{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1661 Esas<br>KARAR NO: 2024/2063 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2022/977 Esas- 2024/225 Karar<br>TARİH: 03/04/2024<br>DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)<br>KARAR TARİHİ: 19/12/2024<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket, ... no'lu ... Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı ... Nak. Gümrük Ve Dış Tic. Ltd. Şti'nin dava konusu olaya ilişkin nakliye rizikolarına karşı sigortalandığını, Türkiye’de yerleşik ... Tic. San. Ltd. Şti. tarafından Kazakistan’da yerleşik ... isimli firmaya 27.08.2020 tarih ve ... numaralı fatura kapsamında 4 KAP (153 Adet Brüt; 5.280,00 Kg.) muhtelif / ambulans dolap seti+sol yan trim montajı+tavan trimi emtiası sattığını, Türkiye’den Kazakistan’a kadar olan karayolu nakliyesinin, müvekkil şirketin sigortalısı ... Gümrük Ve Dış Tic. Ltd. Şti. sorumluluğunda alt taşıyıcı Davalıu ... Ticaret Limited Şirketi tarafından organize edilen ... - ... (çekici+dorse) plakalı araç ile gerçekleştirildiğini, söz konusu aracın alıcı firmaya varışı sonrasında yapılan kontrollerde emtianın dorse içerisinde ambalajının dağılmış ve kırık hasarlı olduğunun görülmesi üzerine CMR belgesine şerh düşüldüğünü, araç sürücüsü  tarafından iletilen ekli sürücü beyanına istinaden boşaltma adresine geldiğinde aracın açıldığı ve yapılan kontrollerde yükte kırıklar ve hasar olduğunun görüldüğü anlaşıldığını, CMR belgesi üzerinde; “5 adet plastik malzeme kırık” şeklinde şerh düşüldüğü görüldüğünü, gönderici firma yetkilileri ile yapılan görüşmelerde emtianın tamamının ambalajlarının açılarak kontrol edilmesi akabinde 22 adet ... ürün kodlu ambulans sol yan trim montajlı emtiasının kırık, ezik ve hasarlı olduğu öğrenildiğini, dava konusu hasar sonrası 9.400,00 EURO hasar tespit edildiğini ve müvekkili şirketin sigortalısından talep edildiğini, yükleme ve istif gönderici tarafından yapıldığını, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında yükleme istif gönderici tarafından yapılsa bile yükün yola elverişli şekilde yüklenmesi ve taşınması için nezaret yükümlülüğünden müterafik kusur verilmektedir. Bu nedenle, müvekkil şirket sigortalısı adına 9.400,00 EURO hasar bedelinin müterafik kusur oranına (%25) göre 2.350,00-EURO ödeme yapıldığını, yapılan iş bu ödeme ise, alt nakliyeci Davalı ... Ticaret Limited Şirketi, sigortacısı Davalı ... Sigorta A.Ş.'den (Dosya numarası: ... / ... Ekspertiz) ve taşımayı yapan araçların sahipleri / fiili taşıyıcı Davalı ... Tic. Ltd. Şti.'den talep edildiğini, davalıların alt (...) ve fiili taşıyıcı (...) ve alt taşıyıcının sorumluluk sigortacısı (...) olarak sorumlulukları söz konusu olduğunu, dava konusu hasar sonrası yapılan ekspertiz çalışmalarına göre hasar miktarı; 9.400,00-Euro olarak tespit edildiğini, ancak ödeme müterafik kusur oranına (%25) göre 2.350,00-EURO olarak yapıldığını, söz konusu hasarı sebebi ile; müvekkili şirket sigortalısına, 2.350,00-EURO tazminat ödemesi yapıldığını,  davalılar ile dava öncesi yapılan taleplerine olumlu cevap verilmemesinin akabinde; İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... Esas numaralı dosyasına yansıyan takibe, borçlular tarafından herhangi bir borcunun bulunmadığı belirtilerek, elle tutulur bir sebep gösterilmeksizin, borca, faizine ve tüm fer’ilerine itiraz edildiğini, icra takibatına devam ederek haklı alacağına kavuşabilmek adına müvekkili şirket tarafından arabuluculuğa başvurulduğunu, davalılar ile anlaşma sağlanamadığından arabuluculuk sürecinin son bulduğuna ilişkin tutanak tutulduğunu beyan etmiş, borçluların İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyasından gönderilen ödeme emrine karşı yaptığı haksız itirazların iptaline, asıl alacağa faiz işletilmesine ve takibin devamına, haksız itiraz eden borçlular aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, tüm yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava uluslararası bir taşımayı ihtiva ettiğinden iş bu ihtilafın çözümünde Türkiye’nin 07.12.1993 tarihli ve 3939 sayılı Kanunla katılmayı uygun bulduğu ve 31.10.1995 tarihinden itibaren de protokole taraf olduğu Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi (CMR) hükümlerinin uygulanması gerektiğini, davacı sigorta şirketi, üst taşıyıcının halefi olarak işbu davayı açtığını, dolayısıyla ihtilafta CMR’de düzenlenen taşıyıcılar arasındaki rücu ilişkisine yönelik maddelere bakarak bir çözüm bulunması gerektiğini, öncelikle zamanaşımı itirazın da bulunduğunu; davacının sigortalısı ile müvekkili şirket arasında yapılan taşıma anlaşmasında ihtilaf halinde İstanbul Mahkemelerinin yetkili olduğu yazılı olduğunu, davacı halefiyet gereğince işbu davayı açtığını iddia ettiğinden işbu poliçedeki yetki klozu ile bağlı olduğunu beyan ettiği davacının aktif dava ehliyetini ispatlayamadığı, davacı tarafından yapılan ödemenin lütuf ödemesi olduğu bu nedenle poliçe kapsamı dışında kaldığı, meydana gelen zararda taşıyıcılara kusur atfedilmesinin mümkün olmayacağı; CMR hükümlerine göre davalı şirketin sorumluluğuna gidilemeyeceği, hasar ihbarının tam olarak yapılmadığı, talep edilen tazminat miktarının CMR hükümlerine göre hesaplanmadığı neticeten yetki itirazının kabulüne, bu talebinin kabul edilmediği takdirde davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesine ve yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi kararında; \"Dava, İİK m.67 kapsamında itirazın iptali davasıdır. Dava dosyasına celbedilen İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; Alacaklı (davacı) ... Sigorta A.Ş., Borçlular ... Sigorta A.Ş., ... Nakliyat Tic. Ltd.şti. ... Tic LTD.ŞTİ. olup alacaklı şirket, 2.350,00 Euro asıl alacağını alacağın tahsili tarihine kadar 3095 sayılı Kanun 4/a maddesi uyarınca Euro alacaklar için uygulanacak faiz oranında işletilecek faizi ile takip giderleri ve vekalet ücretiyle birlikte tahsilini talep ettiği, ödeme emrinin davalı borçlulara tebliği üzerine davalı borçluların süresinde olarak borca, faize ve tüm ferilerine itiraz etmesi neticesinde icra müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiği ve süresinde olarak işbu itirazın iptali davasının açılmış olduğu görülmüştür. İhtilaf, davacı tarafından davalılar aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas Esas sayılı takip dosyasında başlatmış olduğu icra takibine karşı davalının yapmış olduğu itirazın haklı olup olmadığı, dosya kapsamı ile davacının davalılardan alacaklı olup olmadığı, varsa miktarı ve hasarın CMR m.32.kapsamında meydana gelen olağan bir zarar mı yoksa taşıyıcının bilerek kötü hareket gerçekleştirilmesi neticesinde meydana gelen bir zarar olup olmadığı hususlarından kaynaklanmakta olup,  ispat yükü davacıda bulunmaktadır. Ancak alacak miktarının tespiti hukuk dışında özel ve teknik bilgiyi gerektiren hal olduğundan 6100 sayılı HMK m.266 gereği mahkemenin tarafların talebi yahut kendiliğinden vereceği karar ile bu hususları bilirkişiye tespit ettirmesi mümkündür.Bu kapsamda lojistik taşıma uzmanı bilirkişi Dr. ... ve mali müşavir ...'dan alınan 03/04/2023 tarihli bilirkişi raporu ile; taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli davacı Sigorta şirketinin ... (Taşıma İşleri organizatörü sorumluluk) sigorta poliçesi gereği sigortalısı ... Uluslararası Nakliyat şirketine ödediği hasar tazminatını rücuen davalılardan tazmin etmesinin mümkün olup olmadığı ve mümkün ise miktarının ne olması gerektiği hususlarında toplandığı anlaşıldığı; Davacı ... Sigortanın sigortalısı ... Uluslararası Nakliyat şirketine ... poliçesi kapsamında rizikonun gerçekleşmesinden dolayı yapmış olduğu hasar ödeme miktarı olan 2.350,00 Euro ile sınırlı olmak üzere TTK m.1481 gereği sigortalısına halef olarak işbu davayı açmaya hak kazandığının değerlendirildiği; Üç nolu taşıyıcı ... Şirketinin alt/ara taşıyıcı olarak, bir nolu davalı ... Sigortanın da onun sigortacısı olarak ve iki nolu davalı ... TIR şirketinin fiili taşıyıcı olarak işbu davanın kendilerine yöneltilebileceği (TTK m.888; CMR m.37 vd); CMR taşıma belgesine şerh düşülmekle hasar ihbarını yapışmış olduğu; CMR m.29 hükmüne göre ağır kusurla yol açılmış bir ihmal veya fiilin sonucu olan hasardan söz edilemeyeceği, bu nedenle CMR m.32 hükmünde belirlenmiş üç (3) yıllık zamanaşımı uygulamasının da söz konusu olamayacağı, dava dosyasındaki eksper raporlarının yukarıda incelenen tespitlerine ve fotoğraflara göre eşyanın araç üzerinde sabitlenmesine yönelik hiçbir tedbir alınmadığının ve hasarın bundan doğduğunun anlaşılmasına göre bu hususun yükün görüşüne göre çıplak gözle kontrolünde bile anlaşılabileceği kanaati hasıl olduğundan dolayı davacının %25 kusur oranı üzerinden yaptığı ödemenin davalıların lehine olduğu değerlendirmemiz bakımından nihai takdirin yüce mahkemeye ait olduğu; dava dosyasındaki iki eksper raporu, CMR belgesi ve şoför beyanının birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davacının yapmış olduğu ödeme miktarı olan 2.350,00 Euro için davalılara rücu edebileceği; bir nolu davalının kendi poliçesi hükümlerine göre (eksper raporunda hasar başı 1000,00 Euro muafiyet olduğu ifade edilmektedir), iki ve üç nolu davalıların ise taşıyıcı olarak davacı sigorta şirketine karşı müşterek ve müteselsil olarak sorumlu oldukları; ancak davalılar arasındaki iç ilişkide zarar iki nolu davalı ... şirketinin yüklenmesi gerektiği (CMR m.37) değerlendirildiği; davacının 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesine göre belirlenecek faiz oranı üzerinden faiz istemesine rağmen CMR m.27'de yıllık %5 oranının düzenlendiği; yargıtayın yabancı para üzerinden talepler hususunda bu oranı doğrudan uyguladığı, ancak talep ve CMR m.27 arasındaki tercih bakımından takdir ve değerlendirmenin Sayın Mahkemede olduğu tespit edilmiştir.13/09/2023 tarihli verilen ara karar ile ''Bilirkişi raporunda CMR m.23/1 uyarınca emtianın borsa fiyatının tespit edilerek CMR m.23/3 uyarınca emtianın bu yönde hesaplamasının yapılması konusunda bilirkişilerden ek rapor aldırılmasına” şeklinde karar verilmiştir.Bilirkişi heyetinden alınan 26/12/2023 tarihli ek rapor ile taşıma sürecinde hasarlanan 22 adet emtianın birim fiyatları ile borsa veya sair şekilde serbest piyasa fiyatı olmadığı, dava dışı tedarikçiden Ex-Works teslim şekli şartlarında birim fiyatı 450 EURO bedelle ticarete konu edildiği, sigorta eksper raporunda da dikkate alınan bu kıymetin somut olaya uygun kadri marufunda olduğunun değerlendirildiği, CMR m.23/3 gereği sınırlı sorumluluk tavanının 13.495,51 EURO hesaplandığı, %25 kusur oranı varsayımı ile 2.350 EURO tazminat ödemesi, 9.900 EUR gerçekleşen zarar tespiti ve 500 EUR muafiyetle davacının sorumlu tutulabileceği azami 9.400 EURO tazminat şeklinde yapılan hesaplamaların dosya kapsamında uygun görüldüğü, nihai takdir ve değerlendirmenin yüce mahkemeye ait olacağı tespit edilmiştir.Tüm dosya kapsamında yapılan değerlendirmede davaya konu takip talebi ve ödeme emri incelendiğinde alacak tutarının yabancı para cinsinden olduğu ancak TL karşılığının gösterilmediği anlaşılmıştır.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 4949 sayılı Kanunun 12. maddesi ile değiştirilen m. 58/3 alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizinin takip talebinde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Aynı durum, İİK m. 60/1 gereğince ödeme emri için de söz konusudur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 2021/2153 Esas ve 2021/1638 Karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere anılan değişikliğin gerekçesinde, yapılan yeni düzenlemede alacaklının yabancı para alacağının Türk Parası karşılığını takip talebinde göstermesi yanında bu alacağının hangi tarihteki kur üzerinden tahsilini istiyorsa bunu da açıkça göstermesi ve yine yabancı para alacağına ilişkin faiz alacağına dair talebini belirtmesi esası getirildiği ifade edilmiştir.Somut olayda ise takip talebinde yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığı gösterilmemiştir. Ancak, yabancı para alacağın karşılığı Türk Lirası’nın gerek takip talepnamesinde gerekse ödeme emrinde gösterilmesi yasanın emredici hükmüdür. Kamu düzeni ile ilgili bulunan bu hususun mahkemece re’sen gözönüne alınması gerekir (HGK’nun 12.05.1999 tarih ve 1999/12-271 E, 1999/301 K. sayılı kararı).İtirazın iptali talepli bu davada usulüne uygun bir icra takibinin bulunması özel dava şartıdır. Somut olayda, takip talebinde ve ödeme emrinde yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığı gösterilmemiştir. Bu sebeple, davalılar hakkında açılan iş bu dava yönünden \"usulüne uygun bir icra takibinin bulunması\" şeklindeki dava şartı gerçekleşmemiştir. 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 114/2. maddesinde diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklı olduğu ve HMK'nın 115/2. Maddesinde de, mahkemece  giderilmesi mümkün olmayan bir dava şartı noksanlığı tespit edilirse davanın usulden reddine karar verileceği  düzenlenmiştir. Usulüne uygun bir icra takibinin bulunması kamu düzenine ilişkin dava şartlarından olup, HMK'nın 115/1. Maddesine göre ise, mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın kendiliğinden araştırır. Takip talebi ve ödeme emrinde bulunması zorunlu olan yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının bulunmaması nedeniyle İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına konu  2.350,00 EURO alacağa yönelik itirazın iptali yönündeki davanın ise usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile, ''1-İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına konu  2.350,00 EURO alacağa yönelik itirazın iptali yönündeki davanın ise USULDEN REDDİNE,''karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin, davanın usulden reddine karar vererek hukuki mesnetten yoksun, haksız bir hüküm kurduğunu, verilen usulden red kararının birçok açıdan hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin kendisini icra hukuk mahkemesi yerine koyarak takip hukukuyla alakalı bir sebepten hukuk usulüne aykırı şekilde davanın usulden reddine karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, Müvekkil şirketin, ... no'lu ... Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı ... Dış Tic. Ltd. Şti'yi dava konusu olaya ilişkin nakliye rizikolarına karşı sigortaladığını, ilgili emtianın davalıların nezaretindeki taşıma sırasında hasara uğradığını ve hasar tutarının sigortalıya ödendiğini, ödenen 2.350,00-EUR tazminatın davalı taşıyıcılardan rücuen tazmini talebiyle başlatılan icra takibine yapılan itirazlar sonucu huzurdaki itirazın iptali davası açıldığını, Ancak yerel mahkeme açılan davanın hukuki niteliğine son derece aykırı bir şekilde İcra İflas Kanunu kaynaklı yani takip hukukuyla alakalı olan bir sebepten ötürü davanın usulden reddine karar vererek hukuka aykırı, mesnetsiz ve haksız bir hüküm kurduğunu, verilen bu kararın kaldırılması gerektiğini, Yerel mahkemenin gerekçeli kararında gerekçesini \"Somut olayda ise takip talebinde yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığı gösterilmemiştir. Ancak, yabancı para alacağın karşılığı Türk Lirası’nın gerek takip talepnamesinde gerekse ödeme emrinde gösterilmesi yasanın emredici hükmüdür. Kamu düzeni ile ilgili bulunan bu hususun mahkemece re’sen gözönüne alınması gerekir (HGK’nun 12.05.1999 tarih ve 1999/12-271 E, 1999/301K. sayılı kararı).\" gerekçesine dayandırdığını, ilk derece mahkemesi hakiminin gerekçesini icra hukuk hakimi yerine koyarak yargılama ve irdeleme sorumluluğu ve zorunluluğu bulunmayan bir konuda karar verdiğini kendi ifadeleriyle ortaya koyarak yazdığını, Yerel mahkemenin, kararını haklı bir hukuki zemine oturtmak amacıyla, gerekçeli kararında atıfta bulunduğu tüm yüksek mahkeme kararları icra hukuk mahkemesinin ilk derece mahkemesi olarak görev yaptığı kararlar olduğunu, belirtilen yüksek mahkeme kararında bulunan ve icra hukuk mahkemesini bağlayan ifadeleri baz alarak davanın usulden reddine karar veren yerel mahkemenin hukuka aykırı bir karar verdiğini, Red sebebine dayanak yapılan hususun Asliye Ticaret Mahkemesinin görev ve sorumluluk alanıyla ilgili olmayıp iddia edildiği gibi bir kamu düzenine aykırılık varsa, bu durumun takip hukukundan kaynaklanmakta olup yalnız icra hukuk mahkemesine şikayet yoluyla yapılacak başvuruyla denetlenebileceğini, İcra İflas Kanunundan kaynaklı hak ve yükümlülüklerin yalnızca takip hukukuyla alakalı olduğunu, Genel mahkemelerin genel hükümlere tabi şekilde yapacağı itirazın iptali davası yargılamasında takip hukukundan kaynaklı iddia ve talepler değerlendirilemeyeceği gibi davalıların da hiçbir aşamada hükme bağlanan sebeple ilgili itiraz ve talepleri olmadığını, buna rağmen yerel mahkemenin bu hususu kendi görevi olmamasına rağmen değerlendirip işbu hukuka aykırı kararı vermesinin hukuka aykırı olduğunu, Yerel mahkemenin kararında yer verdiği YHGK kararında \"takibin her safhasında doğrudan doğruya (re'sen) göz önünde tutulmalıdır\" ifadesi yer aldığını, bu ifadeden anlaşıldığı üzere red kararına gerekçe yapılan husus takip içerisinde her safhada göz önüne alınacağını, açılan davanın itirazın iptali davası olup borçluların itirazları üzerine takip durmuş olduğundan artık takip safhaları içerisinde bulunulmadığını, itirazın iptali davasının tespit hükmü içeren bir eda davası olup genel hükümlere tabi olduğunu, yargılamanın genel hükümlere göre yapılacak olup bu davada mahkemenin görevinin genel hükümler tabi şekilde alacağın varlığı ve miktarı konusunda yargılama yaptığını, ancak yerel mahkemenin takip hukukuyla ilgili bir gerekçeye dayandırdığı kararıyla hukuka aykırı bir hüküm oluşturduğunu,Davanın işbu hukuka aykırı sebeple reddedilecekse bile davanın usulden reddine karar verilmesinin de ayrıca hukuka aykırı olduğunu,Huzurdaki davanın genel hükümlere tabi tespit talebi içeren bir eda davası olduğunu, itirazın iptali davasının genel hükümlere göre yargılamanın yapılacağı bir dava olduğunu, genel hükümlere göre görevli ve yetkili mahkemede açılması gereken itirazın iptali davalarının usul bakımından hiç şüphesiz ki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na tabi olduğunu, 6100 sayılı HMK'nın dava şartları başlıklı 114. Maddesinde açılan davada mahkemenin re'sen incelemesi gereken dava şartlarına sınırlı sayıda emredici şekilde yer verildiğini, maddede \"Dava şartları şunlardır\" denilerek dava şartlarının yalnızca bu maddede yer alan konulardan ibaret olduğunun emredici kanun maddesi olarak düzenlendiğini,Bu hüküm içerisinde mahkemenin huzurdaki dosyada verdiği kararı kapsamına alacak herhangi bir hüküm bulunmadığını, yerel mahkemenin gerekçesinde \"HMK'nın 114/2. maddesinde diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklı olduğu\" ifadesine yer vererek davanın usulden reddine karar verdiğini, ancak belirtilen hususun diğer kanunlarda bir dava şartı olarak sayılmadığını, bu sebeple bu hükme dayanılarak davanın usulden reddedilebilmesinin mümkün olmadığını, bir davanın usulden reddedilebilmesi için sınırlı sayıda sebep mevcut olduğunu, dava şartlarına aykırılık ve birkaç istisnai sınırlı halin (HMK m.88, HMK m.413) usulden red sebebi olarak sayıldığını, bunlar dışında davanın usulden reddine karar vermenin mümkün olmadığını, verilen kararın bu yönüyle de hukuka aykırı olduğunu, Bir an için mahkemenin, tüm hukuk kurallarına aykırı olmasına rağmen İİK 58. Maddesi gereği inceleme sonucu davanın reddine karar vermekte haklı olduğu varsayıldığında işbu kararın davanın usulüne ilişkin değil esasına ilişkin bir karar olduğunun çok açık ve net olduğunu, mahkemenin yaptığı ön inceleme ile dava şartlarının sağlandığını kabul ettiğini ve davanın esasına ilişkin incelemelere geçtiğini, red kararına dayanak yapılan icra takip dosyasının mahkeme tarafından incelenmesinin davanın esasına geçildiğini açıkça gösterdiğini, icra takibinin bizzat davanın esası ile ilgili olduğunu, zira açılan davanın zaten esas konusu olduğunu, Yerel mahkemenin uzun süreler boyunca tahkikata ilişkin incelemeler yaptığını, dosyada bilirkişi raporlarının da alındığını, davanın açılmasının üstünden bir yıldan fazla bir zaman geçtiğini, alınan bilirkişi raporlarıyla davanın haklılığının tespit edilmiş olmasına rağmen sübuta eren davada davanın usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, o halde davanın esasına geçilerek yapılan inceleme sonucu verilen red kararının usul hukukuna ilişkin değil esasa ilişkin bir red kararı olduğunu, Usulden red kararlarının doğurduğu sonuçlar itibariyle üzerinde düşünülmesi ve usulden red sebebi var ise bunun ön inceleme aşaması bile beklenmeden ivedi şekilde uygulanması gereken kararlar olduğunu, ancak yerel mahkemenin buna aykırı hareket ettiğini ve dava şartlarının tam olduğuna hükmederek dosyanın tahkikata geçtiğini, 1 yıldan uzun bir süredir de tahkikat aşmasında yargılamaya devam ettiğini, gelinen aşamada verilen haksız usulden red kararının müvekkil şirketin haklarını da ihlal edebilecek nitelikte olduğunu, yerel mahkemenin verdiği bu kararla müvekkil şirketin mahkemede tespit edilen haklı alacağını yok saydığını, varılan kanaatin isabetli bile olsa davanın usulden değil esastan reddine karar verilmesi gerektiğini,Bu yönden de verilen haksız, usule ve hukuka aykırı işbu kararın incelenmesiyle kaldırılması gerektiğini beyanla, yerel mahkeme tarafından verilen kararın icrasını durdurabilmek amacıyla tehir-i icra kararı verilmesine, istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/977E., 2024/225K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraflara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; dava konusu emtianın uluslararası karayolu taşıması sırasında zarara uğradığı iddiası ile davacının sigortalısı akdi taşıyıcı adına davacı tarafından ödenen hasar bedelinin hasardan sorumlu olduğu iddia edilen alt taşıyıcı, alt taşıyıcının sigortalısı ve fiili taşıyıcından rücuen tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece, dava konusu takip dosyasında takip konusu yabancı para alacağının Türk Lirası cinsinden değerinin takip talebinde ve ödeme emrinde gösterilmediği gerekçesi ile davanın HMK'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmiş, verilen  karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Somut uyuşmazlıkta birinci sorun, mahkemenin davaya dayanak olan icra takibinin geçerli olup olmadığını denetleme yetki ve görevi olup olmadığı noktasındadır.  İtirazın iptali davası icra takibine sıkı sıkıya bağlı olmakla birlikte genel hükümlere göre görülüp karara bağlanır. İtirazın iptali davasının görülebilmesi için yetkili icra müdürlüğünde başlatılmış, yasal sürede vaki itiraz ile durmuş bir icra takibinin bulunması zorunludur. İcra takibine karşı yetki itirazında bulunulduğu takdirde itirazın iptali davasına bakan mahkeme kendi yetkisinden önce icra takibine yönelik yetki itirazını hadise şeklinde inceleyerek karara bağlayacaktır. Genel hükümlere göre yargılama yapan mahkemenin, davaya dayanak icra takibine ilişkin olarak HMK 114. maddesinde sayılan dava şartları dışında, icra mahkemesi yerine geçip İİK 58/3 maddesi gibi İİK'da düzenlenen ve takip hukukundan kaynaklanan hususlarda resen denetim yaparak icra takibinin usule uygun olmadığına karar verebilmesinin yasal dayanağı yoktur. Zira her icra takibi,  İİK'da sayılan nedenlerle borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan şikayet veya itiraz üzerine icra mahkemesince iptal edilmediği sürece geçerli olmaya devam edecektir. Somut olayda dava konusu takibe karşı davalı/takip borçlusu tarafından, İİK'nın 16 ve 58/3 madde hükümleri uyarınca icra mahkemesine şikayet yolu ile başvurulmamış ve  icra takibi iptal ettirilmemiş olup, dava tarihi itibariyle halen geçerli bir icra takibi bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, borçlu tarafından ileri sürülmeyen icra takip hukukuna ilişkin bir nedenle, mahkemenin resen takibin hükümsüzlüğüne hükmetmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmamıştır. Uyuşmazlıkta ikinci sorun; takip alacaklısı tarafından UYAP sistemine alacak bilgileri girilmesi akabinde, UYAP sistemi tarafından bizzat oluşturulan icra takip talebinde İİK 58/3 maddesine göre yer alması gereken yabancı para alacağının TL karşılığının  bulunmamasından, diğer ifade ile takip alacaklısı/itirazın iptali davacısının kendisinden kaynaklanmayan bir nedenle oluşan bu eksiklikten, takip alacaklısı/itirazın iptali davacısını sorumlu tutmanın mümkün olup olmadığı noktasındadır. İİK'nun 8/a maddesinde ( Ek -02/07/2012 T. 6352/3. madde) icra ve iflas müdürlüklerinde her türlü işlemlerde UYAP sisteminin kullanılacağı, elektronik işlemlerin UYAP sistemi vasıtası ile yapılmasına dair usul ve esasların Adalet Bakanlığı tarafından çıkartılan yönetmelikle düzenleneceği hükmü yer almaktadır.  İİK Yönetmeliği'nin 16 vd maddelerinde; elektronik işlemler ve UYAP sisteminin kullanımına ilişkin detaylı düzenlemelere yer verilmiş olup, bu düzenlemeler uyarınca taraflar ve vekilleri ile diğer ilgililer geçerli elektronik imza ile imzalamak koşulu ile UYAP üzerinden mahkemeler ve icra ve iflas dairelerine elektronik ortamda bilgi ve belge gönderebilir,  dava açabilir ve icra takibi başlatabilirler. Aynı yönetmeliğin 20 ve 21.maddelerinde ise icra takip talebinin nasıl doldurulacağına ve takip talebine belge eklenmesine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. UYAP sistemi tarafından oluşturulan takip talebi, içeriği itibariyle, İİK 58 ve yönetmeliğin 20, 21. maddelerindeki düzenlemelere uygun olmalıdır. Olması gereken ve beklenen budur. Takip talebinin UYAP sistemi üzerinden düzenlenmesine ilişkin UYAP Avukat Portal'ı Kulanım Kılavuzu incelendiğinde, sistem üzerinden takip talebinde bulunulması sırasında sistemin aşama aşama ilerlediği anlaşılmaktadır: Buna göre  birinci aşama takibe dair genel bilgilerin doldurulması, ikinci aşama takip taraflarının bilgilerinin doldurulması, üçüncü aşama ilamsız takip bilgilerinin ( alacağın para birimi, döviz ise hangi tarihteki kur üzerinden TL olarak hesaplanacağı ve takibe esas TL tutarı vs ) doldurulması, dördüncü aşama takibe esas alacağın TL değeri üzerinden sistem tarafından resen harç miktarının hesaplanması, beşinci aşama tevzi nosu alınması,  altıncı aşama ise sistem tarafından düzenlenen ve tevzi nosu alınan takip talebinin indirilmesi, elektronik imza ile imzalanması ve takip talebi ekine vekaletname ile diğer takip evrakları eklenerek sisteme yeniden yükleme yapılması şeklindedir. Altıncı aşamada indirilen ve sistem tarafından oluşturulan takip talebinde herhangi bir değişiklik yapılması halinde ilgili evrakların sisteme katılmasına izin verilmeyeceğine dair uyarıya yer verilmektedir. Yedinci ve son aşamada ise   sistem tarafından hesaplanan harcın ödemesi yapılıp tevzi yapılan icra dosyasından icra dosya nunaması alınarak, icra dosyasına dair bilgi ekranı açılıp işlem elektronik ortamda tamamlanmaktadır.  Yukarıda belirtilen işlem silsilesine göre UYAP sisteminin; takip talebi doldurulurken  gerekli tüm bilgileri adım adım istediği, bu doğrultuda talepte bulunanı yönlendirdiği, eksik bilgi ile takip talebi düzenlenmesine izin verilmediği gibi talepte bulunan başvurucuya, düzenlenen belgede herhangi bir değişiklik yapma imkan ve yetkisi de vermediği açıkça görülmüştür. Uyap Sistemince  hazırlanan  takip talebi dosyasına aktarılıp, takip talebine göre ödeme emri düzenleyerek takip borçlusuna tebliğ edilmesi işleminin ise UYAP üzerinden icra müdürlüğü tarafından yapıldığı tespit edilmiştir.Kullanım Kılavuzunda yer alan bilgilere göre döviz üzerinden UYAP sistemi kullanılarak yapılacak takip taleplerinde, alacaklıdan dövizin harca esas TL tutarı sorularak resen harç hesaplanıp tahsili sağlanmakta, ancak sistem tarafından düzenlenen takip talebi formunda dövizin takip tarihindeki TL karşılığı takip talebine yazılmamakta ve talepte bulunana da takip talebinde herhangi bir değişiklik yaptırılmamaktadır. Bu durumda Ulusal Yargı Ağı'nı kullanarak hak arayan kişiye kendinden kaynaklanmayan, sistemsel bir eksiklik sebebi ile sorumluluk yüklemek mümkün olmamalıdır. Aksi düşünce usul ekonomisine aykırılık ve adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracaktır. Ayrıca Ulusal Yargı Ağı'nın kullanılarak hak aranması açıkça devletin hükümranlık hakkının tanınması anlamına geleceğinden, sistemin oluşturduğu belgedeki İİK 58/3 maddesindeki eksikliği devletin hükümranlık hakkına aykırı olarak yorumlamak basit mantık kuralları ile bağdaşmayacaktır. Somut olayda davacının, UYAP sisteminin yönlendirmesi ile takip talebi doldurarak davaya konu icra takibini başlattığı görüldüğünden ve bu işlemi yaparken kendisine atfedilecek herhangi bir usul hatası tespit edilemediğinden, mahkemenin icra takibinin usulsüz olduğuna dair kabulü yerinde görülmemiştir.Uyuşmazlıkta üçüncü sorun; İİK'nın 58/3 maddesinin yorumuna ilişkin 1999 tarihli Hukuk Genel Kurul Kararı ile aynı mahiyetteki Yargıtay 11, 12 ve kapatılan 19. Hukuk Daireleri'nin içtihatlarının İİK'ya 2012 tarihinde eklenen 8/a maddesi, bu paralelde düzenlenen İİK yönetmelik hükümleri ve 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 Sayılı TBK' nın 99. maddesinde yapılan değişikliklerle uyumlu olup olmadığı noktasındadır. İİK 8/a maddesi ve yönetmelik hükümlerine göre UYAP sisteminin işleyişi yukarıdaki açıklamalarda analiz edilmiştir. 6098 Sayılı TBK'nın 99. maddesinin İİK 58/3 maddesi ile birlikte uygulanmasına ilişkin olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi tarafından benzer mahiyette bir karar verilmiş olup, anılan kararda da belirtildiği üzere;  6098 Sayılı TBK'nun 99/1 fıkrası uyarınca konusu para olan borç Ülke parası ile ödenir. Maddenin 99/2 fıkrasına göre borcun yabancı para birimi ile ödenmesi kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç değer üzerinden ülke parası ile ödenir. Maddenin  99/3 fıkrası uyarınca yabancı para alacaklısı, sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen başka bir ifade bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi  halinde, alacağının aynen, veya vade tarihinde yahut fiili ödeme tarihinde rayiç olan kur üzerinden ülke parası ile ödenmesini talep edebilir. Bu halde yabancı para alacaklısına, yabancı para alacağının aynen tahsilini isteme, vade tarihindeki kur üzerinden TL karşılığını isteme veya fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden  seçimlik bir yetki tanınmıştır. Hükmün son fıkrasında  818 Sayılı BK'dan farklı olarak yabancı para alacaklısına, bu alacağını aynen ödenmesini talep hakkı tanınmıştır.  818 Sayılı mülga BK'da ise  yabancı para alacaklısına, borcun vadesinde ödenmemesi halinde alacağının yabancı para cinsinden aynen ödenmesini talep hakkı tanınmamış, yalnızca alacağın vade veya fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesini isteme hususunda seçimlik yetki verilmiştir. Esasen İİK'nun 58/3 fıkrası 17/07/2003 tarihinde yürürlüğe giren 4949 Sayılı Kanunun 12 maddesi ile değiştirilmiş ve maddeye alacağın veya teminatın yabancı para olması halinde hangi tarihteki kur üzerinden TL'ye çevrilmesinin istendiğinin belirtilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Böylece İİK'nun 58 maddesinde 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 83 üncü maddesi ile yabancı para alacaklısına tanınan seçimlik yetkiye paralel bir düzenleme yapılmıştır. İşte  6098 Sayılı Kanunun, İİK'nun 17/07/2003 tarihinde yürülüğe giren 4949 Sayılı Kanunun 12 maddesi ile değişik 58/3 fıkrasından sonra yürürlüğe girdiği, bu düzenleme ile yabancı para alacaklısına alacağını seçtiği kur üzerinden TL'ye çevirerek talep etme yetkisi dışında doğrudan yabancı para cinsinden talep etme yetkisi verildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun  12/05/1999 tarih 1999/12-271 Esas, 1999/301 Karar sayılı ilamı ve sonrasındaki benzer ilamları ile Yargıtay 11,12 ve Kapatılan 19 Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki ilamlarının 818 Sayılı BK döneminde yapılan yorumlara dayalı olduğu, bu ilamlarda İİK'nun 58 maddesinden sonra yürülüğe giren 6098 Sayılı Kanunun 99 maddesi ile İİK 58 maddesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmediği görülmektedir. 6098 Sayılı TBK'da yabancı para alacaklısına alacağının aynen ödenmesini talep hakkı tanınmış olması karşısında, alacaklının takip yoluna başvurmaksızın mahkemeden yabancı para alacağının aynen ödenmesini talep edebileceğinin; ancak takip yolu ile yabancı para alacağının aynen ifasını talep edemeyeceğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır. Yine bu çerçevede,  İİK'nun 58 maddesinde yer alan düzenlemenin takip hukuku bakımından devletin egemenlik hakkı kapsamında değerlendirilmesi, yabancı para alacağına,  takip yoluna başvurulmaksızın, doğrudan mahkemece hükmedilmesinin talep edilmesi durumunda, mahkemeler bakımından \"egemenlik hakkı\" ilkesinin cari  olmadığı yönünde çelişkili bir sonuç doğuracaktır.  Alacağını devletin yargı erki aracılığı ile tahsil etmek isteyen ve bu amaçla mahkemelere yahut icra dairelerine başvuran gerçek veya tüzel kişilerden, devletin hükümranlık hakkı çerçevesinde ve 492 Sayılı Harçlar Kanunu'na göre harç alınmakta olup, yabancı para alacaklısından hizmetin talep edildiği (dava açıldığı veya takip talebinde bulunulduğu) tarihteki kura göre belirlenen TL değeri üzeirnden harç alınması bizzat devletin egemenlik hakkının kullanılmasıdır. Bu nedenle harca esas  TL cinsinden değerin takip talebinde gösterilmemesinin egemenlik hakkının ihlali kabul edilmesi ve sırf bu nedenle takibin iptal edilmesi, bilhassa takip talebinin zamanaşımı ve hak düşürücü süreler ile ilintisi nazara alındığında, yine bu uygulamanın takibin infazı kapsamında usulüne uygun yapılmış onlarca işleme etkileri göz önünde bulundurulduğunda,  devletin egemenlik sınırları içerisinde anayasa ile teminat altına aldığı hak arama hürriyeti,  adil ve makul sürede yargılanma haklarının ihlaline netice verebilecek sonuçlar doğuracağı ortadadır. Yapılan tüm bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, davacının  varlığını iddia ettiği yabancı para cinsinden rücuen tazminat alacağını takibe koyduğu, böylece alacağını devlet aracılığı ile tahsil etmek isteyen davacının, devletin egemenlik hakkı kapsamında 492 Sayılı Harçlar Kanunu'na göre alacağın takip tarihindeki harca esas TL değeri üzerinden harç ödediği, İİK'nın 58. maddesindeki düzenlemenin de, icra takip harcın belirlenmesine ilişkin olduğu,  UYAP ortamında başlatılan takiplerde harcın sistem tarafından otomatik olarak hesaplanıp tahsil edilmiş olması, icra mahkemesinde şikayet konusu yapılmamış ve itirazın iptali davası tarihi itibariyle iptal edilmemiş ve ayakta bir takibin mevcut  olması karşısında,  mahkemece işin esası incelenerek bir karar verilmesi gerekirken davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi yerinde olmamıştır. Sonuç itibariyle;  davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının, HMK'nın 355, 353/1-a4 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine, karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile;  İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/04/2024 tarih, 2022/977 Esas- 2024/225 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19/12/2024 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. <br>MUHALEFET GÖRÜŞÜ:2004 sayılı İİK'nın 58/3 maddesine göre; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanunun 60/1-1 maddesine göre; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Buna göre; alacaklı, yabancı para alacağının TL karşılığını, takip talebinde göstermek zorunda olup, buna bağlı olarak bu zorunluluğun ödeme emrinde de yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu noksanlık kamu düzeni ile ilgili olup, takibin her safhasında re'sen göz önünde tutulmalıdır (HGK'nın 12.05.1999 tarih ve 1999/12-271 E. - 99/301 K. sayılı kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.10.2023 tarih, 2022/1883 esas ve 2023/5748 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25/09/2024 tarih,  2023/4847 esas ve 2024/6761 karar sayılı ilamı). Somut uyuşmazlıkta, takip talebinde ve ödeme emrinde yabancı para alacağının TL karşılığının gösterilmediği ve itirazın iptali davasının özel şartı olan usulüne uygun bir icra takibi bulunmadığı, takip talebi ve ödeme emrinde bulunması zorunlu olan yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının bulunup bulunmadığının itirazın iptali davasında resen incelenmesi gerektiği, dava şartı olması sebebiyle yargılamanın her aşamasında incelenecebileceği, itirazın iptali davasının İİK düzenlenen bir dava türü olduğundan İİK hükümleri de dikkate alınması gerektiği, itirazın iptali davalarının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğu, HMK'daki dava şartları yanında İİK'daki  özel dava şartlarının incelenmesi gerektiği, esasa ilişkin nedenlerle dava reddedilmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği ve Mahkemece bu hususlar gözetilmek suretiyle davanın özel dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK’nın 114/2 ve 115/2. maddeleri gereğince usulden reddine karar verilmesinin isabetli olduğu kanaatinde olduğumdan kararıa muhalif kalıyorum.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"29599575db1059a1","SID":"906c6f0245eb54d4"}}