{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1420 <br>KARAR NO:2024/2095<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:27/06/2024<br>NUMARASI:2024/497 Esas - 2024/654 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin) Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)|<br>KARAR TARİHİ:26/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla, dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Kanada uyruklu olan müvekkilinin altın ticareti yapan davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin sermayesinin 10.000.000 TL olup ...'nun 6.667.000 TL, ...'in 3.333.000 TL pay dağılımının olduğunu, davalı şirkette şu an münferit yetkili müdür olan ...'nun Türk vatandaşlığına 2020 yılı içerisinde geçmeden önce Irak vatandaşı olup aslı adının ... olduğunu, davalı şirketin esasen müvekkilinin babası ... ile ... tarafından 2018'de iki ortaklı ve eşit paylı olarak kurulduğunu, ... hariç tüm ortakların sermaye taahhütlerini yerine getirdğini, ...'in borcunu inkar ettiğini, davalı şirketin adresinde ... Şirketi adıyla yeni bir şirket kurduğunu, davalı şirket ile bu yeni şirket arasında ne tür işlemlerin yapıldığının ortaya çıkarılmasının önem arz ettiğini, ...'in müvekkilini babası ...'ı milyonlarca Türk Lirası dolandırması sebebiyle müdür (şüpheli) ... hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/25526 soruşturma sayılı dosyasından suç duyurusunda bulunulduğunu, şirket hakkında hiçbir bilgisi olmayan müvekkilinin vekil sıfatıyla müracaatı üzerine yapılan araştırmalarda davalı şirketin usulsüz bir şekilde personel çalıştırdığının tespit edildiğini,  müvekkilinin babası ...'ın...'e kaptırdığı parasını alabilmek amacıyla Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/238 Esas sayılı dosyasında alacak davası açıldığını, davalı şirketin müvekkili açısından korunmaya değer menfaat bulunmadığı gibi her geçen gün zararının arttığını, şu an Türkiye ile tek bağı olarak şirketteki payının kaldığını belirterek müvekkilinin davalı şirketteki ortaklığının çekilmez hale gelmiş olması ve zarara uğraması sebebiyle davalı şirketin feshine ve tasfiyesine, bu süreçte müvekkilinin haklarının korunması amacıyla TTK.nın 225.maddesi gereği şirkete kayyım atanmasına ve gerekli diğer önlemlerin mahkemece alınmasına, müvekkilinin şirketteki alacağına ticari faiz uygulamasına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davacının haksız davasının öncelikle usulden reddine, mahkeme  aksi kanaatte ise davacının tüm alacağını fazlası ile müvekkilden aldığı dikkate alınarak davanın esastan reddine, davacının haksız olması nedeniyle, davacının müvekkil şirketi uğrattığı zararlar da  hesaplanacak ve tazmin edilecek şekilde, herhangi bir hak vermeksizin ortaklıktan çıkartılmasına, aksi durumda müvekkil lehine olacak şekilde  hüküm tesis edilmesine, verilen tedbir kararı müvekkili aleyhine çok ağır olup verilen tedbir kararının öncelikle kaldırılmasına, teminatsız tedbir kararının kaldırılması ile müvekkili şirketin zararları dikkate alınarak teminat yatırılmarak sureti ile tedbir kararı alınmasına karar verilmesini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 27/06/2024 tarih ve 2024/497 Esas - 2024/654 Karar sayılı kararında;\" Dava; 6102 sayılı TTK'nun  636/3 madde ve fıkrası uyarınca limited şirketin haklı sebeple feshi ve tasfiyesi istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın;TTK 636.madde uyarınca davacının ileri sürdüğü şirketin fesih ve tasfiye koşullarının oluşup oluşmadığı, makul kabul edilebilir çözüm yolu bulunup bulunmadığı, davalı şirkete tedbiren kayyım atanması şartlarının oluşup oluşmadığından kaynaklandığı tespit edilmiştir.Davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde;... sicil nosunda kayıtlı ...'nin ...  Bahçelievler/İstanbul adresinde sicilde kain olduğu anlaşılmıştır...Mahkememizden verilen 28/10/2021 tarih ve 2021/224 Esas 2021/1031 sayılı kararı yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, ticaret sicil kayıtları,  gelen yazı cevapları ile  tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde; davanın kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı  ...'nin fesih ve tasfiyesine,  tasfiye işlemlerini yürütmek ve sonlandırmak için tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın atanmasına,  tasfiye memuruna emek ve mesaisine karşılık toplam 6.000,00 -TL ücret takdirine, ücretin ileride davalı şirket hesaplarından tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafından kesinleşmesinden itibaren 1 haftalık süre içerisinde yatırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş mahkememiz kararı  İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2024 tarih ve 2022/80 Esas  2024/791 Karar sayılı ilamı ile kaldırılmıştır.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2024 tarih ve 2022/80 Esas  2024/791 Karar sayılı ilamında özetle; Davalı vekilinin davacının Türk Vatandaşı olmadığı halde, ''MÖHUK” m. 48 kapsamında mahkemece yargılama aşamasında davacıdan teminat alınmadığına yönelik istinaf sebebi incelendiğinde; Mahkemece,  5718 sayılı MÖHK’un 48. Maddesi uyarınca değerlendirme yapılıp davacının teminat yatırılması gerekip gerekmediği yönünde olumlu/olumsuz bir karar verilmediği, 6100 Sayılı HMK. Nın 114/1-ğ  maddesinde;'' Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi,'' dava şartı olarak düzenlenmiş olup mahkemece  davalı vekilinin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü  yabancılık teminatı yatırılması itirazı konusunda olumlu/olumsuz karar verilmemesi yerinde görülmediğinin,, HMK.nun (Değişik:22/07/2020-7251/35md.)353/1-a6 maddesinde; \"Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması.\" hali, kararın kaldırılarak, dosyanın mahkemesine iadesi sebepleri arasında gösterildiği nedenleri ile mahkememiz kararı kaldırılmıştır.<br>İSTİNAF SONRASI YARGILAMA ÖZETİ:Mahkememizce istinaf ilamı sonrası tensip tutanağı hazırlanmış taraflar duruşmaya davet edilmiştir.Celse arasında mahkememiz dosyası ile Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/538 Esas sayılı dosyasının birleştirilmesi ve sonrasında tefriki gerçekleşmiştir. Mahkememizce istinaf ilamı kapsamında Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/649 esas sayılı dosyasında da dosyamız davacısının  taraf olduğu, işbu dosyasında ''MÖHUK” m. 48 kapsamında Mahkemelerince davacıdan teminat alınıp alınmadığı hususunda uygulaaları ile buna dair yapmış bulunduğu yazışmaların mahkememize gönderilmesi istenmiş ve müzekkere cevabı celp edilmiştir.Mahkememizin 27/06/2024 tarihli celsesinde Adalet Bakanlığından gelen yazı cevabına göre Türkiye ile davalının vatandaşı olduğu Kanada ülkesi arasında muafiyet ve karşılıklılık bulunduğundan davacının teminat gösterme zorunluluğu olmadığından davacı bakımından teminat alınmasına yer olmadığına, davalının bu yöndeki itirazının reddine oy birliği ile karar verilerek açık yargılamaya devam edilmiştir.Yapılan yargılama, toplanan ve sunulan deliller, ticaret sicil kayıtları,  gelen yazı cevapları ile  tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde;TTK'nun 636/3 maddesinde \"Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. \" düzenlemesi getirilmiştir. Kanun koyucu anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlerde haklı sebeple fesih davası açma hakkını şirkette belirli oranda pay sahibi olmaya bağlamamış, her bir ortağa şirkette sahip olduğu sermaye payı oranından bağımsız olarak bu hakkı tanımıştır. Şirketin haklı sebeple feshi, ikincil bir çözümdür. Bu talebin ikincilliği hem davanın açılması hem de davada verilecek hüküm bakımından geçerlidir.Haklı sebeple fesih davasının diğer hukuki yollarla ilişkisi konusu çok net bir biçimde ortaya konulmuş değildir. Ancak İsviçre doktrininde bugün hakim olan ve Türk doktrininde de benimsenen görüş davanın ikincil niteliğinin bu davaların açılmasının haklı sebeple fesih davasının ön şartı olmadığı yönündedir. Gerçekten de davanın ikincil nitelikte olması diğer davalar ile arasında bir bağlılık bulunduğu ve azlığın bu davaları açmadan haklı sebeple fesih davası açamayacağı anlamına gelmez. O nedenle örneğin genel kurul kararının iptali yolu yerine haklı sebeple fesih davasına başvurulmuş olması davanın reddini gerektirmez. Hakim fesih dışında alternatif bir çözüme karar verebileceğinden, diğer çözüm yollarına başvurulmadan bu davanın açılması sakıncalı sonuçlar doğurmayacaktır. Haklı sebebin varlığı hakimin haklı sebeple şirketin feshine karar verebilmesinin veya maddede öngörülen duruma uygun başka bir çözüme hükmedebilmesinin şartlarından birisidir. O nedenle haklı bir sebebin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.Haklı sebep kanunda tanımlanmamış, örnek olarak da gösterilmemiş, bu kavramın niteliklerinin gösterilmesi vetanımlanması yargı kararlarıyla öğretiye bırakılmıştır. Bununla birlikte şirketin feshini gerektiren haklı sebebin somut olması gerektiğini, gelecekte meydana gelmesi mümkün uyuşmazlıklar veya zarar endişesi gibi nedenlerle şirketin feshinin talep edilemeyeceğini belirtmek gerekir. Bir başka anlatımla varsayımlar ve olumsuz beklentiler haklı sebep kabul edilmezler. Haklı sebebin ekonomik olması şart değildir. Malvarlıksal olmayan pay sahipliği haklarının ihlali de haklı sebep oluşturabilir. TTK.md.636 da  nelerin haklı sebep sayılacağı gösterilmemiştir. Şahıs şirketlerinde olduğu gibi limited şirketlerde de ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek gayret ve birbirlerine karşı güven ilişkisi içerisinde bulunmaları şirketin devamı için zorunludur. Şirketlerde olmazsa olmaz bu unsurların zedelenmesi, şirketin devamını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkansız hale getirebilir. Ortaklar arasında özünde, aynı amaç için çalışma azminin olmaması şirketlerde güvensizliğe neden olacaktır. Böyle bir durumun varlığına rağmen, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak doğru değildir. Bu durumda ortağın şirketteki payını başkasına devrederek ayrılması düşünülebilirse de ortağın payını devrederek şirketten ayrılmasının zor veya imkansız olduğu hallerde, ortağın kendisini çekilmez bir hal alan ortaklık ilişkisinden kurtarabilmesi amacıyla haklı sebeple fesih hükümlerine yer verilmiştir.Hakim, çoğunluğun davranışının haklı sebep olup olmadığını değerlendirirken TMK md. 2’de yer alan dürüstlük kuralını ve hakkın kötüye kullanımı yasağını esas almalıdır. Haklı sebepler yorumlanırken ikili sözleşmelerde uygulanan kriterlerden yararlanılabilirse de şirketler hukuku alanında bu kriterlerin birebir kullanılmasının mümkün olmadığına dikkat edilmelidir. Pay sahipleri arasında kişisel çekişmeler sermaye şirketlerinde kural olarak haklı sebep teşkil etmezler. Haklı sebebin nesnel olması aranır. Bununla birlikte bazı durumlarda şahıslar arasındaki ilişkiler de belirli bir ölçüde dikkate alınır. Örneğin aile tipi şirketlerde boşanmalar, aile üyeleri arasındaki çekişmeler, mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar, yine az sayıda ortağı olan küçük şirketlerde ortaklar arasındaki şahsi nitelikteki husumet ya da eşit paylara sahip olunan şirketlerde pay durumu haklı sebep olarak kabul edilebilir.Haklı sebep olduğu iddia edilen olayın, şirketin feshine neden olacak nitelikte olup olmadığı değerlendirilirken, şirketin yapısı, ortak sayısı, ortaklar arasındaki ilişkileri dikkate alınmalıdır. Örneğin iki ortak arasındaki ciddi bir anlaşmazlık, iki kişilik bir şirkette, şirketin çalışamaz duruma gelmesine neden olabilirken, daha fazla ortak sayısına sahip bir şirkette aynı anlaşmazlık şirketin faaliyetlerinin devamını etkilemeyebilir. Bunun yanı sıra talep edilen sonucun kabulünün menfaatler dengesine uygun olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Feshi talep eden ortağın çıkması veya çıkarılması taraf menfaatlerine daha uygun ise feshe karar verilmemelidir. Taraf menfaatlerinin dışında fesih talebinin son çare olup olmadığı hususu da değerlendirilmelidir.Somut olayda; Davalı şirketin haziran 2021 den sonra satış yapmaması, bünyesinde uzun süredir sadece 1 personel bulunması dikkate alındığında bu haliyle gayrifaal görünümünde olduğu kanaatine varılmıştır. Şirketin süreklilik arz eden ve artarak devam eden faaliyet zararları, 2021 Haziran ayından sonra hiç satış yapmaması, 2021 Nisan ayından itibaren tek bir personel ile faaliyetine devam etmesi, davacı şirket ortağının uzun süredir yurtdışında olması ve şirket faaliyetleri ile ilgilenmemesi, davalı şirket ortağının da faaliyetlerini ünvanı birbirine çok yakın aynı sektör ve faaliyet alanında ve aynı adreste olan farklı bir şirket (...) üzerinden sürdürmesi, ortaklar arasındaki ilişkilerdeki ciddi anlaşmazlıklar da dikkate alındığında takdiri Sayın Mahkemenize ait olmakla birlikte şirkette haklı fesih sebebi olarak değerlendirilmiştir. davalı şirket ortağının aynı adreste benzer ünvanlı farklı bir tüzel kişiliğe sahip şirket üzerinden aynı iş kolunda faaliyetlerini sürdürmesi  Şirketin süreklilik arz eden ve artarak devam eden faaliyet zararları, 2021 Haziran ayından sonra hiç satış yapmaması, 2021 Nisan ayından itibaren tek bir personel ile faaliyetine devam etmesi şirketin faaliyetinin bulunmaması  dikkate alındığında taraflar bakımından şirketin devamında fayda kalmadığından Şahıs şirketlerinde olduğu gibi limited şirketlerde de ortakların aynı amacı gerçekleştirmek üzere müşterek gayret ve birbirlerine karşı güven ilişkisi içerisinde bulunmaları şirketin devamı için zorunludur. Şirketlerde olmazsa olmaz bu unsurların zedelenmesi, şirketin devamını ve kuruluş amacının gerçekleşmesini imkansız hale getirmiş olup .Ortaklar arasında özünde, aynı amaç için çalışma azminin olmaması şirketlerde güvensizliğe neden olmuştur.Böyle bir durumun varlığına rağmen, ortakları şirket sözleşmesi ile bağlı tutmak doğru görülememiştir Tüm bu nedenlerle;  davanın kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı  ...'nin fesih ve tasfiyesine,  tasfiye işlemlerini yürütmek ve sonlandırmak için tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın atanmasına,  tasfiye memuruna emek ve mesaisine karşılık toplam 12.000,00 TL ücret takdirine, ücretin ileride davalı şirket hesaplarından tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafından kesinleşmesinden itibaren 1 haftalık süre içerisinde yatırılmasına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ...\"gerekçesi ile, \"Davacının davasının kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı  ...'nin FESİH VE TASFİYESİNE, 2-Tasfiye işlemlerini yürütmek ve sonlandırmak için tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'ın atanmasına, 3-Tasfiye memuruna emek ve mesaisine karşılık toplam 12.000,00-TL ücret takdirine, ücretin ileride davalı şirket hesaplarından tahsil edilmek üzere şimdilik davacı tarafından kesinleşmesinden itibaren 1 haftalık süre içerisinde yatırılmasına,\" karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Sayın mahkemenin ilk kararında her ne kadar şirketin feshi hususunda kendilerinin de  talepleri mevcut olsa da sonrasında yaşanılan süreç ve ayrıntıları ile izah edilen 26.06.2024 tarihli dilekçe ile birlikte yine yerel mahkeme dosyası ile birleştirilen fakat sonrasında yerel mahkemece hukuka aykırı bir şekilde tefrik edilen Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/ 567 E. Sayılı mahkeme dosyasındaki dava dilekçesi ve delil dilekçelerindeki tüm hususları işbu istinaf dilekçesinde tekrarla davada tasfiye kararının kamu yararı gözetilerek kaldırılmasına ve kusurlu olan ortak olan Davacı ...'in hiçbir menfaat elde edilmeksizin ortaklıktan çıkartılmasını talep etme gereği hasıl olduğunu,Yine yerel mahkeme İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 2022/ 80 E. 2024/ 791 karar sayılı ilamı gereğini yerine tam olarak getirmemiş, hiçbir suretle taleplerini dikkate almadığını, özellikle üstünü basa basa dile getirdiği kamu düzeni ilkesini her ne kadar gerekçeli kararında ayrıntıları ile izah etmişse de neden birleştirilen davayı tefrik ettiğini, Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/567 E. Sayılı dosyasından yargılamayı devam ettirdiğini ve yine neden 26.06.2024 tarihli dilekçedeki taleplerini dikkate almadığını ve aleyhe hüküm kurduğunu ayrıntıları ile izah edemediğini, bu nedenledir ki yerel mahkeme aslında İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesinin öğreti niteliğinde olan ve bir çok akademisyenin bile ilgili ile talep ettiği kararını uygulamaya geçirememiş ve böylece bu hususta da yeniden istinaf kanun yoluna başvurma gereğinin hasıl olduğunu,Şöyle ki: Sayın mahkeme usule ilişkin itirazlarını gerek cevap dilekçesinde, gerek duruşmada gerekse de talep dilekçesinde belirtmelerine rağmen dikkate almadığını, özellikle belirtmek gerekirse, davacı yanın usule aykırı ve uygulamada imkansız bir şekilde davayı açıp tasfiye kararını aldığını, dava dilekçesine  bakıldığında bile usuli hatalar hemen farkedileceğini,Davacı yanın davayı açarken müvekkilinin vatandaşlık kimlik numarası bilgisini yazmadığını,Sayın mahkeme tedbir kararını her ne kadar taraflarınca itiraz edilmişse de dikkate dahi almadan usule aykırı olarak teminatsız olarak verdiğini,Davacı yanın tüm piyasaya müvekkili şirkete kayyım atandığını duyurduğunu ve müvekkili şirketi çalışamaz hale getirdiğini, müvekkilinin de davacının bu ve buna benzer bir çok tutumu neticesinde -kanuna uygun olarak- zaten kendi adına kiralık olan iş yerinde yeni şirket kurarak ticaretini sürdürmek istediğini, ( Bu durumla ilgili kuramayacağına dair bir kanun hükmü bulunmamaktadır. )Fakat teminatsız verilen tedbir kararı davanın sonunda da anlaşılacağı üzere müvekkilinin piyasadaki güvenirliğini zedelediğini, ülkenin ekonomik olarak zor durumda olduğu bir süreçte şirketin neredeyse batmasına neden olmuş ve zararını tazmin edeceği bir teminat yerel mahkemece dosyaya depo edilmediğinden bu zararın karşılanması da artık mümkün olmadığını, Öyle ki davacının müvekkiline açtığı Bakırköy 5 Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/238E sayılı alacak davası da müvekkili lehine sonuçlandığını, dava sonunda vekalet ücreti alacağı için açılan icra takibi sonrası vekalet ücretini dahi müvekkiline ödememiş olan davacının mal varlığı sorgu sonuçları da olumsuz çıktığını, bu durum bile sayın mahkemeyi yanıltarak mahkeme gücü ile müvekkilini son derece mağdur ettiklerinin emaresi olup sayın üst derece mahkemesinin de bu hususları dikkate alması gerektiğini,İihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi gerektiğini, ilgi Kanun maddesi uyarınca ihtiyati tedbir koşullarının oluşmadığını,Kanunda açıkça belirtildiği üzere; tedbir kararının teminatsız olarak verilebilmesi için talebin resmi belgeye, başkaca kesin bir delile dayanması gerektiğini, yine  tedbirin hangi delile dayanılarak verildiği ve neyin üzerinde tedbire karar verildiği tedbir kararında açıkça yazması gerektiği, böyle bir durum dosyada mevcut değilken verilen kararın oldukça ağır olduğunu, bu durum üst derece mahkemesince de harikulade bir karar ile mahkemeye izah edilmiş olmasına rağmen mahkemece adeta baştan savma olacak şekilde sadece derdest olan Bakırköy 3 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/649 E sayılı dosyasına bu durum sorulduğu,  oysa ki Bakırköy 3 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/649 E dosyasından verilen yanıt yeterli bir yanıt olmadığı gibi hatalı müzekkereye istinaden verilen bir yanıt olduğunu, bu durum dahi ilgili mahkemesine bildirilmişken yerel mahkemenin mahkemece tam olarak değerlendirilmemiş cevabına itibar edip etraflıca araştırma yapmamış olması tamiri mümkün olmayan zararlara neden olduğunu ve olacağını, mahkemeye sundukları talep dilekçesinde mahkeme 26.06.2024 tarihli kararında bu durumun mahkemede değerlendirileceğini belirtmişken huzurdaki mahkemenin başkaca bir araştırma dahi yapmaksızın bu kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu,Kaldı ki eldeki davalının hiçbir suretle 5 bin TL tutarındaki vekalet ücretlerini dahi ödemediği ortada iken ve yine taahhüt ettiği sermayeyi ödemiyorken bu davanın sonucunda ortaya çıkacak zararın teminatını yatırtılmaması hatalı bir durum olup bu durumun üst derece mahkemenizce yeniden değerlendirilmesi gerektiğini, Ödemelerini fazlasıyla davacı ve davacının babasına veren müvekkilinin şirkete teminatsız olarak tedbir konulmasını talep etmesi ve mahkemenin de bu şekilde hüküm tesis etmesinin açıkça ağır ve hukuka aykırı olduğunu, bu hukuka aykırı karar neticesinde müvekkili şirketin mağdur olmakla birlikte bir de bunun masraflarını karşılayacak olması hukuka aykırı olup aleyhe olan bu kararın kaldırılarak tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin kusurlu olan davacının üzerine bırakılması ve lehlerine hüküm tesis edilmesi gerektiğini,Davacı yanın dava dilekçesinde müvekkili aleyhine kullandığı tüm beyanların yanlış, gerçeğe aykırı olduğu gerek kayyım raporlarında gerekse de bilirkişi raporunda ortaya çıktığını, müvekkilininin üstüne iftira atarak şirketin tasfiyesine karar verip zarar vermeyi hedefleyen davacı yanın maalesef bunu başardığını,Yabancı Ülke vatandaşlarının dava açarken teminat yatırması gerektiği izahtan vareste olup bu husus davaya cevap dilekçesinde de belirtildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararı sonrasında mahkeme eksik araştırma ile hatalı bir karar vermiş olup kaldırma kararına tam olarak uymamasından ötürü bu kararın da yeniden kaldırılması gerektiğini, Davaya cevap dilekçesinde de belirttiği gibi davacının babasının şirketten olan alacağını aldığı için davacının davası sadece şirketi batırmaya yönelik olduğunu,  tüm itirazlarına rağmen mahkemenin bu hususları gözden kaçırarak davacı yanın amacına ulaşmasına neden olduğunu, davacının şirket yetkilisi olmasına rağmen hiçbir şekilde şirketle ilgisinin olmayıp müvekkili şirketin diğer ortağı olan ... zarar vermek istediği de yadsınamaz bir gerçek olduğunu,Yukarıda belirtilen nedenler şirketin feshini kaçınılmaz kılmışsa da buna neden olan müvekkili şirket ve yetkilisi ... değil, gerçekte ortak olmasa da hukuki olarak ortak durumunda olan davacının haksız eylemlerinden dolayı şirketin tasfiyesinin gerekli olduğunun izahtan vareste olduğunu, İstinaf dönüşü sonrası dosyadaki diğer hatalı kararlarından ötürü de istinaf başvurusu talebinin mevcut olduğunu, şöyle ki mahkeme hiçbir suretle birleştirilen ve sonrasında tefrik edilip Bakırköy 1 Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/ 567 E. sayılı dosya ve 26.06.2024 tarihli dilekçe içeriğindeki taleplerini dikkate almamış ve gerekçeli kararda da neden dikkate almadığını bildirmediğini,Tefrik edilen davadaki taleplerin, davacı ortağın ortaklıktan çıkartılmasına yönelik talepler olduğunu,İleri sürerek,  Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/06/2024 tarih ve 2024/497E. - 2024/654 Karar sayılı kararı hukuka aykırı olup şirketin tasfiyesininde davacının kusurlu olduğunun tespiti ile öncelikli olarak davacının hiçbir lehine menfaat elde etmeksizin ortaklıktan çıkartılmasına; tüm yargılama giderlerinin, tasfiye masraflarının ve vekalet ücretinin davacının üzerinde bırakılmasına, aksi halde üst derece mahkemesince yapılacak değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesini, yargılama harç ve masrafları ile vekalet ücretinin karşı taraftan tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dairemizin  09/05/2024 tarih ve 2022/80 Esas - 2024/791 Karar sayılı kaldırma kararımızdan sonra mahkemece yapılan yargılama sonucunda istinafa konu karar verilmiştir.Dava,  6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636/3 maddesine dayalı olarak haklı sebeple davalı şirketin fesih ve tasfiyesi ile tedbîren davalı şirkete kayyım atanması talebine ilişkindir.Mahkemece, Davanın kabulüne, İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu'nun ... numarasında kayıtlı  ...'nin FESİH VE TASFİYESİNE, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davalı vekilinin davacının Türk Vatandaşı olmadığı halde, ''MÖHUK” m. 48 kapsamında mahkemece yargılama aşamasında davacıdan teminat alınmadığına yönelik istinaf sebebi incelendiğinde; Mahkemece, dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda iş bu dava dosyasında MÖHUK” m. 48 kapsamında teminat alınıp alınmayacağının tespiti yönünde Adalet Bakanlığı'na müzekkere yazılmamış ise de; Davacının babası ... tarafından davalı şirketin ortağı dava dışı ... hakkında Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/649 esas sayılı dosyası ile açtığı alacak davasında aynı konuda Adalet Bakanlığına müzekkere yazıldığı gerekçesiyle yazışmaların mahkemeye gönderilmesi istenmiş ve gelen cevabi yazılara göre, Türkiye ile davacının vatandaşı olduğu Kanada ülkesi arasında muafiyet ve karşılıklılık bulunduğu, teminat gösterme zorunluluğu bulunmadığı  belirtildiğinden, mahkemece, davacıdan teminat alınmaması usul ve yasaya uygun olduğundan, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin mahkemece yargılama aşamasında ihtiyati tedbir kararı verilmesi için  6100 S. Kanunun 390. Maddesi uyarınca yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı, ayrıca ihtiyati tedbir kararının teminatsız olarak verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna yönelik istinaf sebebi incelendiğinde;Davacı tarafın davalı şirkete kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi konusunda Mahkemece, 11/03/2021 tarihli tensip tutanağının 12 nolu ara kararı ile; Davacı vekilinin ihtiyati tedbir  talebinin  KABULÜ ile; HMK 389.vd maddeleri uyarınca, ihtiyati tedbir yoluyla davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atanmasına, karar verildiği ve bu konuda  12/03/2021 tarihinde gerekçeli ara karar yazıldığı, davalı vekili tarafından ihtiyati tedbir kararına  07.04.2021 tarihli dilekçe ve 21.04.2021tarihli cevap dilekçesi ile itiraz edilmesi üzerine mahkemece 22/04/2021 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı ile ;Davalı şirkete kayyım atanmasına ilişkin davalının itirazının reddine karar verildiği anlaşılmıştır. 6100 Sayılı HMK'nun 390/3 maddesine göre, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Buradaki ispatın ölçüsü, “yaklaşık ispat” kuralına göre belirlenir.Yine 6100 Sayılı HMK'nun 392/1 fıkrası uyarınca;  İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez. Somut olaya dönüldüğünde, davalı şirketin davacı ile dava dışı... (...) olmak üzere iki ortaklı olduğu, ortakların aynı zamanda münferit yetkili şirket yetkilisi oldukları,  davalı şirketlerin hissedarları arasında güvenin zedelendiği, davanın devamı süresince davalı şirkete ait  temsil ve ilzam yetkisinin tek başına kullanılmasının davacı ve dava dışı ortak açısından önemli zarara sebebiyet vereceği endişesi yaratması, tarafların hak ve menfaatleri arasında dengenin korunması ihtiyacı gözetildiğinde, davalı şirkete denetim kayyımı atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir konulması koşullarının oluştuğu, davacının  davalı şirketde hissedar olduğu, atanan kayyımın her iki tarafın ve şirketin hak ve menfaatlerini gözeteceği dikkate alındığında, teminatsız denetim ve onay kayyumu atanması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Dairemizin kaldırma kararından sonra davalı şirketin dava dışı ortağı  ... tarafından davalı şirkete yönelik  şirket ortağı ...'in şirket ortaklığından çıkartılması talebiyle 10/06/2024 tarihinde  Bakırköy 2 ATM.'nin  2024/538 Esas sayılı dosyası ile Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/497 E. sayılı dosya ile birleştirilmesi talepli dava açıldığı, Bakırköy 2 ATM. Tarafından 11/06/2024 tarihinde birleştirme kararı verilerek dosyanın  Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/497 E. sayılı dosyası içerisine konulmak üzere gönderildiği, Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan değerlendirme sonucu  13/06/2024 tarih ve 2024/ 494 Esas sayılı ara kararı ile; Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/538 Esas sayılı dosyasının bu dosyadan tefrikine, davanın yeni esasına kaydedilmesine karar verilmiştir.Her davanın dava tarihindeki şartlara göre değerlendirilmesi gerektiği, iş bu davadan sonra açılan davanın birlikte görülmesi gerekmediğinden, mahkemece verilen tefrik kararı yerinde olup bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili dairemizin kaldırma kararından önceki ilk karara yönelik istinaf dilekçesi ile; mahkemenin şirketin Feshi hususunda  kararının yerinde olduğunu, tasfiye noktasında istinaf kanun yoluna başvurmayacaklarını ancak kusur olarak müvekkili aleyhine olacak şekilde hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu nedenle şirketin feshi kararı, dava açıldıktan ve şirkete kayyım atandıktan sonra davacının tutumu nedeniyle yerinde olmakla birlikte şirket tasfiyesine ilişkin kararın esasının taraflarınca istinaf edilmediğini ve usuli yönden kararın istinaf edildiğini belirttiğinden dairemizce istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak  yapıldığı, şirketin feshine yönelik verilen kararın yerinde olmadına yönelik istinaf sebebi ileri sürülmediğinden bu yönde dairemizce inceleme yapılmamış ve şirketin feshine yönelik verilen kararın esası kesinleştiğinden, dairemizin kaldırma kararından sonra mahkemece verilen karara yönelik davalı tarafça yapılan istinaf başvurusunda davanın esasına yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin müvekkilinin kusuru olmadığı halde yargılama giderinin müvekkili üzerinde bırakıldığı ve aleyhine vekalet ücretine hükmedildiğine yönelik istinaf sebebi incelendiğinde; HMK'nın 326/1. maddesi uyarınca yasal istisnalar hariç olmak üzere, bir davada yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen tarafa yükletileceği, iş bu davanın limited şirketin feshi davası olduğu, mahkemece davanın kabulüne karar verildiğinden, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin yasa gereği davalıya yükletilmesine ilişkin verilen karar usul ve yasaya uygun olup bu yöndeki istinaf sebebi yerinde değildir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince   ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken istinaf karar harcı istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 26/12/2024  tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9f5ea39fcff8bd80","SID":"9bc5d5c9c827818a"}}