{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2023/595 <br>KARAR NO: 2024/1917<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi <br>TARİHİ: 30.11.2022<br>NUMARASI: 2022/651 Esas - 2022/788 Karar <br>DAVA: Şirkete Kayyım Atanması<br>Taraflar arasındaki kayyım atanması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın aktif husumet nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin murisi ... ’ün babası olan kök muris ...’ten ölü ...'ün varislerine (müvekkili murisi) ölü ...’e varislerine hayatta olan ..., ..., ..., ...’e İstanbul Eyüp  Tapu Sicili ... Mahallesi ... Yolu Sokağı, ... pafta, ... Ada, ... Parsel Topçular İstanbul adresinde kayıtlı bulunan taşınmazın intikal ettiği, taşınmazın bitişiğinde davalı ... bir ... ismi verilen AVM inşa edildiği, ... Şirketi'nin AVM'nin bitişiğindeki kök muris...’ten intikal eden sözü edilen taşınmazı satın almak için varisler ile ayrı ayrı görüşmeler yaptığı,    varislerin tümünün taşınmazdaki hisselerinin satışına razı olmadığı, hayattaki varisler ile Üsküdar ... Noterliği'nde 31 Ekim 2011 tarihinde .. Yevmiye No'suna kayıtlı olan düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesini davalı ... A.Ş. ile  yaptıkları, Üsküdar  ... Noterliği'nde imzalanan 31.10.2011 tarihli sözleşmenin 10. maddesine göre davalı ... A.Ş.'nin yapı yapmayı taahhüt ettiği inşaatı 30 ay içinde bitireceği davaya ihbar olunan kök muris varislerine teslim edeceğini taahhüt ettiği, konusu 30 aylık sürenin 6 ay kadar uzatılabileceği, aradan 36 aylık süre geçtiği, bu sürenin 10 yıla yaklaşmasına karşılık inşaata başlanmadığı, inşa etmeyi taahhüt ettiği daireleri teslim etmediği ve temerrüte düştüğü, inşaat  sözleşme tarihi olan olan  2011 yılından bu güne kadar aradan on yıla  yakın süre geçmesine karşılık  inşaata tek çivi çakılmadığı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılan kök muris varislerinin hayattaki varisi olan müvekkilinin amcası ve halaları olan hissedarlara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde derdest olan  ortaklığın giderilmesi davası açıldığı, davalı şirketlere kayyım atanmasını talep ettikleri, yargılama masrafları ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesini, kayyım ücretinin davalılardan tahsilini ya da hazineden karşılanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; dava şartlarının bulunmadığını, davacının, davalı şirketlerin yöneticisi ya da pay sahibi olmadığını ve davalı şirketler ile davacı arasında hiçbir sözleşme ve/veya fiili bağlantı bulunmadığı, davanın duruşma günü beklenmeksizin reddi gerektiği, aksi halde ilk duruşmada esas yargılamaya geçilmeksizin reddi gerektiği, CMK'nın 133. madde gereğince ilgili kanun maddesinde belirtilen suçların işlenmesi halinde ve soruşturma ya da kovuşturma esnasında hakim veya mahkemece kayyım atanabileceğini, müvekkili şirketin faaliyetleri çerçevesinde ve/veya pay sahipleri yöneticileri aleyhine herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığını, bu hükümde de koruma tedbirinin ancak ceza mahkemeleri veya sulh ceza hakimliği tarafından verilebileceğinin düzenlendiğini, müvekkili şirketin yasal organlarının bulunduğunu, organ boşluğu olmadığından davaya dayanak olarak gösterilen TMK'nın 427/4. maddesinin uygulanamayacağını, davanın aktif husumet yokluğu sebebi ile reddi gerektiği, davacının taleplerinde haksız olduğunun, hayatın olağan akışı ve dava dilekçesi içeriğinden anlaşılabileceğini savunarak, davanın öncelikle usulden aksi halde esastan reddini istemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;  \"...6100 sayılı HMK'nın 114/1-d madde ve fıkrası gereği tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları  dava şartıdır. Aynı kanunun 115. Maddesi mahkemenin dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında araştıracağını, dava şartı noksanlığı tespit edilmesi durumunda davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bilindiği üzere, dava şartlarından olan husumet (sıfat) ehliyeti, davanın tarafları arasındaki ilişki ile ilgili olup, dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verilebilmesi için bu kişilerin gerçekten davacı ve davalı sıfatlarını haiz olmaları gerekir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı), kural olarak o hakkın sahibine aittir(aktif husumet).Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişi olup, doktrinde buna da pasif husumet (veya davalı sıfatı) denmektedir (B.Kuru Medeni Usul Hukuku sf:222, 1993 baskı Ankara). Husumet ehliyeti, dava şartı olup, mahkemece re'sen dikkate alınmalıdır.(bkz. Prof Dr. Ejder YILMAZ 4. Baskı 2. Cilt sayfa 1720 vd.)  Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere anonim şirketlerde esas olan şirketin kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesidir. Şirkette organ boşluğu bulunmadığı müddetçe şirkete kayyım atanması mümkün değildir. Davacının davalı şirketlerin iyi yönetilmediği iddiası ile kayyım atanmasını talep ettiği görülmüştür. Davacının davalı şirketlerin ortağı olmadığı, dolayısı ile şirketlere kayyım atanmasını talep edemeyeceği, bu hususta aktif husumeti bulunmadığı açıktır. Şirketlerin iş ve eylemlerinden zarar görmüş ise şirketlere karşı tazminat veya alacak davası açmak davacının kendi ihtiyarındadır.Şirketin iyi yönetilip yönetilmediği, zarar edip etmediği hususları şirket ortağı olmayan bir kimseye şirkete kayyım atanmasını talep etme hak ve yetkisi bahşetmez. Şirket kötü yönetilmiş ise şirket ortakları veya şirket tüzel kişiliği şirket yöneticilerine karşı sorumluluk davası açar. Tüm bu anlatılan nedenlerden ötürü davanın aktif husumet yokluğu... \" gerekçesiyle HMK'nın 114/1-d ve 115/2. maddeleri uyarınca aktif husumet yokluğu nedeni ile davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı  vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; E-duruşma talebinin daha önceki duruşmada kabul edilmesine karşın ikinci celsedeki duruşma için talep hakkında hiçbir değerlendirme yapılmadığını, mahkemenin önceki duruşma zaptına vekilin yaşını yazmasının sonraki duruşmalarda da e-duruşma talebinin kabul edileceği yönünde ümit verdiğini, e-duruşmanın kabul edilmemesi ve bu kararın kısa  sürede verilmesi nedeniyle duruşmaya bizzat yaşı ileri olan vekilin katılmak zorunda kaldığını, uzun ve ayakta yorucu bir yolculuk, duruşmaya yetişme heyecanı ile duruşmaya katılması nedeniyle vekil olarak yeterli savunma yapılamadığını, savunma hakkı ile silahların eşitliği hakkının zarar gördüğünü,  Huzurdaki davanın ...'a ihbar edilmediğini, daha sonra ...'ın davalı şirketlerden vekalet alarak dosyaya sunduğunu ve ihbar olunan olarak ayrıca davalılar vekili olarak yargılamada yer aldığını, Avukatlık Kanunun 38. maddesi uyarınca işin reddedilmesi yerine bu kişinin huzuru ile kamu düzenine aykırı şekilde davanın sonuçlandırılmasının usulsüz olduğunu, İlk derece mahkemesinin davalıların cevap süresinin uzatılmasına karar vermesinin usule aykırı olduğunu, Müvekkilinin, davalı şirketlerin kök muris ...'ün hayattaki varislerine karşı İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/681 Esas sayılı dosyasında izaleyi şuyu davası açtığını ve davanın halen derdest olduğunu, kat karşılığı inşaat sözleşmesi tarihi olan 2011 yılından beri inşaata bir çivi dahi çakılmadığını, davacının mağdur olduğunu, davalı şirketlerin iyi yönetilmediğini, davalı şirketlere kayyım atanmasının hem onların hem de müvekkili için hukuki yararı olduğunu belirterek davalı şirketlere kayyım atanmasını talep ettiğinin mahkemece tespit edilmesine rağmen kayım atanması talebinin yerinde görülmediğini, oysa esas alınan emsal kararların bağlayıcı olmadığını, hakimin vicdanı yerine bağlayıcı olmayan emsal kararları esas almasının doğru olmadığını, hükme esas alınan kararların halen geçerli olup olmadığının tartışılabileceğini, müvekkilinin aktif husumet ehliyetinin bulunduğunu, davalı şirketlerin ...  isimli bir AVM  yaptıklarını bunun sonucunda etrafındaki arsaların değerinin arttığını, davalıların etraftaki arsalarıı  almak için komşu arsa sahiplerini düşünmeden karar alarak onları mağdur ettiklerini, yaşları ileri olan müvekkilinin amcası ve halalarının  arsalarına kat karşılığı inşaat yapılacağı vaadiyle sözleşme yapıldığını, sözleşmede  müvekkili dahil akrabalara karşı ortaklığın giderilmesi davası açılmayacağına ilişkin şart konulmasına rağmen davalıların kat karşılığı inşaat yapmayarak ortaklığın giderilmesi için İstanbul 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/681 Esas dosyasına dava açtıklarını, akabinde ... Yatırım Şirketlerinin vekili olan Av. ...'in müvekkili ile akrabalarının vekaletini alarak bu dosyada akrabalarının sıfatını değiştirilerek davacı yanında katılan olarak değiştirmek istediğini, müvekkili ile akrabalarının kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan haklarına güvenerek üçüncü kişilere satış yaptığını, ancak davalının edimini yerine getirmemesi nedeniyle müvekkillerinin de edimini yerine getiremediğini ve bu durumun kayyım atanması nedeni olduğunu, bu hususa kararda cevap dahi verilmediğini,  Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar  verilmesini istemiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketlerin sözleşmeye aykırı eylemlerde bulunması nedeniyle şirketlere yönetim kayyımı atanması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın husumet nedeniyle reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Öncelikle ilk derece mahkemesince davaların cevap süresinin uzatılmasında yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde, davalı olarak gösterilen davalıların vekili olarak gösterilen Av. ... aynı zamanda, davalılar yanında ihbar olan olarak gösterilmektedir. Bu talepteki ihbarın amacı, davalıya karşı açılan davada davanın kaybı halinde ihbar edilenlerden talepte bulunmak olup, dava dilekçesindeki amaca göre davalı ile ihbar olanan vekil arasında bir menfaat çatışması bulunmadığından, bu kişinin davalılar vekili olarak yer alması Avukatlı Kanunu'nun 38. maddesine aykırı görülmemiştir.  İlk derece mahkemesince tarafların hukuki dinlenilme haklarına uygun şekilde yargılama yapılmış, 16.11.2022 tarihli duruşmada, davacı vekilinin sağlık mazereti kabul edilmiştir. Bu yargılamada davacı vekilinin yaşıyla ilgili bir tespit yapılmış olması, davacıya veya vekiline yargılama sırasında pozitif bir ayrımcılık yapılmasını gerektirmemektedir. Nitekim bir sonraki oturumun davacı vekili katılarak iddiasını mahkemeye anlatmıştır. Mahkemenin son oturumdaki icra şekline göre, silahların eşitliği ilkesine uygun olarak taraf vekillerinin iddia ve savunma hakkı kullandırılmıştır. Kıdemli bir avukat olan davacı vekilinin duruşmada müvekkilini bizzat temsil etmesinin, elektronik ortamdaki duruşmaya göre davacının lehine olduğu anlaşılmaktadır. Duruşma tutanağı, duruşmanın icrasına ilişkin sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olup, buna göre davacı vekilinin herhangi bir sağlık sorunu veya davacıyı duruşmada temsil etmesini engelleyecek başka bir sebebin bulunduğu yazılmamıştır. Bu nedenle davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusu da yerinde görülmemiştir. Dava dilekçesi uzun ve detaylı ifadeler içermekle birlikte, esasında davalıların arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine aykırı davranarak edimlerini yerine getirmemeleri nedeniyle, davacının ve akrabalarının bu sözleşmeye güvenerek üçüncü kişilere karşı üstlendikleri edimleri yerine getiremedikleri ve zarara uğradıkları iddiasına dayanmaktadır. Davalı şirketlere kayyım atanması hâlinde, bu şirketlere sözleşmedeki edimleri yerine getirerek, müvekkillerinin zararlarını önlenebileceği tezine dayalı talep bulunmaktadır. Davadaki talep, sözleşmeden doğan edimlerin ifasının, davalı şirketlere kayyım atanmak suretiyle yerine getirilmesi istemine ilişkindir. Bu şekilde, sözleşmenin karşı tarafı olan şirketlere kayyım atanmak suretiyle, davalı şirketlerin sözleşmenin ifasına zorlanması tüzel kişilik hukukunun ilkelerine tamamen aykırıdır.  TTK'da sermaye şirketlerinin yönetimlerinin yetkili organları eliyle yapılması esas olup, şirketlerin yönetimini doğrudan müdahale edilmesi istisnai hâllerde kabul edilmektedir. Örneğin TTK'nın 412 .maddesimde genel kurul çağrısı için bu yol düzenlenmiştir. Yasada organ boşluğu bulunması hâlinde yönetim kayyumu atanabileceği yasada kabul edilmiştir.  Esasen fesih davasında da mahkemece gerekli tedbirler alınabileceği gibi, şirket yöneticisinin azli davasında da mahkemece kayyum atanmasına karar verilebilir. İlk derece mahkemesinin atıfta bulunduğu yargı kararlarında belirlendiği üzere, somut olayda şirkete kayyum atanmasını gerektirir bir neden bulunmadığı gibi, şirket ortağı olmayan ve özellikle şirketle sözleşmesi olan kişinin, şirketin sözleşmeye aykırı davrandığını ileri sürerek şirkete kayyım atanmasını istemesine hukuken imkân bulunmamaktadır. Davacının ileri sürdüğü kayyım atanması talebi, ortaklık sıfatına ve yasal diğer şartların mevcutiyetine bağlı olup, davacının bu sıfatının bulunmadığı açık olduğundan, ilk derece mahkemesinin davanın husumet nedeniyle reddine ilişkin karar ve gerekçesi isabetli bulunmuş ve   davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;  1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 346,90 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 19.12.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"06d42f22eb9bb2e9","SID":"bf459c123df0300d"}}