{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1011 <br>KARAR NO:2024/2058<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:16/02/2022<br>NUMARASI:2017/1101esas- 2022/107 Karar<br>DAVA:Menfi Tespit <br>DAVA TARİHİ:04/12/2017<br>BİRLEŞEN DOSYA<br>İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2017/1116 ESAS <br>DAVA:Menfi Tespit ve alacak<br>KARAR TARİHİ:19/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı asıl ve birleşen davada verilen karara karşı davalı vekili tarafından, birleşen davada verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkili şirket ile davalı arasında devam eden ticari ilişki, taraflarca tutulan cari hesap kapsamında devam etmekteyken, davalı yana yapılan bir kısım nakit ödemeler ve bu dava konusu çek ile yapılan ödemeler karşılığı malların müvekkiline teslim edilmediğini, davalı ile yapılan görüşme ve incelemelerde müvekkilce yapılan bir kısım ödemelerin ve çeklerin davalı yanca cari hesaplarına yansıtılmadığının tespit edildiğini, taraflarca tutulan cari hesapların kontrolünde tespit edilen alacak miktarının ve çekin iadesi için, davalı yana Yenimahalle ... Noterliği'nin 03.11.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek, müvekkil cari hesaplarına göre davalının borçlu bulunduğu toplam 44.630,89 TL ile davalıya cari hesap kapsamında teslim edilen ancak karşılığı mal alınamayan 31.12.2017 tarihli,... numaralı, 40.000,00 TL bedelli çekin iadesinin istenildiğini, davalının ihtarnameyi tebliğ aldığını, ancak cevap sunmadığı gibi ihtar edilen hususları da yerine getirmediğini beyan ile  ...bank A.Ş. ... Şubesi'nden alınmış olan ... numaralı 31.12.2017 tarihli, 40.000,00 TL bedelli çekle ilgili olarak öncelikle teminatsız olarak ödeme yasağı konulmasını, çeklerin davalı yanca icra takibine konu edilmesi halinde takibin durdurulmasını, 3. Kişilerce icra takibine konu edilmesi halinde icra dosyasına ödenen paranın alacaklıya ödenmemesi hususunda tedbir kararı verilmesini, yapılacak yargılama neticesinde müvekkilinin çekten ötürü davalı yana borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen Dava Dosyasında:Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili ile davalı arasındaki ticari ilişkinin cari hesap kapsamında devam etmekte iken davalı yana yapılan bir kısım nakit ödemeler ve  dava konusu çek ile yapılan ödemeler karşılığı malların müvekkiline teslim edilmediğini, ancak davalı yanca yapılan ödemelerin ve çeklerin cari hesaplarına yantısılmadığını, davalı yana tespit edilen alacak miktarı ve çekin iadesi için Yenimahalle ...Noterliğinin 03/11/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameyi gönderdiklerini, müvekkilinin cari hesaplarına göre davalının borçlu bulunduğu 44.630,89 TL ile davalıya cari  hesap kapsamında  teslim edilen ancak karşılığı alınmayan 31/12/2017 tarihli ... numaralı, 40.000 TL bedelli çekin iadesinin istendiği, davalı yanın ihtarnameyi tebliğ almasına rağmen herhangi bir cevap vermediğini gibi ödeme ve geri iade işlemlerini de yapmadığını bildirerek; öncelikle ileride telafisi güç ve imkansız zararların doğmasına mahal vermemek için teminatsız olarak veya uygun bir teminat karşılığında dava konu çek üzerine  ihtiyati tedbir kararı verilmesine, anılan çekin davalı yanca icra takibine konu edilmesi halinde takibin durdurulmasına, 3.kişilerce icra takibine konu edilmesi halinde dosyaya ödenecek paranın alacaklıya ödenmemesine, yapılacak yargılama neticesinden anılan çekten ötürü davalıya borçlu olmadığının tespitini ve  44.630,89 TL cari hesap alacağının ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili  şirketin kanun gereği ticari defter tutması zorunlu  bir tüzel kişilik olup tutulan defterlerin yeminli mali müşavirce kontrol edildiğini, davacı yan tarafından cari hesaplara kaydedilmeyen bir ödeme olması iddiasının açıkça kötü niyet göstergesi olduğunu, cari hesaba kaydedilmeyen bir ödeme söz konusu olamayacağı gibi ticari defterler incelendiğinde haklılıklarının ortaya çıkacağını, yine davacının alacak iddiasının yerinde olmadığının müvekkilinin ticari kayıtları incelendiğinde ortaya çıkacağını, davacı tarafın müvekkilince malların teslim edilmediğine yönelik iddiasının da asılsız olduğunu, irsaliyeli faturaları incelendiğinde bu durumun ve malların tesliminin ortaya çıkacağını, çekin karşılığı olan malların da davacı yana teslim edildiğini beyan ile davanın reddi gerektiğini savunmuş ve davacı aleyhine %20 den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi  kararında;\"Asıl dava; ...bank A.Ş ... şubesine ait, ... numaralı, 31/12/2017 keşide tarihli, 40.000,00 TL bedelli çek yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Birleşen dava; taraflar arasındaki ticari ilişki sebebiyle doğan 44.630,89 TL cari hesap alacağının davalıdan tahsili ile yine...bank A.Ş, ... şubesine ait,...numaralı, 31/12/2017 keşide tarihli, 40.000,00 TL bedelli çek yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davacı taraf, asıl ve birleşen davaya konu menfi tespit istemi yönünden dava konusu çeki davalıya ticari ilişki kapsamında verdiğini ancak davalının çek karşılığında mal teslim etmediğini, çekin bedelsiz kaldığını beyan ederek çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitini ve cari hesap alacağının tahsilini talep etmiştir. Davalı taraf, davacıya borcunun bulunmadığını, malların teslim edildiğini beyan ederek asıl ve birleşen davanın reddini savunmuştur. Yargılama sırasında talimat yoluyla Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığıyla davacının ticari defterleri incelenmiştir. Talimat mahkemesince alınan bilirkişi raporunda; davacının dava tarihi itibariyle davalıdan 84.630,84 TL alacağının kayıtlı olduğu, 2016-2017 yılları defterlerinde davalı tarafından davacı adına düzenlenen bir faturanın kayıtlı olmadığı tespit edilmiştir. Mahkememizce yapılan 15/04/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davalı kayıtlarında 2017 yılı sonunda davacının davalıya 48.189,61 TL borçlu olduğunun tespit edildiği ancak taraflar arasındaki borç-alacak  hususundaki ticari ilişkinin 2015 yılı öncesine ait olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle 2015 yılı öncesine ilişkin ticari defterlerin incelenmesi suretiyle 01/11/2019 tarihli ek rapor alınmıştır. Ek raporda; 2012 yılı açılış kayıtlarında davacının defterlerinde 6.120,74 TL davalı borcu mevcutken, davalı kayıtlarında önceki dönemden devreden tutar olmadığı, davacının ve davalının 2012-2013 ve 2014 yılında tanzim ettiği faturaların her iki taraf kayıtlarında mevcut olduğu, davacının 2012 yılındaki 24.700,00 TL tutarındaki ödemelerine karşılık davalıda 3.000,00 TL ödeme kayıtlandığı, 2012 yılı ödemelerinde 21.700,00 TL fark olduğu, davacının 2013 yılında 155.000,00 TL ödeme kaydına karşılık davalıda 43.000,00 TL davacı ödemesinin kayıtlı olduğu ve 2013 yılında 112.000,00 TL ödemelerden kaynaklı fark olduğu, 2014 yılı davacı ödemelerinde fark olmadığı, 2014 yılında davacının davalı lehinde 10.000,00 TL tutarındaki cari kaydın davalıda olmadığı, taraflar arasındaki farklılıkların davacı firmada kayıtlı olan ödemelerin davalı kayıtlarında yer almamasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bilirkişi ek raporundaki tespitler üzerine 17/02/2020 tarihli celsede davacı tarafa 2012 yılına ilişkin 6.120,00 TL'lik davalı borcu kaydını dair açıklama yapması ve alacağın nedenini belirterek alacaklı olduğunu gösterir delillerini sunması için 2 haftalık kesin süre verilmiş ve yine davacı tarafa 2012 yılında yapılan 24.700,00 TL tutarındaki ödemeler ile 2013 yılında yapılan 155.000,00 TL tutarındaki ödemelere ilişkin her ödemenin tediye makbuzunu veya ödeme belgesini bütün ödemelerle ilişkilendirerek açıklaması ve tüm makbuzların, ödeme belgelerinin tablo halinde her yıl için hangi ödemeye dair olduğu konusunu somutlaştırması ve tüm ödeme belgelerini sunması için 2 haftalık kesin süre verilmiştir.Verilen süre içerisinde davacı vekili tarafından makbuzlar ve ödeme belgeleri sunulmuştur. Davalı vekili ödeme belgelerindeki imzalara itiraz ettiğini bildirmiştir. Davacı tarafından sunulan ödeme belgeleri ve makbuzların içeriğindeki çeklerin ilgili bankalara yazılarak ön ve arka kısmının görüntüsü ile tahsilat bilgileri celp edilmiş, makbuzlarda belirtilen çeklere ilişkin müzekkere yanıtları geldikten sonra 21/06/2021 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı ile son incelemeden sonra dosyaya giren belgelerin, tahsilat ve tevdi makbuzlarının, banka cevaplarının, çek görüntülerinin ve tüm dosyanın incelenerek alacak ve borç hususunda ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi tarafından sunulan ikinci ek raporda; Davacının bildirdiği ve çek koçanın davacıya veren bankalar ve ibraz edilen bankalar tarafından gönderilen müzekkereye yazı cevapları aşağıda ayrıntıları ile tespitler yapılmış olup, kayıtlar ve gelen yazı cevaplarındaki çek no ve tutarları olarak eşleştirmeler yapılarak toplam 296.570,00 TL tutarındaki çeklerin davalı kayıtlarında davacı alacağı olarak kayıtlı olduğu, çeklere ilişkin herhangi bir iade kaydı olmadığı, banka cevapları uyarınca da çeklerin ödendiği tespit edildiği, yine davalı kayıtlarında 28.01.2013 tarihinde 30.11.2013 ... açıklaması ile 10.000,00 TL davacıyı alacaklandırıcı çek giriş kaydı yapıldığı tespit edilmiş olup, davacının dosyaya sunmuş olduğu ödemeler tablosu içeriğinde söz konusu kayda ilişkin ... nolu çek olduğu, ... ve ... Bankası yazılarında çekin ödendiği bilgisi verildiği mevcut olduğu, bu tespitler kapsamında toplam 306.570,00TL tutarındaki çeklerin davacı alacağı olarak davalının kayıtlarında mevcut olduğu, alınan çeklerin tahsil edildiği, ayrıca yukarıda tespit edilen davalıda alacak olarak kaydedilen çekler dışında davacının dilekçesinde bildirmediği 10.000,00 TL tutarında ...nolu çekin de davacıyı alacaklandırıcı (davacı lehine) kayıt olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, davacı tarafından bildirilen ancak davalıda kayıtlı olmayan çeklere ilişkin, gelen banka cevapları, çek görüntüleri doğrultusunda davacı tarafından davalıya keşide edildiği, ciranta edildiği ve bankalardan çeklerin ödendiği tespit edilen çek toplamının 131.700,00 TL olduğunun tespit edildiği, gelen banka yazı cevaplarında davalıya keşide / ciro edildiği ve ödendiği banka gelen cevaplarına göre bildirilen çeklerin davalı kayıtlarında yer almadığı, bu sebeple davalıda görülen davacı borcundan düşümü ve davacı kayıtlarında davalı lehine 10.000,00 TL tutarında mevcut kaydın eklenmesi suretiyle 76.510,39 TL davacı alacağı hesaplanmış olup, asıl dava yönünden 40.000,00 TL tutarlı çekten borçlu olunmadığı, birleşen dava yönünden 36.510,39 TL davacının alacaklı olduğu belirlenmiştir.Asıl dava açısından yapılan değerlendirmede; bilirkişi raporunda davalının tanzim ettiği tüm faturaların davacıda kayıtlı olduğu, taraflar arasındaki ihtilafların davacı tarafından yapılan ödemelere ilişkin olduğu, davalı tarafından cevap dilekçesinde cari hesaplara kaydedilmeyen bir ödeme olmadığı ve ticari defterlerin incelenmesinde bu durumun ortaya çıkacağının beyan edildiği, ancak yargılama sırasında davacının 131.700,00 TL değerindeki ödemesini davalının kaydına almadığının tespit edildiği, yine bu ödemelere karşılık başka bir mal teslimi söz konusu olmadığı, bu hususta ticari defterlerine dayanan davalının ödemelere karşılık ticari kayıtlarında bir mal veya hizmet faturasına dayanan başka bir alacağı bulunmadığı, davalı taraf defterlerinde kayıtlı olmayan çeklerin teslim edilmesinin alacaklı olduğunu gösterdiğini beyan etse de davalı tarafın defterlerinde başka bir alacak kaydı bulunmadığı anlaşılmakla tarafların ticari defterlerindeki lehe olan kayıtların bağlayıcı olduğu gibi aleyhe olan kayıtların da bağlayıcı olduğu dikkate alınarak ödemeler sonucu davacının 76.510,39 TL alacaklı olduğu ve başka bir borç söz konusu olmadığından, dava konusu çekin bedelsiz kaldığı, karşılığında mal teslim edilmediği sonucuna varılmıştır. Davalı taraf makbuzlarda imzayı inkar etse de banka müzekkere yanıtlarından davalının bir kısım çekleri tahsil ettiği, bir kısım çekleri ise ciroladığı ve ödeme aracı olarak kullandığı, ayrıca çekleri teslim aldığını kabul ettiği dikkate alındığında imza inkarının hakkın kötüye kullanılması kapsamında olduğu sonucuna varılmış ve bu yönden inceleme yapılmamıştır. Açıklanan nedenlerle; mali incelemeler ve bilirkişi raporu doğrultusunda asıl davanın kabulü ile davacının ...bank A.Ş ... şubesine ait... numaralı 31/12/2017 keşide tarihli, 40.000,00 TL bedelli çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti ve yargılama sırasında yapılan ödeme ile menfi tespit davası istirdada dönüştüğünden 02/01/2018 tarihinde ödenen 40.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadı ile davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiştir. Birleşen davada, ...bank A.Ş ... şubesine ait, ... numaralı, 31/12/2017 keşide tarihli, 40.000,00 TL bedelli çek yönünden borçlu olmadığının tespitine ilişkin talep, asıl davada daha önce sürüldüğünden derdestlik teşkil etmektedir. HMK m.114/1-ı hükmünde aynı davanın daha önce açılmış ve halen görülmekte olmaması dava şartı olduğundan ve söz konusu talep daha önce asıl dava ile ileri sürülüp görülmekte olduğundan birleşen davadaki menfi tespit talebi yönünden derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Birleşen davadaki cari hesap alacağı yönünden yapılan değerlendirmede;  davalının tanzim ettiği tüm faturaların davacıda kayıtlı olduğu, davalı tarafından cevap dilekçesinde cari hesaplara kaydedilmeyen bir ödeme olmadığı ve ticari defterlerin incelenmesinde bu durumun ortaya çıkacağının beyan edildiği, ancak yargılama sırasında davacının 131.700,00 TL değerindeki ödemesini davalının kaydına almadığının tespit edildiği, yine bu ödemelere karşılık başka bir mal teslimi söz konusu olmadığı, bu hususta ticari defterlerine dayanan davalının ödemelere karşılık ticari kayıtlarında bir mal veya hizmet faturasına dayanan başka bir alacağı bulunmadığı, davalı taraf defterlerinde kayıtlı olmayan çeklerin teslim edilmesinin alacaklı olduğunu gösterdiğini beyan etse de davalı tarafın defterlerinde başka bir alacak kaydı bulunmadığı anlaşılmakla tarafların ticari defterlerindeki lehe olan kayıtların bağlayıcı olduğu gibi aleyhe olan kayıtların da bağlayıcı olduğu, davacı tarafından davalıya verilen çeklerin bir kısmının davalı tarafından tahsil ediliği, bir kısmının davalı tarafından cirolandığı ve çeki devralan kişilerin tahsil ettiği, bu durumda davalının çekleri ödeme aracı olarak kullandığı, ödeme aracı olarak kullanılan kısım yönünden de davalının zenginleştiği, bu ödemelerin dikkate alınmamasının sebepsiz zenginleşme yaratacağı dikkate alınarak ödemeler sonucu davacının 76.510,39 TL alacaklı olduğu, bu alacaktan 40.000,00 TL tutarlı istirdadına hükmedilen dava konusu çekin mahsup edilmesi sonucunda davacının 36,510,39 TL bakiye cari hesap alacağı olduğu sonucuna varılmıştır. Davacı tarafın bilirkişi raporuna yönelik itirazları açısından yapılan değerlendirmede; 6.120,74 TL tutarındaki davacı alacağının ispatlanmadığı, alacağın dayanağına ilişkin belge sunulmadığı, tarafların defter kayıtları ile bağlı olmasının sonucu olarak 10.000,00 TL davalıyı alacaklandırıcı kaydın düşülmesinin doğru olduğu, ispatlanmayan ödemeler açısından davalı kayıtlarının esas alınmasının doğru olduğu, nitekim davalının defterinde de davacı tarafından bildirilmeyen 10.000,00 TL tutarlı ... nolu çekin de davacıyı alacaklandırıcı (davacı lehine) kayıt olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, bilirkişi tarafından her iki tarafın kayıtlarının dikkate alındığı, tarafların defterlerindeki lehe olan durumlar ile bağlı olduğu gibi aleyhe olan durumlarda da bağlı olduğu, dolayısıyla davacının fazlaya ilişkin ödeme ve alacak iddiası ispatlanmadığı, kendi kayıtlarında davalı lehine yaptığı alacaklandırıcı kayıt ile bağlı olduğu ve bu kaydın aksinin kesin delille ispatlanmadığı anlaşılmakla itirazların somut dayanakları olmadığı sonucuna varılmış ve davacının bilirkişi raporuna yönelik itirazları yerinde görülmemiştir. Tüm bu açıklanan nedenlerle; Asıl davanın kabulü ile davacının ...bank A.Ş ...şubesine ait ... numaralı 31/12/2017 keşide tarihli, 40.000,00 TL bedelli çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti ile 02/01/2018 tarihinde ödenen 40.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan istirdadı ile davacıya ödenmesine, Birleşen davada; menfi tespit talebinin derdestlik nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine, cari hesap alacağı açısından davanın kısmen kabulü ile 36.510,39 TL'nin birleşen dava tarihi olan 15/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine...\" karar verilmiş ve asıl ve birleşen davada verilen karara karşı davalı vekili tarafından, birleşen davada verilen karara karşı davacı vekili tarafından (katılma yoluyla) istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle;\"UYAP kayıtları incelendiğinde, dosyanın vekili olmamıza rağmen ve ortak vekaletnamede birçok avukat bulunmasına rağmen davalının istinaf dilekçesinin davacı asile 21.04.2022 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu anlamış bulunmaktayız. HMK 348.madde gereğince süresinde katılma yoluyla istinaf talebimizi sunuyoruz. İlk derece mahkemesi tarafında hükme esas alınan bila tarihli bilirkişi raporuna 29.11.2021 tarihli dilekçemiz ile, gerekçeli olarak itirazlarımızı sunmuştuk. Söz konusu itirazlarımız değerlendirilmeden, müvekkil şirketin kayıtlarına göre 2012 yılı açılış bakiyesi olarak mevcut olan 6.120,74 TL nazara alınmaksızın, bu alacak miktarının ispatlanamadığı gerekçesiyle hüküm tesis edilmiş olması hatalı olmuştur.Bilirkişi raporuna itiraz dilekçemizde belirttiğimiz gibi: Raporda, banka yazı cevaplarına göre davalıya yapılan çek ödemelerinin davalı kayıtlarında görülmediği belirtilmiştir. Görülmektedir ki, davalı, tüm faturalarını eksiksiz işlemiş, ancak ödemeleri oldukça eksik kayıt etmiş, kendi kayıtlarına göre borçlu olmadığı gibi alacaklı dahi çıkmıştır. Dolayısıyla davalının kayıtlarına itibar edilebilmesi mümkün değildir. Ancak bilirkişi tarafından nihai hesaplamada, \"Davalı kayıtlarında 2016 yıl sonu itibariyle müvekkilin borcu olarak görünen\" 45.189,61 TL, \"banka yazıları uyarınca tespit edilen ödemeler\" 131.700,00 TL, \"davacıda davalıyı alacaklandırıcı kayıt\" 10.000,00 TL bilgilerine göre nihai hesaplama yapılarak müvekkilin 76.510,39 TL alacağı olduğu tespit edilmiştir. İlgili hesaplama raporun 14.sayfasında şu şekildedir: Burada belirtiriz ki: Davalının ticari defter ve kayıtlarının eksik ve hatalı olması nedeniyle, davalının 2016 yıl sonu bakiyesi esas alınarak yapılan hesaplamanın sağlıklı olmadığı, gerçek hesap sonucunu yansıtmadığıdır. Zira, raporun 13.sayfasında tarafların kayıtlarının dökümü, bu dökümlerdeki hesap farkları tablo halinde yazılmıştır. Bu tablo aşağıdaki şekildedir:Tabloda 2012 yılı açılış (2011 yıl sonu bakiyesi) kaydı olan 6.120,74 TL'LİK müvekkil şirketin alacağı davalı kayıtlarında görünmemektedir. bu nedenle, bilirkişi raporunda nihai hesaplama bu tabloda 2016 yıl sonu itibariyle davalı kayıtlarında görünen tutar üzerinden yapıldığından 6.120,74 TL hesaplamaya dahil edilmemiş olmaktadır. buna rağmen, müvekkil şirket kayıtlarında müvekkil davacının kayıtlarında yer alan, davalıyı alacaklandırıcı 10.000,00 TL tutar nihai hesaplamada hesaba dahil edilmiştir.İtirazımız, tüm hesaplamanın davalı kayıtlarında yer alan miktarlara göre yapılmasına rağmen müvekkil lehine olan 6.120,74 TL'Lik 2012 yılı açılış kaydı borcunun hesaba dahil edilmemesi, buna rağmen davalı lehine olan kaydın hesaplamaya dahil edilmiş olmasıdır.Raporda tespit edilen hususlara göre, davalının kayıtlarının eksik ve hatalı olduğu aşikardır. Bilirkişi raporunda, dosyaya kazandırılan çek ve ödeme bilgilerinin de incelenmesi ile, davacı ve davalı kayıtlarının kıyaslama ile değerlendirilmesi neticesinde, müvekkilin kendi kayıtlarında 2016 yılı sonu itibariyle 84.630,89 TL alacağının bulunduğu tespit edilmiştir. Buna rağmen ticari defterlerini ve kayıtlarını gerçeğe uygun tutmayan davalı kayıtlarına göre hesaplama yapılması ve sonuca gidilmesi kabul edilebilir değildir.Davalının kayıtlarının güvenilir olmadığı, eksik olduğu açık olup nihai hesabın hangi sebeple davalı kayıtlarına göre yapıldığı anlaşılamamıştır. Bilirkişi tarafından müvekkil şirket kayıtlarına göre nihai hesaplama yapılması gerekirken, (ki bu halde 84.360,89 TL alacağı tespit edilmiştir, ayrıca bu nihai alacak tutarında davalı lehine yapılan 10.000,00 TL lik kayıt da dahildir) davalı kayıtlarına göre nihai hesaplama ve sonuç kabul edilebilir değildir.Bu nedenle; hesaplamanın;Ya müvekkil şirket kayıtlarına göre yapılarak ki bu halde müvekkilin 2016 yılı sonu itibariyle 84.630,89 TL alacağının mevcut olduğu sonucuna ulaşılmaktadır; buna göre, Müvekkilin (asıl dava bakımından) 40.000,00 TL borçlu olmadığının tespiti ile alacağı bulunduğuna, (birleşen dava yönünden) 44.630,89 TL alacağının olduğu sonucuna varılacaktır. Ya da davalı kayıtlarına göre yapılıyor ise, davalı kayıtlarında yer almayan 10.000,00 TL'lik kendisini alacaklandırıcı kaydın davalı alacağı olarak nazara alınmaması, 2012 yılı açılış kaydı olan 6.120,74 TL'nin de davalı borcu olarak ilave edilmesi gerekmektedir. Bu halde tablonun şu şekilde olması gerekmektedir:Davalı kayıtlarında Davacı borcu 2016 yıl sonu:45.189,61 TL Banka yazıları uyarınca tespit edilen ödemeler: -131.700,00 TL 2012 yılı açılış bakiyesi: - 6.120,74 TDavacının Alacağ: - 92.631,13 TL Buna göre, Müvekkilin (asıl dava bakımından) 40.000,00 TL borçlu olmadığının tespiti (alacağının hüküm altına alınması) ile (birleşen dava yönünden) 52.631,13 TL alacağının olduğu sonucuna varılacaktır. Ancak, talebimiz, müvekkil şirket kayıtlarına göre tespit edilen, 31.12.2017 tarihli 40.000,00 TL bedelli çek nedeniyle borçlu olunmadığını tespiti, kendisine ödenmesi, 44.630,89 TL alacağın tahsiline karar verilmesi olduğundan, bu talep de Müvekkil şirket tarafından usulüne uygun ve gerçeğe uygun olarak tutulan kayıtlara göre talep edilmiş olduğundan, Müvekkil şirket kayıtlarının hükme esas alınarak davalarımızın talebimiz gibi kabulüne karar verilmesi gerekirken birleşen dava yönünden 36.510,39 TL alacağının ödenmesine karar verilmesi hatalı ve hakkaniyete aykırı olmuştur.Sayın Mahkemeden \"Mahkemenizce gerekli görülmesi halinde bilirkişiden hangi sebeple davalı kayıtlarına göre nihai hesaplamayı yaptığı ve 2011 yılından devreden 6.120,74 TL kaydın hesaplamaya dahil edilmediğinin ve 10.000,00 TL davalıyı alacaklandırıcı işlemin ne olduğunun sorulmasına\" karar verilmesini talep etmiş isek de söz konusu şüphe giderilmeden bilirkişi raporunun hükme esas alınması hatalıdır.\"demiştir.İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın tam kabulüne karar verilmesini  talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;\" Aleyhte ikame edilmiş olan huzurdaki dava sonucunda Yerel Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak gerekçesi aşağıda detaylı şekilde açıklanacağı üzere yerel mahkemece verilmiş olan bu karar hukuka ve hakkaniyete aykırı olup, Sayın Başkanlığınızca yapılacak olan incele sonucunda bu kararın kaldırılması/bozulması gerekmektedir. Yerel Mahkeme'nin vermiş olduğu bu karar hukuka ve hakkaniyete aykırı olmakla birlikte, kararın kaldırılması istemimize dayanak sebeplerimizi müteakip maddelerde sıralamaktayız.1-Davacı yan ara kararları süresi içerisinde yerine getirmemiş olmasına rağmen davacının talebi doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılmış olması yasaya ve usule aykırı olmuştur.Yerel Mahkeme dosyasının 10.11.2021 tarihli duruşma zaptında 3. Nolu ara kararda: \"Bilirkişinin ek ücret talebinin kısmen kabulüne, 600,00 TL ilave ücret takdir edilmesine, takdir edilen ücretin davacı vekilince 2 haftalık kesin süre içerisinde karşılanmasına, bu hususta davacı vekiline meşruhatlı davetiye çıkarılmasına, \" denilmek suretiyle kesin süreli ara karar tesis edilmiştir. Ancak davacı vekili tarafından 10.11.2021 tarihli duruşmada tesis edilen ara karar kesin süre içerisinde yerine getirilmemiştir.Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 94' te yer alan; (1) Kanunun belirlediği süreler kesindir.(2) (Değişik:22/7/2020-7251/6 md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. İfadeleri ile hakimin tayin ettiği kesin süreye uyulmadığında, süresi içinde ara kararı yerine getirmeyen tarafın o işlemi yapma hakkının ortadan kalkacağı aşikadır. Ancak 01.02.2022 tarihli duruşma zaptında 2. Nolu ara kararında: \"Davacı vekiline bilirkişi ek ücretinin kalan kısmı ve sair yargılama giderleri için 300,00 TL avans yatırması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, \" yönünde ara karar tesis edilmiştir. Mahkeme tarafından davacı vekilinin ara kararı süresinde yerine getirmediğinden dolayı bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı yönünde yeni bir ara karar tesis edilmesi gerekirken, bilirkişi ek ücretinin kalan kısmı ve sair yargılama giderlerinin yatırılması için yeniden kesin süre verilmesi hukuka ve kanuna aykırı olmuştur HMK madde 94/3 uyarınca; işlemi süresinde yapmayan tarafın o işlemi yapma hakkının ortadan kalkacağına şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça yer verilmiş iken, hakim tarafından davacı taraf lehine yeniden kesin süreye karar verilmesi kanuna aykırıdır. Böylelikle hakimin ikinci kez kesin süreye hükmetmesinin hukuken bir sonuç doğurmayacağı, ikinci kez verilen süre içerisinde işlemin yapılmasının işlemi geçerli kılmayacağı ve sonuç doğurmasına imkan vermeyeceği kabul edilmiştir.Yerleşik Yargıtay içtihat ile sabit olduğu üzere kesin süre içinde yerine getirilmeyen ara karara ilişkin  ikici defa kesin süre verilemez.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/9-651 K. 2014/202 \".....Yukarıda da belirtildiği üzere, ilke olarak, hakimin verdiği süre kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığı zorunludur: İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HUMK m.163, c.4, HMK. 94/2); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi, sonuç değişmez. İkinci halde ise; yasaya göre hakimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HUMK m.163/3 c.3, HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur...\" Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.  İşbu sebeple davacı vekili tarafından süresi içerisinde yatırılmayan bilirkişi ücreti dolayısıyla davacı tarafın bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına karar verilmesi gerekirken davacı vekiline bilirkişi ücretini yatırması için ikinci bir kesin süre verilmesi hakkaniyete ve hukuka aykırı olmuştur Yukarıda arz ve izah olunan sebeplerle davada bilirkişi raporu geldiğinden dolayı davacı vekilinin bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmesine karar verilmesi ve davacı vekilinin bilirkişi raporuna karşı beyanlarının hükme esas alınmaması gerekirken Yerel Mahkeme'nin bu hususu gözetmemesi yasaya ve usule aykırılık teşkil etmektedir.2-) Çeklerin davacı yan tarafından müvekkile teslim edilmesi müvekkilin alacaklı olduğunun ispatıdır. Aksini ispat edemeyen davacı  borçlu yanın davasının reddi gerekmektedir. Kıymetli evrakta mücerretlik ilkesi gereği, senette yer alan hak ile bu hakkın oluşumuna neden olan temel borç ilişkisi arasındaki bağ ortadan kalkmaktadır. Senet temel borç ilişkisinden soyutlanmış, bağımsız bir varlık kazanmıştır.Dosyaya sunulan kambiyo senetlerinden de bu senetlerin düzenlenmesine yol açan asıl borç ilişkisinin ne olduğunun bilinmesine imkân yoktur.Bu sebeple, herhangi bir ihtilaf halinde, müvekkilin temelde yatan asıl borç ilişkisinin varlığını ve mahiyetini ispat zorunda olmayacağı açıktır. Geçerli bir temel münasebetin bulunmadığını ispat yükü ve bundan doğacak defilerin dermeyanı borçlu davacıya bırakılmıştır.Dosyada mübrez kayıtlar incelendiğinde dosyada faturalar yönünden bir ihtilaf bulunmadığı ortadadır.Tek ihtilaf davacı borçlunun müvekkile vermiş olduğu kambiyo senetlerinin sebebine ilişkin olup kambiyo senetlerinin de sebepten soyut olduğu izahtan varestedir. Davacı borçlunun dosyaya sunmuş olduğu tediye makbuzları ise hiçbir açıklamaya yer vermemekte hatta kimin tarafından teslim alınmış olduğu dahi anlaşılamamakta ve birçoğu da imzasız olmaktadır.3-) Çeklerde mevcut para miktarları müvekkil şirketin borçlarını karşılamamaktadır. Şöyle ki, müvekkil şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Müvekkil şirket davacı şirketten 45.189,61 TL alacaklıdır. İspat külfeti kendisinde olan davacı, hala daha davasını ispat edememektedir.Yerel Mahkemece bankalara yazılan müzekkerler kapsamında; 19.01.2021 tarihinde YapıKredi bankasından şu şekilde cevap gelmiştir: \"... numaralı 5.000,00-TL bedelli bankamız çeki 30.04.2014 tarihinde ...bank'tan ibraz edilmiş olup, karşılığı olmadığından ödenmemiştir. 01.09.2014 tarihinde düzeltme hakkı kullanılarak ödenmiştir.\" 05.02.2021 tarihinde ... Bank tarafından ise şu şekilde cevap verilmiştir: \"... numaralı, 31.07.2012 keşide tarihli ve 2.700,00-TL tutarlı çekin hamili, ...Ticari şubemiz müşterisi 39185 hesap numaralı .... ŞTİ. Olduğu tespit edilmiştir.\" 29.01.2021 tarihinde...Bank tarafından verilen müzekkereye cevap ise şöyledir: \"... çek numaralı, 5.000,00-TL bedelli çek takastan tahsil edilmiştir. İlgili bilgi ve çek görüntüsü Bankamızın ... şubesinden temin edilerek ekte tarafınıza sunulmuştur.\"   Müzekkerelere cevap veren bankalarca, müvekkil şirkete ödendiği beyan edilen çek bedelleri toplamı müvekkilin cari hesaplarında mevcut olan davacının toplamdaki 45.189,61-TL borcunu karşılayamamaktadır. Davacının müvekkile olan borçları devam etmektedir. Böylelikle davacı, borcunun tamamını ödediğine yönelik iddialarını ispatlayamamaktadır.4-) Davacı yanın ticari defter ve kayıtlarının kendi beyanları ile örtüşmediği bilirkişi raporu ile ortaya çıkmıştır.Davacı yan müvekkil şirketten alacaklı olduğunu beyan etse de alacaklı olmasına rağmen neden müvekkil lehine ticari teamülün aksine sürekli olarak çek keşide ettiği anlaşılamamaktadır.Dosya kapsamında alınan müzekkere cevapları ve bilirkişi raporları davacının iddialarını ispatlar nitelikte değildir. Davacı yanın yapmış olduğu ödemelerin müvekkil şirketin kayıtlarında bulunmamasından kaynaklı olarak fark oluştuğu belirtilmiş olsa da davacı yanın yapmış olduğu ve müvekkil şirket ticari defterlerinde yer almayan ödemelerin de davacı yanın ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığı açıkça ortaya konulamamıştır.Davacı yanın bilirkişiye sunmuş olduğu ticari defter ve kayıtlarında müvekkil şirkete yaptığını beyan ettiği ödemeler ile bilirkişi tarafından yapılan inceleme ile hesaplanan tutarlar dahi birbiri ile uyum göstermemektedir. Müvekkil şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde müvekkil şirketin davacıdan 45.189,61 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. ispat külfeti üzerinde olan davacı ise iddialarını ispat edememiştir. İddialarını ispat edemeyen davacının davasının reddine karar verilmesini gerekirken davanın kabulü kararı verilmesi yasaya ve usule aykırı olmuştur. Yerel Mahkeme dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporunda \"2017 yıl sonunda davacının davalıya 48.189,61 TL borçlu olduğu mevcuttur.\" denilmek suretiyle müvekkil şirketin davacıdan alacaklı olduğu tespit edilmiştir.  İrsaliyeli faturalar ile müvekkil şirketin defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde müvekkil şirket tarafından gerekli sevkiyatın ve mal tesliminin yapılmış olduğu da ortaya çıkmıştır. 5-) Davacı tarafça sunulan makbuzlar üzerindeki imzalara itirazımız mevcut iken bu makbuzların delil olarak kabul edilmemesi yasaya ve usule aykırı olmuştur.Davacı yanın Yerel Mahkeme dosyasına sunmuş olduğu makbuz ve senetler üzerindeki imzaların müvekkile ait olmadığı iddiamızın  öncelikli olarak incelenmesi gerekmektedir. HMK madde 208 fıkra 3 de inceleme talebimizi destekleyecek şekilde düzenlenmiştir: \"Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.\"  Bunun yanında senedin sahteliği iddia edildiği takdirde işbu hususun sübuta erdirilmesi için usul hukukunun öngördüğü yollar izlenmeden, sahteliği iddia edilen senet esas alınarak hüküm kurulmasının usule ve hukuka aykırı olduğu HMK madde 209 hükmü ve Yargıtay kararları (YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ, 2016/12095 E., 2017/6859 K.) tarafından da desteklenmektedir. Dosya kapsamından alınan müzekkere cevapları ve daha öncesinde itirazlarımıza da konu olan bilirkişi raporları, kesinlikle davacının iddialarını ispatlar nitelikte değildir.Tüm bu açıklamalar neticesinde davacı tarafın dosyaya sunmuş olduğu makbuzların delil olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı açık olmakla birlikte;  Yerel Mahkeme dosyasına sunulan makbuzların delil olarak kabul edilmemesini eğer Sayın Başkanlığınız aksi kanaatte olacaksa makbuzlar üzerindeki imzaların incelemeye tabi tutulmasını talep etmekteyiz.Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda; yerel mahkemenin eksik inceleme sonucu hüküm kurduğu, bu nedenle işbu kararın hukuka aykırı olduğundan bahisle Sayın Başkanlığınız nezdinde yapılacak olan inceleme sonucunda hukuka aykırı kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.\" demiştir. İlk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl dava; davacı tarafından davalıya mal teslimine karşılık avans çeki olarak verilen dava konusu çek bedeli kadar ürünün teslim edilmediği iddiası ile bedelsiz kalan çek yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve çek bedelinin istirdadına, birleşen dava; davacı tarafından davalıya mal teslimine karşılık avans çeki olarak verilen ve asıl davanın da konusu olan  çek bedeli kadar ürünün teslim edilmediği iddiası ile bedelsiz kalan çek yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve çek bedelinin istirdadına, ayrıca davacının davalıdan açık cari hesap alacağı bulunduğu iddiası ile alacağın tahsiline karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kabulüne, birleşen davada menfi tespit talebi yönünden derdestlik dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine, cari hesap alacağının kısmen kabulüne karar verilmiş, asıl davada ve ve birleşen davada verilen karara karşı davalı vekili tarafından, birleşen davada verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı vekili; birleşen davada cari hesap alacağının eksik hesaplandığını, bilirkişi incelemesi ile de sabit olduğu üzere davalının defter ve kayıtlarını usulüne uygun olarak tutmadığını ve bilirkişi hesaplamasında dikkate alınmasının mümkün olmadığını, bu sebeple davacı defterlerine göre cari hesap alacağının hesaplanması gerektiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili, davacının bilirkişi incelemesine esas ara kararların gereğini süresi içerisinde yerine getirmediğini, davacının alacağını ispat edemediğini, davacının iddiasının aksine davalının davacıdan alacaklı olduğunu, davacının kendi beyanları ile ticari defter ve kayıtlarının örtüşmediğini, davacı tarafından sunulan makbuzlardaki imzaya itiraz edilmesine rağmen bu makbuzların kabul edilerek karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili ve davalı vekili tarafından ileri sürülen tüm istinaf sebepleri dava dilekçesi, cevap dilekçesi, beyan dilekçeleri, raporlara itiraz dilekçeleri ile ileri sürülmüş, bilirkişi raporlarında bu iddialar ve itirazlar  değerlendirilmiş, gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı açıklanmıştır. HMK'nın 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki tarafların iddia, savunma ve itirazları, bilirkişi kök ve ek raporları, banka yazı cevapları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından 2012 yılı açılış kaydında alacaklı olarak göründüğü 6.120,74 TL bedelin dayanaklarına ilişkin belgeleri sunamaması sebebiyle alacağından mahsup edilmesi ve kendi defterlerine göre davalıyı 10.000,00 TL alacaklı olarak gösterdiği aleyhine olan bu kayıt ile bağlı olması sebebiyle bu miktarın davalı lehine değerlendirilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, Mahkemece bilirkişi ek raporu sunulduktan sonra 10/11/2021 tarihli duruşmada bilirkişinin talebi üzerine bilirkişiye ek ücret takdirine ve davacı vekiline 2 haftalık kesin süre içerisinde ödemesi için süre verilmesine ve davetiye çıkarılmasına karar verildiği, söz konusu kararın yasal sonuçlarının usulüne uygun olarak ihtar edilmediği, davacı vekili tarafından ücretin bir kısmının verilen süre içerisinde yatırıldığı, bakiye kısım ve diğer masraflar için davacı vekiline aynı şekilde 01/02/2022 tarihli duruşmada yasal sonuçları hatırlatılmadan süre verildiği ve davacı vekili tarafından süresi içerisinde masrafın yatırıldığı, Mahkemece verilen kesin sürenin ve bu kesin sürede işlemin yapılmamasının yasal sonuçları usulüne uygun olarak ihtar edilmediği ve bu sebeple davacı aleyhine kesin sürenin sonuçlarının uygulanmasının mümkün olmadığı, davacının hüküm altına alınan alacağı defter ve kayıtlar ve banka müzekkere cevapları ile ispat edilmesine rağmen davalı tarafından aksinin ve kendisinin alacaklı olduğu hususu yazılı ve kesin deliller ile ispat edilemediği, davacı tarafından sunulan makbuzlardaki çek ödemeleri banka kayıtları ile ispat edildiğinden makbuzlardaki imzalara itiraz edilmesinin ve imza incelemesi yapılmasının sonuca etkili olmayacağı dikkate alındığında Mahkemece söz konusu makbuzlara itibar edilmesinin yerinde olduğu da anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince  AYRI AYRI  ESASTAN REDDİNE, <br>ASIL DAVA YÖNÜNDEN:2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.732,40 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 683,10 ‬TL harcın mahsubu ile bakiye 2.049,3‬TL harcın davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına,  4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, <br>BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN:6-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 7-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davacı tarafından yatırılan 138,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 289‬‬,00  TL harcın davacıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına,8-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.494,02 TL istinaf karar harcından, istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan  623,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.870,52‬‬ TL harcın davalıdan  tahsili ile hazineye gelir kaydına, 9-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına,10-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran tarafa iadesine, 11-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b5a772dd1dc570c3","SID":"c4b439a0c56474bf"}}