{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>7. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/3640 <br>KARAR NO: 2024/2997<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 06/05/2024<br>NUMARASI: 2024/24 Esas, 2024/439 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Tapu İptali ve Tescil <br>KARAR TARİHİ: 26/12/2024<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı dava dilekçesinde özetle, davalı ile arasında imzalanmış olan taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde davalı şirketin gayrimenkulün tapusunu 30.07.2013 tarihinde devretmeyi taahhüt ettiğini, ancak taahhüt edilen teslim tarihinin üzerinden yıllar geçmiş bulunmasına ve inşaat tamamlanmış olmasına rağmen davalının teslimini gerçekleştirmediğini,13.02.2013 tarihli sözleşmeye istinaden bugüne kadar 4 adet dairenin tarafına verildiğini, kalan 4 adet dairenin ise kendisine teslim edilmediğin,  yapılan sözleşmenin kanuni şekil şartlarına uygun olduğunu belirterek İstanbul ili, Zeytinburnu İlçesi, ... Mahallesi ... Ada parselde yapılan ... projesindeki 4 adet dairenin (... Blok ... Kat ..., ... ... Kat, D:..., ... Blok  .... Kat D...., ... Blok ... Kat ...) bulunan ... ada parselde taşınmazların devir, temlik ve tescilini engellemek amacıyla dava sonuçlanıncaya kadar tapu kaydı üzerine HMK 392/1 uyarınca teminatsız olarak tedbir konulmasına, dava konusu taşınmazın   adına tesciline, talebin reddi halinde taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedelinin davalıdan tahsiline, bu talebin de reddi halinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi uyarınca  ödenen sözleşme bedelinin ve yapılan masrafın ödeme günlerinden itibaren işleyecek en yüksek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkillerinin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, davacı alacağını tahsil ettiğini ve müvekkillerini ibra ettiğini, davacı tarafın haksız ve kötüniyetli olduğunu, huzurdaki davanın reddi gerektiğini,   müvekkillerin dava konusu alacağı davacıya nakden ödediğini,   BK md. 146 hükümleri gereği 10 yıllık zaman aşımı süresi uygulanması gerektiğini ve bu sebeple davanın reddi gerektiğini, davacı tarafın süresinde eksik harcı ikmal etmediğini   davanın usulden reddi gerektiğini, davacı HMK 329. maddesi gereğince, müvekkili şirketin  kendileri ile imzaladığı akdi vekalet ücretine mahkum edilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın usulden reddine, zamanaşımı def'i  doğrultusunda davanın esastan reddine, esasa ilişkin açıklama ve itirazları  kapsamında haksız ve kötüniyetli davanın esastan reddine, HMK 329. Maddesi gereğince davacının tarafları ile imzaladığı sözleşmede yer alan vekalet ücretine mahkum edilmesine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacıya tahmil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARININ ÖZETİ: Bakırköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/24 E, 2024/439 K sayılı kararı ile, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilerek davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle, taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın ticari ilişkiden kaynaklandığını, davacının dayandığı 13.02.2013 tarihli sözleşmede açıkça \"Taraflar arasında bu sözleşme tarihine kadar gerek şahsen gerekse şirketleri aracılığı ile olan borç alacak vb. tüm ilişkilerin tasfiyesi.\" ibaresi kullanılarak borcun doğumunun kaynağının şirketler ve ticari ilişkiler olduğunun ortaya koyulduğunu, nitekim, davacının sunduğu 13/02/2013 tarihli sözleşmenin şartlar bölümü içerisindeki 3.1 maddesinde ''Taraflar arasındaki ŞAHSEN ya da şirketleri aracılığıyla yürütülen ... Projesi, ... Binası, ... Projesi, ... Restoran işiyle ilgili olarak borç ilişkileri ve türköz inşaat hisse devriyle ilgili tüm ilişkilerin tasfiyesi sonunda tarafların karşılıklı hak ve yükümlülükleri bu sözleşme çerçevesinde aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.'' Denildiğini, iş bu hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere taraflar arasında birçok projede ticari faaliyetin söz konusu olduğunu, tarafların ticari ilişkilerini tasfiye etmek amacı ile davaya dayanak sözleşmeyi akdettiklerini, yani davacı tarafın, müvekkilinden fiili tasarruf maksadı ile taşınmaz almadığını, ticari faaliyetlerinde doğan borç alacak ilişkisini tasfiye etmek amacı ile taşınmaz satışı yoluna gittiklerini, taraflar arasındaki ticari ortaklığın tasfiyesi maksadıyla imza edilen sözleşmedeki edimlerin ifasında kaynaklı olarak ise 11.11.2016 tarihli ibraname ile müvekkillerinin ibra edildiğini, somut uyuşmazlıktaki ticari işletmenin, taraflar arasındaki ortaklık olgusunu oluşturan ... (eski adıyla ... Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi) olup, ticari işletme olgusunun varlığının saptanamadığı yönündeki tespitin eksik incelemeden kaynaklandığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLER: Tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, taşınmaz satış sözleşmesi nedeni ile tapu iptal tescil, olmadığı takdirde bedel tazmini istemine ilişkindir. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nun 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Yargıtay 11.H.D.' nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K sayılı kararında da vurgulandığı gibi,  TTK'nin 12. Maddesine göre \"Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.\" hükmü yer almaktadır. TTK'nun  11. maddesinde \"Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.”, aynı yasanın  15. maddesinde  de \"İster  gezici  olsun  ister  bir dükkânda veya bir  sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.\" düzenlemesi bulunmaktadır. \"5362  sayılı  Esnaf  ve  Sanatkarlar  Meslek   Kuruluşları   Kanun'unun  3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK’nun 1463.maddesinde de, önce 17.maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17.maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. \" (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25/09/2019 tarih 2019/3674 Esas 2019/7113 Karar sayılı ilamı) Eldeki davada, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü’nün 23/01/2024 tarihli yazı cevabına göre davacı ...’ın gerçek kişi ticari işletme kaydı bulunmadığı, Kağıthane Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün 10/01/2024 tarihli yazı cevabına göre davacı ...’ın adi ortaklık mükellefiyetinden dolayı ikinci sınıf tüccar olduğu, işletme hesabına göre defter tuttuğu ve esnaf olduğu, buna göre davanın mutlak ticari davalardan olmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK.'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince kesin olmak üzere esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;  1-Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06/05/2024 tarih ve  2024/24 Esas, 2024/439 Kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar tarifesi gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf maktu ret karar ve ilam harcı davalıdan peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Dair dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362/1.f maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7322bba0d5993384","SID":"9733b31563ce9cb1"}}