{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/1074 <br>KARAR NO: 2024/1359<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 03/03/2021<br>NUMARASI: 2018/948 Esas, 2021/271 Karar<br>BİRLEŞEN BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET<br>MAHKEMESİNİN 2018/1314 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali <br>KARAR TARİHİ: 19/12/2024<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı ile 05/04/2018 tarihli sözleşme imzaladığını ve bu sözleşme kapsamında davalıya kompozit tepsi üretim işini üstlendiğini, müvekkilinin siparişe uygun olarak hazırladığı nişasta tepsilerini 22/05/2018 ve 24/05/2018 tarihli sevk irsaliyeleri ile davalıya teslim ettiğini, ancak fatura bedelinin ödenmediğini, müvekkilinin davalıdan 125.952,00 TL cari alacağı olduğu konusunda mutabakata varıldığını, gönderilen ihtarname sonrası kısmi ödeme yapıldığını ve bakiye cari hesabın 92.613,34 TL olduğunu, bu alacağın tahsili amacıyla davalıya karşı Büyükçekmece ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, ancak davalı-borçlunun dosya borcuna yaptığı itiraz nedeniyle takibin durduğunu, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline, takibin devamına ve davalının %20 oranında icra inkar tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı vekili, müvekkilinin kalıbı kendisine ait olan 5000 adet kompozit tepsi yapımı konusunda bir anlaşma yapıldığını, ancak bu anlaşmanın yazılı bir sözleşme ile belgelenmediğini, 5000 adet nişasta tepsisinin müvekkiline teslim edildiğini, teslimden hemen sonra 46 üründe gözle görülür hasar tespit edildiğini ve bu durumun davacıya bildirildiğini, davacının hasarlı ürünleri yenileriyle değiştirdiğini, tepsilerde başka bir hasar tespit edilmemesi üzerine siparişin verildiği firmanın bulunduğu Finlandiya’ya gönderildiğini, davacı şirkete kısmi ödemeler yapıldığını, ancak Finlandiya’daki müşteri tarafından tepsilerin suya ve gerekli aşamalara tabi tutulduktan sonra yapılan kontrollerinde, tepsilerde boyama, çökme, dağılma ve dökülme gibi kalite sorunları tespit edildiği ve ürünlerin ayıplı olduğu belirtilerek kabul edilmediği, sonuçta ürünlerin müvekkiline iade edildiğini, bu nedenlerle davacının talep ettiği bedeli kabul etmediklerini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1314 esas sayılı dosyasında davacı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişkide, tarafların kalıbı davacıya ait olan 5000 adet kompozit tepsinin yapımı konusunda anlaştığını, müvekkilinin söz konusu tepsilerin kalıp ve reçetelerini davalıya teslim ettiğini, davalı şirket tarafından hazırlanan 5000 adet nişasta tepsisinin teslim edildiğini, teslim sonrası 46 üründe gözle görülür hasar tespit edilmesi üzerine bu ürünlerin davalı tarafça yenileriyle değiştirildiğini, teslim edilen emtiada gözle görünür bir ayıp bulunmaması üzerine ürünlerin sipariş doğrultusunda Finlandiya’daki alıcıya gönderildiğini, ancak davalının bu süreçte müvekkiline ait kalıpları iade etmediğini ve ürün bedelini talep ettiğini, malın ihraç edildiği Finlandiya’daki şirketin ürünlerde ayıp tespit etmesi nedeniyle ödemenin yapılmadığını, bu durum sonucunda müvekkil şirketin sözleşme nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, şimdilik 60.000,00 TL tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taraflar arasında 5000 adet kompozit tepsi üretimine ilişkin şifahi bir anlaşma bulunduğu, davacının tepsileri davalıya teslim ettiği ve teslim sonrası bazı ürünlerde gözle görülür ayıpların olduğu tespit edilmesine rağmen bu ayıpların süresi içinde bildirilmediği, davalı tarafça Finlandiya’daki müşteriye gönderilen ürünlerin müşteri tarafından ayıplı bulunarak iade edildiği, ancak davacının olağan gözden geçirme süresinde tespit edilebilecek açık ayıplar yönünden ayıp ihbar sürelerine uymadığı ve ayıp savunmasına itibar edilemeyeceği; davaya konu cari hesabın dayanağı olan faturadaki malların teslim edildiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı ve takip ile dava tarihi itibarıyla davacının davalıdan 92.613,34 TL asıl alacak ve 1.021,62 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 93.640,96 TL talep edebileceği, davalının icra takibine yönelik itirazının haksız olduğu, alacağın likit niteliği dolayısıyla hükmedilen miktarın %20’si oranında tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle itirazın iptaline ve davanın kısmen kabulüne karar verilirken, birleşen davada davacının ayıp iddiasını ve yasal süre içinde gerekli ihtarları yaptığını ispat edememesi nedeniyle ayıp nedeniyle uğranılan zararların tazmini talebiyle açtığı davanın reddine karar verilmiştir. Davalı/birleşen davada davacı vekili, istinaf başvurusunda, müvekkilinin davalı sıfatıyla kalıp ürettiğini ve bu kalıplar için reçete vererek davacıdan kompozit tepsi üretilmesini talep ettiğini, taraflar arasında sözlü bir anlaşma bulunduğunu, teslim edilen ürünlerde gözle görülür bir hasar bulunmadığından ürünlerin Finlandiya’daki üçüncü şahıs firmaya gönderildiğini, ancak ürünlerin Avrupa standartlarına uygun olarak sudan geçirilip gerekli aşamalardan sonra incelendiğinde ürünlerin kamufle edilerek boyandığı, macunlandığı, göçme, dağılma ve dökülme gibi kalite sorunlarının bulunduğunun tespit edildiğini, bu durumun öğrenilmesi üzerine derhal davacıya bildirildiğini, ürünlerin Türkiye’ye geri gönderildiğini ve tespit yaptırılarak birleşen davanın açıldığını, buna rağmen birleşen davaların bilirkişi incelemesine dahil edilmediğini, bilirkişinin teknik inceleme yapmadan ve ürünlerin işlemden geçtiği belirtilmesine rağmen açık ayıp olduğu yönünde değerlendirme yaptığını, bu değerlendirmenin kabulünün mümkün olmadığını, malların gizli ayıplı olduğunu ve ayıpların davacıya derhal bildirildiğini, bilirkişi raporunun yoruma dayalı ve çelişkilerle dolu olduğunu, raporun hazırlanmasının 18 ay sürdüğünü ve bu süreçte Yıldız Teknik Üniversitesi ile bilirkişinin reçetenin geçerliliği hakkında yazışmalar yaptığını, bu yazışmalara dayalı olarak raporun oluşturulduğunu, genel mahkemece müvekkilinin hak arama özgürlüğünün yok sayıldığını, WhatsApp yazışmalarında ve verilen reçeteden tarafların kompozitlerin birleşiminde kullanılacak malzemeler üzerinde mutabık olduğunun anlaşıldığını, ürünlerdeki ayıbın bu reçeteye uygun olmayan üretimden kaynaklandığını, ürünün bir kompozit yapıda olması gereken bileşenleri içerip içermediği ya da kullanılacak materyallerin doğru oranlarda kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerektiğini ve mahkeme kararının eksik incelemeye dayalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl davada davacı/birleşen davada davalı yüklenici, asıl davada davalı/birleşen davada davacı iş sahibidir. Asıl davada davacı yüklenici, taraflar arasındaki eser sözleşmesi nedeniyle cari hesap alacağı bulunduğunu ileri sürerek davaya konu takiple alacağın tahsilini istemiş, davalı iş sahibi ise işin ayıplı yapıldığını savunarak birleşen davasında ayıplı işler bedelinin tahsilini istemiştir. Mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında  kompozit tepsi üretim işini konu alan sözlü eser sözleşmesi ilişkisi bulunmaktadır. Alacaklının icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlayan, takip hukukundan doğan bu davada tespit edilmesi gereken esas konu, borçlunun icra takibine yaptığı itirazda takip tarihi itibarıyla haklı olup olmadığının belirlenmesidir. Zira genel hükümlere göre açılacak alacak davalarında haklılık durumu dava tarihi itibarıyla tespit edilebilmekte iken, İcra ve İflas Kanunu’ndan (İİK) doğan itirazın iptali davalarında haklılık durumu takip tarihi itibarıyla değerlendirilmektedir. Bu nedenle, öncelikle alacak takip tarihi itibarıyla tespit edilmeli ve bu doğrultuda sonuca gidilmelidir. Kural olarak, her iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleriyle ilgili bulunduğu durumlarda, bir tarafın ticari defterleri kanuna uygun olarak eksiksiz tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yapılmış ve defter kayıtları birbirini doğruluyorsa, diğer tarafın defter kayıtları da bu koşullara aykırı değilse veya diğer taraf defterlerini ibraz etmemiş yahut defter kayıtlarının aksini kesin bir delille ispat edememişse, bu ticari defterler sahibi lehine delil teşkil eder (HMK 222). Ancak, bir taraf kendi ticari defterlerine dayanmış olsa bile, bu defterler yalnızca karşı tarafın defterleriyle uyumlu olduğu takdirde lehine delil teşkil eder. Bu nedenle, her iki tarafın ticari defterlerinin de incelenmesi zorunludur. Taraf defterlerindeki kayıtların uyuşmaması durumunda, ispat yükü kendisinde olan taraf, uyuşmayan kayıttan yararlanamaz. Diğer bir ifadeyle, ticari defterlerle ispatlanmak istenen vakıada ispat yükünün kime ait olduğuna göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu açıklamalar ışığında dosya kapsamına yönelik yapılan incelemede, ticari defterlerinin kesin delil niteliği taşıdığı ve tarafların ticari defterlerinin borç hususunda birbiriyle uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda yapılan bilirkişi incelemesi ile, davacının davalıdan olan alacağının usulüne uygun şekilde belirlendiği anlaşıldığından, asıl davada davalının bu davaya yönelik istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Birleşen davaya yönelik i̇stinaf i̇tirazlarının i̇ncelenmesinde; Ayıplı eser sözleşmede kararlaştırılan vasıfları veya olmasından vazgeçilmez bazı vasıfları taşımayan eserdir. Diğer anlatımla ayıp, bir malda ya da eserde sözleşme ya da yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. Ancak, kasten sakladığı bozukluklarla, usulüne uygun yapılan gözden geçirmede fark edilemeyecek ayıplar için yüklenicinin sorumluluğu devam eder. Eğer, meydana getirilen eserin, teslim alındığı sırada usulüne uygun yapılan gözden geçirme ile var olan bozukluğu görülmemişse, ortada gizli bir ayıbın olduğu kabul edilir. Açık ayıplar, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz bizzat yapılan veya uzmanına yaptırılan gözden geçirme sonucu saptanınca, uygun sürede; gizli ayıplar da ortaya çıkar çıkmaz, gecikmeksizin yükleniciye bildirilmelidir. Ayıp bildirimi süresinde yapılmadığı takdirde iş sahibi bu ayıbı örtülü olarak kabul etmiş sayılır. ...Eğer eser iş sahibinin beklediği amacı karşılamıyorsa kural olarak ayıplı yapıldığı kabul edilir. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp süresinde ayıp ihbarının yapıldığı her türlü delille ve tanık beyanıyla dahi kanıtlanabilir. Yine ayıp bedelinin de ayıbın ortaya çıktığından itibaren geçecek makul süre dikkate alınarak hesaplanması gerekir. ( Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2020 tarih ve 2019/1698 Esas, 2020/120 Karar sayılı kararı). Ayrıca, yine Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, eser sözleşmelerinde TTK'nın 23. maddesinde düzenlenen 2 ve 8 günlük ayıp ihbar süreleri geçerli olmayıp, TBK'nın 474. maddesi gereğince eserin teslimden sonra işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz gözden geçirilmesi ve ayıp var ise bunun uygun bir süre içerisinde yükleniciye bildirilmesi gerekmektedir. Mahkemece bilirkişi raporu hükme esas alınarak ayıpların açık ayıp niteliğinde olduğu, iş sahibinin iki-sekiz gün içinde ayıp ihbarında bulunmadığı gerekçesiyle birleşen dava reddedilmiş ise de bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. Taraflarca bilirkişi raporuna karşı yapılan teknik itirazlar karşılanmamış, uyuşmazlığa konu ürünlerin tümü incelenmeden ve ayıpların niteliği (açık-gizli ayıp) kesin bir şekilde belirlenmeden rapor düzenlenmiştir. O halde  mahkemece yapılması gereken iş, öncelikle sözleşme konusu tüm ürünler temin edilip yeniden oluşturulacak bilirkişi heyeti tarafından incelenmesi sağlanarak tarafların bilirkişi raporuna yönelik teknik itirazlarını da karşılayacak şekilde denetime ve hüküm kurmaya elverişli bir rapor alınması, ayıpların niteliği (açık ya da gizli) belirlenerek niteliğe göre ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığın değerlendirilmesi, ayıp ihbarının makul sürede ( iki- sekiz gün değil) yapıldığı kabul edilen ürünler bakımından ise ayıbın varlığı ve bedeli tespit edilerek sonucuna göre karar verilmek olmalıdır. Açıklanan nedenlerle, davalı-birleşen davacı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, birleşen dava yönünden kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı-birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun asıl dava yönünden REDDİNE, birleşen dava yönünden KABULÜNE, 2-Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/03/2021 tarih, 2018/948 Esas, 2021/271 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Asıl davaya yönelik alınması gereken 6.396,61 TL istinaf karar harcından davalı-birleşen davacı tarafça peşin olarak yatırılan 1.599,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 4.797,41‬ TL harcın davalı-birleşen davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 5-Birleşen davaya yönelik davalı-birleşen davacı  tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 6-Birleşen davaya yönelik davalı-birleşen davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 19/12/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"977e2e99877248c7","SID":"e3aee2ef36893d64"}}