilendirme yazısında bir kobi başına tahsis edilebilecek 1.250.000 TL'lık tümü içerisinde kalmak koşuluyla birden fazla 625.000,00 TL limite kadar kredi tahsis edilmesi halinde her dilimi için kredilerin kullanım alanlarının farklı olması gerektiğinden farklı iki kefalet talep formu ile talep edilecek kredilerin farklı ihtiyaçlar gösterilerek yapılması gerektiği ifadelerine yer verildiği, taraflar arasındaki kredi sözleşmelerinde yapılan açık atıflar nedeniyle sözleşmelerin bir parçası niteliğinde olan her köye bir kobi projesinin esasları uyarınca bir kobiye tek seferde kullandırılabilecek bir kredinin üst limitinin 625.000 TL olduğunun açık bir şekilde anlaşıldığı, davacı tarafından davalıya gönderilen kefalet talep formları incelendiğinde, iki ayrı talep formu gönderildiğinin görüldüğü, bu formlardan birisinde kredi tutarı 625.000 TL, KGF kefalet oranı/tutarı %80/500.000 TL olarak gösterildiği, diğerinde ise kredi tutarı 175.000 TL, KGF kefalet oranı/tutarı %80/140.000 TL olarak beyan edildiği, dava dışı ... A.Ş.'ye kullandırılacak toplamda 800.000 TL değerindeki kredi için davacının iki ayrı kefalet formu sunmasının davacının her köye bir kobi projesi kapsamında kullandırılabilecek her bir kredi tutarının maksimum 625.000 TL değerinde olabileceğini bildiği ve taahhut ettiğinden buna göre hareket etmekle yükümlü olduğu, dava konusu uyuşmazlıkta davacının dava dışı ... A.Ş.'ye 625.000 TL ve 175.000 TL olmak üzere iki ayrı kredi kullandırmak yerine 800.000 TL değerinde tek bir kredi kullandırıldığı, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen dilekçelerde kredinin tek seferde kullandırılmasının tamamen bankanın iç işleyişine dönük olarak operasyonel sebeplerle açıklandığının görüldüğü, davacının kredinin iki ayrı kredi şeklinde kullandırılacağı yönünde çerçeve sözleşmede ya da kefalet sözleşmelerinde herhangi bir uyarının yer almadığından bahisle herhangi bir şekilde sözleşmeye aykırı davranmadığını iddia ettiği, 01.02.2016 tarihli bilirkişi raporunda da davalının kredilerin ayrıştırılarak kullandırılması konusunda davacıyı herhangi bir şekilde uyarmadığı, kredilerin ayrıştırılarak kullandırılmadığı durumda geçersiz olacağına dair bir ifade yer almadığı ve kredinin kullandırılmasında herhangi bir hukuksuzluk olmadığının beyan edildiği, davalının herhangi bir uyarı yükümlülüğü bulunmamasının da ötesinde davacının davalıya göndermiş olduğu talep formlarında da tek bir form göndermek yerine 625.000 TL'lik kredi için 500.000 TL, 175.000,00 TL'lik kredi için 140.000,00 TL değerinde kefalet talep edildiğine ilişkin iki form gönderdiğinden davacının herhangi bir şekilde uyarılmasına ihtiyaç bulunmadığı, davacının tek seferde verilebilecek maksimum kredi tutarının bilincinde olduğu, AYF ile KGF arasında akdedilen pencere sözleşmenin 17. maddesi uyarınca kullandırılacak kredilerin pencere sözleşmenin 5. maddesi uyarınca şartlara uygun olarak kullandırılması gerektiğinden ve 6.2 maddesi uyarınca düzenlenen bildirim yükümlülüğünden bahsedildiği, şu durumda KGF'nin davacıya karşı bir bildirim yükümlülüğü olup olmadığının tespit edilmesinin gerektiği, pencere sözleşmenin ilgili maddesi incelendiğinde, bu hüküm ile KGF'ye kredi kullandıracak kredi kuruluşlarına karşı herhangi bir bildirim yükümlülüğü yüklenmediği, ilgili hükümde sözleşme kapsamı dışında kalan kredilerin kapsam dışına çıkarılıp çıkarılamayacağı konusunda AYF'nin karar alabilmesi için yapılması gereken bildirimin düzenlendiği, bu konuda KGF'nin davacıya karşı kredinin hatalı kullandırılması sonrasında herhangi bir bildirim yükümlülüğünden bahsetmenin mümkün olmadığı, KGF ile AYF arasındaki pencere sözleşme gereği kullandırılacak kredilerin sözleşmeye uygun olması gerektiği, bu konuya ilişkin alarak da KGF'ye yüklenebilecek herhangi bir kusur ya da hukuka aykırılıktan bahsetmek mümkün gözükmediği, KGF kefalet başvurusu sürecinde başvuru belgelerinde sunulan bilgi ve belgelere göre kontrolünü yaptığı, bu başvuru belgelerinde kredinin tek seferde kullandırılacağından ziyade iki ayrı kredi kullandırılacağı izlenimi uyandırıldığı, iki ayrı kefalet başvurusu yapıldığı, miktarlarının 625.000 TL ve 175.000 TL olan iki ayrı krediden bahsedildiği, bu şartlarda her köye bir kobi projesi ve dolayısıyla AYF ile yapılan pencere sözleşmesinde öngörülen şartlara uygun olduğu tespit edilen krediler hakkında kefalet verilmesinin uygun görüldüğü, kefalet sözleşmelerinin gönderilmesine müteakiben, sözleşmeler gereği maksimum kredi limitinin miktarının ne kadar olduğunu açık bir şekilde bilen davacının kredi limitlerini aşarak kredi kullandırmasının tamamıyla kendi sorumluluk alanında olduğu, ayrıca sonrasında KGF tarafından uyarılmadığı gerekçesiyle KGF'ye herhangi bir sorumluluk yüklemenin hukuken mümkün bulunmadığı, kredinin tek parça kullandırılmasıyla beraber kefalet sözleşmelerine aykırı hareket edildiği ve ilgili kredinin her köye bir kobi projesi kapsamı dışında kaldığı, AYF tarafından gönderilen mailde de kredinin yanlış kullandırılmış olduğu ve bu yanlış kullandırımın davacının hatasından kaynaklandığının belirtildiği, KGF tarafından davacıya gönderilen 18.07.2011 tarihli 12709 sayılı yazının altında yer alan 2 nolu notta işbu kefalete istinaden kullandırılacak kredinin tamamının bir defada kullandırılması gerekmekte olup kısmi kullandırım durumunda kefaletin geçerli olmayacağı ifadelerine yer verildiği, 01.02.2016 tarihli bilirkişi raporunda bu ifadelerden yola çıkarak davacı nezdinde bir güven yaratıldığı ve bu güvenin korunması gerektiği sonucuna varıldığı, oysa 30.11.2017 tarihli bilirkişi raporunda da doğru bir şekilde tespit edildiği üzere bu ifadenin kredilerin birleştirilmesi anlamına gelmediğini, ilgili belge 625.000 TL'lik ve 175.000 TL'lik iki ayrı kredi hakkında verilen 500.000 TL'lik ve 140.000 TL'lik iki ayrı kefalet sözleşmesi hakkında bilgi veren bir belge niteliğinde olduğu, davacının talep formunda da belirttiği üzere 625.000 TL ve 175.000 TL değerindeki iki kredinin parçalar halinde kullandırılmaması, her iki kredinin de ayrı ayrı ama tek seferde kullandırılması konusunda kredi kuruluşunun uyarılmasından ibaret olduğu, taraflar arasındaki Kredi Garanti Fonu Kefalet ve Uygulama Esasları Çerçeve Sözleşmesi, her köye bir kobi projesi ile bu projenin uygulama esasları ve kefalet sözleşmesi gereği kredi limitinin miktarının maksimum ne kadar olduğunu açık bir şekilde bilen ve bu kurallara uyacağını taahhüt eden davacının kredi limitlerini aşarak kredi kullandırmasının, taraflar arasındaki sözleşmelere aykırılık teşkil ettiği, davacının sözleşmelere aykırı hareket etmesi nedeniyle her köye bir kobi projesi kapsamı dışında kalan kefaletlerden dolayı, davalıya başvurmasının hukuken mümkün olmadığı tespit edilmiştir. <br>\tTaraflar arasında davacı ile dava dışı asıl borçlu ... A.Ş. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, kredi kefalet çerçeve sözleşmesi imzalanmadan önce her köye bir kobi projesi kapsamında davalının AYF ile yaptığı görüşmeler uyarınca projenin başvuru kriterleri ve kullandırım esaslarının davalı tarafından davacıya bildirildiği, davacının dava dışı asıl borçluya her köye bir kobi projesi kapsamında kullandıracağı 625.000,00 TL ve 175.000,00 TL tutarlı kredilere kefalet verilip verilmeyeceğini, kefalet talep formu göndererek sorduğu, davalının davacının dava dışı ... A.Ş.'ye kullandırdığı/kullandıracağı yurt dışı kaynaklı işletme kredilerinin %80 risk oranına tekabül eden kısmına müteselsil kefil olmasına ilişkin kefalet sözleşmesi imzaladığı, davalının davacıya 625.000,00 TL krediye 500.000,00 TL, 175.000,00 TL krediye 140.000,00 TL kefaleti onayladığını bildirdiği, davacının dava dışı asıl borçluya 21/07/2011 tarihinde tek kalem halinde 800.000,00 TL tutarlı kredi kullandırdığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabı kat ettiği, alacağın tahsili talebi ile ilamsız ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takipleri başlattığı, takip tarihlerinden sonra davacının davalıdan kefaleti kapsamında kalan kredi borcunu ödemesine ilişkin tazmin talebinde bulunduğu, davalının ise dava dışı AYF ile yapılan e-mail yazışmalarını gerekçe göstererek bankanın iki ayrı kredi olarak onaylanan ve iki ayrı kredi geri ödeme kefalet sözleşmesi gönderilen AYF kontrgarantisindeki kredilerin banka tarafından tek kredi olarak kullandırılması nedeniyle AYF kontrgarantisinden çıktığı, kredideki kefaletlerinin yok hükmünde olduğu, şubenin mağdur edilmemesini teminen AYF kontrgarantisi dışında kalan kısım için bankanın talebinin karşılanmasının uygun bulunduğu belirtilerek 266.666,67 TL'nin davacı bankaya ödendiği, davacı banka tarafından ihtirazi kayıt ile yatırılan miktarın hesaptan tahsil edildiği hususlarında bir ihtilaf bulunmamaktadır. <br>\tUyuşmazlık, davacının dava dışı asıl borçluya kullandırdığı kredi borcundan davalı KGF'nin imzaladığı kefalet sözleşmeleri uyarınca sorumlu olup olmadığı, davacının dava dışı asıl borçluya kullandırdığı kredinin kefalet sözleşmesindeki koşulları taşıyıp taşımadığı, kullandırılan kredinin AYF kontrgarantisinden çıkmış olmasının davalının hukuki durumunu etkileyip etkilemeyeceği, davacının dava tarihi itibarıyla davalıdan müteselsil kefil sıfatıyla talep edebileceği bir alacak bulunup bulunmadığı, var ise miktarı hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tDavalı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, yargılama aşamasında alınan birinci bilirkişi kök ve ek raporları ile davacının davalıdan kalan kefalet miktarı kadar alacaklı olduğu, davalının müteselsil kefil sıfatıyla borçtan sorumlu bulunduğu, ikinci bilirkişi raporu ile davacının ayrı ayrı tahsis edilmiş ve iki ayrı kefalet sözleşmesine bağlanmış kredileri tek bir kredi olarak kullandırıp tek bir ödeme planına bağlamakla, davalının ise iki ayrı kredinin proje kapsamında bir firmaya kullandırılacak azami limitin üstünde tek kredi şeklinde kullandırılıp tek bir ödeme planına bağlandığını öğrenmesine rağmen hatalı kullandırım hakkında davacıya müracaat etmediği, garanti sözleşmesine aykırılık teşkil eden bu hususun AYF'ye bildirmemekle somut olayda %50'şer oranda kusurlu bulundukları, davacının davalıdan kusuruna isabet eden miktarı talep edebileceği, üçüncü bilirkişi heyeti raporunda ise, hukukçu bilirkişinin muhalif görüşü bulunmakta olup, raporda davacının kullandırdığı kredilerin KGF-AYF ile imzalanan garanti sözleşmesinde belirlenen şartlara uygun kullandırılmadığı, davalı KGF'nin  kredinin ödenmemesinden kefil sıfatıyla sorumlu olduğu, hukukçu bilirkişinin muhalif görüşünde ise ikinci bilirkişi raporundaki görüşe benzer şekilde davacı ile davalının %50'şer oranında kusurlu olduğu, davacının davalıdan kusuruna isabet eden borca ilişkin kefalet miktarını talep edebileceği yönünde tespitler yapılmıştır.<br>\tYargılama aşamasında davalı tarafından dosyaya kazandırılan hukuki mütalaada ise davacının sözleşmelere aykırı hareket etmesi nedeniyle her köye bir kobi projesi kapsamı dışında kalan kefaletlerden dolayı davalıya başvurmasının hukuken mümkün bulunmadığı görüşü bildirilmiştir.<br>\tYukarıda açıklandığı üzere, davalı kefalet sözleşmesini imzalamadan önce davacıya gönderdiği 25/06/2010 tarihli yazı ile dava dışı asıl borçluya kullandırılan ve işbu dava konusu olan kredinin verildiği projeye ilişkin AYF ile yapılan görüşmeler kapsamında başvuru kriterleri ve kullandırım esaslarının düzenlendiğini bildirerek kobi başına toplam kredi limitinin 1.250.000,00 TL, her bir kredi limitinin 625.000,00 TL, her kredi dilim talebinin 625.000,00 TL'yi geçmeyeceği, her bir kredi başına kefalet limitinin en fazla 500.000,00 TL olacağı, kobi başına toplam kefalet limitinin en fazla 1.000.000,00 TL olacağı bildirilmek suretiyle her köye bir kobi projesinin bildirilen uygulama esaslarının KGF kefalet ve uygulama esasları çerçeve sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası sayılacağı açıkça belirtilmiştir.<br>\tDavalı tarafından kredi geri ödeme kefalet sözleşmesi dava dışı asıl borçlu ... A.Ş'ye kullandırılacak iki ayrı kaleme ilişkin olmak üzere iki ayrı sözleşme şeklinde imzalanarak 625.000,00 TL kredi için kefalet limiti 500.000,00 TL, 175.000,00 TL kredi için kefalet limiti 140.000,00 TL olarak belirlenmiş, KGF tarafından davacıya gönderilen 18/07/2011 tarihli yazıda da açıkça, kefalete istinaden kullandırılacak kredinin tamamınını bir defada kullandırılması gerekmekte olup, kısmi kullandırım durumunda kefaletin geçerli olmayacağı bildirilmiştir. <br>\tAnılan yazı üzerine davacı tarafından davalıya gönderilen kefalet formlarında yazı içeriğine uygun olacak şekilde kredi tutarları ayrı iki kalem halinde belirtilerek 625.000,00 TL krediye 500.000,00 TL kefalet, 175.000,00 TL krediye ise 140.000,00 TL kefalet verilip verilmeyeceğinin bildirilmesi istenilmiştir.<br>\tKredi talep formları üzerine davalı tarafından davacıya gönderilen cevabi yazı ile de, kefaletin her köye bir kobi projesiyle sağlanan finansmanın Avrupa Topluluğunun Rekabetçilik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı altında çıkartılan bir garanti kapsamında olduğu, kefaletin bu proje kapsamında tahsis edildiği belirtilerek 625.000,00 TL krediye 500.000,00 TL kefalet, 175.000,00 TL krediye ise 140.000,00 TL kefaletin onaylandığı bildirilmiştir. <br>\tYapılan tüm bu yazışmalar ve taraflar arasında akdedilen kefalet sözleşmelerine rağmen davacı tarafından dava dışı asıl borçluya 625.000,00 TL ve 175.000,00 TL olmak üzere iki ayrı kalem halinde kullandırılması gereken her köye bir kobi projesi kapsamındaki kredi tek kalem halinde 800.000,00 TL olarak kullandırılmıştır. Dava dilekçesinde de kredinin dava dışı asıl borçluya tek kalem halinde 800.000,00 TL olarak kullandırılmasının bankanın operasyonel işlemi olduğu belirtilmiştir. <br>\tDavalı KGF ile AYF arasında akdedilen sözleşme uyarınca dava dışı şirkete kullandırılan krediyi davalının kefaletinin %50'lik kısmı KGF, %50'lik kısmı ise dava dışı AYF teminatı kapsamındadır. <br>\tDava dışı AYF tarafından davalı KGF'ye gönderilen e-mail ile kullandırılan kredinin tek kalemde ve 625.000,00 TL'yi aşacak şekilde kullanılmasının sözleşmeye aykırı olduğu bildirilerek KGF'ye ödeme yapılmadığı anlaşılmıştır. <br>\tDavalı tarafından davacının tazmin talebi üzerine talep edilen miktarın yarısının davacının mağdur olmaması için yatırıldığı bildirilmiş, davacı tarafından da yatırılan bedel ihtirazi kayıt ile hesaptan çekilmiş, yargılama aşamasında da davalı tarafından davacıya ödenen bu bedelin iadesi talep edilmiştir. <br>\tHer köye bir kobi projesi kapsamında kredinin kullandırılması ve kefalet koşulları arasında her kobiye en fazla 1.250.000,00 TL kredi verileceği, her bir kredinin en fazla 625.000,00 TL olacağı ve her bir kredinin işletme konusunun farklı olması gerektiği açıkça yazılıdır. <br>\tTaraflar arasındaki kredi kefalet çerçeve sözleşmesinin 4.2.6 maddesinde de, kredinin şartlara aykırı kullandırılması halinde kefaletin geçersiz olduğu açıkça yazılıdır. <br>\tBu durumda mahkemece, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarındaki görüşlerin hukuki değerlendirmeye ilişkin olduğu gibi, davalı tarafından ibraz edilen hukuki mütalaanın da hukuki değerlendirmeyi içerdiği, somut olayda davacının sözleşmeye aykırı kredi kullandırdığı iddiası karşısında kefaletin geçerli olup olmadığının değerlendirilmesinin hukuki değerlendirmeyi gerektirdiği, bu kapsamda anılan hususun çözümünün teknik anlamda uzmanlık gerektirmeyip, hakim tarafından değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerekmediğinin gözetilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de, taraflar arasında akdedilen kefalet çerçeve sözleşmesinin 4.2.6 maddesi uyarınca kredinin şartlara aykırı kullandırılması halinde davalının kefaletinin geçersiz olduğu, davacının dava dışı asıl borçluya kullandırdığı ve işbu dava konusu alacağın kaynaklandığı kredinin her köye bir kobi projesinin kullandırım esaslarına uygun kullandırılmadığı, davacının dava dışı asıl borçluya kullandırdığı krediyi kalemleri 625.000,00 TL'yi aşmayacak şekilde ve en fazla iki kalem halinde kullandırması gerekirken anılan kalem başı limiti aşacak şekilde 800.000,00 TL olarak kullandırdığı, kefalet çerçeve sözleşmesinin 4.2.6 maddesi uyarınca davalının kefaletinin geçersiz olduğu gözetilerek açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir. <br>\tBurada tartışılması gereken bir diğer husus, davacının davalıya 21/07/2011 tarihli yazı ile dava dışı asıl borçlu lehine KGF'nin kefaletiyle tesis edilmiş 800.000,00 TL tutarlı kredinin kullandırıldığı bildirilmesi üzerine davalının davacıya karşı yazılı bir bildirimde bulunmamasının kefaleti üzerindeki etkisidir. <br>\tYukarıda açıklandığı üzere, davacı dava konusu alacağın kaynaklandığı krediyi her köye bir kobi projesinin kullandırım esaslarına aykırı olarak kullandırdığından kefalet sözleşmesinin 4.2.6 maddesi uyarınca kefalet geçersizdir. Bir başka anlatımla, davacı tarafından dava dışı asıl borçluya kredi kullandırım esaslarına aykırı olacak şekilde kredinin kullandırıldığı an, davalının herhangi bir bildirimde bulunmasına gerek kalmaksızın kefalet geçersiz hale gelecektir. <br>\tÖte yandan, kefalet çerçeve sözleşmesinin 10.7 maddesinde taraflardan biri sözleşmeye aykırı hareket eder veya sözleşme hükümlerini uygulamaz ise, diğer tarafın bir ihtarname çekerek sözleşme hükümlerinin uygulanmasını veya aykırılığın düzeltilmesini isteyebileceği, bir ay içinde uygulama başlamaz veya aykırılık düzeltilmez ise taraflardan herhangi birinin sözleşmeyi fesih etme yetkisine sahip olduğu düzenlenmiştir. <br>\tSomut olaydaki sözleşmeye aykırılık, sözleşmenin 4.2.6 maddesi uyarınca kefaletin geçersizliği sonucunu doğuracağından sözleşmenin 10.7 maddesi uyarınca davalının sözleşmeye aykırılığa ilişkin davacıya ihtarname göndermemesi, sözleşmeyi feshetmemesi de geçersiz hale gelen davalı kefaletinin geçerli hale gelmesi sonucunu doğurmayacaktır. <br>\tBu durumda, kredinin kullandırıldığı an kefalet geçersiz hale geleceğinden kredi kullandırım esaslarına aykırı olacak şekilde dava dışı asıl borçluya kredi kullandırıldıktan sonra davalının bu duruma itiraz etmemiş olması geçersiz olan kefaletini geçerli hale getirmeyeceği gibi, kusurundan kaynaklanan bir sorumluluğun doğması sonucunu da doğurmayacağının kabulü gerekmiştir. <br>\tAçıklanan tüm bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden davacı vekilinin faiz oranına yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında isabet görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\tA)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, <br>\t2-Alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar harcıdan peşin alınan 80,70 TL istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 346,9‬0‬ TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,  <br>\t3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,\t<br>\tB)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,<br>\tAnkara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/05/2019 tarih 2014/45 Esas 2019/461 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>\tC)1-Davanın REDDİNE, <br>\t2-Alınması gereken 427,60 TL karar ilam harcının davacıdan tahsil edilerek hazineye irat kaydına, <br>\t3-Davacı tarafından yapılan yargılama masrafının üzerinde bırakılmasına, <br>\t4-Davalı tarafından ilk derece mahkemesi yargılamasında yapılan 3.000,00 TL bilirkişi ücreti ile 128,00 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 3.128,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>\t5-İstinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap ve takdir edilen 42.666,66 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>\t6-Gider avansının kullanılmayan kısmın talep halinde yatıran tarafa iadesine,<br>\tD)1-Davalının peşin yatırdığı 4.554,7‬ TL nispi istinaf karar harcının talebi halinde davalıya iadesine, <br>\t2-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan  220,70 TL  istinaf  kanun yoluna başvurma harcı ile 85,70 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 306,40 TL'nin  davacıdan alınarak davalıya verilmesine, <br>\t3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\t4-Bursa 15. İcra Dairesi'nin 2022/4101 sayılı takip dosyasına davalı ... tarafından sunulan T.C. Ziraat Bankası Bursa şubesi tarafından verilme 15/04/2022 tarih ve... numaralı 713.000,00 TL bedelli  teminat mektubunun İİK'nun 36. maddesi uyarınca davalı borçlu Kredi Garanti Fonu'na iadesine, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/11/2024<br><br>Başkan - ...             Üye - ...                   Üye -  ...                Zabıt Katibi - ...<br>...     ...  ...   ... <br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"db8468c3a5f9ad0a","SID":"b6c7ce608420d444"}}