{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/1630 Esas <br>KARAR NO\t:2024/1990 Karar <br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI\t:2019/463 Esas -  2023/32 Karar <br>TARİH:19/01/2023<br>DAVA:İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)<br>KARAR TARİHİ:12/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının Almanya'da ... şirketini iki ortak ile kurduğunu ve şirketine yatırımcı aradığını, davalı şirkete yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacının ve hedefinin yenilenen enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olduğunu söylediği, şirkete yatırım yapan yatırımcıların şirketin kuruluş amacına yönelik olması şartı ile yatırım yaptıklarını ancak davalının sermayeleri başka amaçlarla kullandığını ve şirkette vaadedilen hedefe uygun şekilde kullanılmadığını, bundan dolayı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09/04/2013 tarihli ve ... ve ... (...)  sayılı kararı ile davalının aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıllık mahkumiyet kararı verildiğini, şirkete para yatıranlar arasında müvekkilinin de bulunduğunu, müvekkilinin davalıdan 11.880,35 Euro alacağı bulunduğunu, davalının Almanya'daki iflas tasfiyesinde kötü niyetli olarak ...'de 256 ada, 35 parsel kain 1.781,54 m²'lik taşınmaz malvarlığını beyan etmediğini, davalının şirketi üzerinden gerçekleştirdiği bu eylemler sonucu kişisel mal varlığı ile sorumlu addedildiğini, müvekkili tarafından davalı aleyhine ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itiraz ettiğini belirterek taşınmaz kaydı üzerine ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz konulmasına, icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %20 oranından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davalı müvekkil ...'nin Berlin Almanya adresinde ikamet eden gerçek kişi olduğunu, davacı ...'in ise Almanya'da yaşayan ve dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere dava dışı ...'den alacaklı olduğunu iddia eden gerçek kişiler olduğunu, dava dışı...'nin ise davacının alacaklı olduklarını iddia ettikleri Almanya'da faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi 328 0 373/07 numaralı Mahkeme kararı incelendiğinde davacının ... olduğu, davalının ise ... olduğunun açık olduğu, müvekkil davalı ...'nin yetkilisi bulunmakta olup, davada iddia edilen ticari ilişkide aslen sorumlu olmasının mümkün olmadığını, davacı...'den olduğunu iddia ettiği alacaklarını hukuka aykırı olarak davalıdan tahsil etmeye çalışmakta olduğunu, bu sebeple davaya konu ticari ilişkide taraf olmayan davalıya karşı husumet yönetilmesi hukuken mümkün olmadığını, müvekkil davalının adresinin Almanya olması nedeniyle işbu Mahkemenin davayı görmeye yetkili olmadığını, yetkili Mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Berlin Mahkemeleri olduğunu, davaya konu iddia edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, iddia edilen alacak dilekçe ekinde sunulan belgelerden anlaşıldığı üzere 2005 yılına ait ticari ilişkiden kaynaklandığını, bu nedenle alacağın zamanaşımına uğradığını, davacı, davaya konu icra dosyasında ve akabinde açılan işbu itirazın iptali davasında davalı ile ilgisi bulunmayan bir yabancı Mahkeme kararını delil olarak gösterdiğini, davalı ile direk şahsen ilgisi bulunmayan delile dayanak ihtiyati haciz kararı verilmesi ve işbu davaya devam edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, somut uyuşmazlıkta ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için kanunda aranan koşulların hiçbirinin gerçekleşmediğini, davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu ve davalı ile hiçbir ilgisi bulunmayan Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesi ve Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin ne olduğu anlaşılmayan belgeleri dışında herhangi bir belge yada delil sunulmadığını, açıklanan işbu nedenlerle davalı aleyhine açılmış olan davanın reddine karar verilmesini talep ettikleri anlaşıldı. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 19/01/2023 tarih ve 2019/463 Esas -2023/32 Karar  sayılı kararında; \"Dava; TTK.m.553 kapsamında şirket yöneticisinin haksız fiil sorumluluğuna dayalı olarak başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/240 esas 2019/170 karar sayılı   görevsizlik kararı üzerine dosyanın Mahkememize gönderilerek Mahkememizin 2019/463 Esas sırasına kaydının yapıldığı anlaşılmıştır.Somut olayda; davalının yetkilisi olduğu belirtilen Almanya'da kurulu... şirketinin iflası ve bu iflasta şirket yetkilisi davalı ...'nin kusurlu olduğundan bahisle ayrıca davalının kişisel iflası ile birlikte davacının uğramış olduğu zararın tazmini amacıyla icra takibi başlatıldığı,  davacı tarafın delil olarak temelde Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetveline ve Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasına dayandığı tespit edilmiştir.O halde uyuşmazlık; yabancılık unsuru içeren eldeki davada uygulanacak hukukun tespiti,  davalı yanca sunulan belgelerin alacak iddiasını ispata elverişli olup olmadığı elverişli  ise alacak tutarının belirlenmesine ilişkindir.Türk kanunlar ihtilafı kurallarına göre haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin topraklarında işlendiği devletin hukukuna tabidir (MÖHUK m. 34). Haksız fiil teşkil eden davranışların şirket yöneticisi iken işlenmesi ve davalının yönetici sıfatıyla sorumluluğu ile ilgili olması uygulanacak hukuku değiştirmemektedir. Bu sebeple somut olayda maddi hukuk bakımından dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu; dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku'nun uygulanacağı sonucuma varılmıştır.İspat kuralına ilişkin TMK.m.6 hükmüne göre: \"Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür\". HMK.m.190/1 hükmüne göre: \"İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağianan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir\". Bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur. Dolayısıyla anılan hükümler uyarınca davalının, eldeki davada alacağını geçerli delillerle ispat etmesi gerektiği açıktır.<br>Davacı yanın dayandığı Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve ... ve ... (...) sayılı kararı ile davalı/borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl süreyle mahkumiyet kararı verildiği, kararın hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu görülmüştür. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.Öte yandan; davacı yanca delil olarak dayanılan Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmayıp, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde ibraz ettiği hukuki görüşe göre iflas tablosunun İİKm.68 kapsamında belge olduğunun kabulü halinde bile bu belgenin icra mahkemesinde itirazın İİK.m.68 gereğince kesin olarak kaldırılması için kullanılabileceği, ancak davamızın genel mahkeme sıfatıyla bakılan itirazın iptali davası olup,  ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti kök ve ek raporu kapsamına göre de; dava konusu uyuşmazlığın tabi olduğu hukukun Alman Hukuku olduğu, dava sırasında ortaya çıkan usul meseleleri bakımından ise Türk Hukuku’nun uygulanacağı, itirazın iptali davasında ispat yükü üzerine düşen takip alacaklısı tarafından sunulan belgelerin alacağı kesin olarak ispatlayan belgelerden olmadığı, özellikle davalı takip borçlusunun Almanya’daki iflas alacaklısı olan davacının, Alman hukukundaki iflas tasfiyenin kapanmasından sonra da halen davalıdan cüz’i icra yoluyla talep edebileceği bir alacağı olduğunu belgeleyemediği anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.\"gerekçesi ile,''Davanın REDDİNE'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece aşağıdaki maddi olaylar, delilleri (özellikle de kesinleşmiş ve apostil şerhli İFLAS TABLOSU) ve hukuki olgular irdelenmeksizin, dosyaya sunulan emsal bilirkişi raporları ve mahkeme kararları ile hukuki mütalaaya değinilmeksizin, MÖHUK-TTK konusunda uzman akademisyen bilirkişi tarafından Alman Hukuku kapsamında değerlendirme yapılmaksızın, müvekkilin hak arama hürriyetini kısıtlama sonucunu doğuracak ve adalet duygusunu zedeleyecek şekilde karar verildiğini,Yerel mahkemenin ihtilafın çözümünde hukuki sebebi yanlış belirlediğini; delillerinin hatalı şekilde değerlendirildiğini,Yerel Mahkemece \"Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinin 09.04.2013 tarihli ve ... ve ... (...) sayılı kararı ile davalı/borçlu ... aleyhine dolandırıcılık suçundan 5 yıl süreyle mahkumiyet kararı verildiği, kararın hangi müştekinin ne kadar zarara uğrayarak suçun mağduru olduğunun belli olmadığı gerekçesiyle kanun yolu aşamasında bozulduğu görülmüştür. Alman Asliye Ceza Mahkemesinin ibraz edilen kararının kesinleşmemiş olduğu için esas alınacak bir delil niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.\" belirtilmişse de söz konusu tespitin hatalı olduuğunu, dosya kapsamında sunmuş oldukları Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı kararının VI.Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, akabinde dosya üst derece mahkemesi incelemesi yapıldığı aşamada da yine Yerel Mahkemenin belirttiği gerekçe ile bozulmadığını; davalı tarafından dosyaya delil olarak sunulmuş olan ve beraat kararı verildiği iddia edilen Federal Mahkeme ilamı incelendiğinde görüleceğini, davalı hakkında beraat kararı verilmediğini, Federal mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...'nin beraatine değil, dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar verdiğini, yani Federal Mahkemece davalının dolandırıcılık suçunun işlediğinin sabit görüldüğünü, ancak suçun nitelikli halinin de varlığının söz konusu olduğu ve cezanın artırım nedeninin de uygulanması gerekip gerekmeyeceği noktasında yeniden yargılama yapılması gerektiğinin belirtilmiş durumda olduğunu, yerel Mahkemenin kesinleşmiş mahkumiyet kararı karşısında cezanın kesinleşmediği, davalının beraat alıp almadığının belirli olmadığı gibi tamamen delillere aykırı ve yoruma dayalı değerlendirmeler yapılmış olmasının kabul edilebilir olmadığını, davalı tarafın son olarak yanlış ve yanıltıcı tercüme yoluyla Hamburg Eyalet Mahkemesince davalı ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırıldığını iddia ederek hem görülen davada hem de diğer seri dosyalarda doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini; davalı tarafın sanki ... ceza yargılamasından beraat etmişçesine ceza davasının ortadan kaldırıldığına dair Hamburg Eyalet Mahkemesi Kararını dosyaya sunduğunu ancak söz konusu tercüme incelendiğinde Alman Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu adının dahi Alman Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu olarak çevrildiğini; sunulan Alman Eyalet Mahkemesi kararı incelendiğinde ... hakkında ceza davasının ortadan kaldırılmadığı, tam aksine suça konu eylemlerinin sabit görüldüğü, hakkında Türk hukuk sistemindeki Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) benzeri bir kısım yükümlülükler yüklendiğinin görüleceğini; yani ilgili mahkeme kararında belirtilen ve ekte tercümesine yer verilen StPO § 153a  Abs. 2'nin madde metninden de anlaşılacağı üzere davalıya yükümlülüklerin yüklendiğini, (Ek-1: Kararda belirtilen kanun maddesinin Türkçe tercümesi), hal böyle olunca, davalı hakkındaki ceza davasının ortadan kaldırılmadığını, tam aksine davalının suçlu bulunduğunu ve HAGB benzeri bir uygulama ile üzerine birtakım yükümlülükler yüklendiğini,Dosyaya 12.11.2021 tarihli dilekçelerinin ekinde de sundukları emsal seri dosyalarından 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/328 E. ve 2021/156 K. sayılı ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini; anılan dosyanın gerekçeli kararında bu hususa ilişkin değerlendirme yapıldığını; bu değerlendirmelerde; \"davalı tarafından Hamburg Asliye Ceza Mahkemesinden verilen kararın kesinleşmediği hatta bozulduğunu belirterek temyiz mahkemesine ilişkin karar ve tercümesini sunmuş, incelendiğinde, davalı tarafın şirket konusuyla ilgili yatırım yapmayarak davacılardan toplanan paralarla sanat eseri alındığı konusunda ibarelerin bulunduğu görülmüş\" şeklinde tespit edildiğini; yerel mahkemece bu hususun dikkate alınmamış olmasının hukuka aykırı olduğunu, yine emsal seri dosyalarından karara çıkan İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/262 E. 2022/883 K. Sayılı 06/12/2022 karar tarihli ilamı ile davanın kabulüne karar verildiğini, (Ek-2 Emsal Gerekçeli Karar). bu kararda da: \"ancak şirket yöneticilerinin sözleşmeye uygun olmayan şekilde yatırımcıların paralarını sanat eseri temininde kullandığı ve yatırımcılar için risk oluşturduğu, bu hususların Alman Federal Mahkemesi tarafından kabul edildiği ve  dolaylı suçlarda ihmal yoluyla dolandırıcılığın gereklerini karşıladığı,  ayrıca bir maddi kaybın kanıtlanamaması durumunda Ceza Kanununun 264/a maddesi kapsamında bir sermaye yatırımı dolandırıcılığının olup olmayacağının değerlendirilmesi gerektiği şeklinde karar oluşturulduğu, bu kararın Türk hukuku uyarınca da haksız fiilin ispatı bakımından takdiri delil olacağı...\" şeklinde hüküm kurulduğunu ve ceza mahkemesi kararının haksız fiilin ispatına elverişli olduğunun belirtildiğini, yerel mahkeme kararının aksine davalının dolandırıcılık suçunu işlediğinin sabit olduğunun mahkeme ilamı ile hüküm altına alındığını,Davaya konu edilen iflas tablolarının hmk 224. maddesi gereğince resmi belge niteliğinde olup aynı zamanda iik 68. maddesi anlamında bir belge olduğunu; dava konusu alacağın ispatına elverişli ve yeterli belgeler olduğunu, yerel mahkemece hatalı olarak \"ibraz edilen belgenin içeriği itibariyle alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini göstermediği, gerekçe ve hüküm içermediği, sadece tablo şeklinde düzenlenmiş bir belge olup, zarar, zarar miktarı ve sorumluluğun ispatına elverişli olmadığı\" yönünde hüküm kurulduğunu,Dosyaya sunulan delilde müvekkilinin ...'in alacaklı olduğu, davalı gerçek kişi ...'nin borçlu olduğu, alacağın sebebinin haksız fiilden kaynaklandığı, alacak miktarının iflas masasına ne zaman tescil edildiği, alacağın iflas masasına kaydına yapılan itirazın ne zaman reddedildiği ve alacak miktarının açıkça gösterildiğini; söz konusu belgelerin Hamburg Sulh Mahkemesinin İflas Mahkemesi sıfatı ile vermiş olduğu belgeler olduğunu ve usulüne uygun şekilde tasdik edilmiş Apostille şerhini haiz olduğunu; bununla birlikte davalı tarafından borcunu ödediği yönünde bugüne kadar dosyaya hiçbir belge sunulmadığını, öte yandan, takibin durması üzerine itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davası açılması hususunda kanun alacaklıya seçimlik hak tanıdığını; itirazın iptali davalarında alacağın her türlü delil ile ispatlanabileceğini, genel ispat ve delil kurallarının geçerli olduğunu; işbu uyuşmazlığa konu belgenin İİK m.68 kapsamında bir belge olması bu belgenin yalnızca itirazın kaldırılması davasında delil olarak kullanılabileceği anlamına gelmemekte olduğunu; yerel mahkemenin bu yöndeki hükmü hukuk mantığı ile açıklanamaz durumda olduğunu,Yerel mahkemenin hatalı tespitleri karşısında dosya kapsamında sunmuş oldukları delilleri ile müvekkilinin alacağının ispatlanmış durumda olduğunu; Alman Mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu aposille şerhi ihtiva ettiği için Türk Hukuku ve Türk makamları nezdinde de resmi belge olarak kabul edilme zorunluluğunun bulunmakta olduğunu; buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında resmi dairelerin veya yetkili makamlarının yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit bir alacak kabul edilmesi gerektiğini; dava konusu alacaklarının resmi belge niteliğindeki bir delil ile ispat edilmiş durumda olduğunu, diğer taraftan müvekkilinin, davalının Almanya'da malvarlığının aktifi bulunmayıp iflas masası dahi oluşmadığından Almanya'da bu alacağını -kısmen dahi- tahsil edemediğini; davalının bu belgenin alman hukukuna göre geçersiz olduğunu ya da dava konusu tutarı tahsil etmediğini iddia etmemekte olduğunu; davalının, dava konusu alacağın doğumu ile ilgili olarak kusursuz olduğunu ispata yönelik esasa dair hiçbir geçerli delil gösteremediğini; davalının savunmasını sadece usuli itirazlarına dayandırdığını, oysa ki hukuki dayanakları ile açıklandığı üzere, ispat yükü bu davada davalıya geçmiş olmakla, davalı bu tutarı almadığını veya amaca uygun şekilde kullandığını ispat etmesi gerektiğini; buna rağmen davalı tarafından ne taraflarınca sunulan mahkeme kararlarının inkar edildiğini ne de davalı tarafından bir ödeme yapıldığının iddia edildiğini; davalının aslında böyle bir borcun varlığını kabul bile etmiş durumda olduğunu, Seri dosyalardan alınan emsal bilirkişi raporlarının mahkemece dikkate alınmadığını, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/894 Esas Sayılı Dosyası Prof. Dr. Emre Esen (istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Milletlerarası Özel Hukuk Anabilim Dalı), M. Uğur Üstün (muhasebe Finans Uzmanı) raporuna göre sunulan iflas tablosunun türk hukuku açısından değerlendirildiğini, söz konusu raporun daha önce dosyaya 12.11.2021 tarihli dilekçelerinin ekinde sunulduğunu; aşağıda raporun 15. sayfasında PROF. DR... değerlendirmesinden alıntı yaptıklarını, \"Alman mahkemesi tarafından tanzim edilen İflas tablosu \"ilâm\" değildir, ancak bir devlet mahkemesi tarafından tanzim edilmiş olması itibariyle \"resmî belge\" niteliği taşır. Yabancı resmi belgeler; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu [HMK] m.224 uyarınca ilgili devletteki Türk konsolosu tarafından tasdik edildikleri veya Türkiye'nin de taraf oluğu 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Hakkında La Haye Sözleşmesi çerçevesinde apostille şerhi ile donatıldıkları takdirde Türk hukuku nezdinde de \"resmî belge\" niteliğine ve gücüne sahip olurlar. Davacı tarafından ibraz edilen iflas tablosunun, apostille şerhi taşıması sebebiyle, Türk hukuku ve Türk mahkemeleri nezdinde \"resmî belge\" olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Türk İİK m.68 uyarınca; talebine itiraz edilen alacaklının takibi, İmzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıda izah edildiği üzere, Alman mahkemesince tanzim edilen iflas tablosu apostille şerhi ihtiva ettiği için, Türk hukuku ve Türk makamları nezdinde de \"resmî belge\" olarak kabul edilme zorunluluğu bulunmaktadır. Buna bağlı olarak, yabancı iflas tablosunda yer verilen alacak da İİK m.68 anlamında \"resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dâhilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenit\" bir alacak kabul edilmelidir. İflas tablosunda; alacaklının \"...\" (yani işbu davanın davacısı} olduğu, borçlunun \"...\" (yani işbu davanın davalısı) olduğu, alacağın gerekçesinin dava dışı Şirketteki kötü yönetiminden kaynaklanan tazminat talebi olduğu, nitelik olarak \"kasten işlenen haksız fiil\" niteliğinde bir alacak olduğu, borçlu ve iflas temsilcisi tarafından alacağa yönelik İtirazlarda bulunulduğu ancak bu itirazların reddedildiği ve 11.880,35€ tutarındaki alacağın iflas tablosuna işlendiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki açıklamalara göre, davacının, talep ettiği alacağı \"resmî belge\" niteliğindeki bir delil ile ispat ettiği anlaşılmaktadır. HMK m.204(2) uyarınca, yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılır.\"İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 Esas Sayılı Dosyası- Prof. Dr. M. .. (marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı), Cengiz Şeker (işletmeci), ... (...) raporunun da dosyaya sunulduğunu,  raporun 3. sayfasında  Prof. Dr. ... (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul Ve İcra-iflas Hukuku Anabilitaı Dalı Başkanı) değerlendirmesinden  alıntı yaptıklarını, \"...Bu bağlamda özetle Federal Mahkeme Hamburg Ceza Mahkemesinde dolandırıcılık suçundan yargılanan davalı ...’nin beraatine değil, dolandırıcılığın nitelikli halleri bakımından eksik inceleme ve tespit yapıldığına karar vermiştir. Ayrıca Federal Mahkeme, Hamburg Ceza Mahkemesinin davalı ... dava dışı şirketin yöneticisi olduğuna, şirketin yatırılan sermayeyi amaca aykırı olarak kullandığına yönelik yapılan tespitleri kabul etmiştir. Bu hususlar davalı tarafından da derdest dosyada inkar edilmemiştir. Bu noktada tartışılması gereken husus söz konusu kararların ve yapılan tespitlerin hukukumuz ve derdest dosya bağlamında nasıl bir etki yaratacağıdır. MÖHUK madde 50/1 'e göre; ‘\"'Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından lenfiz kararı verilmesine bağlıdır\\ 2. Fıkraya göre ise; ”Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Buna göre söz konusu karar hukukumuzda tenfıze konu olamayacaktır. Ancak bu durum kararın hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelmez. Zira Türk mahkemelerince hakkında tanıma veya tenfız kararı verilmeyen yabancı mahkeme kararı takdiri delil olarak kullanılabilir. Nitekim Yargıtay da 2001 tarihinde verdiği kararda “Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı İlamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır.Davacının istemi haksız fiilden doğan alacağın tahsiline ilişkin olduğuna göre bu bir eda davasıdır. ... davası ne tenfız ne tanımadır.... davasında davacı tanınmamış ve tenfîzi istenmemiş yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayanabilir. Usul Yasasında açıklandığı şekilde bu tür delil diğer delillerle birlikte takdir edilir ve değerlendirilir. Dava konusu olayda da davacı, yabancı mahkeme ilamına takdiri delil olarak dayandığından, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmelidir.” (YHGK, E. 2001/4-962, K. 2001/750, T, 24.10.2001).\"Dosya kapsamında da yerel mahkeme yargılaması sırasında sunmuş oldukları bilirkişi raporlarına rağmen yerel mahkeme söz konusu raporları dikkate dahi almadan hüküm verdiğini,  yerel mahkemede görülmekte olan işbu dosyaları ile benzer nitelikte yalnızca davacıları farklı davalısı ve konusu aynı olan 40'tan fazla seri dosyalarının mevcut olduğunu; söz konusu seri dosyalarında, İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/328 E. Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/225 E.  Sayılı dosyada davanın kabulüne karar verildiğini, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/350 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,) İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/239 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,), İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/240 E. Sayılı dosyada davanın kısmne kabulüne karar verildiğini, (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,), İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/256 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,), İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/17 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini,  (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,), İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/612 E. Sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini,  (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,), İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/262 E. sayılı dosyada davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, (yalnızca faiz hesabından dolayı kısmen kabul söz konusu olduğunu,) Bölge adliye mahkemesi tarafından çok sayıda dosyaları hakkında yaklaşık ispatın mevcut olduğuna ve Türk mahkemelerinin yetkili olduğuna dair karar verildiğini, iş bu dava ile benzer nitelikteki seri dosyalarının daha önce yerel mahkemelerce verilen ihtiyati haciz kararları yönünden istinaf incelemesi yapılmak üzere Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiğini, söz konusu istinaf incelemesi sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesince 2018/1112 E. - 2018/1102 K,  2018/1872 E- 2019/111K. Sayılı ilamında;  \"Somut olayda davacı vekili dava dilekçesi ekinde davalı hakkında Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesince verilen iflas kararını, Hamburg Asliye Ceza mahkemesince verilen kararı sunmuştur. Söz konusu kararlar ile davacının alacağı yaklaşık olarak ispatlanmış bulunmaktadır.\" denilmekle dosya kapsamında sunmuş oldukları mahkeme ilamlarının alacaklarını ispatladığının belirtildiğini ve istinaf incelemesi neticesinde kesinlik kazanmış durumda olduğunu,Dosya kapsamındaki tüm delilleri ile davalarındaki haklılıklarının ve davalının müvekkile olan alacağının ispatlandığını hatta öyle ki daha yargılamanın en başında dahi Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da alacaklarının yaklaşık şekilde ispatlanmış olduğu tespit edilmiş iken Yerel Mahkeme tarafından mevcut hiçbir karar ve delil dikkate alınmadan davanın reddine karar verilmiş olması hukuka aykırı olduğunu,İleri sürerek, yukarıda açıklanan  ve re'sen tespit edilecek sebeplerle; Tehiri icra taleplerinin kabulünü, istinaf başvurularının KABULÜ ile, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/463 E. ve 2023/32 K. sayılı kararının KALDIRILARAK, talepleri doğrultusunda davanın KABULÜNE karar  verilmesini, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.<br>Dava, haksız fiilden doğan zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. <br>Davacı taraf, davalının Almanya'da iki ortaklı olarak kurmuş olduğu şirkete yatırımcı aradığını, yatırım yapmak isteyenlere şirketin amacını ve hedefini yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yapmak olarak açıkladığını, kendisinin de içerisinde bulunduğu yatırımcılar tarafından bu amaca yönelik olarak şirkete para yatırıldığını, tahvil alındığını ancak davalının yatırılan paraları söz konusu amacın dışında kullandığını, bu nedenle Almanya'da hakkında dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararı verildiğini, yine Almanya'da hakkında iflas kararı verildiğini, kendisinin bu davaya konu alacağını iflas masasına kaydettirdiğini, davalının Bodrum/Muğla'da bir taşınmazının olduğunu ve söz konusu taşınmazı iflas masasına bildirmeyerek alacaklılardan mal kaçırdığını, alacağın davalıdan tahsilini sağlamak üzere icra takibi başlatıldığını ve davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptalini talep etmiş, davalı taraf, mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, davada iddia edilen alacağın dava dışı şirketle ilgili olduğunu, davalı hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığını, davacının sunduğu Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen belgenin hukuki bir değeri bulunmadığını, ayrıca  davalı hakkındaki şahsi iflas kararının Türkiye'de tenfiz edilmedikçe davalı aleyhine Türkiye'de dava açılamayacağını, davacının alacağını ispata yarar bir delil sunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri;  Hamburg Asliye Ceza Mahkemesi'nin 620/KLs 1/11 esas sayılı kararının VI.Ceza başlıklı bölümünde davalı ... hakkında mahkumiyet kararı verildiği, bu kararın davalı savunması aksine Federal Mahkeme tarafından davalı lehine bozulmadığı, aksine davalının eyleminin dolandırıcılığın nitelikli hali olduğu gerekçesi ile bozulduğu, davacının bu ceza davasında kendisinden para alınanlar arasında sayıldığını, ceza yargılamasında her bir müştekinin alacak tutarının belirlenmesinin söz konusu olmayacağı,  yine apostile şerhli iflas kesinleşmiş iflas tablosunun alacağın ispatına yarar kesin delil olduğu, mahkeme gerekçesinin aksine eldeki dava itirazın kaldırılması davası değil, genel nitelikteki itirazın iptali davası olduğundan kesinleşmiş iflas tablosunun İİK'nun 68 maddesinde sayılan itirazın kaldırılmasını gerektirir belgelerden olup olmadığının değil, bu delilin alacağın varlığını ispata elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği,   sadece davacıları farklı konusu ve davalısı aynı olan seri dosyalarda alınan raporlarda hem olaya uygulanacak hukuk, hem ceza davasının mahiyeti hem de iflas tablosunun delil kuvveti bakımından yapılan değerlendirmeler sonucu mahkemelerce davaların kabulüne karar verildiği, mahkemenin yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğu yönündedir. Dava ve takip konusu alacağın dayanağını; davalının, davacının da içerisinde bulunduğu yatırımcılardan kurmuş olduğu şirket bünyesinde yenilenebilir enerjiye ve solar enerjisine yatırım yaparak kar sağlamak amacıyla para toplamak ve şirket için toplanan paraları başka amaçlarla kullanmak şeklinde gerçekleştirdiği haksız fiil oluşturmaktadır. Haksız fiili gerçekleştiren kişi davalı olduğundan bu fiil neticesinde oluşan zarar da davalıdan talep edilmektedir. Hamburg Federal Mahkemesi'nin davalının dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına dair kararı Hamburg Eyalet Mahkemesi tarafından zararın niteliği araştırılmak, bu konuda bilirkişi incelemesi yapılmak üzere kaldırılmıştır. Bu itibarla davalının, yukarıda açıklandığı şekilde yatırımcıları para toplama amacı konusunda yanılttığı, aldattığı ve topladığı paraları şirketin vadettiği amacından başka amaçlar için kullandığı, yani işlemiş olduğu haksız fiil sabittir. Bu nedenle davalıya husumet yöneltilmesi usul ve yasaya uygun olup, davalının bu haksız fiil neticesinde ceza alıp almamasının sonuca etkisi olmadığından mahkemenin, Alman Asliye Ceza Mahkemesi kararının  kesinleşmemiş olduğu gerekçesi ile hükme esas alınamayacağı yönündeki kabulü yerinde olmamış, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Davacı tarafından takip ve dava konusu edilen alacak davalının iflas masasına kaydedilmiş ve kesinleşen iflas tablosunda bu alacağa yer verilmiştir. Her ne kadar davalı taraf bu belgenin İİK'nın 68. maddesinde sayılan belgelerden olmadığını ve Türkiye'de bir geçerliliğinin bulunmadığını iddia etmiş ise de, bu dava icra takibine itirazın geçici olarak kaldırılması talebi ile İcra Hukuk Mahkemesinde açılmış bir dava olmayıp, itirazın kesin olarak iptali için genel mahkemede açılmış bir davadır. davacı bu davayı, salt davalının Almanya'da iflas etmiş olması sebebiyle iflas masasınca düzenlenen kayıt belgesine dayanarak açmamış, davalının haksız fiili nedeniyle alacaklı olduğunu iddia ederek açtığı davada iflas tablosunu alacağının ispatı minvalinde bir belge olarak sunmuştur. Bir başka anlatımla bu dava Almanya'daki iflas süreci ile ilgili açılmış bir dava olmayıp, bağımsız bir alacak davasıdır.Dolayısıyla davacının, miktarı itibariyle alacağını yazılı delil ile ispatlaması yeterli olup Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından düzenlenen ve apostille şerhi içeren iflas tablosu HMK'nın 224. maddesi uyarınca resmi belge sayıldığından alacağı ispat etmektedir.Bu nedenle mahkemenin, Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesinin iflas mahkemesi sıfatıyla verdiği iflas tablosu/sıra cetvelinin ilam niteliğinde bir belge olmadığı, olsa olsa İİKm.68 kapsamında belge sayılıp sayılmayacağının tartışılması gerektiği, bu türden bir belge olduğunun kabul edilmesi halinde dahi, belgenin eldeki itirazın iptali  davasında alacağın varlığı ve talep edilebilirliğini ispat etmediği yönündeki kabulü isabetsiz olmuş, davacı yanın bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur.Davada, davacı yabancı olup dava konusu haksız fiil iddiası da Almanya'da gerçekleştiğinden yabancılık unsuru bulunmaktadır. Bu nedenle davada uygulanacak hukuk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun uyarınca belirlenmelidir. MÖHUK madde 34 fıkra 1, 2 ve 3 uyarınca haksız fiilin işlendiği ülkenin Almanya olması, zararın Almanya'da meydana gelmesi ve haksız fiilden doğan borcun daha sıkı ilişkili olduğu ülkenin Almanya olması sebebiyle bu davada Alman Hukuku'nun haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekir. Alman Medenî Kanunu’nun 823. maddesi uyarınca: “Kasıtlı olarak veya ihmâlle bir başkasının hayatını, bedenini, sağlığını, özgürlüğünü, mülkiyetini veya bir başka hakkını hukuka aykırı olarak ihlâl eden kişi, bundan kaynaklanan zararı karşı tarafa tazmin etmekle yükümlüdür”. MÖHUK’un 8. maddesi uyarınca zamanaşımı hakkında uygulanacak hukuk, ilişkinin esasına uygulanacak hukuktur. BGB’nin 197/5 hükmü gereği, iflâs prosedürü çerçevesinde tespit edilmiş alacaklara ilişkin zamanaşımı süresi 30 yıldır. Davacının alacağı, davalının iflas davasının görüldüğü Hamburg Sulh Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 67 A IN 237/08 sayılı iflas tablosunda 581 seri numarası ile kayıtlı olduğundan 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup bu süre takip ve dava tarihi itibariyle geçmemiştir. Bu sebeplerle davalının zamanaşımı def'i yerinde değildir.Mahkemece zamanaşımı hususunda olumlu olumsuz bir değerlendirme yapılmaması yerinde olmamış ise de eleştirilmekle yetinilmiştir.Alman İflas Kanunu’nun (InsO) 178/3 maddesinin, “tabloya geçirilen kayıtlar, tespit edilmiş alacakların miktarı ve sırası bakımından iflâs idaresi ve bütün iflâs alacaklıları için kesin hüküm gücü taşıyan bir mahkeme kararı gibi etkiye sahiptir” şeklindedir. Alman İflas Kanunu 302.maddesine göre ,iflasın kaldırılması ve borçtan kurtulma kararı kasten işlenen haksız fiilden  doğan borçları kapsamamaktadır. Buna göre iflas kapandıktan sonra açılacak davada iflas idaresinin kayıt kararı,alacaklı bakımından  mahkeme kararı hükmünde  kabul edilecektir. Alman Medeni Kanunu (BGB) 849 madde  bir kimse mahrum kaldığı bir eşyanın kıymeti için tazminat ödenecekse, zarar gören, değerin belirlenmesinde esas alınan tarihten itibaren faiz talep edebilir. Bu hüküm, faizin başlangıç tarihi itibariyle zararın meydana geldiği tarih olarak kabul edilmektedir. Aynı kanunun 246. madde  gereğince bir hukuki işlemden  veya kanundan kaynaklanan borçlar bakımından yasal yıllık faiz oranı %4 orandadır.Davacı taraf takip talebi ve dava dilekçesinde alacağa 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesini talep etmiş, mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında alacağa ve işlemiş faize ilişkin herhangi bir hesap yapılmamıştır.Davacının haksız fiile dayalı zararının/alacağının tam olarak hangi tarihte meydana geldiği tespit edilememekte ise de, davacının 11.880,35-Euro alacağını, iflas tablosuna kaydettirdiği 22/09/2008 tarihi, zararın meydana geldiği tarihten sonraki bir tarih olduğundan faiz başlangıç tarihi olarak esas alınmalıdır. Buna göre dairemizce, davacının 11.880,35-Euro alacağına 22/09/2008 tarihinden 16/02/2018 takip tarihine dek geçen süre için BGB m.246 uyarınca yıllık %4 oranında faiz işletilmiş ve 3434 gün için toplam 4.470,92-Euro faiz hesaplanmıştır. Davacı takip talebinde 11.180,35-Euro asıl alacak ve 4.564,34-Euro işlemiş faiz talep etmiş olup, işlemiş faiz bakımından fazla istem yerinde görülmemiştir. Davacı tarafından inkar tazminatı talep edilmiş ise de, dava haksız fiile dayalı tazminat istemine ilişkin olup alacak likit nitelikte olmadığından İİK'nun 67 maddesi koşulları oluşmamıştır.Sonuç itibariyle, mahkemece davanın kısmen kabulüne ve inkar tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekirken, davanın tümden reddi yerinde olmamış ise de, toplanacak başkaca delil bulunmadığından, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne inkar tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 19/01/2023 tarih ve 2019/463 Esas -  2023/32 Karar  sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,Dairemizce yeniden hüküm kurulmak suretiyle;  2-Davanın KISMEN KABULÜ ile;... sayılı ilamsız takip dosyasına davalı tarafından yapılan itirazın 11.180,35-Euro asıl alacak ve 4.470,92-Euro işlemiş faiz toplamı 15.651,27-Euro yönünden iptaline, asıl alacağa takipten itibaren yıllık %4 oranını aşmamak kaydıyla 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesine, 3- Davacının yasal koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı isteminin reddine,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:4-Dairemiz karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Harçlar Kanunu ve tarifesi uyarınca alınması gereken 5.651,57-TL nispi karar ve ilam harcından davacı tarafından dava açılırken yatırılan 1.092,43-TL peşin harcın  mahsubu ile bakiye 4.559,14-TL' nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 1.092,43-TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 35,90-TL başvuru harcı, 21.284,32-TL bilirkişi, posta ve tebligat gideri toplamı 21.320,22‬-TL yargılama giderinin, kabul/ ret oranına göre 21.107,01-TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,7-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında sarf edildiği anlaşılan 220,00-TL yargılama giderinin davanın kabul/ ret oranına göre 2,2‬0-TL'sinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına,8-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak hesap edilen 30.000,00-TL  vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Davalı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden dairemiz karar tarihinde yürürlükte olan A.A.Ü.T uyarınca  reddedilen tutar üzerinden hesaplanan 493,84-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, <br>10-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:11-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 12-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 13-Artan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 14-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara  tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 12/12/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"a90669adcdd4fd43","SID":"9bbf37ef9696641a"}}