{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/915 <br>KARAR NO:2024/1979<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:25/01/2024<br>NUMARASI:2021/298  E. - 2024/72 K. <br>DAVANIN KONUSU:Tazminat <br>Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalıların muhtelif tarihlerde değişimler olmakla birlikte ortağı ve yöneticisi olduğu dava dışı  ... ile 2017 yılından beri ...'a gözlük satışı yaparak ticari faaliyetini sürdürmekte iken, 2019'dan sonra toplamı 6.000.000,00 TL'yi aşkın senetlerin tahsil edilememesi sebebiyle ticari ilişkinin  sonlandırıldığını,  tüm bu süreçte, şirket ortakları ve yöneticileri davalılar ... ile ...'ın müvekkili şirketi yanıltması, kandırması ve olası ticari tehditlere karşı tedbirsizliğinin etkili olduğunu, bununla birlikte müvekkili bünyesinde 08.03.2016'da çalışmaya başlayan ve senetlerin tahsil edilememesiyle birlikte müvekkili şirketten istifa ederek 16.03.2020 tarihinde ...'ın ortağı olan diğer davalı ...'ın yıllar boyunca müvekkilini yanıltarak, müvekkili şirketin bilinirliğini ve ticari itibarını kullanıp aslında gerçek yöneticisi olduğu ... şirketi adına satışlar yaparak müvekkili şirketi büyük zararlara uğrattığını,  senetlerin tahsil edilememesinde büyük katkı sahibi olduğunu, her üç davalının da hile, aldatma, haksız rekabet ve tedbirsizlik ile yönetici sıfatıyla müvekkili şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu, bunun üzerine huzurdaki davanın ikame edilmesi zorunluluğu hasıl olduğunu, ... şirketinin 21.04.2017'de kurulduğunu, kuruluşunda davalı ...'ın, şirketin tek pay sahibi ve yönetici  iken 16.03.2020 tarihinde diğer davalılar ... ile ...'ın ...'ın paylarının bir kısmını devralarak şirkete ortak olduklarını ve müdür olarak yetkilendirildiklerini,  müvekkili şirkete verilen senetlerin tahsil edilememesi, toplam borcun 6.000.000,00 TL'yi aşkın hale gelmesi üzerine her üç davalının  tüm paylarını... isimli bir şahsa devrederek  adeta şirketi terk ettiklerini, 21.04.2017 tarihinden 16.03.2020 tarihine kadar ... şirketinin tek yöneticisi kağıt üzerinde ... gibi gözükse de, esasen  müvekkili şirket bünyesinde istifa tarihi 13.11.2019'a kadar çalışan ...'ın defacto olarak şirketin yönetimini sürdürdüğünü,  TTK'nın 556.maddesi uyarınca limited şirketlerde yöneticilerin sorumluluğunun anonim şirketlerdeki yönetici sorumluluğuna kıyasla uygulandığını, buna göre, şirketin yöneticisi ve yetkilisi olan kişilerin basiretsiz ve tedbirsiz davranmak suretiyle alacaklıları zarara uğratması halinde bu zararı karşılamakla mükellef olduklarını, davalı ...'ın 21.04.2017 tarihinden 16.03.2020 tarihine kadar tek ortak ve yönetici olduğunu,  01.11.2019 düzenleme 30.04.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 30.05.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 30.06.2020 vade tarihli 400.000,00 TL, 01.11.2019 düzenleme 31.07.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 31.08.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 30.09.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 31.10.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 30.11.2020 vade tarihli 400.000,00 TL bedelli, 01.11.2019 düzenleme 31.12.2020 vade tarihli 400.000,00 TL, 01.11.2019 düzenleme 31.01.2021 vade tarihli 350.000,00 TL bedelli senetlerin  müvekkili şirket tarafından tahsil edilemediğini, bu senetlerden ilk üçü için 1.200.000,00 TL takip başlangıçlı ihtiyati haciz kararının İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/408 D.İş numaralı dosya kapsamında alınarak icra takibine geçildiğini,  takip sonucunda ... şirketinden hiçbir tahsilat gerçekleşemediğini, şirketin boşaltıldığının anlaşıldığını,  icra takibine konu edilen ve edilmeyen tüm borçların, davalı ...'ın şirket tek ortağı ve yöneticisi olduğu dönemde imzalanan senetler sonucu doğduğunu,  ...'ın  basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini, gözlük sektöründeki gelişmeleri takip etmeksizin umarsızca şirketini borçlandırdığını, yapılan yüklü alımlarla karşılığı olmayan senetler düzenlenerek müvekkili şirketi  mağdur ettiğini, ayrıca ...'ın sorumluluğu tedbirsiz ve basiretsizlik ile sınırlı kalmadığını,  davalı ... ve ...'ın ...'yu hile ve aldatma ile yanıltmasında aktif rol alarak haksız kazanç elde ettiğini,  müvekkili şirketi ise kasten zarara uğrattığını, davalı ... resmiyette 16.03.2020 tarihine kadar ... bünyesinde hiçbir görev almadığını, ancak fiili durum bunun tam aksi olduğunu,  ... şirketinin görüntüde de facto yöneticiliğini yaptığını, ...'ın sanki şirketin yetkilisi intibaını yaratarak,  ... tarafından ...'a yapılan gözlük satışları için doğrudan irtibat kurularak, pazarlık edilerek, takip edilerek yapıldığını,  ...'ın yetkili hale geldiği 16.03.2020'den sonra da  yine tahsil edilemeyen senetlerle ilgili ... ile temasa geçildiğini, yapılan yüklü alımlara rağmen, tüm bu senetlerin karşılıksız kaldığını,  bu süreçte ...'ın, 16.03.2020 öncesinde fiilen, yetkilisi olmamasına rağmen müvekkili şirkete sahte güven vermek suretiyle senet karşılığı mal almaya devam ettiğini, senetlerin hiçbirinin ödenmediğini,   ...,  senetlerde imza atan şahıs olduğunu, tamamı 16.03.2020 tarihinden önce düzenlenen senetlerde ...'ın imzası olmasına rağmen resmiyette şirketin yetkilisi olmadığını, dolayısı ile dolandırıcılık suretiyle müvekkilini  yanıltığını, şirketini borçlandırdığını, bu konu ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na 2021/ 52010 hazırlık dosya numarası ile başvuru yapıldığını, davalı ...'ın müvekkili şirkette  08.03.2016'dan istifa ettiği tarih olan 13.11.2019'a kadar çalıştığını,  istifasından 4 ay sonra 16.03.2020 tarihinde ... şirketine ortak olup yönetici sıfatını kazandığını, davalı ...'ın müvekkili şirket bünyesinde uzun yıllardır gözlük sektöründe her ne kadar çalışmakta olmasına karşın, ... firması sayesinde önemli bir portföy oluşturduğunu,  Ege ve Akdeniz bölgesi başta olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında gözlük alım satımı ile uğraşan müşteri kitlesine hakim olduğunu,  ... şirketinin borçlarını ödememesi üzerine başlatılan icra takibatından sonra öğrenildiği üzere, şüphelinin meğerse, müvekkili şirkette çalışmaya başladığı tarihten itibaren ... bünyesindeki yöneticilerini yanıltarak, ... şirketini tamamen paravan olarak açtırdığını, başından beri bu şirketin gizli ortağı ve gerçek yöneticisi olduğunu, müvekkil şirketin iç özel ve gizli sırlarını, fiyat politikasına sahip olarak ve bunlardan yararlanarak, bu bilgi ve sırlardan faydalanarak, ... firmasında bunları kullandığını, piyasadaki tüm gözlük/optik firmalarına ... şirketi aracılığı ile, fiyatlar kırarak, ... adına satışlar yaptığının  bu icra takipleri sonucu anlaşıldığını,  müvekkil şirketi ve yöneticilerini dolandırarak, ... adına satış yapıyormuş gibi aslında ... şirketi adına satış yaptığını, ...'ın  ...sinde çalışmaya başladığı tarih olan 08.03.2016'dan itibaren gözlük konusunda bir dünya devi olan ...'nun verdiği ismi ve güveni kullanarak, satış sorumlusu sıfatıyla müvekkili firmanın toplu alım yapan tüm gözlükçü müşterilerini (İstanbul içi ve dışı olmak üzere) dolatığını,  aslında ... adını kullanması gerekirken  ... şirketinin adını öne çıkardığını,   ... ürünlerini ... firması tarafından satıldığı, ...'nun başta fiyatlama olmak üzere tüm sırlarını kullanarak, ...'nun dahil tüm bu müşterilerini ... şirketine yönlendirdiğini, ... üzerinden atışları gerçekleştirdiğinin ortaya çıktığını, şüphelinin, bünyesinde çalıştığı ...'yu kötüleyip ...'ı öne çıkardığını, ...'nun iskonto uygulamamasından faydalanan şüphelinin  ... firması adına iskonto uygulayarak müşterilerini ...'a çektiğini, ... firmasını temsilen gittiği fuarlarda ... şirketini lanse ettiğini, ... şirketinin  müşterileriyle gerçekleştirdiği tüm toplantılarına bizzat nezaret ettiği veya sektörden tanıdığı şahıslara bu işi yaptırdığının  ortaya çıktığını,  ... şirketini kağıt üzerinde ... yönetiyor olsa da, şüpheli ...'ın Safilo firmasında çalıştığı dönemde de   gerçekte sevk ve idare ettiğini, şüphelinin, daha sonradan ... şirketine ortak olan ve ...'ın eşi olan ... ile her gün onlarca defa telefonda görüştüğünü, siparişlerini kontrol ettiğini, ...'a işe alımlarda mülakatları yaptığını,  hatta yeni istihdam edilen işçilerin çalışma şartlarını belirlediğini,  11.03.2020 tarihli ticaret sicil gazetesi çıktısından da anlaşılacağı üzere şirket yetkilisi ve tek ortağı gözüken ..., hisselerinin bir kısmını şüpheli ...'a ve eşi ...'a devrettiğini,  ...'ın istifa dilekçesinin 13.11.2019 tarihli olup, istifasından 4 ay gibi kısa bir süre sonra ... şirketine ortak olmasının tesadüf olmamakla birlikte yıllar boyunca yapılan dolandırıcılığa işaret ettiğini, ... bünyesinde çalıştığından dolayı... adına ve yararına hareket etmesi gereken şüphelinin, ... ile hiçbir ilişkisi bulunmaksızın istifadan yalnızca 4 ay geçtikten sonra ...'ın ortağı olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,  2016'dan itibaren aslında ... adına çalışması gereken şüphelinin, ... firmasının yetkili gözüken kişisi ...'ın eşi ... ile 2020'ye kadar gerçekleşen olağandışı telefon trafiği muvazaalı işlemlere de işaret ettiğini,  şüpheli ...'ın müvekkil şirketin ismini, verdiği güveni ve şahsi portfolyosunu kullanarak ... adına hareket ediyormuş gibi görünüp ... adına milyonlarca lira satış gerçekleştirdiğini, paravan şirket ... üzerinden önemli bir gelir elde ettiğini,  ayrıca ... şirketini müvekkiline yanlış lanse ederek,  20.000 TL gibi komik bir sermayeyle kurulmuş olan ... firmasına direkt olarak milyonlarca lira satış yaptığını, yaptırdığını,  ...'ın, müvekkili şirket yetkililerine yansıttığı güvenden yararlanarak, ... adlı firmayı alt distribütör gibi çalıştırdığını,  bu firmanın buna değer olduğunu, müvekkili şirketin yönetimini buna inandırarak sağladığını, 20.000 TL sermayeyle kurulmuş olan bu şirketin 1 yıl sonunda müvekkili şirketin alt distribütörü olarak çalışmaya başlaması ve şüphelinin işten ayrıldıktan sonra bu firmanın müdürü olmasının  ... adlı firmanın şüpheli tarafından paravan olarak kurulduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu,  ...'ın,  ... firmasına yüklü alımlar yaptırdığını, karşılıksız senetler düzenlendiğini, hile ve desise ile ...'dan edinilen malların parası ödenmediğini, yetkili olmamasına rağmen ... tarafından imza altına 6.000.000,00 TL tutarındaki senetlerin karşılıksız kaldığını, müvekkili şirketi dolandırarak, hile yoluyla yanıltarak haksız kar elde eden, daha sonrasındaki haksız eylemleri ile müvekkili şirketin alacaklarına kavuşamamasına ve büyük zararlara sebep olan şirket yöneticilerinin eylemlerinden kaynaklı olarak davacı zararının giderilmesi gerektiğini  ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep ve başvurma hakkı saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL 'nin ...B reeskont faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; davacı iddiaları hukuki mesnetten yoksun olduğundan davanın reddi gerektiğini, davacı 6.000.000,00 TL'lik senetlerin tahsil edilemediğini, zararın bu meblağdan kaynaklandığını belirttiğinden, iddia edilen zararın davacı tarafından belirli olduğunu, dava konusunun, müvekkillerini ilgilendirmeyen ... ile ... arasındaki ticari ilişki bağladığını, ...'ın finansal açıdan bağımsız denetimden geçerek, ... markasının birçok yeni müşteriye ulaştırılması ve ...'nun pazar payının geliştirilmesi amacı ile, 01.04.2018 tarihinde taraflar arasında yapılan mal alım-satım sözleşmesi ile ticari faaliyete başladığını, bahse konu sözleşmede minimum ciro hedefinin 4 Milyon TL, toplam satış hedefinin 5 Milyon TL olarak belirlendiğini, böylece ...'nun ve ...'ın karşılıklı olarak en az 4 Milyon TL'lik mal verme ve satış hedefi taahhüdünde bulunduklarını, ...'ın sözleşmenin ifası süresince ... ünvanını duyurduğunu, davacının satışlarını arttırdığını, 12.03.2020 tarihinde yapılan ve 01.04.2018 tarihli sözleşmenin eki olarak düzenlenen revize sözleşme ile ciro hedefi kilit markalarda 5 Milyon TL'ye, diğer markalarla birlikte 6.500.000.-TL'ye çıkarılarak, ...'ın münhasır bölge tekel hakkı elde ettiğini, buna ilişkin davacı şirketin Türkiye müdürünün çalışanlarına gönderdiği maillerinde de bütün bilgilendirmelerde bulunduğunu, bahse konu teklifler ile ...'ın, ...'nun Türkiye'deki stratejik ortağı olarak, Safilo'nun direkt müşterisi kapsamında olmayan tüm müşterilerin ...'ı yaptığı saha çalışmalarıyla 650 perakendeci mağazaya Safilo markasının girdiğini, yoğunlukla satılabilir hale geldiğini, davacının ...'ı devre dışı bırakma saiki ile teslimi gereken siparişleri süresinde teslim etmeyerek ...'ın mağaza müşterilerine satış imkanını ortadan kaldırdığını, ...'a gönderdiği mail ile 750'den fazla perakendeciye mal satışı yapmamasını istediğini, dava dışı ... şirketinin, davacıya keşide ettiği Beyoğlu ....Noterliğinden 04.02.2020 tarih, ... yevmiye no.lu ihtarname sonrası, davacının sipariş edilen malların önce 9420'sini sevk ettiğini, ancak sonra tamamen durdurduğunu, buna rağmen müvekkilinin ... şirketinin Ocak 2020, Şubat 2020 ve Mart 2020'de toplam 1.200.000.-TL ödemeyi geçmişte olduğu gibi muntazam yaptığını, 2020 yılında yeni sezon ürünlerinin teslim edilmemesi, daha önce 2019'da teslim alınmış ürünlerin yeni sezonda satılamaması ve Covid etkisi ile ...'ın ekonomik olarak zora girdiğini, ...'ın...'ya 30.04.2020'den sonraki (aylık 400.000.-TL'lik) 3 aylık senet ödemelerini 200.000.-TL olarak yapmayı, bakiye 200.000.-TL'leri de takip eden aylar üzerine ilave etmek suretiyle yapılandırma teklifinde bulunduğunu, ancak Safilo'nun gönderdiği ihtarname ile müvekkili şirketin teklifini kabul etmeyerek 2020 Nisan ayı 400.000.-TL'lik ödemeye karşılık isterlerse 2019 yılı Ağustos ayında teslim edilen malların iadesini teklif ederek, eski malların ... için olumsuz etkilerinin olacağını dolaylı kabul ederek, niyetli olarak sevkiyatı durdurduğunu ve 30.04.2020, 30.05.2020 ve 30.06.2020 vadeli 400.000.-'er TL'lik senetleri icra takibine konu ettiğini, gönderdiği haciz ihbarnameleri ile müvekkilini haksız ve kötü niyetli olarak zor duruma düşürdüğünü ve ticari itibarını kaybettirdiği, ... şirketi yöneticilerinin davacı ... zarara uğrattığına ilişkin beyanların asla kabul edilemeyeceğini, davalılardan ...'ın ... yetkilisi olarak, ...'ı şirketi temsile yetkili kıldığını, ... şirketinin 2017'den itibaren Mart 2020 sonuna kadar ...'ya 20 Milyon TL'den fazla ödeme gerçekleştirdiğini, davacı ...'nun, müvekkilinin siparişlerini geç teslim etmesi ya da teslim etmemesi ve ...'ın ödeme yapılandırma taleplerini dikkate almadan ...'ın satış yapamayacağını bildirmesi ve ...'ın müşterilerine haciz ihbarnamesi göndermesinin müvekkili ... şirketine telafisi olmayacak zararlar verdiğini, davacının davalılardan ...'ın yetkisi olmadığı halde sözleşmelere ve senetlere imza attığını belirtmesinin hayatın olağan akışına ters olduğunu, ...'a ... şirketi tarafından verilen temsil yetkisinin ... tarafından da bilindiğini, ...'ın yetkisi olmasa bankalarca da ödeme yapılmayacağından davacı iddialarının gerçek dışı olduğunu, davalılardan ...'ın sektörde bilinirliğinin ... öncesi satış koordinatörlüğü yaptığı ...'nun 5 katı büyüklüğünde olan prestijli firmalara dayandığını, ...o'nun da kendi satış ağını genişletmek üzere ... ile çalışmak istediğini, ...'ın davacı ...'dan istifasından 4 ay sonra ...'a ortak olmasının davacı ...'nun yönlendirmesi ile olduğunu, ...'ın... ile olan toplantılara ... ortağı olarak katıldığını ve ...'nun buna itirazda bulunmadığını, ...'nun söz konusu ortaklık yapısına cevaz verdiğini, ...'a ortak olmadan önce ...'ın ...'la yapılan sözleşme, satış koşulları, sevkiyat ve tahsil konularında imza yetkisinin bulunmadığını, davacının da beyanlarında sözleşme ve sevkiyatların ... ve ...'ın imza ve onayı ile yapıldığını belirterek çelişkiye düştüğünü, müvekkili ...'ın ...'da çalışırkenki satış müdürü pozisyonundan dolayı ... ile görüşmesinin doğal olduğunu, ...'ın ... tarafından itibarsızlaştırılmasından sonra davalıların paylarını 3.kişiye devretmesinin altında başka saik aranmasının müteber olmadığı gerekçeleri ile iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Mahkememizce dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olup, bilirkişiler tarafından ibraz edilen 29/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda; Dava konusu dönemde Davalı ...'ın ... şirketinin fiili organı olduğuna dair somut bir delile rastlanılmadığı, şu halde Davalı ...'ın taraf sıfatı bulunmadığı, Davalı ...'ın ... şirketinin fiili organı sıfatını haiz olup olmadığının iş bu rapor tarihi itibariyle değerlendirilmesinin mümkün gözükmediği, Karşılıksız olduğunu bildiği senetleri düzenlettiren Davalı müdür ...'ın TTK m. 369 hükmünde düzenlenen özen borcuna aykırı hareket ettiği, böylece sorumluluk şartlarından kanuna aykırılığın mevcut olduğu, Davacı'nın dava tarihi itibariyle 5.654.824,56 TL tutarında (doğrudan) zarara uğradığı, böylece sorumluluk şartlarından zarar şartının da mevcut olduğu, Sorumluluğun diğer şartlarının da (kusur ve illiyet bağı) mevcut olduğunu bildirmişlerdir. TTK 'nun 553/1. Maddesinde; Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde,  hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu oldukları düzenleme konusu yapılmış olup TTK nun 6102 sayılı maddesinin 644/1-a maddesinin yollamasıyla Limited şirketler açısından da TTK nun 553. Maddesinin uygulanacağı kabul edilmiştir.TTK hükümleri uyarınca anonim şirketlerde yasa ve anasözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim kurulu üyeleri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur.Zarar gören şirket alacaklılarının yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Şirket alacaklılarının dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir. Yönetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Bu tür tasarruflar şirket alacaklılarını etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, şirket alacaklılarının dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Davacı dava dışı  .... Şti.'nin yöneticisi olan davalıların yapmış oldukları hileli işlemler ile şirketin içini boşaltıklarını, haksız kazanç sağladıklarını, ... 'nin sunduğu imkanlar ile kendi şirketleri adına satış yaparak kâr sağladıklarını, aldıkları mallar karşılığı düzenleyip vermiş oldukları 6 milyon TL bedelindeki senetlerin karşılıksız kaldığını bildirerek uğradığı zararın tazminini talep etmiştir.Davacının dava dışı borçlu şirketin davalıların kötü yönetimi nedeni ile borçlarını ödemeyecekleri hale geldiğini ve senet bedellerini ödeyemediğini iddia ederek senet bedellerinin davalılardan tahsilini talep etmesi durumunda oluşan zarar şirket alacaklısının doğrudan uğradığı zarar niteliğinde olmayıp, dava dışı şirkete yönelik doğrudan davacı yönünden ise; dolaylı zarar niteliğinde olduğundan ancak  dava dışı şirkete verilmesi istemi ile dava açılabilecektir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2017/786 Esas, 2018/6284 Karar sayılı 15/10/2018 tarihli Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/8840 Esas, 2018/1897 karar 12/03/2018 tarihli ilamları da bu yöndedir. ) Tüm dosya kapsamının ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda; davacının, dava dışı şirketin yöneticileri olan davalıların kötü yönetimi, hileli davranışları sonucunda zarara uğradığını, vermiş olduğu mallar karşılığı almış olduğu senetlerin karşılıksız kaldığını iddia ederek TTK nun 553. Maddesine dayalı olarak yöneticiler aleyhine tazminat davası açmış olduğu, yöneticilerin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışlarının alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açacağı ortaklığın ise doğrudan doğruya zarar görmesine yol açacağı alacaklıların dolaylı zararı nedeni ile açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil dava dışı şirkete verilmesi yönünde talep de bulunacağı, davacının tazminatın kendisine ödenmesini isteyemeyeceği Mahkememizce bilirkişinin somut olayda gerçekleşen zararın davacının doğrudan zararı olduğuna ilişkin görüşüne yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda itibar edilmediği, davacının ancak tazminatın dava dışı şirkete verilmesini talep ederek dava açma hakkı olduğu anlaşıldığından;  davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar  verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;  28.09.2023 tarihli bilirkişi raporunun HMK m. 266'ya aykırı düzenlendiğini,  bilirkişilerin hem görev alanlarını aştığını,  hem de hukuki yorumda bulunduklarını, raporun  hükme esas alınamayacağını,  rapora karşı itirazlarının  yerel mahkemece karşılanmaksızın karar verildiğini, itirazların ve çelişkilerin giderilmediğini,   bilirkişi raporunda müvekkilinin 5.654.824,56 TL zarara uğradığı yönündeki tespite bir itirazları bulunmamakla birlikte,  bu zararın davalı şahısların sorumluluğu doğrultusunda oluştuğuna dair tanık ve diğer delilleri  ibraz etmiş olmalarına rağmen mahkemece şahıs sorumluluğuna gidilemeyeceğinden bahisle ret kararı verilmesinin, borçlar hukuku temel prensiplerine aykırı olduğunu, ayrıca, ticaret kanunumuzda da şahısların sorumluluğuna gidilmesine yönelik tüm şartlar oluşmuş olmasına rağmen mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, toplanan deliller incelendiğinde davalı ...'ın dava dışı şirkette iş ve işlem yapabilmesi için  davalı ...'a yetki verdiği, pek çok işlemin vekaleten ve bizzat ... imzası ile gerçekleştirildiği, karşılıksız kalan kıymetli evraklarda ...'ın imzasının olduğunun   sabit olduğunu,  davalı ...'ın da şirket bünyesinde bölge satış müdürü olarak çalıştığını, her ne kadar önce dava dışı ... firmasına başvurulması gerektiği, sonrasında davalılara husumet yöneltilmesi gerektiği düşünülse de İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/408 D. İş sayılı dosyası ile dava dışı ... şirketinin ödeme gücünün bulunmadığı anlaşılmış, dolayısıyla işbu huzurdaki davanın ikame edildiğini,  bu husus göz ardı edilerek, doğrudan davanın dava şartı nedeniyle reddedilmesinin  hukuka aykırı olduğunu, karşılıksız kalan senetlerin alacaklısının müvekkili firma iken, zararın dava dışı ... firmasına verildiği şeklindeki yorumlamanın temel mantık kurallarına aykırı olduğunu, ... firmasının  davalıların bu eylemlerinden hiçbir zarar görmediği gibi, son derece küçük bir firma olarak kurulmuş olmasına rağmen bilhassa 2020 yılına kadar elde ettiği devasa ciroları davalıların eylemlerine borçlu olduğunu,  davalıların müvekkili şirketi hile ve aldatmasında aktif rol alarak haksız kazanç elde ederek müvekkili şirketi kasten zarara uğrattıklarını, davalılardan ...'ın 16.03.2020 tarihine kadar ...'ta resmi görevli olmadığı halde de facto yönetici olarak müvekkilinin güvenini kazanarak 16.03.2020 öncesi kendi imzası ile düzenlenmiş senet karşılığı mal aldığını, diğer davalı ...'ın 08.03.2016 ile 13.11.2019 tarihleri arasında müvekkili şirkette bölge satış müdürü olarak çalıştığını, istifa eder etmez 16.03.2020'de dava dışı ...'a ortak olarak yönetici olduğunu, müvekkil şirketteki çalışması sırasında önemli sayılabilecek müşteri portföyü kitlesine hakim hale geldiğini, davalı ...'ın... şirketi bünyesindeki yöneticileri de yanıltarak ... şirketini paravan olarak kullandığını,  şirketin özel bilgi ve sırlarından faydalandığını,  fiyat kırmaları ile ... adına satış yapıyor gibi görünüp  ... adına satışlar yaptırdığını,  hal böyle iken, mahkemenin zarara uğrayanı dava dışı ... firması olarak tespit etmesinin tam anlamıyla bir hata olduğunu,  bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve vekalet ücretinin karşı taraflar üzerinde bırakılmasına karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava,  dava dışı şirket alacaklısının tahsil edilemeyen alacağından davalıların sorumlu olduğu iddiasına dayalı  tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; dava dışı ... ile davacının ticari ilişkisi bulunduğunu, bu şirkete mal teslimi yapıldığını, ancak  6.000.000,00 TL civarındaki alacağın tahsil  edilemediğini, her üç davalının da hile, aldatma, haksız rekabet ve tedbirsizlik ile yönetici sıfatıyla müvekkili şirketin zarara uğramasına sebep olduğunu, icra takibine konu edilen ve  tahsil edilmeyen tüm borçların, davalı ...'ın şirket tek ortağı ve yöneticisi olduğu dönemde imzalanan senetler sonucu doğduğunu,  takip sonucunda ... şirketinden hiçbir tahsilat gerçekleşemediğini, şirketin boşaltıldığının anlaşıldığını, ...'ın  basiretli bir tacir gibi hareket etmediğini, gözlük sektöründeki gelişmeleri takip etmeksizin umarsızca şirketini borçlandırdığını, yapılan yüklü alımlarla karşılığı olmayan senetler düzenlenerek müvekkili şirketi  mağdur ettiğini, ayrıca ...'ın sorumluluğunun tedbirsiz ve basiretsizlik ile sınırlı kalmadığını,  davalı ... ve ...'ın ...'yu hile ve aldatma ile yanıltmasında aktif rol alarak haksız kazanç elde ettiğini,  müvekkili şirketi ise kasten zarara uğrattığını, davalı ...'ın 16.03.2020 öncesinde fiilen, yetkilisi olmamasına rağmen yetkiliymiş gibi müvekkili şirkete sahte güven vermek suretiyle senet karşılığı mal almaya devam ettiğini, senetlerin hiçbirinin ödenmediğini,  ...,  senetlerde imza atan şahıs olduğunu, tamamı 16.03.2020 tarihinden önce düzenlenen senetlerde ...'ın imzası olmasına rağmen resmiyette şirketin yetkilisi olmadığını, dolayısı ile dolandırıcılık suretiyle müvekkilini  yanıltığını, şirketini borçlandırdığını davalı ...'ın ise müvekkili şirkette çalışmakta iken  ... şirketini paravan  kurdurttuğunu, daha sonra  müvekkilinden istifa edip edindiği tüm müşteri bilgilerini, bilgilerini,   müvekkil şirketin isminin verdiği güveni ve şahsi portfolyosunu kullanarak Safilo adına hareket ediyormuş gibi görünüp ... adına milyonlarca lira satış gerçekleştirdiğini, paravan şirket ... üzerinden önemli bir gelir elde ettiğini,  ayrıca ... şirketini müvekkiline yanlış lanse ederek,  20.000 TL gibi komik bir sermayeyle kurulmuş olan ... firmasına direkt olarak milyonlarca lira satış yaptığını, yaptırdığını müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek, zararların davalılardan tazminini istemiştir.Mahkemece,TTK'nın 553.maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak davacının zararının  dolaylı  zararı olduğu,  bu nedenle tazminatın dava dışı şirkete verilmesinin talep edilmesi gerektiği, ancak davacının tazminatın kendisine verilmesini talep ettiği gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir.Her ne kadar mahkemece, doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı yapılarak davanın usulden reddine karar verilmiş ise de bu karar usul ve yasaya aykırı olmuştur. Şöyle ki; Davacı vekili, davalı ...'ın dava dışı ... şirketinin tek hissedarı ve yetkilisi iken dava dışı şirketi kötü yönettiğini, şirketin  içini boşalttığını, şirketi zarara uğrattığını ileri sürmüş olup bu talepler şirket alacaklısının,  TTK'nın  644/1-a maddesi yollaması ile TTK'nın 553 vd. maddeleri gereğince limited şirket yöneticisinden tazminat istemine ilişkin ise de  davacının diğer iki davalı yönünden yukarıda özetlenen talepleri  bu iki davalının davacı ... dolandırdıkları, güven vererek borçlandırdıklarına, bir diğer deyişle haksız bir kısım eylemlerine ilişkindir. Bu davalıların ayrıca şirketin ortak ve yöneticisi olmadıkları, çok daha sonra ortak oldukları  anlaşılmaktadır. Buna göre davacının iddiaları ve dayandığı hukuki sebepler ve sorumluluk sebepleri davalı ... dışındaki davalılar yönünden faklıdır.  Bu nedenle, doğrudan dolaylı zarar ayrımı yapılması yerinde olmayıp mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde usulden reddi hatalı olmuş ve kararın kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.<br>KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.4. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı  veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve  kesin olarak karar verildi. 26.12.2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1082196928044fa3","SID":"089c09edb1225a4a"}}